Türkülerin Rüzgarı
 

13 Aralık 2004 Pazartesi akşamı İstanbul Eczacılar Odası’nın Beyoğlu Kültür Sanat Merkezi’nde Eczacılar Korosu ile biraraya geldik. Onlarla yaptığımız sohbet çok ilginçti. Eczacılık gibi zor bir meslekte olmak, müzikle meşgul olmayı engellememiş, tam tersine onları müzik etrafında buluşturmuştu.
Sabahın erken saatlerinden akşamın geç vakitlerine kadar eczanedeydiler. Ailelerinden fazla eczanede hastalara yardımcı oluyorlardı. Bunca stresin altından kalkmak için müzik limanına sığınmışlardı. Her hafta bu salonda buluşup, haftanın bunaltıcılığından türkülerle, melodilerle kurtuluyorlardı. Koro, 2000 yılı Ocak ayında kuruldu. Bu koroyu oluşturan eczacı-müzisyenlerin isimleri şöyle:
Koro Şefi Sefer Boztaş-Org
Sabur Ulus-Bağlama
Özcan Ebren-Korist
Mesut Sancar-Flüt
Hakan Dilek-Ritm
Oğuz Marangozoğlu-Korist
Kemal Varol-Korist
Aynur Yerebatmaz-Korist
Serap Kabacıoğlu-Korist
Zeynep Gençoğlu-Korist
Nermin Dilek-Korist
Deniz Öndersev-Korist
Ayten Yerebatmaz-Korist
Emel Polat (Kabasa)-Vokal
Mustafa Uzunkaya-Korist
Serhat Balkan-Gitar
Bilge Kan-Ritm
Melih Tanrıtanır-Korist
Işıl Yıldırım-Korist
Vahap İlhan-Kurucu (Koronun kuruluşundan kısa bir zaman sonra, genç yaşta aramızdan ayrıldı.)

Hava soğuktu, sohbet ve türküler sımsıcaktı
Bu sohbeti yaptığımız akşam, hava oldukça soğuktu. Ama İstanbul Eczacılar Odası’nın Kültür Merkezi’ne adımımızı atar atmaz sıcak ve samimi bir atmosfer kuşattı çevremizi. Kimi arkadaşlar bağlamanın akordunu yapmakla, kimi de çay demlemekle meşguldü. Koro üyelerinin hepsi oradaydı. Hemen bir halka yaptık ve onlara sorularımızı sormaya başladık...
Koronun nasıl ve kimler tarafından kurulduğuna dair sorularımızı Oğuz Marangozoğlu şöyle cevapladı: "Bu koroyu eczacılar ve eczacı yakınları 2000 yılı Ocak ayında kurdu. Eczacı Vahap İlhan, kuruluşunda kilit isimdi. Bir de Nermin Dilek ve eşi kurucu olarak rol aldı. Hepimizin amatör müzik geçmişi var. Kimimiz türkü söylemeyi, kimimiz enstrüman kullanmayı çok seviyoruz. Daha çok koro ağırlıklıyız. Anonim türküler söylüyoruz. Veya anonim olmuş, halka mâlolmuş özgün türküler de söylüyoruz".
Koromuzun icra ettiği minik bir konseri 14 Mayıs 2004’te İstanbul Üniversitesi’nde izlemiş ve çok beğenmiştik. Seçilen parçaların bütün izleyiciler tarafından beğenilmesi, parçaların melodi ve ritm zenginliği dikkatimizi çekmişti. Bu kadar hoş bir ahenk nasıl yakalanmıştı? Bu işin arkasında kim vardı? Bu soruları Koro Şefi Sefer Boztaş "Marmara Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü’nde son sınıf öğrencisiyim. Burada herkes türküleri çok seviyor. Çocukluğumuzdan beri gelen bir türkü sevgimiz var. Daha çok eczacılara yönelik çalışmalar yaptık. İçimizde Batı müziğiyle meşgul olmuş arkadaşlar var. Mesut Bey flüt-gitar, Emel Hanım-piyano, Ayten Hanım ve Ablası, bir de Deniz Hanım.
Çalışmalarımızda gitar, flüt, keman kullanıyoruz. Batının çok sesliliği, armoni zenginliği, zaten zengin olan türkülere farklı bir güzellik veriyor. Ağıtların, Anadolu türkülerinin karakteri çok sesliliğe uygun. İnsan bedeninden yüreği çıkarırsanız, beden hiçbir işe yaramaz. Bence biz çalışmalarımızla türkülerin yüreğini yakalıyoruz ve türkülerdeki yürek atışını insanlara yansıtıyoruz. Türküleri gerçek niteliğiyle icra etmeye çalışıyoruz. Bunu da kısmen başardığımıza inanıyorum" şeklinde cevapladı.
Müzikle eczacılık nasıl birleşiyor?
Eczacılık çok fazla emek, bilgi ve dikkat isteyen, her isteyenin yapamayacağı bir meslek. Acaba koro mensupları müzik ve eczacılığı birarada nasıl yürütüyordu? Bu soruyu Emel Polat’a yönelttik. Emel Polat şöyle konuştu: "Son yıllarda eczanelerin çok ciddi problemleri var. Biz eczanesinin başında duran eczacılarız. Meslek sorunlarıyla, ülke sorunlarıyla ilgilenen eczacılarız. Bütün bunlar insanı ister istemez yıpratıyor. Müzik, insan ruhuna en iyi gelebilecek hobilerden bir tanesi .Biz burada İstanbul Eczacı Odası vasıtasıyla bir imkân yakalamış olduk. Haftanın stresini çoğu zaman müzikle burada atıyoruz. Mesleğimizin yoğun ve zor oluşu, bizi arayışlara itiyor".
Koronun diğer üyesi Mustafa Uzunkaya ise bir başka değerlendirme yaptı: "Pazartesi günleri eczacılar için çok yoğundur. Yoğun bir şekilde başlar, yoğun bir şekilde biter. Akşam buraya gelince deşarj oluyoruz. Hem kendi ruhumuza, hem başka insanlara, hem de meslektaşlarımıza aktarabilecek bir birikimimiz var".
Bu sorumuzu diğer arkadaşlar da hemen hemen aynı şekilde cevapladı. Aldığımız cevaplardan şu ortaya çıkıyordu: Sabahtan akşama eczanede hastalara hizmet veren eczacılar için müzik aslında bir sığınaktı, farklı bir meşguliyetti, dinlenmenin en güzel biçimiydi...
Türküler bizi anlatır
Biz sohbet ederken, diğer yandan demlenen sımsıcak çayın kokusu salonu kaplamıştı. Çaylarımızı yudumlarken, sohbet daha da koyulaşıyordu. Arkadaşlarımızın sözlerinden ortaya çıkan en ilginç sonuç, Korodaki herkesin ortak yönünün türküler olmasıydı. Hepsi Türkülere sevdalıydı. Peki ama neden?
Kemal Varol, konuya şöyle yaklaştı: "En az 7 yörede Türkülerimiz var. Halkın kendini anlatması türkülerle oluyor. Göçler, kentleşme, sıkıntılar türkülerde anlatılır.
Türkülerin anlatım gücü yüksek, çok şey anlatabiliyor. Diğer müzik türleri genelde soyut aşkı işler. Türküler ise gerçekle ve yaşamla içiçedir. Çağının tanığıdır türküler. Bir köyü, bir kahveyi anlatır. Gidersiniz o köyü, o kahveyi bulursunuz. Türkülerde hüzün, mutluluk ve coşku bulunur. Acı vardır, ağıtlar, oyun havaları vardır. Anadolu’yu, insanı, insana ait bütün değerleri türkülerde bulabilirsiniz. Böyle bir canlılığı vardır türkülerin. Türkülerde her şey somut olarak bulunur".
Mustafa Uzunkaya ise bir başka yöne dikkat çekti: "Türküler yüz yıllar, bin yıllar ötesinden süzülüp gelen söz ve melodi bütünselliğidir. Bu bize folklorün bir parçası olarak yansımıştır ve biz bunu ayakta tutuyoruz. Bunu ayakta tutmak demek, çok yönlü olmak demektir. Çok yönlü olmak, ayrışmak değildir. Ayrışma tepeden inme kültürle oluşur. Türküler hümanisttir. Her türkü, dünyanın başka yerlerinde dinlenebilir. Buhar makinesini kim bulduysa, biz onun müziğine evrensel diyoruz. Bu böyle olmamalı. İnsan sevgisinin önemi dünyada son yıllarda yeni yeni anlatılırken, bizim Halk ozanlarımız Yunus ve Karacaoğlan yüzyıllar önce anlatmışlar".
Oğuz Marangozoğlu, türkülerin zamanla nasıl biçimlendiğini şöyle ifade etti: "Türkünün anlatım gücü zengindir. Türküler dereye atılan taş gibidir. Bütün sivriliklerinden arınır zamanla. Allı Turnam belli bir seviyededir, biçimini almıştır. Amerikalı müzikologlar Aşık Veysel’i inceliyor bugün".
Arkadaşlarımız türküleri çok sesli müzik tarzında icra ediyorlardı. Peki bunun yöntemi nasıl olmalı? Soruyu Koro Şefi Sefer Boztaş cevapladı: "Türküleri, kalıplarını bozmadan çok sesliye çevirecek kurallar vardır. Armoni kuralları vardır. Armonize ederek soprano, alto, tenor, bas gibi ses kalıpları vardır. Onları kaynaştırarak en iyi şekilde icra etmek gerekir. Ana motifini, otantikliğini bozmadan".
Son olarak, arkadaşlarımıza icra ettikleri parçaları kasete okuyup okumadıklarını sorduk. Sorumuza Mesut Sancar "Elimizde konser kayıtları var sadece. Ses düzeni çok pahalı. Diğer ihtiyaçları kendi aramızda para toplayıp alıyoruz. Ama ses tesisatı pahalı, buna ihtiyacımız var. Amacımız ilerde güzel bir ses tesisatı almak. İstanbul Eczacı Odası yer temin etti, konser programlamada yardımcı oldu. Bunun için teşekkür ediyoruz".
Bunca sözden sonra Nazım Hikmet’in şu dizeleri geldi hatırımıza:
Bu dünyada yiyip içtiklerimin,
Gezip tozduklarımın,
Görüp işittiklerimin,
Dokunduklarımın, anladıklarımın
Hiçbiri, hiçbiri,
Beni bahtiyar etmedi
türküler kadar...
Bu güzel sohbetin ardından, Koro altı güzel türküden oluşan minik bir konser verdi. Orada geçirdiğimiz güzel dakikalar için bütün eczacı dostlarımıza teşekkür ediyoruz.