| |
Hedef
Sağlık: Siz üç yıldır eczacılarla yaptığınız
toplantılarda, açıklamalarınızda ve yazılarınızda, ayakta
tedavi gören SSK’lıların serbest eczane kanalından
ilaçlarını almasını savundunuz. Böyle bir uygulama toplum
için nasıl bir katma değer yaratacak?
Ethem Sancak: Katma değer sözünün sadece ekonomik
boyutunu ele alırsak dar açıdan bakmış oluruz. Asıl katma
değer, insanın sağlığına ve mutluluğuna yapılan katkıdır.
Çünkü her şeyi insanla ölçmek lazım. Her şey insan için var.
Toplumun yarısını teşkil eden 34 milyon SSK’lı, çok ilkel
koşullarda ilaç alıyorlar. Ve göreceli olarak ülke
ekonomisine ve geleceğine, diğer toplum kesimlerinden daha
fazla katkı yapıyorlar. Daha fazla prim ödüyorlar ve
üretimin içindeler. Çünkü diğer katmanlar ekonominin destek
unsurlarıdır. Ekonominin temeli üretimdir ve bunu yapan da
üreticilerdir. Memurların oluşturduğu emekli sandığının
mensupları çok rahat koşullarda, eziyet çekmeden, kuyruğa
girmeden ilaçlarını temin ediyorlarsa, neden ülke
ekonomisinin ve üretimin belkemiği olan işçiler, saatlerce,
günlerce kuyrukta beklesinler? İlaçlarını bin bir eziyetle,
danışmadan, sağlık yardımı almadan temin etsinler! Doğrusu 3
yıldır yaptığımız temel savunmanın altında bu insani bakış
yatıyor. Bu, maddi katma değerle ölçülecek bir şey değildir.
Sonuçta yine maddi olarak bir katma değer vardır. Çünkü üç
gün kuyrukta beklemeyip, işine dönecek işçinin yaratacağı
katma değerin haddi hesabı yoktur. Uygun koşullarda tedavi
göremeyip, erken yaşlanan, hastalanan, üretimin asli unsuru
olan işçinin katma değere katacağı negatif etkiyi hesaba
kattığımız zaman, buradan net sonuçlara varırsınız.
Ayrıca SSK’nın ayakta tedavi hizmetine tarihsel olarak
bakmak gerekir. "Eczaneler kurmak ve ayakta hastaya hizmet
vermek" 1963’te konulan SSK kanununa ilave edilmiş bir
maddedir. Bu aslında işçiye iyilik olsun, işi kolaylaşsın
diye konulmuş bir kanundur. İlaca ulaşmak o yıllarda zordu,
ilaç kıttı, her yerde bulunamıyordu. SSK, elinde
bulunduracağı stoklarla hizmet vermek istiyordu. İyi niyetle
başladı. Ama sonradan sistem, çalışanlara eziyete dönüştü.
Sağlık hizmetini alamamak şeklinde üyelerin aleyhine
döndüyse, bunu lağvetmek gerekir.
SSK bu uygulamasını "biz ilaç tasarrufu yapıyoruz" diye
gerekçelendiriyor. 2003 yılında SSK eczanelerinden 2
katrilyon, SSK’nın anlaşmalı eczanelerinden 450 trilyonluk
ilaç satın alınmış. Ayakta tedavi için bir katrilyon lira
harcanmış. Son yıllarda ithal ilacın artışını da düşünürsek,
burada tasarrufun ne kadar olduğu da tartışmalı. Tasarruf
olsa bile, kurum eczanelerinin önünde vatandaşın çektiği
çileyi tasarrufla açıklayabilir miyiz?
Toplum içinde sıkça söylenir, "Her şeyden tasarruf olur,
adalet, eğitim ve sağlıkta tasarruf olmaz." Her türlü
zenginlik, sağlık içindir. Zaten SSK’nın 34 milyon üyesinin
sağlığı için harcadığı ilacın toplamına bakınca bir israf
gözükmüyor. İşçilerin dışında sosyal güvenlik şemsiyesi
altındaki bireylerin sağlık harcaması, özellikle ilaçta
SSK’lı işçilerin 3-4 katı. Dolayısıyla SSK’nın ilaçta bir
israfı yok. SSK’da kişi başına ilaç tüketimi, göreceli
olarak diğer bütün kesimlerden daha düşük. Bu da SSK’nın
ilaca geç ulaşmasının sonucu gerçekleşiyor. Bu uygulama hem
etik bir suçtur, hem önümüzdeki dönem katılacağımız AB
normları açısından çok ilkel bir yaklaşımdır. İnsanı ilaçsız
bırakarak tasarruf olabilir mi? Şu anda hükümetin
politikalarına da aykırıdır. İnsani bir davranış değildir.
İnsanımıza yakıştırılacak bir mantık değildir, hoş
görülemez. SSK, tasarrufu başka alanlarda yapmalı. SSK üyesi
sağlıksız olduğu zaman oluşacak iş kaybı en büyük israftır.
Böyle ele almak lazım. "Buradan tasarruf yapıyoruz" gibi bir
hamasi nutuk, bir popülist yaklaşım hiç gerçekçi değildir.
Hükümetin normlarına, temel insan hakları normlarına uygun
olmadığı gibi, anayasal suçtur. Önümüzdeki dönem SSK
üyesinin hakları açısından SSK’yı çok zor durumda bırakacak
bir hukuki açmaz yaratıyor. Yarın, öbür gün SSK’lı "Benden
bu kadar prim kesiyorsun, beni ilaçsız bırakıyorsun,
kuyruklarda bekletiyorsun, insani davranmıyorsun ve benim
paramla bana bunu reva görüyorsun" diyecektir. SSK’nın
israfı yanlış yönetim ve politikalarındadır. Buradan
yapacağı tasarruf SSK’nın toplam açıkları içinde küçük bir
parçayı oluşturmaktadır.
Bazı eczacılar "Ayakta tedavi gören SSK’lı hastalar bizden
ilaç alırsa, ödemeler zamanında yapılmadığında, bu finansal
yükü biz kaldıramayız" diyorlar. Bu meseleyle birlikte, geri
ödeme sistemini de ele almak gerekmiyor mu? Eczacıların
kaygıları nasıl giderilebilir?
Eczacılar bu konuda yerden göğe kadar haklıdır. Zaten
Türkiye Cumhuriyeti modernleşirken, bir takım demode olmuş
ilkel uygulamaları bırakmak zorundadır. Bir şeyi satın alıp,
"Belli bir tarihte bunu ödeyeceğim" diye taahhütte bulunup,
bunu yerine getirmemek, toplum içinde çok ciddi ahlaki
sorunlar yaratır.
Devlet sorumlu bir davranış gösterip, sözünde durmazsa,
taahhüdüne uymazsa, o toplumda adalet, nizam, intizam olmaz.
Ahlaki yozlaşmaya yol açar. Ne demektir bu? Sen mukavelenin
altında "Şu tarihte ödeme yapacağım" diyorsun ve hiçbir
gerekçe söylemeden, hamasi bir söylemle "Param yok" diyerek
taahhüdünü yerine getirmiyorsun. Bu, ilkel bir davranış
biçimidir. Modern bir devlete yakışmaz. Devleti yöneten
hükümet, eskiye ait bu kötü intibayı silmek zorundadır. Bu
ilkel davranışı bırakmak durumundadır. Tıpkı enflasyon gibi,
bu durum ahlakta yozlaşmaya yol açıyor. Devlet katrilyonlara
varan borçlara girerek, güvenlik hizmetini, bankacılık
hizmetini yerine getiriyor. İlaç neden çözümsüz kalsın?
Bulup ödemesi gerekir. Devletin mesuliyetidir. Kabul
edilemez bu durum. Bu mânâda sadece SSK’nın değil, Bağ-Kur
ve Emekli Sandığı’nın da taahhütlerini yerine getirmesi
gerekir. Emekli Sandığı’nda büyük bir aksama yaşanmıyor.
Diğer iki kurum daha düzenli ödeme yapmalıdır.
Paraları olmadığı zaman, bunun gecikme bedellerine
katlanmaları gerekir. Bu, modern memleketlerde çözülmüş.
Aracı finansman kurumları konulmuş. Eczacı gidiyor, hastanın
parasını finansman kurumundan alıyor. Devletle finansman
kurumu kendi aralarında bunu çözüyor. Umut ediyorum,
devletin bankaları vasıtasıyla oluşturulacak finansman
kurumu bu modern yaklaşımı sergiler ve Türkiye bir yanlıştan
daha kurtulur. Çünkü ödeyememek devleti de zayıflatıyor.
Hükümet programında "Sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı
altında toplanması" yer alıyor. Muhtemelen parlamento
açılınca bu konu gündeme gelecek. Bütün bu gelişmeler
olurken, artık SSK’nın ilacı serbest eczanelerden almasının
sağlanması ilk adım olmaz mı?
Hoş bir adım olur. Zaten Bağ-Kur ve Emekli Sandığı serbest
piyasa mekanizmasını kullanarak alım yapıyor ve çok da
tasarruf ediyor. Maliye Bakanı açıklamalarında katrilyonlara
varan tasarruftan bahsediyor. Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’nda
kötü sonuç verseydi, uygulanmazdı bu sistem. Emekli Sandığı
ve Bağ-Kur’un eczanesi yoktur. Ama Emekli Sandığı ve
Bağ-Kur’un mensubu en üst seviyede ilaç ve ilaç desteği
alabilmektedir. SSK’nın da bu sürece girmesi gerekir. Aynı
diğer ikisi gibi olmalıdır. Üç kurum da aynı yolla satın
alırlarsa birleşme kolaylaşır. Üçünün ayrı ve eşitsiz
olması, Anayasal bir problem de yaratıyor.
Sosyal güvenlik açısından memur, esnaf ve işçiyi ayrı bir
muameleye tâbi tutmak hoş karşılanmamaktadır. Eşitliği
yoklukta değil, refahta kurmak gerekir. Herkesi aç bırakarak
eşitlemek olmaz. SSK’lı bugün eziyetle ve angaryayla ilaç
alabilmektedir. Burada eşitleme olmaz. Tam tersi, Bağ-Kur ve
Emekli Sandığı mensuplarının göreceli iyi durumuna gelerek
eşitlik olmalıdır. Hükümetin serbest pazar ekonomisine
dayanan liberal politikaları bunu gerektiriyor. Sayın
Başbakanımız haklı olarak "SSK’lılar kuyrukta
bekletilmemelidir" diyor. Bu direktifi mutlaka uygulayıp
SSK’lı vatandaşlarımız bu eziyetten kurtarılmalıdır. |