RÖPORTAJ
 

Ethem Sancak:
"Eczacıyı asla kendi sorunuyla baş başa bırakmayacağız"

Hedef Sağlık: Ülkemiz bir değişim süreci içerisinde. Önünde devasa bir AB projesi var. Bu gelişmeler dikkate alındığında, ilaç sektörünün üç aktörü üretici, dağıtıcı ve eczacı açısından durum nedir? Ne kadar hazırlıklıyız?
Ethem Sancak: Doğrusu çok hazırlıklı olduğumuz söylenemez. Biz geçmiş yıllarda hükümetleri eleştirirdik. 30-40 yıldır ortalama %70 enflasyon ve hükümet ömürlerinin bir yıl olduğu bir arenada, sizin burnunuzun ötesini görmeniz, geleceğin stratejisini kurmanız mümkün değil. Yüksek enflasyonun gelecek kuşaklara en büyük zararı, ahlaki çöküntü, toplumsal dayanışmada yıkım ve geleceğe bakamamak oldu. Bu tahribatın etkileri, öyle sanıyorum ki, bir kuşak boyu sürecek.
Üç yıldır enflasyon düşüyor. İstikrarlı bir hükümet var. Hükümet, programında, sadece düzenleyici olacağını, piyasalara müdahale etmeyeceğini söylüyor. Bazılarımız "Bunlar söyler ama yapmaz" diyordu. Yapmaya başladılar. Şimdi sektör, kendini yenileyerek bu adımlara ayak uydurmalı. Sektörün geleceğiyle ilgili çok fazla karamsar değilim. Dünya ilaç sektörü bir yerlere gidiyor. İlaç üretmek çok pahalı bir iş. Önümüzdeki 15-20 yıl içinde dünyada en fazla 20-25 firma kalacak. Bunlara hitap edecek dünya çapında 5-10 dağıtıcı firma olacak. Bu iş globalleşecek. Nüfus artıyor, ortalama ömür uzuyor. Hükümetlerin ilaç bütçeleri büyüyor, kısmaya çalışıyorlar, ilacı daha ucuza almak istiyorlar..
Türkiye, uluslararası plandaki devinimden ayrı kalamaz. Türkiye aklını ve şansını iyi kullanırsa, otomobil üretim merkezi olduğu gibi, dünyanın ilaç üretim üssü olabilir. Uluslararası standartlara uygun tesislerimiz var. Eczacıbaşı, Mustafa Nevzat, Abdi İbrahim, Deva, Bilim, Sanovel vb. bir çok firmamızın sahip olduğu üretim tesislerimiz dünyayla rekabet edebilir durumda. İlaç geliştirme ve üretiminin bir çok aşamasındaki harcamaların önemli kısmını Türkiye’ye çekebiliriz. İlaç üreticileri, bu alanda milyarlarca dolarlık harcamalar yapıyor. Bu paranın gideceği çok fazla ülke yok. Türkiye, Hindistan, Meksika, Arjantin, Şili, Çin, Güney Afrika vb. birkaç ülke var. Ülkemiz akademik, teknolojik ve tıbbi açıdan gelişmiş bir ülke. Çapa, Cerrahpaşa, Hacettepe gibi önde gelen ve yetkin tıp fakültelerimiz ve uluslararası üne sahip çok başarılı hekimlerimiz var.
Türkiye’de ilaç sektörü açısından şöyle bir avantaj var: İlaç harcamamız kişi başına 50 dolar. Avrupa’nın en düşük seviyesi Yunanistan’da 120 dolar. En kötü ihtimalle bu seviyeyi yakalayacağız. Böylece, toptancı fiyatıyla 5 milyar dolara dayanmış olan ilaç sektörü, önümüzdeki 5-6 yılda 10 milyar dolara çıkacak. Bu hem dağıtıcı, hem de eczacı için devasa bir imkândır.
Devlet kendini çok iyi organize etmeye başladı. Biliyorsunuz 16 farklı sosyal güvenlik biçimi var. Bu yıl içinde, bunlar birleşecek. Tek sosyal güvenlik biçimi olacak. Eczacı bir sürü bürokrasiden kurtulacak. Sözleşme ve ödeme yeri tek olacak. Eczacıyla sosyal güvenlik kurumu arasında, aracı finans kurumu olacak. SSK’nın ilkel ilaç dağıtım biçimi lağvedildi. Bu, serbest eczacıya %30 oranında ilâve pazar getirdi. Bu sayede eczacı rahatlayacak. Umut ediyorum ki, bu soluklanma döneminde eczacı kendini geliştirir. Yatırımlarını kendi işletmelerine yöneltir. Eczacıyı iyi bir gelecek bekliyor. Kısa zamanda Avrupa eczacılık normlarını yakalayacağız.
Eczacımızın çok iyi bildiği gibi Hedef Alliance, eczane işletmesinin geliştirilmesi çabalarında eczacıya hep destek oldu. Itriyat ve kozmetik ürünleri kanalı Esko’lar, eczaneye hizmet ayağını ilaç depolarının içine taşıyarak elde ettiği fiyat avantajını hemen eczacıya yansıttı. Fiyat avantajının yanında eczacı, aynı zamanda günlük çok sayıda servisten yararlanarak stok sorununu hafifletti ve aradığı her şeyi bir arada bulabilme olanağına kavuştu.
Dağıtım sistemimiz Avrupa ile aynı seviyede. Burada problem yok. Hatta, bir kısım Avrupa ülkelerinden dağıtım alanında daha ilerdeyiz.
Tek eksiğimiz şudur; ilaç sektörünün aktörleri bir araya gelerek, kendi geleceklerini planlamıyor. Ortak gelecek perspektifimiz yok. Halbuki biz çok hayati bir sektörüz. Bunu topluma kavratmamız lazım. Birbirimizi yemeyi bırakıp, güç birliğine yönelmeliyiz. Bunu yaparsak üretici, dağıtıcı ve eczacı daha güçlü olacak, halka daha iyi hizmet edecek ve daha sağlıklı bir toplum için gayret edilecek. Bu gerçekleşirse, siyasi otorite de bize daha fazla kulak verecek. İlaç sektörü, bir asgari müşterekle 20 yıllık bir plan yapmalı. Bu stratejik planı topluma deklare etmeli ve kamuoyuna anlatmalıdır.
Bu genel analizden sonra izniniz olursa, Hedef Alliance ve sizinle ilgili bazı iddialara girmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, Türkiye’de ancak eczacı eczane sahibi olabilir. Çeşitli iddialar var. Çok sayıda eczaneniz varmış. Hatta eczanelerinizin ismi de ‘Sancak’mış. Sizin, akrabalarınızın ya da sahip olduğunuz şirketlerin eczaneleri var mı?
Türkiye’de muvazaalı eczane açmak, Eczacılık Kanunu’na aykırıdır. Kanunlar etrafından dolaşarak veya doğrudan yapmak imkânı yok. Kaldı ki, toplum tarafından tanınan, bilinen bir şirketseniz, böyle bir şeyi hiç yapamazsınız.
Ailemizin içinde eczacı olanlar ve eczacı gelinlerimiz var. Mesleği eczacılık olan bu akrabalarımıza bile, kurumsal etik ilkelerimiz gereği, müşterilerimizin yanıbaşında rakip olmamaları için, eczane açtırmıyoruz. Kanuni kazanılmış haklarını, eğitimleri için yıllarca harcadıkları çabaları, bu etiğe feda ediyoruz. Biz aile olarak ilaç dağıtımına odaklanmış, bu işi meslek edinmiş bir yapılanmayız. Dağıtımla uğraşıyoruz. Üretici üreticilik, dağıtıcı dağıtıcılık, eczacı eczacılık yapsın. Velinimetimiz olan eczacılarımıza bu kadar saygımız var. Sancak adlı eczaneler.. Bu dedikodular benim de kulağıma gelmişti. Arkadaşlarımız araştırdılar, Türkiye’nin çeşitli illerinde 4 tane ‘Sancak’ ismi taşıyan eczane varmış. Bizim bu eczanelerle ‘sahiplik’ anlamında en ufak bir ilişkimiz yok. Arzu eden, ‘hedefim.com’a girip bu eczaneleri öğrenip, sahiplerinden daha etraflı bilgi edinebilir.
Biz, bugün ya da gelecekte ve hiçbir zaman ne tedarikçimiz olan üreticiye, ne de eczacıya rakip olmadık, olmayacağız. Böyle bir iddiayı ortaya atanlar eğer bilgisiz değillerse, art niyetlidirler. Bu iddia sahipleriyle kamuoyu önünde tartışmaya hazırım.
Eczacının eczane sahibi olabilmesine dair sistemi değiştirmeyi amaçlayan bir gizli gündeminiz olduğu söyleniyor? Özellikle bu iddia, sektör içinde öne çıkan kişiliğiniz ve sektör sorunlarının çözümündeki etkinliğinize dayanılarak öne sürülüyor.
Yıllar önce eczacıya hizmet için odaklanırken, ‘biz hep eczacının yanında olacağız’ ilkesinden yola çıktık. Neden? Çünkü biz, kalıcı, uzun vadede kâr getirici, modern bir felsefeye inanıyorduk. Bunun da temeli, müşterinin ‘her şey’ olmasıdır. Bunun için birçok yeniliği eczacıya sunduğumuzda, eczacı olumlu cevap verdi. Kısa zamanda herkesi şaşırtan büyümeyi, eczacının desteğiyle sağlayabildik. Tabii bunlar olurken, oturmuş statükocu sistemleri altüst ettik. Onlar da, tek silahları olan dedikoduya başvurdular. Geçmişten beri eşitlikçi felsefeye inandığım için ‘komünist’ dediler. Güneydoğulu bir aile olmamızdan dolayı ‘bölücülükle’ suçlamaya kalktılar. Hatta, ‘hizmette sınırın ötesi’ sloganını belirlediğimizde, sınırın ötesine ilaç satacağımızı, kaçakçılık yapacağımızı yaydılar. Ailemizin ‘gelenekçi, konservatif’ yapısından dolayı tarikatçılık ve cemaatçilikle suçladılar. Her şeye rağmen, büyük eczacı camiası bu kara çalmalara itibar etmedi. Onların hakkını ödeyemeyiz. Birkaç yıldır icat edilen kara çalma aracı da, ‘zincir eczane’ kavramıdır.
Eczacı, Ethem Sancak’ı ve Hedef Alliance’ı bilir ve takdir eder. Eczacının bizi getirdiği yer ortada zaten. Eczacı bizi, en büyük piyasa payıyla bir numaralı aktör haline getirdi. Ne Hedef Alliance, ne de bu grubun başında bulunan Ethem Sancak, bindiği dalı kesecek kadar akılsız değiller. Bunu niçin söylüyorum? Şimdi düşünün: Yeni bir anlayışla ortaya çıkan Hedef Alliance, bu gün, pazarın %40’ına hakim ve dolayısıyla dağıtım sistemindeki kârın da %40’ına sahip. Geri kalan kısım, onlarca dağıtıcı arasında paylaşılıyor. Üstelik optimal büyüklük seviyesine de gelmişiz.. İktisadi terminolojiyle söylersek, dağıtım piyasalarında tekel olmaz. Buna ne üretici, ne de eczacı müsaade eder. Bu sistemin olmazsa olmazı; üreticinin üretim, dağıtıcının dağıtım, eczacının da eczane sahipliği yapmasıdır.
Varsayalım, bir gece yarısı, eczanenin sahibinin eczacı olması şartı kalksın. Bir sihirli el, Eczacılar Birliği’ne ve kamuoyuna rağmen, Eczacılık Kanunu’nu değiştirsin. Evet, o zaman ne olur? Şu olur: Bugün, isteseler bile ilaçta perakende işine giremeyen binlerce büyük zincir-market sahibi sermaye gruplarına kapı açılır. Her sermaye grubu 1000’er tane eczane açar. Bu durumu öngörmemek için, akılsız olmak gerekir. Bizim, burada menfaatimiz, varolan sistemin korunmasından yana. Böyle bir şey olursa, bunun zararını hem eczacı, hem de Hedef Alliance birlikte çeker. Hedef, bir dağ gibi eczacıların yanında ve emrinde, sistem değişikliğini isteyenlerin karşısına dikilir. Türk Eczacıları Birliği ile, yirmiikibin eczacıyla beraber dikilir. Gerisi lâf-ı güzaftır. Bunları söyleyenler de bunlara inanmamaktadırlar. Kıyıda köşede, eczacının veya eczacı kalfalarının kulaklarına fısıldayarak, bir dedikodu olarak bunu yaymaktadırlar. Kim bu sistemin değişmesini istiyor, kim istemiyor, kim icraatıyla bu gidişe zemin hazırlıyor? İyi analiz etmek gerekir. Mesela son SSK olayında olduğu gibi, maalesef az sayıda da olsa, bazı eczacı kuruluşlarının yöneticileri ve diğer bazı dağıtım kanalları, farklı niyetlerle de olsa, SSK eczane zincirinin dağıtılmasını, devletin eczacılık yapmasının son bulmasını engellemeye çalıştılar. Eczacıların cirolarının az ve zayıf kalmasını savunarak aslında zincir eczanelerin yolunu açtıklarının farkında değiller miydi? Farkında olmadan veya olarak, buna hizmet ettiler. SSK zincirinin devamı, bu sistemden nasiplenen bir çok kişi ve kurumun yanında, en büyük ihaleci dağıtım kanalının menfaatlerine uygun değil miydi? Geçmişlerinde depolarının girişlerine ‘Buraya Eczacı Giremez’ yazanların, ilaç yokluğunda ilaç saklayanların, zincir eczane dedikodularına ortak olmaları çok çarpıcı. Bize ‘zincir eczane kuracaklar’ suçlamasını yöneltenler, geçen yıllarda bir Fransız bilim adamını davet ettiler. O, öğüt verdi: "Büyük sermaye grupları zincir eczane kuracağına, kooperatifler zincir eczane kursun. Şirketleşin ve zincir oluşturun". Bunlar eczacının önünde cereyan etti. Kaderin garip cilvesine bakın.. Bu misafir Profesör, Avrupa’daki bir takım uygulamaları gerekçe göstererek bunu önerdi.
Bizim, eczacılık sistemini değiştirmek için gizli ya da açık bir gündemimiz yok. Böyle bir gündem arayanlar, önce kendi davranışlarının neye hizmet ettiğini tahlil etsinler. Kader, her alanda olduğu gibi, bizi bu alanda da eczacıya hizmete ve birlikte hareket etmeye mahkûm etmiştir.
Bu tür iddiaların temel argümanlarından birisi de, yabancı ortağınızın bazı ülkelerde zincir eczanelere sahip olması. Özellikle Rusya’daki yatırımlarınız çerçevesinde aldığınız söylenen üç eczaneyle ilgili bu iddialar..
Baştan beri söyledim. Öncelikle Türkiye’de, sonra bütün dünyada, gücümüz ölçüsünde eczacıya hizmet veriyoruz, vereceğiz. İktisadi faaliyetlerimizin esası bu olacak, buna yoğunlaşacağız. Ticari kazancımızı da buradan elde edeceğiz. Stratejik olarak ana sektörümüz ve temel beceri alanımız ilaç dağıtım işi. Temel felsefemiz insan sağlığına ve güzelliğine değer katmaktır. 1981’den beri bu felsefeyi savunuyoruz. Gelecek yüzyıllarda da bunu savunacağız.
Tabii bunu, her ülkenin kendine özgü kuralları içinde yapacağız. Biz, ülkelerin yeniden inşasından sorumlu değiliz. Veya bu ülkelerin piyasalarında ne kanun koyucuyuz, ne de kanun koydurabilecek güçlerimiz var. Çeşitli pazarların kendilerine özgü biçimlerinde eczacılara hizmet veriyoruz. Ülke içinde hedeflediğimiz yere geldiğimiz için, uluslararası boyutlarda eczacıya hizmete dört yıl önce başladık. Bunu yaparken de, bizim yaptığımız işi Avrupa’da en iyi yapan Alliance UniChem’le stratejik ortaklık kurduk.
Alliance UniChem 14 ülkede faaliyet gösteren dev bir ilaç dağıtım organizasyonudur. İçinde 100 yılı aşan geçmişi ile İngiltere’de UniChem Grubu, 25-30 yıllık geçmişiyle İtalyan Alleanza Salute var. Yine Fransa’nın en güçlü kuruluşlarından Alliance Santé var. İsviçre’nin gururu ve ilaç dağıtıcısı Galenica var. Hedef Alliance’ın da katılımıyla Alliance UniChem, on dört Avrupa ülkesinde faaliyet gösteren, yaklaşık kırk bin çalışanı olan, İkiyüzbin eczaneye hizmet veren dev bir organizasyon haline geldi. Biz de bunun bir parçası olmaktan çok mutluyuz, çok gururluyuz. Bu kuruluşla evlendik ve bir Türk markası olarak bütün Doğu Avrupa’da, Asya ve Afrika’da bayrağımızı dalgalandırma imkânına kavuştuk. Mısır’da da en büyük iki dağıtım kanalından biriyle stratejik ortaklık kurarak başarılı bir adım attık. İngiltere’de 1970’lere kadar eczane eczacınınmış. Sonra Theatcherizmin etkisiyle, Amerika’daki zincir eczaneler gibi, İngiltere’de de eczane zincirleri açılmaya başlıyor. O tarihe kadar UniChem, kooperatifti. UniChem’in ortağı olan 1000’e yakın eczacı, ortak alım politikası izledi. İngiltere’nin zincir eczaneleri bunlardır. Bunun dışında Alliance UniChem’in son bir yılda aldığı eczaneler, İtalya’da Almanların aldığı eczaneler var. İtalya’da belediyeye ait Milano ve Roma’daki eczaneleri, Celesio satın aldı. Norveç Hükümeti’nin, devlet eczanelerini özelleştirme kararından sonra, bir kısım eczaneleri Alliance UniChem aldı. Bir kısmını Avrupa’nın iki büyük dağıtıcısından biri olan Celesio, bazılarını da Finlandiyalı bir grup aldı.
Rusya’da olayın esası şudur: Biz, uluslararası başarıları kanıtlanmış bir inşaat şirketi olan Polimeks ve hepimizin yakından tanıdığı Boyner grubu ile, ilaç-inşaat-mağazacılık alanında Rusya’da bir ortaklık kurduk. Bu ortaklık, riskleri paylaşma açısından bir ortaklıktır. Küçük olsun benim olsun değil, büyük olsun bizim olsun zihniyetiyle kuruldu. Rusya 1917’ye kadar Çarlık’la yönetilen bir ülkeydi. 1917’de sosyalist sistem kuruldu. Gorbaçov’a kadar Rusya’da özel sektör anlamında hiçbir eczacının eczanesi yoktu. Bütün eczacılar memurdu ve bütün eczaneler Sovyet Devleti’nindi. Sovyet Devleti çökünce, o eczaneleri satıyorlar. Satın alacaklar için eczacı olma şartı da koymuyorlar. Herkes Rusya’da eczane almaya başlıyor. Onbin eczane özelleşti. Önümüzdeki dönemde Onbin eczane daha özelleşecek. Balkanlar kökenli bir grup Moskova’da 300 tane eczane almış. Şimdi satıyor. Belki biz de talip olacağız. Veya Moskova’da 600-700 eczane satılacak. Moskova Rusya’nın ekonomik olarak en önemli merkezidir. Tıpkı İstanbul’un Türkiye’deki rolü gibi. Biz de bu eczaneleri almaya hazırlanıyoruz. Rusya’da hem toptancılık, hem perakendecilik yapacağız. Belki Türkiye’den yüzlerce eczacıyı Rusya’ya götüreceğiz, oradaki eczaneleri yönetecekler. Önümüzdeki 10 yılda bütün dünyaya 1000 yönetici göndereceğiz. Bu yöneticilerin çoğunun eczacı olmasını istiyoruz. Kâh orada kurduğumuz bir depoda, kâh oradaki mevzuat uyarınca aldığımız bir eczane grubunda yönetici olarak eczacılarımızdan yararlanacağız.
Japonya’nın ilaç dağıtım sistemi ise bambaşkadır. Doktorlar ilacı alıp satıyor. Japonya’daki ilaç dağıtım sistemine girmek istesek ne yapacağız? Gidip Japon İmparatoru’na "Sen mevcut sistemini lağvet. İlaç dağıtımını doktorlardan al, eczacılara ver. Biz ancak bundan sonra gelip sizinle iş yapacağız" mı diyeceğiz? Şimdi biz sayın Putin’e "Bay Putin! Sayın Rusya federasyonu yetkilileri! Siz bu eczaneleri satın alacak olanlara eczacı olma şartını koyun. Sonra biz gelip ilaç dağıtalım" mı diyeceğiz? Böyle bir komedi olabilir mi?
Her ülkenin kendine özgü şartlarında, yasal düzenlemelerinde hareket edeceğiz. İlacı o şartlarda dağıtacağız. Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkmayacağız.
Genel gelişme trendi olarak bakarsak, ekonomik alanda, küçük ölçekten büyük ölçeğe doğru gidiyoruz. Türkiye’de eczane eczacısına dayalı, küçük ölçekli mevcut uygulamanın bir geleceği var mı?
Bize ‘zincir eczane kuracaklar’ diyenler, aslında, eczacıları ‘zincir eczaneye’ mahkûm ediyorlar. Onlar eczacılara şöyle diyor: "Pazar ister istemez Amerika’nın etkisiyle büyük ölçeğe gidecek. Büyük ölçek, bizim perakende sektöründe ifadesini zincir eczanede buluyor. Ey eczacı! Senin kaçınılmaz kaderin zincir eczanedir. Ama bunu Hedef yapacaktır. Onun için dikkat edin 5-6 yıl sonra sizin eczanelerinizi alıp, sizi kendisine memur edecek olan Hedef’e şimdi hizmet ediyorsunuz". Bu söylemle, kendilerince eczacıyı bizden soğutacaklar. Eski depolara yöneltecekler, ya da kendilerine yöneltecekler. Bu gerçekleşecek bir şey değil. Eczacılığın diğer perakendeci sektörlerden farklı bir özelliği var. Eczacının iki fonksiyonu var. Mesleği eczacılık bile olsa, bazı tuhaf bakışlı arkadaşların göremediği budur. Eczacıların rolünü sadece ilaç alıp satan ve bundan para kazanan bir tezgâhtar olarak görüyorlar. Bunlar eczacının ilaca dair rehberliğinin bir bilimsellik gerektirdiğini, insanlığın uzun vadede hep buna ihtiyaç duyacağını gözardı ediyorlar.
Bunu dikkate alırsak, trend şimdi Amerika’da bile tersidir. Amerikan kapitalizmi 1940’lardan sonra ölçek nöbetine girerek, her şeyi büyük ölçeğe çevirmeye çalıştı. Yanıldığı bir konu vardı, hastaya hizmet olayı. Binlerce eczane açılıyor ama, hastanın ilacı kullanacağı zaman ihtiyaç duyacağı rehberliği, Amerika’daki tornadan çıkmış tezgâhtar eczacı memurlaştığı için beceremiyordu.Veya vatandaş bununla tatmin olmuyordu. Sonsuza kadar insan, kâra mahkum olmaz. Her şey kâr değil. İnsanlık sağlığın peşinde koşarken, ilaç alırken, eczacıya ihtiyaç duyacak. Yani trend tersinedir. Niçin Fransa, Almanya, İtalya hâlâ, bizde de uygulanan sistemi tercih ediyor? Çünkü orada kamuoyu insana ilgiyi ve bilimsel rehberliği istiyor. Ayrıca, Avrupa’da insani değerlere olan duyarlılık daha fazla olduğu için istiyor.
Her şeye rağmen eğer böyle bir şey gerçekleşirse ne olur?
Bir muharebede yenilmek, savaşı bütünüyle kaybetmek değildir. Ola ki, Türk Eczacıları Birliği, eczacılar ve Hedef Alliance’ın mücadelesine rağmen, bazı güçler bir gece yarısı Eczacılık Kanunu’nu değiştirdi. Hedef’in önceden bir çözümü yoktur, gerek de yoktur. Önceden çözüm arayışında olmak, zımnen olacağı kabul etmektir.
Biz kendi gücümüze ve eczacının öngörüsüne güveniyoruz. O gün Yirmiikibin eczaneyle toplanacağız. Orada, Hedef Alliance, eczacıya ve kendisine karşı oynanan oyunları, eczacının gücünü arkasına alarak yenecektir. Hedef ilk ortaya çıktığında da, eczacının ve Hedef’in önünde güçlü rakipler vardı. Eczacı, bu kadar güçlü bir birliğe ve örgüte sahip değildi. İlaç yokluğunda, ilaç saklamaktan takibata uğrayanlar, bir takım cemiyet ağalarıyla el ele vermiş ve eczacının önüne barikatlar kurmuşlardı. Üreticilerden aldıkları peşinat iskontolarını eczacıya yansıtmıyorlar, kafadan siparişler gönderiyorlar, İstanbul içine bile ilacı iki gün sonra ulaştırıyorlardı. Örneğin Ege Bölgesi’nde, diğer ticari depolarla anlaşılmıştı, peşinat iskontoları düşük bir seviyede tutuluyor, keyfi sevkiyat yapılıyordu. Ortak hareket ediliyor ve Hedef’in bölgeye girişi ihtimaline karşı, firmalara baskı yapılıyordu. Ama Hedef, o gün eczacının sağduyusuna güvendi. Hizmeti eczacının ayağına götürdü. İlacı, ‘mal’ olmaktan çıkardı. Kutsal bir dava haline getirdi ve eczacının sosyal yaşamının bir parçası oldu. O gün geri gelirse, eczacının önüne böyle bir barikat konursa, yine Hedef, maddi-manevi birikimiyle eczacının yanında yer alacak. Bizim buradaki tek güvencemiz, eczacının sağduyusu ve bize olan ilgisidir. Eczacıyla birlikte bu muharebeden de galip çıkacağız.
Her şey şimdiki gibi yolunda giderse ve piyasa koşulları elverirse, en kısa zamanda, Hedef Alliance eczacıya taahhüt ettiği ikinci adımı gerçekleştirerek borsaya açılacaktır. Hedef hisselerini bir takım özel kolaylıklar da sağlayarak Yirmiikibin eczacıya teklif edeceğiz. Eczacıya diyeceğiz ki: "Gel, kurduğun Hedef’i satın al. Onun kaderine ortak ol. Sahip çık". Bunun gibi, eczacılarla beraber bir çok proje geliştireceğiz. Böylelikle Hedef Alliance, eczacıları satın almayacak. Eczacılar, Hedef Alliance’ı satın alacak
Bir kere daha ve ısrarla vurguluyorum: Türkiye ‘zincir eczane’ye mahkûm değildir. ‘Sistem kaçınılmaz olarak oraya gidecektir’ gibi bir mahkûmiyete Türk eczacısını sokmamak lazım. Kimi arkadaşlar sürekli kara haberler yayıyorlar: "Türkiye’de zincir eczane olacak". Eczacılar Birliği, Yirmiikibin eczacının örgütlü gücü, Türk insanının sağduyusu ve Hedef Alliance’nin desteğiyle, zincirleşmenin Türkiye’deki oluşumunu engelleyeceğiz.
Bir başka söylenti de eczacı kooperatiflerinin düşen pazar payları ile ilgili.. Eczacı kooperatiflerimizin pazar payları % 30’lara dayanmıştı. Şimdilerde %11’lere geriledi. Eczacı kooperatiflerini Hedef Grubu mu çökertti?
Hedef’in kooperatifleri çökertmek gibi bir çalışması olmadı. Hiç bir kurumu yıkmaya yönelik bir çabanın içinde olmadık, olmayız. Hedef Alliance’ın Anayasası’nda ‘… ilişki içinde olduğu kişi ve kuruluşların varlık zeminini tehdit eden hiçbir tutum içinde olamaz’ yazar. Bizi, hiç kimse, hiçbir zaman, eczacılığa hizmeti esas alan, dürüstlükle ticaret yapan kooperatiflerin ya da kuruluşların çıkarlarına halel getirecek bir eylemin içinde göremeyecektir. Bu, temel prensiplerimizden birisidir.
Ama şunu biliyorum: Yanlış hesap Bağdat’tan döner. Herkes bildiği işi iyi yapmalı. Üretici üreticiliğini, dağıtıcı dağıtıcılığını, eczacı da eczacılığını yapmalı. Üretici üreticiliğini yaptığı için, bugün Türkiye, yüz ağartıcı bir üretim üssüne sahip. Dağıtıcı dağıtıcılığını yaptığı için, Avrupa’nın iyi dağıtım organizasyonlarına sahipler. Ama eczane işletmeciliğinin Avrupa standartlarında olduğunu söyleyebilir miyiz? Neden? Çünkü son 15 yıldır eczacı, kendi eczanesine yatırım yapmıyor. Kimileri ona, "Sen dağıtıcılık yap" diyor. Eczacıya, "Sen bir gün ilaç bulamayabilirsin. Uluslararası ilaç tekelleri ve dağıtıcıları anlaştılar, seni ilaçsız bıraktılar. Onun için ilacı da sen dağıt" deniyor. Hatta bu, bir zaman "İlacı da sen üret" noktasına kadar gitti. Kongrelerde, "Şu kadar eczacı üyemiz var. Şu kadar şurup ve hap üretirsek, bu kadar satarız" denildi.
Türkiye Kıbrıs’a çıkınca, Batı, Türkiye’yi cezalandırmak istedi, ambargo koydu. Arz azalınca, eczacı yeterince ilaç bulamadı. Türkiye ilaçsız kaldı. O zamanki bazı klasik depolar, ilacı stokladılar, eczacıya şüpheyle baktılar. Eczacı horlandı. Biraz önce söylediğim gibi, bazıları depolarına "Buraya eczacı giremez" gibi levhalar astı. İlacı karaborsa yapanlar oldu. Kimileri yargılandı, hapiste yattılar. Meslekteki eski eczacılarımız bu olayları hatırlarlar. Bir karaborsaya düşmüş ilacı, fahiş fiyatla da olsa bulabilmek için eczacılar, bazı depoların kendisine dayattığı ihtiyacı olmayan başka ilaçları da satın almak zorunda kaldılar. Bu korku üzerinden hareket edilerek ve korkular sürekli canlı tutularak, kooperatifleşmeye yönelindi. İlk başta eczacının çok canı yandığı için, bu gelişmeye sıkı sıkı sarıldı. Pazar payları %30’lara kadar çıktı. Eczacı iyi niyetliydi. Fakat Türkiye’de bir KİT’leşme hastalığı var. İnsanoğlu kendine ait olmayan bir gömleği giyip, yıkamadan atıyor. Bu bir felsefi sorun. Kötü yönetilince, bu organizasyonların bazıları yıkıldı. Yıkılınca, milyonlarca dolarlık eczacı birikimi heba oldu. Arsalar, binalar çarçur oldu. Bu kooperatifleri yöneten bürokratların ve yöneticilerin değil, eczacıların parası heba oldu. On milyonlarca dolar para eczanelerin gelişmesine harcansaydı, şimdi başka şeyleri konuşuyor olurduk. Eczaneler daha gelişmiş ve ileri işletmeler olurdu. Onlar, kooperatifleri, bazı eczacı odalarında etkin olabilmek için kullandılar. O güzelim ekonomik organizasyonlar, -ki binlerce eczacının el emeği, göz nuruydu onlar- bazı ecza odalarının yönetimi için, birbiriyle rekabet eden, eczacıların %5’ini zor temsil eden bir azınlığın iktidar hırsına kurban edildi. Yanlış hesap Bağdat’tan döndü. 1980’lerden sonra benimsediğimiz çizgide ve AB’ye tam entegrasyon sürecinde, artık, ilaç arzında darlık ve kıtlık olması mümkün değil. Geçmişin ambargo ve petrol krizlerinden kaynaklanan darlık dönemi bitti. Eczacılık ve dağıtıcılık, iki ayrı alandır. Eczacılar, artık bu gerçeği gördüler. Eczacılar, artık birikimlerini kendi eczane işletmelerine yöneltiyor.
Şöyle bir saplantımız var yüzyıllardır: Bizi hep dışardan yıkarlar. "Bu bahar komünizm gelip, Türkiye’yi yıkacak. Önümüzdeki yıllarda Amerika gelip yıkacak. İran, Moskof, dış güçler bizi yıkacak...". Gelinle damat kavga eder, dışardan kaynana yıkmıştır, komşu yıkmıştır.
Bir dönem Türkiye’nin bütün komşularını düşman olarak gördük. Bizi, birileri dışardan yıkıyor sürekli. Böyle bir psikolojiyle, kimi kooperatif yöneticileri de "Bizi Hedef yıktı" diyorlar. Böyle garip bir kültürle, eczacı gerçek fonksiyonundan uzaklaştırılıyor. Eczacının kendi kaynaklarını riske atması gerekmez. Önümüzdeki elli yılda üretim, uluslararası pazar, arz-talep durumu sayesinde, eczacı ilaçsız kalmaz. Boşlukları birileri doldurur ve arz her zaman uygun seviyede olur.
Memlekette teşebbüs özgürlüğü var. Herkes, yasalar çerçevesinde istediği organizasyonu kurar. Geçmişte var olan ve fakat kötü yönetimleri yüzünden yıkılan hiçbir kooperatife karşı yıkıcı bir faaliyet içinde olmadık. Şimdi var olan hiçbir kooperatife ve kuruluşa karşı da yıkıcı faaliyet içinde olmadık ve hiçbir zaman olmayacağız. Biz, yaptığımız işe bakarız. Kendimizi eczacıya beğendirmeye çalışırız. Onun için kooperatiflerin varlığı-yokluğu beni pek ilgilendirmiyor. Eczacıya şunu diyoruz: "Şimdiki dağıtıcılar olmasa da, Türkiye’de ilaç olacak. Üretici ne yapıp yapıp, ilacı eczacıya ulaştıracaktır". Mutlaka üretici bir araç bulup, ilacı eczacıya ulaştırır. Üretici hiçbir zaman üçten daha az dağıtıcıya müsaade etmez. Eczacı bu rahatlık içinde olmalı. Hedef Alliance, eczacıya dese ki: "Biz olmazsak ilaçsız kalırsın!" Yalan. Eğer Hedef böyle söylerse, eczacı buna inanmasın. Farkımız varsa, yetkinleşme ve tecrübedir, o kadar.
Önümüzdeki yıllarda asla eczacıyı kendi sorunuyla baş başa bırakmayacağız. Hep yanında olacağız. Parasızlıktan dolayı ilaç darlığı çekmeyecek. Biz eczacıyla oturup sorunu çözeceğiz. Onun sağlığı, gelişmesi, ayakta kalması, iyi para kazanması, bizim yararımızadır. Biz, eczacı için her türlü fedakârlığı yapacağız.
Son zamanlarda ilaç sektörü dışında yatırımlara yöneliyorsunuz. 2002’de İlaç İcra Kurulu Başkanlığı’ndan çekildiniz. Şimdi de ilaç sektöründen çekileceğiniz iddia ediliyor. İlaç sektörü sizin için hâlâ ne ifade ediyor?
Bizim temel dokumuz ilaç. İlaç sektöründen çekilmek diye bir şey olamaz. Hedef Alliance, ilaç dağıtım sektöründe, yedi bin çalışanıyla, köklü bir gelenek ve uluslararası bir markadır. Eczacıların kurduğu eserle övünmeleri açısından söylüyorum. Rusya’nın en büyük ilaç dağıtıcısına ortaklık teklif ettiğimizde şunu söylediler: "Avrupalılar teklif etse, ortak olmazdık. Ama sizin teklifinizi değerlendireceğiz. Çünkü siz bizim rehber aldığımız öncülerimizsiniz". Bizi, Avrasya’nın ilaç dağıtımında en büyüğü olarak görüyorlar. Biz bu coğrafyaların en büyüğüyüz.
Dolayısıyla bizim Hedef Alliance'tan ve ilaçtan vazgeçmemiz mümkün değildir. Tam tersine biz, dünya çapında ilaç dağıtımına soyunduğumuzu her yerde söylüyoruz.
İcra Kurulu Başkanlığı'm bırakmaya gelince.. Biz büyük bir kurumuz. Bir Ayet'te de söylendiği gibi, 'Her fani bir gün muhakkak ölümü tadacaktır'. Ama kurumlar insan ömrünü aşan sürelerde yaşarlar. Hedef de böyle bir kurumdur. Ayrıca insan her gün yaptığı işi kanıksıyor ve kendini tekrarlamaya başlıyor. Kaldı ki insan, gençlere ve yeni nesile yerini bırakabilmeli. Benim çalışma arkadaşlarım, işi, benden çok daha iyi öğrendiler. Ben de, toplumun ihtiyacı olan bir başka alanda, aydın bir girişimci olarak, nasıl hizmet edebilirim kaygısı ve düşüncesiyle hareket ettim. Ayrıca, Yönetim Kurulu Başkanı sıfatıyla ilaç sektörünün her bakımdan içerisindeyim.
Şimdi bakıyorum, demokratik bir eczacı kuruluşunu yönetenler, üstelik seçimle geldikleri halde ve sahipleri olmamalarına rağmen, 20 yıldır aynı işi idare ediyorlar, gitmeyi bilmiyorlar. Bıkmadan, usanmadan... Güya demokratik, güya katılımcı...
Hedef, hisselerinin yüzde ellisini, uluslararası olabilmek için satmıştı. Paradan para kazanmadık, rantiyecilik yapmadık, villalar alıp satıp, eğlence mekanları kurmadık. Bunlar bizim etik değerlerimize uymaz. Bizim için üretim ve istihdam kutsaldı. Sermayenin toplumsal sorumluluklarına inanan bir felsefeye sahibiz. Memlekete nasıl faydalı olabiliriz, hangi alanda hem para kazanıp, hem ülkemize faydalı olabiliriz? Bunları kendimize sorduk. Baktık ki, gerçekten ortada bırakılmış, umut kesilmiş bir sektör var: Tarım ve Hayvancılık sektörü. Biz de birikimlerimizi bu alana yönelttik. Gazi Mustafa Kemal'in "Köylü milletin efendisidir" şiarı çerçevesinde köylüye hizmete yöneldik.
Gelecek sayımızda da, yine bize zaman ayırabilirdeniz yeni yatırım alanlarıyla ilgili konulara değinmek istiyoruz. Bu vesileyle bize ayırdığınız zaman için, size teşekkür ederim.
Tabii.. Sabırsızlıkla bekliyorum. Ülkemiz açısından tanmın ne kadar hayati bir sektör ve bu alanda hizmetin ilaç kadar kutsal bir dava olduğunu eczacılarımıza anlatacağım. Ben de, bütün eczacılarımıza derginiz aracılığıyla esenlik ve sağlıklar dilerim.