| |
Ülkenin
geleceğine inanmalıyız*
Bu anlamlı günde, hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.
Pek çoğunuzla yıllardır birlikteyiz. Benim bu kürsülerde pek
heyecanlanmadığımı biliyorsunuz. Ama bugün gerçekten
heyecanlıyım. Dünümüzü ve bugünümüzün ulaştığı seviyeyi
anlatan filmleri seyrederek heyecanlanmamak, bu kuruluşun
bir neferi olarak benim için imkânsız. Sizin yarattığınız bu
eseri seyretmek bana büyük heyecan verdi. Böyle bir eseri
yarattığınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum. Lütfen
kabul edin arkadaşlar.
Ülkeye örnek bir eser yarattınız. Okulların strateji
kitaplarına girdi. Bir Türkiye eseri olarak dünya sahnesine
çıktı ve kendi sektöründe tüm dünyada saygı uyandırdı ve
herkes tarafından kabul edildi. Türkiye IMS Genel Müdürü,
Grup Yürütme Kurulu toplantısında bir sunum yaptı.
Konuşmasında IMS’in geçen ay Londra’da yaptığı dünya
çapındaki toplantıda, Hedef Alliance Holding A.Ş. gündem
konusu olduğunu anlattı. "Türklerin Dağıtım Sektörüne
Girişi" olarak tanımlanmış ve burada saygıyla bahsedilmiş. O
kadar konuşulmuş ki, IMS Türkiye Genel Müdürü bundan dolayı
oldukça gururlandığını aktardı bize. İşte bütün mesele bu.
Bir şey yaparsınız ve ülke insanını heyecanlandırırsınız.
Bizim gibi firmaların sayısı arttığı zaman, geçmişimize ve
büyük Anadolu uygarlıklarına lâyık bir ülke olabileceğiz.
Ülkemiz, Hedef gibi binlerce kuruluş inşa edip ve dünya
insanının hizmetine sunduğunda, tekrar geçmişine lâyık bir
dünya ülkesi haline gelecektir. Ben böyle olacağına çok
inanıyorum. Çünkü bu bir hayal değildir. Bunun için yeterli
kültürümüz, insan gücümüz ve tarihsel perspektifimiz
bulunmaktadır. Ben inanıyorum ki bu mutlaka olacaktır. Bu
tasarılarımız gerçekleştiğinde bunun öncüleri olarak hep
birlikte gururlanacağız ve sevineceğiz. Size müjde, bu
günler asla uzak değildir. Lütfen ilk kurulduğumuz
günlerdeki arkadaşlarımızın inandıkları gibi, siz de bu
hayale inanın. Bu hayale biz inanırsak, bu ülkenin insanı
olarak bunu gerçekleştirmek zor olmayacaktır ve daha önce de
vurguladığım gibi mutlaka gerçekleşecektir.
Gördüğünüz gibi, "Her geçen gün her bakımdan daha iyiye
gidiyoruz". Bu noktayı her Yöneticiler Genel Kurulu’nda
konuşmamın başlangıç teması olarak sunuyorum. Bu söylem
Balkanlar’ın büyük filozofu, sinemacı Emir Kustrica’nın bir
sözüdür. Bu cümle, büyük filozof sanatçının bir filminde,
bir çocuğa bürokratlaşmış sistemin kötü bir şey olduğunu
hicvetmek için söylediği bir sözdü. Ama biz, çok şükür ki
böyle bir hastalığa kaptırmadık kendimizi. Hâlâ gerçekten
her bakımdan daha iyiye gidiyoruz. Bunun için de
gayretlerinizden dolayı hepinize teşekkür ediyorum.
Önümüzde bizi bekleyen görevler
Arkadaşlar,
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana, hiçbir zaman
böyle kritik günlerden geçmemişti. Cumhuriyetin kurulmasına,
Kurtuluş Savaşı’na eşdeğerde kritik günlerden geçiyoruz.
Tarihimize bakılırsa biz Türkler için batılılaşma 1000
yıllık bir serüvendir. Güneşin battığı yerleri bulmak için
Türklerin batıya doğru başlattıkları bir serüvendir bu.
Taptıkları güneşin nereye gittiğini bulmak için başlatılan
bu serüven, o gün bu gündür devam ediyor. An geldi Hunlar,
Kıpçaklar, Avarlar büyük göçlerle Avrupa’nın merkezine kadar
gittiler. Ancak zaman içinde bazıları o kültürlerin içinde
eriyip gittiler. An geldi büyük imparatorluklar kurdular ve
Viyana’nın kapılarına dayandılar. Büyük Fatih’in amacı Büyük
Roma İmparatorluğu idi. Tıpkı Sezar gibi, Büyük İskender
gibi.
Bu uzun batılılaşma yolculuğu Cumhuriyetle de devam etti.
Mustafa Kemal önderliğinde kurulan devlet kuruluş ilkeleri
olarak, Fransız İhtilali’nin aydınlanma ilkelerini
benimsedi.
Bunun üzerine bir medeniyet inşası gerçekleşti. En sonunda
1963 Ankara Antlaşması ile artık kendi arasında savaşmamak
kararı alan ve büyük bir ekonomik güç olarak ortaya çıkma
iddiasında olan Birleşik Avrupa’nın ilk kurucu ülkelerinden
biri oldu. Buna karşın 40 yıldır bizi Avrupa kapılarında
bekletiyorlar.
Anadolu sürekli insanlığın en kritik toprak parçası oldu. Bu
özelliğimizden dolayı şimdi Avrupa bizi içine almak
zorundadır. Çünkü Türkiye’yi içine almayan hiçbir kutup
önümüzdeki dönemde başarılı olamayacaktır. Türkiye kimin
yanındaysa o kazanacaktır. Bu bilimsel gerçekten dolayı
birkaç ay içerisinde müzakere tarihi alacağız ve Avrupa’nın
parçası olma serüvenimiz artık müzakere masasında
sonuçlanacaktır.
Bazılarının söylediği gibi bu müzakerenin uzun süreceğine
inanmıyorum. Keşke uzun sürse de hazırlanabilsek. Bize
duyulan ihtiyaçtan dolayı bu serüven daha kısa bir sürede
sonuçlanabilir.
Diğer yandan Türkiye’de 80 yıllık kurulu bir düzen var. Bu
düzenin böyle sürmesinden sebeplenenler olması da
kaçınılmazdır. Bunlar bu düzenin değişmesini istemiyorlar.
Bu yüzden önümüzdeki üç ay içerisinde her türlü kılığa
girerek, her türlü entrikayı uygulayarak bu süreci kesmeye
çalışacaklar. Çünkü biz Bizans’ın, Roma’nın, Osmanlı saray
entrikalarının mirasına sahibiz. Son 80 yıldır da çağdaş
dünya entrikalarının bolca yaşandığı bir coğrafyadayız. Bu
kadar çok entrika zenginliği bir tek bizim gibi eski Mısır,
Çin gibi- büyük medeniyetlerde söz konusu olabilir.
Bildiğiniz gibi 5 Ekim 2004’de Avrupa Birliği genişleme
raporu açıklanıyor. Avrupa Birliği’nin büyük ülkeleri
özellikle Almanya ve Fransa -ki Avrupa Birliği demek bu iki
ülke demektir- politikacıları ilerleme raporu iyi çıkarsa,
Türkiye ile müzakere masasına oturma sözü verdiler. İlerleme
raporunun iyi çıkacağını da geçen hafta Chirac ve Schröder
Almanya’da ilan etti. İngiltere ise bu konuda Türkiye’den
yana bir tavır içinde bulunuyor.
AB süreci başladı. Ama dediğim gibi önümüzdeki 3 ay çok
zorlu geçecek. Bu yüzden söz konusu süre içinde olabilecek
her türlü alt üst oluşlara karşı fikren ve fiziken dikkatli
olmalıyız. Ama tüm bunlara rağmen bu proje olumlu
sonuçlanacak ve biz Avrupa Birliği’nin parçası olma
konusunda önemli bir mesafe kat edeceğiz.
Yeni bir dönem başlıyor
Biliyorsunuz geçen aylarda Sağlık Bakanlığı son 40 yıldır
kangren olmuş, her türlü yolsuzluğun mekanizması haline
gelen "İlaç Fiyat Sistemi"ni değiştirdi. Ölçülebilir, şeffaf
bir kriterler sisteminden oluşan "İlaç Fiyat Kararnamesi"ni
yayınladı. Bu, hükümetin iradesini gösteriyor.
Avrupa Birliği’nin tam uyum için önümüze koyduğu ulusal
programda sektörümüze yönelik, TBMM’den Kasım’a kadar
çıkarmak zorunda olduğumuz yasal değişiklikler var. Bunlar
"Eczacılık Temel Kanunu", "Ulusal İlaç Kurumu Yasası"ve
"Temel Sağlık Yasası"nda yapılması düşünülen
değişikliklerdir. Bağ-Kur, Emekli Sandığı, SSK’dan oluşan
sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilerek tek bir çatı
altında toplanması ve tek bir kuruma dönüştürülmesi yasası
da hükümetin gündeminde. Tüm bu yasal düzenlemeler Avrupa
Birliği muktesebatı çerçevesinde değiştirilmesi öngörülen
yasalardır. Parlamento açılır açılmaz bu yasaları gündemine
alacak ve Kasım’a kadar bunları sonuçlandıracaktır. Bunlar
gerçekten ilaç sektörü için büyük değişikliklerdir.
Peki ilerleme raporunun açıklanmasının ardından müzakere
tarihi almamız ne anlama geliyor? Bunun anlamı Türkiye ve
Avrupa’nın, insanların ve sermayenin serbestçe
dolaşabileceği tek bir devlete ve otoriteye dönüşüyor
olmasıdır. Bu ise Belçika’dan bir eczacının gelip Türkiye’de
eczane açmasıdır, aynı şekilde Avrupalı bir depocunun gelip
burada depo kurmasıdır. Kıyasıya rekabetin olduğu bir
ekonomik yapının parçası haline geleceğiz. Bu pek çok alanda
bakış açılarımızın değişmesi anlamına gelecektir. Eczacılık
anlayışı, depoculuğun temel felsefesi değişecek. Hattâ ilaç
tüketicilerinin yapısı değişecek. Tüm bu değişikliklere
hazır olmak zorundayız. Burada Hedef Ailesi olarak bu
değişimi ve dönüşümü algılamalı, algılamaktan öte politika
haline getirmeliyiz. Geleceğe kalabilmemiz için bunu yapmak
zorundayız.
Eksiklerimizi gidermeliyiz
Geleceği planlamayan hiçbir kuruluş geleceğe kalamaz.
"Bekleyelim görelim", "Tanrı bize yardım eder" gibi
söylemlerle geleceğe kalmak mümkün değildir. Tanrı bile
"Önce eşeğini sağlam direğe bağlayacaksın, sonra bana emanet
edeceksin" der. Bu yüzden de hep beraber ve şimdiden
gerçekten bu zorlu göreve kendimizi hazırlamalıyız.
Peki bunun için eksiklerimiz var mı? Başta söyledim, ben
sizi çok seviyorum. Sizleri gerçekten sevdiğim için de acı
gerçekleri söylüyorum. Çok eksiğimiz var, çok! Çok
çalışmamız gerekiyor, çok! Yarın hayat bizi tekrar imtihan
edecek. Ulaştığımız bu büyüklük, bizim geleceğe kalmamızın
garantisi değildir. Büyükler geleceğe kalsalardı, dinozorlar
kalırdı. Geleceğe kalanlar, değişime uyum
sağlayabilenlerdir. Ne kadar büyük olursanız olun, geleceği
hayal etmeyip, geleceği planlamayıp, geleceğin iradesinin
gereğini yapmamışsanız, geleceğe kalamazsınız. Tunç baltanın
yanına müzeye gidersiniz.
Önümüzdeki dönemde daha zorlu bir değişim yaşayacağız. Bu
konjonktürel bir dönüşüm değil, bir kavşak noktasıdır. Büyük
Ortadoğu Projesi çerçevesinde önümüzdeki 20 yıl içinde bütün
coğrafyalar değişecek. Büyük bin yıl dönüşümlerinin
eşiğindeyiz. Dolayısıyla bunlara hazır olmak zorundayız.
Bunun altını ısrarla çizmek istiyorum. Önümüzdeki günlerde,
aylarda ve yıllarda bizim irademiz dışında her şey
değişecektir.
Burada siz yöneticilere düşen görev: Sormanız, sorgulamanız,
yaşadığınız gerçekler konusunda bize öğretmenlik yapmanız ve
öğrendiklerinizi de gidip uygulamanızdır. Bu üç gün içinde
bunun için zeminler yaratacağız. Soracaksınız,
sorgulayacaksınız, gerçeğinizi anlatacak ve öğreneceksiniz.
Öğrenecek ve gidip uygulayacaksınız.
Her şeyi tek başınıza yapabilir misiniz? 5 bin kişisiniz, 20
bin eczaneye gidiyorsunuz, 400 tedarikçi firma ile
uğraşıyorsunuz ve binlerce çeşit ürünle boğuşuyorsunuz.
Doğal olarak asla tek başınıza yetişemezsiniz. İşin gerçeği
takım oyunudur.
Modern depoculuğun gelişimi konusunda el birliği ile nereden
nereye geldiğimizi gördük. Gerçekten imrenilecek bir dünya
şirketi yarattık. Depoculuk konusunda becerilerimizi bir
hayli geliştirdik. Ama eksik bıraktığımız bir şey var.
Modern depoculuğun önemli bir tarafını eksik tutuyoruz. Hâlâ
eczane ile kurum arasındaki ilişki çok zayıftır. Telefonun
bir ucunda sadece telefoncu ve sadece sevkiyatçı veya şoför
arkadaşlarla temas kurduğumuz 21 bin eczane var. Halbuki
önümüzdeki dönem eczane ile ilişki biçiminin değişeceği,
müşteri sadakatinin çok önem kazanacağı, operasyon
masraflarının %2’ler seviyesine çekilmesinin gerekeceği bir
rekabet ortamına giriyoruz. Dolayısıyla eczane ve kurum
arasındaki ilişkinin mutlak anlamda geliştirilmesi gerekir.
Modern depoculuğu geliştirmeliyiz
Bunların yanında üç yıldır hep birlikte bu modern depoculuk
resminin boşluklarını kapatmaya çalışıyoruz. Nedir bu
boşluklar? Bunlar "Kâr Merkezli Takımlar"ın inşası ve "Bölge
Satış Müdürlüğü Sistemi"dir. Bunları mutlaka inşa etmeliyiz.
Bölge Satış Müdürü iseniz, öngörülen bu yapının gereği
olarak hızla dönüşmeye başlamalısınız. Bölge Satış Müdürü’ne
servis veren bir birimseniz, bu yapının inşasına katkı
vermelisiniz. Çünkü geleceğimiz buna bağlıdır. Geleceği
hayal edip planlayalım dediğimizde, plan mutlak anlamda
budur.
Biz hizmet üretiyoruz. Hizmeti ürettiğimiz alan kurumumuz ve
bu hizmeti satın alan da eczanedir. Oradaki ilişkiyi mutlak
anlamda güçlendirmeliyiz. Modern ve ölçülebilir bir şekle
getirmeliyiz. Her takım mal sattığı eczaneden, her akşam ne
kadar değer yarattığını hesap edebilecek duruma gelemezse,
kurumumuz geleceğe kalamaz.
Bakın Avrupalı bir dağıtıcı firma Türkiye’ye gelmeye
hazırlanıyor. Onunla veya başka firmalarla rekabete hazır
hale gelmeliyiz. Bunun içindir ki eczanemiz bizim en değerli
varlığımızdır. Onu bütün gücümüzle koruma altına almalıyız.
Her an hem onunla olan hesabımızı, hem de onunla birlikte
onun hesabını yapmak zorundayız. Bunu yapabilecek
organizasyonu kurmalıyız. İcra Kurulumuz bu konunun
aciliyetinin bilincindedir ve önümüzdeki dönem bunu
gerçekleştirebilmek için daima yanınızda olacaktır. Diğer
yandan arkadaşlar, bu değişime direnecek olursanız, sizleri
çok sevmemize rağmen yollarımızı ayırmak zorunda kalacağız.
Bugün için vermek istediğim en önemli mesaj budur. Beraber
oluşturduğumuz bu büyük projeyi gidin ve kendi
bölgelerinizde uygulayın.
Bütün bunları yaparken, bu büyük görevlere hazırlanırken
gücümüzü geçmişimizden alacağız. Geçmişi olmayanın geleceği
olmaz. Oku ne kadar geriye çekerseniz o kadar ileriye
gönderirsiniz. Geçmişimizden öğreneceğiz. Geçmişten
öğrenmek, hatalarımızdan öğrenmek demektir
Çalışanlarla birleşin
Bu zorlu görevleri yerine getirebilmeniz için, yönettiğiniz
çalışanlarınızı sevmek zorundasınız. Onlarsız hiçbir şey
yapamazsınız. Onları bu süreçlerin içine katın, bunları
anlatın ki mutfakta çalışan arkadaşlarımız bile müşteri
bulmak için çaba göstersin. Sahip olduğumuz büyük insan
gücümüzü bu bilince getirmeliyiz. İşte o zaman geleceğin
bütün zorlukları size vız gelecektir. Geçmişte bize vız
geldi, çünkü birleştik. Geçmişimiz bu. Tutkuluyuz
birbirimize, sevgi doluyuz. Burası Türkiye’nin geleceği. Bu
kültürü canlı tutalım ve yayalım. Son günlerde bu kültürün
aşındığını gözlemliyorum. Kurumsallaşma çabaları ve her şeyi
kuralına göre yapma gayretleri içinde bu kültür aşınmaya
uğramış olabilir. Elbette ki kurumsallaşmanın gereklerini
yerine getirmeliyiz. Ancak bunu yaparken çalışanlarımızdan
da kopmamalıyız. Çalışanınızın tüm yaşamında beraber olun ve
bizi de bu ortamın içine çekin. Bunları yaptığımız
koşullarda bu büyük görevleri yerine getiririz. Siz, bugüne
kadar benim bu anlattıklarımdan daha zor işleri başardınız.
Korkmanızı gerektiren hiçbir şey yok. Başarmak için
ihtiyacımız olan her şeye sahibiz.
Gelecekte dünyada 20 büyük ilaç firması ve bunlara hizmet
edecek de beş dağıtıcı firma kalacaktır. İşte biz bu beş
dağıtıcıdan biri olacağız. Ortaklıklarımızla bir dünya gücü
olacağız. Zaten başladık. İşte Avrupa’da Alliance UniChem,
Mısır’da UCP ile ortaklık; işte diğer coğrafyalarda
başladığımız girişimler sonucu kurulacak ortaklıklar.
Buradaki depoculuğa ilişkin bilgi birikimini oralara taşımak
zorundayız. Oraların ilacını, dağıtıcıları zaten dağıtıyor.
Bize ihtiyaç duydukları nokta, bizim bilgi birikimimiz
olacaktır. Bunun için de, bu coğrafyalarda önümüzdeki 20 yıl
içinde, aranızdan 1000 kişiyi görevlendireceğiz. Bu yüzden
bu tür görevlere hazır olun. Kendinizi geliştirin.
Uluslararası görevlere uygun hale gelebilmek için
teknolojiyi iyi kullanmak, yabancı dil bilgisini geliştirmek
gibi konularda gayretli olmalısınız. Bu 1000 yöneticiden
biri her an siz olabilirsiniz. Bu görev her an size
önerilebilir.
Bahsettiğim tüm bu zorlu görevleri başaracağımıza, güneşin
doğuşuna inandığım kadar inanıyorum. Size inanıyorum. Siz de
bana inanın, Yönetim Kurulumuza inanın, birbirimize
inanalım. Çünkü inanç olmadan hiç bir şey başarılamaz.
Teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. |