Dr. Vasıf Topçu
 
Kısa geçmişi:
1926 doğumlu. İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1949’da mezun oldu. Askere gidene kadar İstanbul Şile’de serbest hekimlik yaptı. 1951’in sonbaharında, askerden dönüşünde, tıbbi mümessillik yapmaya karar verdi. 1952-58 döneminde bir Alman ilaç firması adına bu işi sürdürdü. 1958’de birkaç arkadaşı ile birlikte çok ortaklı bir ilaç firması kurmaya karar verdiler. DEVA 24 Eylül 1958’de fiilen kuruldu. 1960’da 1000 kişi DEVA hissedarı olmuştu. 1970’de şirketin ismi DEVA Holding AŞ oldu. Holding birçok şirketi bünyesinde barındırmakta. Depa İlaç Aktif Maddeleri Üretim Tesisleri, İzmit Köseköy'de 1970 yılında, o zamanki adı ile ANSA ismi altında üretime başlamıştır. Böylece ülkemizde ilk kez ilaç hammaddesi üretildi. Türk tarımının ve hayvancılığının veteriner ve tarım ilaçları sahasında ihtiyaçlarını karşılamak için 1973 VETAŞ kuruldu. Carlo Erba 1978’den beri Deva Holding bünyesinde faaliyetlerini Topkapı’daki tesislerinde sürdürmektedir. Tıbbi ampul, kozmetik ve deterjan üreten Detaş 1981’den beri sınai faaliyetlerine devam ediyor. 1970 yılından itibaren faaliyette bulunan Evma, halen Detaş A.Ş.nin ürettiği deterjan ve kozmetik ürünlerinin pazarlama ve satış faaliyetlerini yürütmekte. Grup şirketlerinden Sayat, faaliyetlerini hizmet sektöründe geliştirmektedir. Dr. Vasıf Topçu 1952’den beri, aralıksız olarak 52 yıldır, sektöre ve ülkeye hizmet etmekte.

İdealist bir hekimin hayali
Doktor Vasıf Topçu, askerden döndükten sonra bir Alman firmasında tıbbi mümessil olarak çalışmaya başladı. Firması adına yaptığı mesleki gezilerde yoksul Anadolu insanının hekime ulaşmak ve ihtiyacı olan ilaçları almakta nasıl büyük zorluklar yaşadığını bizzat müşahede etti. Dr. Topçu’nun kafasında bir fikir yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı. Kendisiyle benzer görüşleri paylaşan idealist hekimlerle birlikte yerli bir ilaç firması kuracak, yabancı ilaçlarla aynı kalitede olan ürünlerini ise, kâr marjını asgari düzeyde tutarak, onlardan çok daha ucuza satacaklardı. Böylelikle de yoksul Anadolu insanı için hekimin reçetelediği ilacı almak erişilebilir, kullanılabilir bir hak halini alacaktı.
Organizasyon şarkın o ezeli eksiği
Coğrafi referanslar olarak değil de, zihniyetler ve medeniyetler bağlamında ele alındığında Doğu ve Batı arasındaki en önemli farklardan birisinin, Doğu insanının organizasyon oluşturmak için bir araya gelmekte gösterdiği isteksizlik, başarısızlık olduğunda mutabakata varılır. Dr. Topçu ve bir avuç idealist arkadaşı işte Doğu’nun kaderi gibi algılanan bu kabulü değiştirmek için yola çıkmışlardı. Amaçları binlerce hekimi, onların küçük birikimlerini bir araya getirerek bir anonim şirket çatısı altında birleştirmekti. 1958’in 24 Eylül’ünde Topçu ve 27 müteşebbis arkadaşı denkleştirdikleri 125,000 lira ile 500,000 lira sermayeli DEVA’nın resmi kuruluşunu yaptılar. Kurucular heyetinin 22 kişisi Türk tıp camiasının saygın hocalarıydı. Dr. Topçu’nun ifadesiyle ‘Tıbbın akil adamları’ olan bu hocalar, Türkiye ilaç sanayii, milli bir firma kazanacak diye heyecanla desteklemişlerdi bu projeyi. 1960 ve 1961 yıllarında ise ülke çapındaki bütün hekimleri tek tek ziyaret ederek hissedar sayısını süratle arttırdılar. 14 ay için ortak sayısı 1000’i, sermayeleri ise 10 milyonu aşmıştı. Bu sırada saptadıkları üst sınır olan 20,000 liranın çok üzerinde olan, hatta o gün için servet sayılabilecek milyon lira mertebesine kadar çıkan, hisse satın almak talepleriyle karşılaştılar ve bunları geri çevirdiler. Vasıf Topçu ve arkadaşları Türkiye’de çok ortaklı ve halka açık şirketlerin kuruluşunda öncülük yapmışlar, daha kuruluş aşamasında çok ortaklı olan, hisse senetleri alınıp satılabilen bir ilaç firması kurmuşlardı.
Sermaye Piyasası için bir iyi örnek
DEVA, işin başındaki tutkuyla çalışan yöneticileri ve çok iyi sevk ve idare edilmesi sayesinde, rakiplerine göre çok ucuza ilaç satmasına karşın, sürekli olarak kâr ediyordu. Bu sayede de çok uzun bir süre ortaklarına ciddi temettüler dağıttı. Öyle ki, kurulduktan birkaç yıl sonra temettü verimi %20-25’i bulunca firmaya olan ilgi katlanarak büyüdü. O zaman için birikimi olanların çok fazla seçeneği yoktu. Birikiminizi ya bankaya yatırır, ya da gayrı menkule bağlardınız. Özellikle bankacılık sektörünün mudilerine sağladığı yıllık getirinin o yıllarda %3-5 düzeyinde olduğu düşünülürse, DEVA’nın ortaklarına sağladığı temettünün önemi ortaya çıkacaktır. Başlangıçta bu çok ortaklı girişime şüphe ile bakanlar, ortak olmaktan imtina edenler akın akın DEVA’nın kapısını çalmaya başlamışlardı. DEVA süratle büyüyordu. DEVA’nın 1960’lı yıllarda ve 1970’lerin ilk yarısında sergilediği yüksek temettü rejiminin de katkı verdiği güven ortamı, yatırımcıların giderek daha büyük kısmının Türk Sermaye Piyasası’na inanmasına yol açıyordu. Bu gün IMKB’ye kote şirketlerin birçoğunun DEVA’nın bu performansından çıkaracağı önemli dersler olduğu aşikârdır.
‘En iyisini en ucuza’ ekonomik krizle zora giriyor
DEVA’nın sloganı ‘en iyisi en ucuza’ idi. Uzunca bir süre, 1959’dan 1975’e kadar, bu şiarlarını gerçekleştirmekte zorlanmadılar. Rakiplerin ürettiği ilaçları, hammaddeyi olabildiğince ucuz kaynaklardan sağlayarak, işletme masraflarını minimize ederek ve kâr haddini minimumda tutarak çok ucuza üretip satabiliyorlardı. Ancak, DEVA’nın dışındaki nedenlerden dolayı işler kötü gitmeye başlamıştı. Dünya ve Türkiye ekonomik olarak zor bir dönemden geçiyordu. Enflasyon giderek yükseliyor, maliyetler artıyor, ilaçları ucuza satmak zorlaşıyordu. 1980’ler ise tam anlamıyla kâbustu. Banka faizleri tam anlamıyla patlama yapmış, banka kredileri ile şirketi döndürmek neredeyse olanaksız hale gelmişti. Şirket kâr edemiyor, haliyle temettü de dağıtamıyordu. Bu durum, DEVA’ya yönelecek hissedar alâkasının ortadan kalkmasına yol açmıştı. Buna bir de Sağlık Bakanlığı’nın iktisadi akılla bağdaşmayan ilaç fiyatlandırma rejimi eklenince, ilaç sanayiinin durumu büsbütün içinden çıkılmaz bir hal almıştı. Özetle Dr. Vasıf Topçu için 80’lerin başından 2001 sonuna kadar olan yıllar, gerek ülke ve gerekse de sektör için iyi değerlendirilememiş, hatta kaybedilmiş bir dönem olarak nitelenebilirdi.
Ulusal ilaç sanayii, orijinal molekül ve ihracat
Bazı çevreler Türk ilaç sanayiini orijinal molekül üretemediği ve sektörün hacmine yakışan miktarda ihracat yapamadığı için eleştirebilir. Öyle ya, 100 küsur yılık maziye sahip olan ilaç sanayiimizden çok daha kısa bir geçmişe dayanan bazı sektörler; kahverengi ve beyaz eşya sektörleri ile otomotiv sanayii, şu anda hem birçok patent aldığımız, hem de onlarca milyar dolarlık ihracat yapabildiğimiz alanlar olarak öne çıkmaktalar. Dr. Topçu, Türk ilaç sanayiinin bu sektörlerle aşık atmasının çok zor olduğunu savunuyor. Sektörün, her şeyden önce mevcut şartlar altında orijinal molekül üretmesinin hayal olduğuna inanıyor. Sektörün duayenlerinden olan bu bilge hekime kulak verecek olursanız, orijinal molekül üretemeyince ciddi bir ihracatçı da olamıyorsunuz. Günümüzde orijinal bir molekül için harcanması gereken kaynakların yüzlerce milyon dolara ve gereken sürenin ortalama 10 yıla eriştiğine işaret eden Topçu, milli ilaç sanayimizin buluş yapabilmesi, patent alması, orijinal moleküller üretmesi için devlet bazında ulusal politikalar üretilmesini zorunlu görüyor. Vasıf Topçu’ya göre devlet, ne yazık ki, ilaç sanayiinin stratejik niteliğini tam olarak kavrayabilmiş değil. Oysa burnumuzun dibinde, Irak’ta yaşanan insanlık dramını mercek altına alırsak, ulusal ilaç sanayii olmayan bir toplumun ne büyük tehditler altında kalabileceğini rahatlıkla anlayabiliriz.
Orijinal molekül üretemiyoruz, ama
Evet, ulusal ilaç sanayimiz finansal birikime sahip olamadığı için, orijinal molekül üretecek atılımı yapamadı. Yapamadı yapamamasına da, mevcut ürünlerin pek çoğunun etkin maddesini, üstelik de dünyanın her yerinde tescil edilen kalitede, üretebilecek bir alt yapıya ve insan kalitesine erişti günümüzde. Bugün dünyada çok az merkezde üretilebilen, çok kritik ve stratejik pek çok ilaç etkin maddesi milli ilaç sanayiimiz tarafından üretilmektedir. Bu sayede de, sektörün milli kanadının dünyanın dört bir yanına yaptığı ihracat, yavaş ama sağlam adımlarla yükselmeye devam ediyor. Dr. Vasıf Topçu, siyasal ve ekonomik istikrarın korunması ve devletin milli ilaç sanayiinden gelen haklı taleplere kulaklarını tıkamaması durumunda ilaç sanayiinin geleceği için iyimser olmak gerektiğine işaret ediyor.
Tünelde iki katta başlayan hizmet aşkı
Doktor Topçu, DEVA’nın nereden nereye geldiğini anlatırken, kat edilen mesafenin büyüklüğüne dikkat çekiyor. İstanbul Tünelde 46 yıl önce bir apartmanın 2 katında başlayan DEVA’nın öyküsü bugün onlarca tesise yayılmış, on binlerce metrekarelik kapalı üretim ve hizmet alanına ve bütün Türkiye sathında hizmet veren binlerce kişilik yüksek kaliteli ve uluslararası standartlarda eğitimli bir çalışanlar ordusu boyutuna varmış durumda. Dr. Vasıf Topçu, birkaç idealist arkadaşıyla 1958’de yaktıkları hizmet meşalesinin, senelerce sağlık politikalarını yürütenlerin, memleketin uzun vadeli menfaatlerini değerlendirmekte yetersiz kalmaları ve politik istikrarsızlık-ekonomik krizler-deprem gibi onca dış şoka karşın günümüzde Türk ilaç sanayiinin en sağlam bünyeli firmalarından birisine dönüşmesinden haklı bir gurur duyuyor olmalı. Ölçekler düzeyinde her şey değişmiş, hem de üstel bir biçimde. Ancak bir şey var ki o hiç değişmemiş: Dr. Vasıf Topçu’yu 52 yıl önce meslek hayatına adım attığında tesiri altına alan o engin hizmet ve memleket aşkı.
Son söz Doktorun
‘İleriye ümitle bakmak lazım. Maceraya atılalım demiyorum, ancak kendimize güvenmemiz şart. ‘Ben yaparım!’ demezseniz, şartlar çok elverişli olsa bile başarılı olamazsınız. Türkiye’nin geleceğini olumlu görüyorum. Gelecek 10 yılda daha da iyi olacağız. Çalışmadan, çok çalışmadan başarılı olmak mümkün değil. Gelecek kuşakların bizim çektiklerimizi çekmeyeceklerini sanıyorum. En azından makro ekonomik göstergeler çok daha iyi olacak. Bu yüzden de gelecek kuşaklar enerjilerini, bizim yaptığımız gibi, istikrarsızlıkla, krizle ve enflasyonla mücadele etmeye değil, buluşa, patente, ihracata hasredecekler, geleceğimize güvenmeliyiz’.