| |
Hedef
Sağlık: Emekli Sandığı veya Bağ-Kur’a bağlı bir vatandaş
istediği eczaneden ilaç alabiliyor. SSK’lı bir hasta ise,
kuyruklarda gün boyu bekliyor. Bu vatandaşların anayasa ve
yasalar karşısındaki durumu nedir?
Prof. Dr. Fehim Üçışık: Türkiye’de yaşayan bütün
vatandaşlar anayasa ve yasalar karşısında, insan hakları
evrensel bildirgesi karşısında, tabii hukuk karşısında, her
yerde durumu eşittir. Eşit olmak zorundadır. Bu durumda
özellikle sosyal güvenlikte sadece ve sadece kaybedilen
gelirin telafisine, artan masrafların karşılanmasına
çalışılır. Bunun dışında kaybolan gelir ve artan masraflar
dolayısıyla bir hesap yapmak, kaybın ne kadar olduğunu
belirlemenin dışında, asla bu kişi devlet memurudur, bu kişi
bağımsız çalışandır, bu kişi bir apartman görevlisidir, bu
kişi bir holding koordinatörüdür gibi meslek, tahsil, şu bu
ayrımı yapılamaz.
Böyle olunca bir insan Bağ-Kur’a bağlı çalışmış, emekli
olmuşsa, ilacını ne kadar kolay ya da zor alabiliyorsa,
Emekli Sandığı’na tâbi çalışan da, SSK’ya tâbi çalışan da
aynı şekilde olmalıdır.
Şimdi toplu konut idaresi dar gelirlilere yardım yapıyorum
dediği zaman Bağ-Kur, Emekli Sandığı, SSK ayrımı yapıyor mu?
Yapmıyor. Üniversite öğrencilerine öğrenim kredisi vereceği
zaman ne söyleniyor Anayasa’ya göre? Başarılı ve maddi
imkânlardan yoksun Türk vatandaşlarına destek sağlanır
diyor.
Sosyal güvenliğe gelince, bu sosyal güvenlik yardımları,
sosyal güvenlik kuruluşlarının uygulamaları, nasıl oluyor da
Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun uygulamasından farklı
olabiliyor? O yüzden ben daha önce de eczacılarla yapılan
toplantılarda ifade ettiğim gibi, SSK, Emekli Sandığı,
Bağ-Kur’lu olmak yönünden hiçbir fark olmamalıdır. Fark
varsa eşitliğe aykırıdır, Anayasa’ya aykırıdır. Temel hukuki
ilkelere aykırıdır. Bu yüzden burada mazeret gösterilecek
hiçbir husus yoktur. Bunun olabildiğince çabuk düzeltilmesi,
eşit hale getirilmesi gerekir.
SSK’nın zincir eczanelere sahip olması, piyasa ekonomisi
anlayışını zedelemiyor mu? Hem piyasa ekonomisi, hem rekabet
hukuku açısından durum nedir?
Bu noktada da aynı şeyler geçerli. Mülkiyetten önce, hizmet
götürülen vatandaş açısından bakalım: SSK’nın eczane zinciri
olması halinde, SSK’lı vatandaş ancak SSK’nın kurabildiği
kadar eczaneden yararlanmak durumundadır. Oysa böyle bir
zincir kurmamış olan Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’nın
ilgilileri çok daha rahat şartlarda sağlık yardımı
görüyorlar. En azından bu yönden buna karşı çıkılması lazım.
Gelelim mülkiyet yönüne:
SSK’nın
görevi ilaç fabrikası, hastane ve hemşire lisesi kurmak
değildir. SSK’nın görevi eczane açmak da değildir. SSK’nın
görevi; primli sistem içinde sigortalılara, kendilerinin ve
işverenlerinin ödediği primler karşısında bizzat kendilerine
ve yakınlarına, kanunda öngörülen kişilere sosyal güvenlik
yardımları sağlamaktır. O yüzden SSK bir tarihlerde, çok
eskiden, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Türkiye’de
hemşirenin olmadığı, Kızılay’ın hemşire lisesi açtığı
dönemler gibi her yerde özel sektörün ve devletin
hastanesinin olmayışı dolayısıyla bir takım dispanserler,
hastaneler açtığı dönemlerden, o şartlardan artık çok
uzaklaşıldığını kabullenmek gerekir. Mesela İstinye’de
devletin hastanesi var, Yenibosna’da SSK hastanesi var.
Şimdi devlet içinde devlet mi olunacak? Sağlık Bakanlığı’na
rakip mi olunacak? İki başlılık mı olacak?
SSK, bütün enerjisiyle şunlar için gayret etmeli:
Suistimaller olmasın, vatandaş memnun olsun, vatandaşın
memnuniyeti nasıl sağlanır, nasıl hizmet götürebilirim,
dünya standartlarındaki hizmet kalitesine nasıl
ulaşabilirim, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’un hizmet düzeyine
göre benim durumum nedir? Eşitliği nasıl sağlarım? Veya daha
önde isem, bunu daha da ileri nasıl götürürüm? Yalnızca
sosyal güvenlik hizmeti vermesi lazım. Gerek 58., gerek 59.
hükümetin programında “Asli görevlerine yönelemiyorlar”
ifadesi var. Sosyal güvenlik hizmeti yerine, sağlık
işletmeciliği yapıyorlar. Yapabildikleri kadarıyla... Oysa
artık Türkiye’de özel sektör fevkalâde gelişmiştir. Türkiye
1940-50’lerin durumunda değildir. Devlet kurumlarının
yeterince teşkilatlandığını kabul etmek gerekir. Eczanelerin
yetersiz kaldığı yerde hekimlerin ecza dolabı açması
düşünülebilir. Ama eczane varsa ve Türkiye’de serbest piyasa
ekonomisi geçerliyse, ekonomik hükümler Anayasa’da devletin
düzenleyici rol oynamasını emrediyorsa, devletin bir birimi
şöyle yaparken, diğer biriminin böyle yapması mümkün
değildir. Madem ki kamu yönünden planlı ekonomi var, kamu
kuruluşları açısından neyin nasıl olması gerektiğini Anayasa
ilkelerine göre devlet belirleyecek, bir konuda bir karar
verecek. O karara Bağ-Kur, Emekli Sandığı ve SSK uymalıdır.
Sosyal güvenlik kuruluşları aslında özerktir. Özerk olması
gerekir. Devlet sosyal güvenlik kuruluşlarını düzenlerken,
sosyal güvenlikle ilgili yapmaları gereken hususları bir
çerçeve olarak düzenler. Bağ-Kur isterse hastane açsın,
isterse eczane açsın. İsterse açmasın. SSK isterse
hastanelerini dizayn etsin, özelleştirsin, satsın, isterse
satmasın. Ama sosyal güvenlik yönünden sigortacılık
faaliyetleri düzenlenir, diğerleri yönünden herhangi bir
özel hastaneden, herhangi bir üniversite hastanesinden bir
farkının Sağlık Bakanlığı karşısında, sağlıkla ilgili
Anayasa hükümleri karşısında olmaması gerekir. Eczaneler
yönünden de böyle. Eczane yönünden SSK’ya hiçbir imtiyaz
tanınamaz. SSK’ya tanınan bir imtiyaz olacaksa, bu Emekli
Sandığı’na, Bağ-Kur’a da tanınmalıdır. Fiilen bazı şeylerle
meşgul olmak, bizzat üstlenmek, Bağ-Kur’a veya Emekli
Sandığı’na tâbi milyonlarca kesim için veya SSK için
cazipse, gerekliyse, diğerleri de bunu yapmalıdır. O zaman
SSK eski tabirle "Akran ve emsalinden" ne ileri gitmelidir,
ne geri kalmalıdır. Kanunun çizdiği çerçevede en başarılısı
olmaya çalışmalıdır. İstisna hükümlerle, özellik arz eden
uygulamalarla 2000’li yıllarda Türkiye’de herkesin dışında
bir kulvarda koşup gitmemelidir.
Emekli Sandığı veya Bağ-Kur niçin SSK gibi zincir eczane
açmıyor veya açamıyor? Fî tarihinde bir hüküm konulmuş
olması, bu hükmün bugün de gerektiği anlamına gelmez.
Bir tarihte Sağlık Bakanı Cumhuriyetin ilk yıllarında
Ulus’ta bir tek poliklinik yapmış. Hekim sayısı çok az o
yıllarda. Bugün Sağlık Bakanı’nın Ulus’ta poliklinik
açmasına ihtiyaç gösterecek kadar hekim sayısı az mı
Türkiye’de?
Ben SSK’nın mümkün olduğu kadar çok sayıda malûle, iş kazası
geçirene, yaşlılara, hastalara, meslek hastalığına
yakalananlara yardım yapmasını isterim. Koruyucu hekimliğe
yönelmesini, iş kazasını önleyecek tedbirlere projektör
tutmasını desteklerim.
Ne eczanecilik, ne hastanecilik, zor durumda kalınmadıkça
SSK’nın, hattâ devletin yapmayacağı işler bana göre. Devlet,
hastane holdingi, okul holdingi olmamalı. Devlet, devlet
olmalı! Devlet, askerliği düzenler, adaleti sağlar ve Millî
Eğitim’de müfredatı belirler. Vatandaşta tatmin duygusu
uyandıracak şekilde yapar bunları.
Bir ilimizin bir ilçesinde, bir beldesinde, bir köyünde
yakıt var mı yok mu? Bunu da devlet çözemez. Özel sektörün
olmadığı yerlerde il özel idaresi yapmalı bunu. Devlet
yapmamalı.
Sağlık alanında çok önemli bir husus gözden kaçıyor: 1930
yılında çıkarılan Umumi Hıfzısıhha Kanunu diyor ki: "Devlet
numune olmak üzere sağlık tesisi kurar". Türkiye’de bir elin
parmakları kadar numune hastanesi kuruldu. İstanbul
Haydarpaşa Numune, Ankara Numune gibi. Yani örnek teşkil
etmesi için kuruldu. Diyor ki bu kanun: "Ey Ankara
Belediyesi! İşte hastane budur. Bu numuneye göre sen, hangi
semtte hastaneye ihtiyaç varsa kur. İstanbul için diyor ki:
"Ben Haydarpaşa’da bir numune hastanesi kurdum, işletiyorum.
Gel, gör. Hastane budur. Bu hastaneden Yedikule’de,
Topkapı’da, Bakırköy’de, Sarıyer’de, Beykoz’da kur!”. Ama
sonra devlet rotayı değiştirmiş. Bu kanun yürürlükte
olmasına rağmen, her ilçede, her yerde devlet hastanesi
açmış. O zamanlar özel sektör ve il özel idareleri de güçlü
olmadığı için yapmış olabilir. Yakın tarihlere kadar
İstanbul’da halkın oyuyla seçilen belediye başkanı bile
yoktu...
Şu gün için hastanelerin içinde eczane birimi var. Hastaneyi
kuramadığınız zaman, eczaneyi de kuramıyorsunuz. Hekimlerin
ecza dolabı açarak hizmet verdiği yerler istisna. Ama eczane
varken, hekime bu yetki tanınmıyor.
Aynı şekilde SSK da "Benim burada sigortalılarım var, ama
onların başvuracağı eczane yok" derse, yardımcı olunabilir.
Ancak orada şu sorulur: Hekim var mı? Ecza dolabı var mı?
Çok zaruri hallere cevap verecek bir uygulama olabilir. Ama
büyük şehir belediyelerinin, milyonlarca kişinin olduğu
yerlerde SSK eczanelerini bizzat işleteceğim derse, o zaman
şunu sorarım: SSK bizzat eczane işletmecisi midir? Bu
tasarruflarla, kendilerince akılcı ve ekonomik girişimlerle,
bu çalışma tarzıyla sonuç ne oldu? Onların verdiği emekli
maaşı, Emekli Sandığı’nın verdiği emekli maaşının
%20’lerinde. Sonuç bu!
Emekli maaşını çalışan bir insana SSK verecek. SSK’nın asli
görevi bu. SSK hastalık halinde yardım almayı sağlayacak. Şu
an SSK uzun zamandan beri anlaşmalı hekimlerle çalışıyor.
Kendi cihaz bulunduramadığı yerlerde özel sektörle
anlaşmalar yapıyor. Kendi başına sağlık hizmetlerini
yapamazken, bütünüyle eczacılığı yapacağım iddiası nereden
çıkıyor?
6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkındaki Kanun’un 14,
15, 16. maddelerinde eczanelerin kimler tarafından açılacağı
tanımlanıyor. Serbest eczanelerin olduğu bir yerde, başka
bir eczanenin açılamayacağı belirtiliyor. 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu’nun 123. maddesinde ise SSK’ya eczane
kurup işletme hakkı veriliyor. Bu iki kanun arasındaki
uyumsuzluğu nasıl yorumluyorsunuz?
Türkiye’nin sosyo-ekonomik şartları her dönem farklıdır.
Nazilli’de bez fabrikasını devlet kurmuştur, doğrudur. Ama
Nazilli’de bez fabrikası kuran devlet, hiçbir zaman ekmek
fabrikası kurmamıştır. Neden? Çünkü hiçbir dönemde fırıncı
bulunamadığı, halkın ekmeksiz kaldığı gibi bir durum
olmamıştır. Cebinde para var ama ekmek alacak fırın yok.
Bakkala ekmek verecek fırın yok. Böyle bir durum yaşanmadı.
Ama Türkiye’de Cumhuriyetin ilk yıllarında yeterli teşebbüs
gücü ve sermaye olmadığı için, geri kalmış alanlarda devlet
mecburen bez fabrikası kurmuş. AB’nin kotalar uygulayarak
Türk tekstiline, markalaşma yolunda hızla ilerleyen Türk
konfeksiyonuna karşı önlemler almaya başladığı bir dönemde,
bugün devlet "Bez fabrikası açıyoruz" diye ortaya çıkar mı?
Çıkarsa sadece tebessüm edilir.
Bugün için SSK’da ilaç fabrikası olmasaydı, SSK ilaç
fabrikası kursun denebilir miydi? Bugün Bağ-Kur "Ben
eczacılık yapacağım" dese nasıl karşılanır? Bugün için bir
haklılığı var mı?
Önceki dönemlerde çeşitli iktidarların taraftar olduğu
ekonomik ve ideolojik yaklaşımlar, Türkiye’nin şartları, 3
sente muhtaç olunan dönemler, yurtdışına bağımlılık, ilaç
sektöründe pek çok şeyin ithal edilmiş olması... Ama biz
bugünden bahsediyoruz. Devletin eczane açmasının bugün doğru
olup olmadığından bahsediyoruz. Bir tarihte kanun böyle
çıktı diye hâlâ bugün o kanunları kaldırmayıp sürdürmek
doğru mu?
Bence bugün SSK özerkliğini kullanmalı. SSK mali durumunu en
iyi hale getirecek, hizmetini en tatminkâr seviyeye
çıkartacak şekilde asli görevlerini yürütmeli. Türkiye’de
artık devlet memurlarının Emekli Sandığı dışında, bir
Bağ-Kur gerçeği olduğunu da görmeli.
Bağ-Kur’la SSK arasında gereksiz farklılık olamayacağını
kabul etmeli, ona göre tutum belirlemeli. İstisna hükümleri
kısa bir zaman için kabul etmek lazım, geçici saymak lazım.
Yine eski deyimle "İstisnaları o güne münhasır" saymak
lazım. Nerede, ne amaçla, ne kadar, hangi şartlarda, ne
zaman istisna konulmuşsa o zaman geçerlidir. Türkiye’de
İkinci Dünya Savaşı sırasında rahmetli babam 4 yıl askerlik
yapmış. Bugün askerliği 4 yıla mı çıkaralım? O, İkinci Dünya
Savaşı şartlarındaydı. Her şey kendi dönemi içinde
değerlendirilmeli.
SSK’ya eczane açma yetkisi, SSK’nın bizzat sağlık
işletmeciliği yapması, mecburen bunu üstlenmesi başka şey,
hâlâ yapması başka şey.
Devletin mecburen Nazilli’de Bakırköy’de bez fabrikası
kurması başka şey, 2000’li yıllarda bez fabrikası kurmak
isteyen bir devlet başka şey.
Eczane açmak hukuken uygun ve yerinde bir şeyse, niçin
diğerleri açmıyor?
Bugün hiçbir yerde Bağ-Kur eczane işletsin diye bir görüş
okumadım, duymadım. Emekli Sandığı’nın niçin bir eczanesi
yok diye bir tenkit, bir eleştiri duymadım.
SSK’nın çağdaş hizmet vermesi lazım. AB’inde nasılsa
Türkiye’de SSK’nın onu yapması lâzım. Aynı şey Bağ-Kur için
de geçerli. Avrupa’daki benzer kurumların hizmet biçimlerini
örnek almaları ve güncelleşmeleri gerekiyor.
Bu konu Anayasa Mahkemesi’ne götürülürse, Anayasa Mahkemesi
yorum yapacaktır. Devletin düzenleyici görevi var
diyecektir. SSK’nın serbestliği olsa bile bunu yerindeliğe
göre kullanması lazım. İşçiden işverenden kestiği primi en
tasarruflu, en verimli, en fazla hedef kitleye sosyal yardım
olarak döndürmek üzere kullanması gerekir.
Bugün SSK açıklamalıdır. Ben eczaneler vasıtasıyla yılda şu
kadar trilyon, katrilyon tasarruf sağlıyorum demelidir.
Harcamalarım bu, tasarruflarım bu. Bu kadar büyük tasarruf
dolayısıyla bunu sürdürüyorum demelidir. Halbuki bu konuda
ben SSK’nın doyurucu bir gerekçesini, rakamlarla bezenmiş
bir açıklamasını görmedim.
Bu konular nasılsa çözümlenecek. Ama daha erken çözülmesinde
fayda var. Şöyle çözümlenecek: Emeklilikle ilgili tek bir
kuruma dönüşme, sağlıkla ilgili tek bir kuruma dönüşme
şeklinde çözümlenecek.
Türkiye’nin tuttuğu yol doğrudur. Türkiye’de hükümetin acil
eylem programı şunu gösteriyor: SSK hastanesi, devlet
hastanesi gibi ayrımlar kalkacaktır. Hastane ayrımı kalktığı
zaman Bağ-Kur, SSK, Emekli Sandığı uygulaması ayrımı da
kalkacaktır.
Eczacılar ve eczaneler hakkındaki kanunun doğru olduğunu
kabul ediyorum. Anayasanın, devletin piyasaları düzenleme
görevi çerçevesinde bir türlü doğruyu belirleyip, o doğruyu
uygulamasını bekliyorum. SSK’nın şu anki uygulaması doğru
görmüyorum.
Sayın Başbakan her fırsatta "Ayakta tedavi edilen SSK
hastalarının serbest eczanelerden ilaç alması gerektiğini"
kamuoyuna açıklıyor. Bugüne kadar bir türlü hayata
geçirilemedi. Bunun hukuki zemini nasıl olmalı?
Mahalli seçimler sonrasında sayın Başbakan ayakta tedavi
edilen SSK’lı hastaların serbest eczanelerden ilaç alması
konusunda bir direnç olduğunu beyan buyurmuştu. Ve şunu
söylemişti: "Diğer sosyal güvenlik kuruluşlarından
yararlananlar hangi şartlarda ise, SSK hastanelerinden
yararlananlar da, ilaçlarını aynı şekilde alacaklar". Bu
uygulanacaktır. Bunu sayın Başbakan’ın açıklaması uygun
olur. Direnç benim tespitim değil, Sayın Başbakan’ın
tespiti. Seçimden önce söylendi .
SSK eczanelerindeki problemin çözümü size göre nasıl olmalı?
Bağ-Kur’lular, Emekli Sandığı mensupları, devlet memurları,
gördükleri sosyal sağlık güvencesinin çerçevesinde
ilaçlarını nasıl alabiliyorlarsa, ne kadar kolaylıkla, ne
kadar güçlükle alabiliyorlarsa, SSK’lı vatandaşlar da ne
daha kolay almalı, ne daha zor almalı. Bir kolaylık varsa bu
bütün TC vatandaşlarına, bütün sigortalardan yararlanan,
Emekli Sandığı’ndan, Bağ-Kur’dan sosyal yardım olarak,
devlet memuru olarak sosyal sağlık güvencesinden yararlanan
herkes için eşit şekilde olmalı. O zaman SSK ortaya çıksın:
En akılcı sistem benim sistemimdir. En ekonomik sistem benim
sistemimdir desin. Hukuka en uygun sistem benim sistemimdir
desin. Türkiye’nin ekonomik anayasal hükümlerine en uygun
sistemin kendisinde olduğunu ikna etsin. Diğerleri de böyle
olsun. Bunu yapamıyorsa, buna teşebbüs dahi edemiyorsa
gereğini yapsın.
Hükümet AB’ne gireceğimizi hesaba katarak çeşitli
hazırlıklar yapıyor. Bu konuda nasıl bir öneriniz olabilir?
Sosyal güvenlik kuruluşlarının özerkliğinin tam manasıyla
uygulanmasından yanayım. Öyle olunca önerim şu: Kurumlar
farklı olabilir. Almanya’da farklı meselâ. 3 tane, 7 tane,
25 tane farklı sosyal güvenlik kurumu olabilir. Ancak kanun
bir tane olur. Tıpkı liseler gibi. Liseler çok ama, orta
öğretimle ilgili mevzuat bir kanundan ibarettir. Veya vakıf
üniversiteleri, devlet üniversiteleri yüze yakın ülkemizde.
Ama kanun bir tane. YÖK kanunu. Yüksek Öğretim Kanunu’nu
koyarsınız, üniversiteler yabancı dilde öğretim yapabilir.
Çift diploma verebilir. O ayrı. Ben Türkiye’deki sosyal
güvenlik kuruluşları için kanunun sigortalılara tanıdığı
hakların eşitlenmesinden yanayım. Birisi evinin yanındaki
eczaneden ilaç alabiliyorken, diğerinin kuyruklarda,
uzaklarda ilaç almasının mantığı yok. Bir eczane bu
komşusuna hizmet verdiği gibi, öteki komşusuna da hizmet
vermeli. O Bağ-Kur’lu, o SSK’lı ayrımı hiç geçerli değil. O
zaman devletin tek bir kanunla sosyal güvenlik
kuruluşlarının hepsi için geçerli hükümleri ortaya koyması
lazım. Bu noktada AB’nden "Serbest piyasa ekonomisi içinde
sizin sosyal güvenlik kuruluşlarınızın farklılıkları var"
gibi bir eleştiri veya uyarıya meydan vermemek lazım.
Eşitlik var. Devlet memurunun hanımı doğum yaparken gereken
tetkiklerde, çocuk hastalandığında verilecek ilaçlarla,
SSK’lının, Bağ-Kur’lunun, emeklinin çocuğunun
hastalandığında verilecek ilaçlar farklı mı olur? Doktor
aynı, durum aynı, hastalık aynı, tedavi aynı, şartlar
aynı... Aynı ülke, aynı semt. İlaç neden farklı? Eczane
neden farklı? Onlar da aynı olsun! Aynı eczaneden ilaç
alsın. Hangi ilaçlar yazılıyorsa, aynısı yazılsın. Devlet
memuru olunca yazılacak ilaç farklı, Bağ-Kur olunca
yazılacak ilaçlar farklı, SSK’lıya yazılacak ilaç farklı
olur mu? Eşitlik ilkesine göre olmaz! O zaman sonuç ne
oluyor? Bu düzenlemeleri yaptıktan sonra, sadece ve sadece
vatandaş açısından eşitliği sağladıktan sonra mesele yok. Bu
eşitlik sağlandıktan sonra SSK isterse kendi hastanesinde
çok iyi hizmet versin. Devlet memurları da koşsun, SSK
hastanelerinden yararlanacağım desin. Onu tercih etsin.
İsterse SSK, hastaneleri satsam daha kârlı olurum diye
düşünsün.
Bir tarihte sinema olarak kullanılan yerlerin sonradan iş
hanına çevrilmesi gibi. Piyasa şartlarına göre diledikleri
gibi karar versinler. Ama vatandaş açısından ve hukukta
eşitlik açısından, hiçbir kurum ayrıcalıklı duruma
getirilemez. Hiçbir kurum mağdur durumda bırakılamaz.
Vatandaşlardan hiçbir kesim ilaç alma yönünden ayrıcalıklı
yapılamaz. İlaç alma yönünden mağdur kılınamaz. Hükümet
tekdüzeliği sağladığı anda mesele biter.
Daha da çabuk olunmak isteniyorsa, yargı organlarına
başvurup yürütme durdurulabilir, Anayasa Mahkemesi’ne
gidilebilir. Türk Hukuk Sistemi’ne göre, devletin
benimsediği ekonomik yapıya, temel ilkelere göre eşit
düzeydeki sosyal güvenlik kuruluşları arasındaki gereksiz
farklılıklar derhal ortadan kaldırılmalıdır.
Emekli Sandığı 18 günde ilaç bedelini öderim diyor. Bir
başka kuruluş yerli ilaçlarda şu kadar, yabancı ilaçlarda bu
kadar diye uyguluyor. Benim dediğim uygulanırsa bunlar
ortadan kalkar.
Eczacı açısından da eşitlik olması lazım. Eczacı niçin bir
sosyal güvenlik kuruluşuna fatura gönderdiğinde 18 günde
parayı alıyor, başkasına gönderdiğinde 50 günde. Neden? Kamu
Yönetimi Temel Kanunu tasarısında ne deniyor? Vatandaşın
memnuniyeti sağlanacaktır. Vatandaş odaklı hizmet
verilecektir. Yaşam standardı yükseltilecektir. Eczacılar da
vatandaş olduğuna göre... Eczacılar da Türkiye’nin ekonomik
ve sağlık kurallarına göre faaliyet yapıyorlar. Eczacılar
haklı olarak sormaz mı? Eczacı odaları, Eczacılar Birliği bu
konuda talepte bulunmayacak mı? Israr etmeyecek mi? Niçin bu
kurumlar filan kurum gibi 18 günde ödemiyor, demezler mi? 18
günden daha önce ödemek mümkünse neden yapılmıyor? Burada da
bir yol söylüyorum: Süre aşıldığı zaman bir imkân tanınmış.
Şöyle: Süresi içinde kontrol yapılamadığı zaman ödeme
yapılır. Sonradan gerçekleşen bir fark varsa, müteakip
ödemeden düşülür. Bu kadar basit. Bu kadar basitken bazıları
60 veya 120 günde, Emekli Sandığı 18 günde ödüyor.
Dünyada bu 5 günde ödeniyorsa, Türkiye’de 6 günde ödeniyorsa
hesabın sorulması gerekir. Bir sosyal güvenlik kuruluşu 18
günde çözüyor, diğeri ilk etapta 60 güne kadar yetki alıyor.
Niçin?
Türkiye’de bir yığın işsiz var. Eleman istihdamı gerekiyorsa
istihdam etsinler. Cihaz konusu problemse, Emekli
Sandığı’nın cihazları daha süratliyse onları kullansınlar.
Bunun makûl, ciddi, bilimsel gerekçesi olmalı. Gerekçesiz
farklılık olmaz!
Emeklilikte farklılık olunca kıyak emeklilik diyoruz.
Farklılık olmazsa herhangi bir ad koymayız.
Eczacının, Eczacılar Odası’nın, Eczacılar Birliği’nin neyin
ne olduğunu bilmesi gerekir. Ayrıca, bir kuruluşun
yetkilileri yıllardan beri belli bir konuda görev
yapıyorlarsa, yıllardan beri uygulamayı görüyorlarsa, kardeş
kuruluşların da neyin ne olduğunu bilmesi gerekir.
Sistem doğru ise bütün Türkiye’de uygulanması gerekir.
Sistem bütün Türkiye’ye uygulanamıyorsa niçin sigortalılara
uygulanıyor? Veya bu uygulamaya niçin göz yumuluyor? Toplum
bunu tartışsın. Basın, üniversite, siyasetçi, bürokrat,
meslek kuruluşları, demokratik kitle örgütleri bunu
tartışsın. Devlet Denetleme Kurulu, teftiş kurulları,
savcılıklar, istihbarat birimleri bu uygulamayı,
farklılıkları merceğe alabilir.
Vatandaş "Benim eczane işimi çözemediniz. SSK, Bağ-Kur,
Emekli Sandığı farklılığını gidermediniz. Ona göre oy
kullanırım, seçimlerde tercihimi buna göre yaparım"
diyebilir.
Türkiye’de genel sağlık sigortası uygulamasına geçilinceye
kadar ne olacak?
Genel sağlık sigortası kurulmadan da vakıf belgeleri,
çizgili yeşil kart dağıtılıp Sağlık Bakanlığı’nın
önderliğinde sevk zinciri, yazılabilecek ilaçlar, ilaçları
kimlerin yazabileceği, vatandaşın nereden alabileceği,
karşılıkların nereden ödeneceği, ne kadar sürede
ödeneceği... Bütün bunlar yerli yerine oturunca, pilot
uygulamalar yapılarak denebilir ki: Bundan sonra yeşil
kartın primi yatırılacak. Bu kadar basit genel sağlık
sigortasına geçmek. Bu günleri de göreceğiz. Türkiye
meseleleri konuşa konuşa çözecek. Benim Türkiye için tek
reçetem var: Bilimsel yaklaşım. Eczacı odaları, Türkiye
Eczacılar Birliği, Tabip Odaları, Türk Tabipler Birliği,
diğer sağlık çalışanlarının kuracağı odalar, şimdiki
dernekler, ilgililer, dağıtım yapan dernekler, sendikalar,
üniversiteler, ticaret odaları, sanayi odaları, yetkililer
tartışıp doğruyu ortaya koymalı.
Şu yapılmalı: Türkiye’nin her yerinde, her bucağında eşit
uygulama yapılıyor mu? Her yerde, her yörede istenilen ilaç
bulunabiliyor mu? İlaç fiyatları uygun mu? İlaç fiyatları
daha aşağıya çekilebiliyor mu? Eczacılara, dağıtıcılara
tanınan haklar yeterli mi? Bütün bunlarda dengenin kurulması
gerekir.
Bu noktada ilkeleri belirlemek, uygulamaya yönelmek, fiilî
güçlükleri aşmak gerekirken; temel ilkeler yönünden
Anayasaya uygun mu değil mi diye tutum farklılıkları
tartışılıyor. Yanlış oluyor. Türkiye’ye zaman kaybettiriyor
bu tartışmalar.
Açık ve net söylüyorum: 2004 Türkiye’sinde bir kesimin "Ben
niçin diğer Bağ-Kur’lu komşum gibi reçetemi mahallemdeki
eczanemden, aynı eczaneden alamıyorum?" tartışması
Türkiye’ye iyi günler getirmiyor. Türkiye’nin hayrına
olmuyor. |