| |
Hedef
Sağlık: Kamu kurumlarının serbest eczanelerden ilaç
alım koşullarını düzenleyen protokol, Maliye Bakanı, Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve sizin imzanızla yayınlanarak 10
Şubat’ta yürürlüğe girdi. Bu protokole yol açan gelişmeleri,
varılan anlaşmanın sektöre ve topluma ne gibi katkılar
sağlayacağını anlatır mısınız?
Mehmet Domaç: Türkiye’de sosyal güvenlik kurumlarının
kapsadığı nüfus, yüzde 92 civarındadır. SSK, Bağ-Kur ve
Emekli Sandığı üç büyük kuruluş olarak nüfusun yüzde 81’ini
çatısı altında toplamaktadır. Yeşil kartlılar ise yüzde 10
civarındadır. Bunların arasından SSK, en büyük sosyal
güvenlik kuruluşu olarak nüfusun yüzde 30.7’sine kendi özel
koşulları ve yer yer evrensel kurallara aykırı yöntemlerle
hizmet vermeye çalışmakta idi. Hem hekimlik hizmeti, hem de
eczacılık hizmeti açısından, SSK’nın bu yükü kaldıramadığı
görülmüştür. SSK bu noktada iki şey yapabilirdi: Birincisi,
ciddi bir reformla hem altyapısını geliştirerek, hem de
nitelikli personel sayısını artırarak hizmet kalite ve
hızını yükseltebilirdi; ya da bu hizmeti evrensel kurallara
uygun hale getirebilirdi. Gelinen noktada, SSK ikinci
alternatife yönelmiştir. Bunun rasyonel bir açılım olduğunu
düşünüyoruz. Zira, rakamlara baktığımızda SSK’nın evrensel
ölçütlere uygun hizmet verebilmesi için, örneğin
Türkiye’deki serbest eczacı sayısı kadar eczacı çalıştırması
gerektiğini görürüz ki, bu, teknik ve mali olarak olası bir
proje değildir. Bu bakımdan, SSK’nın iyi hizmet verebilmek
için ilaç hizmetini serbest eczanelerden sağlamak dışında
bir seçeneği yoktur. Ayrıca, vurgulamış olduğumuz gibi,
evrensel kural da budur.
Sosyal Sigortalar Kurumu ile yaklaşık iki yıldır
sürdürdüğümüz uzun görüşmeler çoğu zaman sıkıntılı,
birbirini zor anlayan bir hava içinde geçti. Bu süreçte
seksene yakın toplantıya katılıp sonuç almaya çalıştık.
Toplantılar zaman zaman kesildi, iki veya üç aylık zaman
süreleri araya girdi, görüşmeciler değişti. Toplantılara
karar vericilerden çok, izlemek için katılanlar oldu. Tüm
süreçleri ara vermeden, hiçbir toplantıyı kaçırmadan
izledim. Başlangıçta sadece SSK için yapılan görüşmeler
aradan ondört ay geçtikten sonra, tüm kamu sigorta
kurumlarına uygulanmak amacına yönelik olarak devam
ettirildi.
Sektörün tamamının aynı protokol içinde yer alması, değişik
gerekçe ve yasal alt yapı eksikliği nedeni ile sağlanamadı.
Uzun uğraşlarla, birlikte ve sektörün temsilcileri ile ayrı
ayrı yapılan toplantılar sonucunda herkesi mutlu etmese de,
ortak bir yol bulundu. Bulunan ortak yol ve yöntem bir
protokole bağlanarak Maliye Bakanı, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı ve Türk Eczacıları Birliği Başkanı
tarafından 14 Aralık 2004 günü imzalandı.
Otuzüç yıl önce ülkemizde beş bin eczane varken, elimizden
alınan işçilere hizmet verme olanağı şimdi geri dönüyor.
Şimdi 22.000 eczanemiz var. Çok daha iyi hizmet verme
şansına sahibiz.
Protokol, hizmetin tek tipleştirilmesine yönelik sadece
serbest eczanelerin kullanılması bazında bazı açılımlar
getirmemiştir. Ayrıca, ödeme koşullarının da tek
tipleştirilmesi konusunda adım atılmıştır. Biz her zaman,
herkese eşit, ücretsiz, tek sosyal güvenlik şemsiyesi
altında sağlık ve ilaç hizmeti verilmesi gerektiğini
savunduk. Ancak ücretsiz derken, katılım payını
kastetmiyoruz, hemen belirtelim. Katılım payı hastanın
ilaçları akılcı kullanımını teşvik edecek bir düzenlemedir.
Bu düzenlemenin ortadan kalkması, hem ilaç savurganlığını ve
dolayısıyla hem de ilaçtan kaynaklı bir sağlık tehdidini
beraberinde getirebilir. Şimdi, herkesin tek sosyal güvenlik
şemsiyesi altında eşit olarak toplanmasının yolu açılmıştır.
Serbest eczaneler bakımından, tek tip protokole geçişin
faydaları çok büyüktür. Birincisi, SSK hariç, çoklu geri
ödeme kurumlarının yerini, tek bir kurum almıştır. Bu, geri
ödeme sistemindeki sorunları büyük oranda azaltacaktır.
İkincisi, toplam ilaç harcamalarının yüzde 40’ına sahip
SSK’lı ve Yeşil Kartlıların serbest eczanelerden ilaç
alması, ilaç pazarını yüzde 40 oranında büyütmüştür. Bu,
eczane ekonomisini önemli ölçüde rahatlatacaktır. Bir
diğeri, eczacıların ilaç danışmanlık hizmeti vermesi, artık
çok daha ciddi bir biçimde gündeme gelmiş olacaktır. Artık
rekabet, bilgiye dayalı olmaya başlayacaktır.
Uygulama bakımından, SSK’lı hastalar için çok büyük bir fark
oluşmadı. Hasta, reçetesi, vizite kâğıdı, sağlık karnesi ve
nüfus cüzdanı ile anlaşmalı eczaneye giderek ilacını
alabilecek. Onbeşbinin üzerinde eczacı SSK ile protokol
yaptı. Dolayısıyla eczane bulma sıkıntısı yaşanmayacak.
Şimdi yaşanan sıkıntı, SSK’nın provizyon sisteminin yetersiz
olması. onbeşbin eczacının aynı anda bağlanmasını
kaldırabilecek bir altyapıları henüz yok. Elbette her zaman
olduğu gibi, ilk uygulama olmasından, bürokrasiden,
altyapıdan kaynaklı sorunlar mevcuttur. Sorunları
karşılaştıkça çözen, onları öngörmeyen bir mantıkla yürümeye
çalışmak, istenir değildir ve her seferinde sistemi
kilitleme noktasına getiren bir işlev görmektedir. Ancak,
çözümler de hızla bulunacaktır. Provizyon sistemi ile ilgili
sorunun da kısa süre içinde, hatta belki bu röportaj
yayınlanmadan çözülmüş olacağını düşünüyoruz.
Kurum ödemelerinde yaşanan gecikmeler nedeniyle,
eczaneden satılan ilacın neredeyse %90’ının müşterisi de
devlet olduğu için, eczacılarımız tedirgin. Bu durumun
nedenleri nelerdir? Bu sorun nasıl çözülecektir? Kamuoyuna
da yansıyan “Aracı Finas Kurumu” arayışına siz nasıl
bakıyorsunuz? İlgili Bakanlıklar ve hükümet düzeyinde
sorunun çözümüne ilişkin bir irade görüyor musunuz?
Geri ödeme tanım olarak, tıbbi ürün veya sağlık hizmet
bedelinin tamamının veya belirli oranının kişiye/hastaya
veya hizmeti/ürünü sunan kuruluşa, sigorta kurumu tarafından
ödenmesidir.
• İlaç sanayiinin büyümesi,
• İlaç pazarında sürekli artan rekabet,
• Sosyal güvenlik kurumlarının yaşadığı darboğazlar,
• Ulusal ve uluslararası ilaç politikaları,
• Sağlık-ilaç harcamaları,
• Jenerik ilaç uygulamaları,
• Paralel ticaretteki faaliyetler,
ilaçların fiyatlandırılmasını ve geri ödemeye ilişkin
politikaları, her zamankinden daha önemli kılmıştır.
Reçeteli farmasötik ürünlerin fiyatlandırılmasında ve geri
ödeme planlarında, ülkeler arasında önemli düzeyde
farklılıklar bulunmaktadır. Tartının bir tarafında, önde
gelen ilaç şirketlerinin kapsamlı ve hasta odaklı pazarlama
kampanyaları ile pazarı şekillendirmelerine ve tüm hastalara
ulaşamama pahasına, ürünlerinin fiyatlarını istedikleri gibi
belirlemelerine izin veren Kuzey Amerika var. Tartının diğer
ucunda ise, bu firmaların milyonların ihtiyacını karşılama
potansiyeline sahip olan ürünleri aşırı ticari hale
getirmesini önleyen, seçilen Avrupa Birliği (AB) üyesi
ülkelerde uygulanan, görünürde katı referans fiyatlandırma
sistemi yer almaktadır.
Sadece ülkemizde değil, tüm dünyada sağlık sektöründe geri
ödeme, ilaçta geri ödeme ve fiyatlandırılmadan söz edilince,
akıllara sorunlar yumağı gelir. Özellikle son yıllarda gerek
sağlık, gerekse ilaç alanında sürekli önlemler alınarak,
geri ödemede nasıl daha az ödeme yapılabilir, tartışılır ve
araştırılır. Ülkeler, artan ilaç maliyetleri, fiyatları
karşısında hemen her yıl bürokrasiyi, formaliteyi artırarak;
sağlık hizmeti verenleri de, alanları da pek çok sorun ile
karşı karşıya bırakırlar. Doğuştan kazanılmış bir insan
hakkı olan sağlıklı yaşam hakkını sağlamak ve geliştirmek,
ilacın ulaşılabilir olmasını mümkün kılmak, siyasi
iktidarların görevi. Bunun için hemen her ülke, kendisine
özgü bir geri ödeme sistemi geliştirmiş durumdadır. Ancak
özüne baktığımızda, tüm geri ödeme sistemlerinin ve
fiyatlandırmanın birbirine benzediğini görürüz. Bir ülke
veya herhangi bir geri ödeme kurumu, geri ödemeyi azaltacak
bir önlem ortaya koymuş ise, diğer kurumlar da söz konusu
önlemi uygulamaya başlarlar. Bu duruma Penguen Etkisi
diyoruz.
İlaç fiyatlarının tespiti hemen her ülkede bir sisteme
bağlanmıştır. Bu durumun gerçek nedeni ilaç fiyatlarının
halk sağlığını yakından ilgilendirmesidir. Ayrıca geri ödeme
sistemleri ve fiyatlandırma, sosyal güvenlik kurumlarının
bütçelerini de yakından ilgilendirmektedir. İlaç şirketleri,
kârlarını maksimize etmek için ilaç fiyatlarını yüksek
tutmak isterken, fiyatları denetlemekle yetkili kuruluşlar,
halkın alım gücünün üstüne çıkmaması için çaba harcarlar.
Sosyal güvenlik kurumları da çok sayıda uygulama ile bir
yandan kendi güvenlik şemsiyesi altında bulunan kişilere
ilaç temin ederken, diğer yandan ilaç fiyatlarının
bütçelerini aşındırmaması için önlemler alırlar.
Sağlık hizmetinin vazgeçilmezleri olan ilaç ve eczacılık
alanında sürekliliğin sağlanabilmesi, kurumların
sözleşmelerde belirtilen ödeme sürelerine uyması ile
mümkündür. Emeğiyle geçinen ve ürettiği sağlık hizmetinden
başka geliri olmayan eczacı, bu parayı devletin yerine
karşılayabilecek durumda değildir.
Genellikle ilaç ödemelerinin yapılmama gerekçesi olarak,
ödenek yokluğu ve kaynak sıkıntısı mazereti üretilmektedir.
Oysa banka batıranların devlete olan milyar dolarlık
borçları silinmekte, bir kısmı da ödenmemek üzere, yeni
deyimle, ötelenmektedir. Devletin IMF’ye ve diğer
alacaklılara olan borçları, faizleriyle birlikte günü gününe
ödenmektedir. İlaç giderleri ise yer yer eczacılara finanse
ettirilerek, mesleğimizin devam ettirilme koşulları
zorlaştırılmaktadır.
Eczacıların sağlık hizmetini sağlıklı bir ortamda
sürdürebilmesinin önkoşulu, gecikmiş ödemelerin bir an önce
yapılması ve bundan sonra sözleşmelerle belirlenen ödeme
sürelerine sadık kalınmasıdır. Ek olarak, kendi
alabileceğimiz önlemler de söz konusudur. Bunlardan
öncelikli olanı, bir finans kurumu veya banka ile
anlaşmaktır. Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti olarak
uzun zamandır bu konu üzerinde çalışıyoruz ve nihayet bir
aşamaya geldik. Ödeme gecikmelerini karşılayacak bir sistem
kuracağız. Sistem, tüm sektörün geri ödeme gecikmelerinin
yükünü o ya da bu oranda paylaşması mantığı üzerine kurulu
bir banka aracılığıyla çalışma olabilir. Şu anda bunu
projelendirmeye çalışıyoruz.
Hükümet ve Bakanlıklar düzeyinde sorunu çözme iradesi görüp
görmediğimize gelince; geri ödeme gecikmeleri sorununu
çözmek için biz Hükümet ve Bakanlıklar nezdinde çaba
harcıyoruz. En son 21 Şubat 2005 günü yapılan Bakanlar
Kurulu Toplantısı’ndan sonra, Adalet Bakanı ve Hükümet
Sözcüsü Cemil Çiçek, basına yaptığı açıklamada eczacıya geri
ödemelerin zamanında yapılacağını deklare etti. Bunu resmi
ağızdan ifade edilmiş iyi bir işaret olarak algılıyoruz.
Geri ödeme sisteminin düzgün bir biçimde işletilebilmesi ve
insanın en temel hakkı olan "Sağlıklı yaşam hakkının"
sürdürülebilmesi için, kendi hakkımızın ve toplumun
hakkının, sonuna kadar takipçisi olmamız gerekiyor. |