| |
Saygıyla Anıyoruz
Niyazi Kurtsan
İlk ilaçlar defne yaprağından yapıldı
Bir gün Apollon Thessalia'da kıyıları ağaçlarla gölgelenen
Peneus Irmağı kenarında, güzel, genç bir kız gördü. Bu
güzelin adı Daphne idi ve Apollon görür görmez ona âşık
olmuştu. Ormanda karşılaştıklarında Tanrı Apollon, güzeller
güzeli bu kızla konuşmak istedi, ancak Daphne ondan korkarak
koşmaya başladı. Apollon ne dediyse onu durmaya ikna
edememişti. Yorgun düşene kadar koştu, gücü kalmadığında
yere yıkıldı ve toprak anaya yalvarmaya başladı: "Ey toprak
ana beni ört, beni sakla, kurtar." Toprak ana onun
yakarışını duymuştu. Az sonra Daphne yorgunluktan ağrıyan
bacaklarının sertleştiğini, odunlaşmaya başladığını
hissetti. Gri renkte bir kabuk göğsünü kapladı. Güzel kokulu
saçları yapraklara dönüştü ve kolları dallar halinde uzandı,
küçük ayakları ise kök olup toprağın derinliklerine doğru
indi. Apollon sevdiği kıza sarılmak isterken, bu defne
ağacına çarpınca şaşırdı. O günden sonra defne ağacı
Apollon’un en sevdiği ağaç oldu ve defne yaprakları genç
tanrının saçlarının çelengi oldu. Kahramanlara ödül olarak
defne yapraklarından yapılma taçlar taktılar. Tarihin daha
sonraki dönemlerinde defne yaprağı hastalıkların
iyileştirilmesinde ilaç niyetine kullanılmaya başladı.
Efsanelere göre ilk ilaçlar defne yaprağından yapıldı.
Uygarlık süreci içersinde defne yaprağından başlayan şifa
aramaları, doğadaki diğer otlara da yönelmeyi sağladı.
Şifalı otlar insanlar için çok yararlı birleşimlerin
hammaddesi oldu. Bu şifalı otların geleneksel kullanımı,
yüzyıllar boyunca kültürel birikimlere veya yöresel
bitkilere bağlı olarak gelişti. Hindistan, Çin, Güney
Amerika doğayla daha iç içe olan ve bitkilerden elde ettiği
ilaçları tedavide kullanan ülkelerdir. Günümüzün modern
dünyasında Almanya, Fransa, İngiltere gibi ileri ülkeler,
bitkilerden doğal olarak yapılan bileşimleri, sağlıklarını
korumak amacı ile kullanırlar.

Bitkilere karşı derin bir sevgi duyar
Anadolu’da da "Otacı" denilen hekim eczacılar, bitkileri
hastalıkların tedavisinde kullandılar. Zamanla bu
uygulamalar aktarların doğmasına yol açtı. Ülkemizin
coğrafyasında var olan zengin bitki örtüsü, birçok bilim
adamımızın ilgi alanı oldu. Bunlardan biri de, yetmiş beş
yıllık ömrünün kırk beş yılını bitkilere tutku derecesinde
adayan Eczacı Niyazi Kurtsan.
Gümülcine’de dedesinin çiftliğinde yedi yaşında çevresine
meraklı bir çocuk, attan yere düşüp tehlikeli bir yara alır.
"Tüm yaşamı boyunca alnında izini taşıyacağı, derin bir
yara..." Açılan yara, o yaştaki bir çocuğa göre ağırdır. O
günkü koşullarda eczane ve doktor bulmak da kolay değil,
imkânlar çok kısıtlı. Ama kırsal kesimde insanların kültürel
mirasla devraldığı ve asırlar boyu uyguladıkları bitkisel
tedavi yöntemi uygulanır. Dedesinin çevreden topladığı Yılan
Bıçağı adlı bitkiyle iyileşir. Ecz. Niyazi Kurtsan’ın
çocukluğunda yaşadığı bu olay, zihninde büyük bir iz
bırakır. Yaşamı boyunca bitkilere karşı derin bir sevgi
duyar, otların iyileştirici güçleri olduğuna inanır.
Bitkilere olan bu inanç, aşka dönüşür ve onu "Sanayici
Kurtsan" olmaya kadar götürür.
Laboratuvarlardan sanayiye
Niyazi Kurtsan birçok aydınımızın okuduğu Afyon Lisesi’nden
mezun olduktan sonra, devletin sağlamış olduğu olanaklarla
1950 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne
girer. 1955’de fakülteyi bitirdikten sonra serbest eczane
açmaya karar verir. Ama içinde "başka bir heyecan" vardır.
Bitkilerden ilaç elde edip bu ilaçlarla insanları tedavi
etmek, onun çocukluğundan beri gelen bir hayalidir. Mezun
olduğu dönem, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesi
yıllarıdır. Ülkede ilaç sanayisi henüz yeterince gelişmemiş
ve toplumun ilaç ihtiyacı, faaliyet gösteren 200 civarındaki
laboratuvarlardan karşılanmaktadır. O dönemlerde eczaneler,
ilaçları kendi bankolarında yaparak hizmet veriyordu.
Kullanılan hammaddeler ise, genellikle yurt çapında
ormanlardan, bayırlardan toplanan bitkilerden elde
ediliyordu.
İstanbul’daki Türkiye Eczacıları Laboratuvarı da bu doğal
bitki özlerini toplatıp, bunlardan ekstreler, özler çıkarıp
eczanelere gönderiyordu. Bu ilaçlarla Türkiye, İkinci Dünya
Savaşı’nda sağlık yönünden sıkıntı çekmemiş, hastalıkları
olabildiğince önlemeye çalışmıştı. İkinci Dünya Savaşı’ndan
sonra gelişmiş ülkeler, insan sağlığına yönelik alanlarda
yatırım yapmaya başladılar ve çok sayıda ilaç fabrikası
kuruldu. Dünyada yaşanan bu gelişme Türkiye’ye de yansıdı.
Kimyasal araştırmaların gelişmesiyle yeni formüller ve
bileşikler keşfedilirken, laboratuvarların yerine ilaç
fabrikaları kurulmaya başladı. Bunların ürettiği hazır
ilaçlar, zamanla eczanelerde yapma ilaçların yerini aldı.
Eczacı ve araştırmacı Kurtsan
1950’li yıllarda eczanelerde tahdit olayı vardır. Bundan
dolayı da eczane sayısı sınırlıdır. Eczacı Niyazi Kurtsan da
bir arkadaşıyla beraber 1955’te küçük bir sermaye ile
Kocamustafapaşa Güneş Eczanesi’ni açar. O yıllarda
İstanbul’da 100-150 eczane vardır. İdealist genç Eczacı
Niyazi Kurtsan, eczacılığa başladığında eczanesinin
arkasındaki küçük laboratuvarda şifalı bitkilerden şuruplar,
merhemler hazırlar. Öksürük otu, hatme çiçeği, sığır kuyruğu
çiçeği gibi bitkilerle ürettiği ilk ürün olan pastil, kısa
sürede piyasada aranılır olur. Güneş Eczanesi’nde on yıl
boyunca sürdürdüğü kararlı çalışma temposuyla iyi bir
sermaye birikimi edinir. Bu arada parasız yatılı okul
borcunu devlete bu vesileyle öder. İç pazarın geliştirildiği
1960’lı yıllar, kendi deyişi ile "başarı yolculuğunun ikinci
durağı"...
Eczane tahditlerinin ortadan kalkması sonucu, ülkede eczane
sayıları artmaya başlar ve eczanelerde yapma ilaç dönemi
yavaş yavaş ortadan kalkar. Niyazi Kurtsan da tahditin
ortadan kalkması ile, 1965 yılında Sirkeci’de Rumlar’dan
kalma Eski Türkiye Ecza Deposu’nun yerini alarak kendine ait
Büyük Eczane’yi açar. Ama hayalinde, bugün "alternatif
tıp"ın da desteklediği doğal yaşam ürünlerini üretecek olan
tesisi kurmak vardır. O, bu emelini laboratuvarda adım adım
gerçekleştirirken, diğer yandan eşi Meral Hanım’ın da
eczacılık fakültesine girmesi, işleri daha da kolaylaştırır.
Meral Hanım, Eczacılık Fakültesi’ni bitirdiğinde kızları
Meltem ve Deniz ilkokuldan mezun oluyordu.
Eczaneden üretime
Eczanesinde etik kurallara bağlı kalan Niyazi Kurtsan,
eczacılık mesleğini, ilaç sanayisinde devam ettirmek
istiyordu. Uzun süreden beri hep ertelediği hayalini
gerçekleştirme dönemi gelmişti. Önce bir fabrika açmak
ister, fakat bu işin kolay olmayacağını düşündüğü için,
"Bilimsel araştırmalarda yeni bir formül keşfedip, bir
farklılık yaratma veya bitkilerden modern teknolojiye uyan
yeni ürünler geliştirip raf ömrü uzun, hazır ilaç şeklinde
eczanelere dağıtma" stratejisini benimser.
Göğün Han’ın dokuzuncu katında kolonya üretimiyle faaliyete
başlayan laboratuvar, Cağaloğlu Milas Han’da kozmetik
ürünleriyle üretimine devam eder. Kurtsan, Sirkeci’de Fako
İlaç’tan boşalan yere taşınır. 1969 yılında eczaneyi eşi
Meral Hanım’a devreden Niyazi Bey, aynı yıl içinde
laboratuvarı anonim şirkete dönüştürerek hayalini
gerçekleştirmiştir. Bundan sonraki temel işi, bütün vaktini
doğal- bitkisel ürünler geliştirmeye ayırmaktır. Şirket kısa
sürede ilaç, kozmetik, tıbbi sabun ve diyet ürünleri
alanında elliden fazla tescilli ürünü yelpazesine katar.1977
yılında şirket, ‘Kurtsan İlaçları Anonim Şirketi’ ünvanını
alır.
80’li yıllara gelindiğinde Niyazi Kurtsan mesleği gereği,
ilaç alanında yeni bir marka oluşturma ve şirketini büyütme
çalışmalarına girer. Eski Türkçe’de hekim-eczacı anlamına
gelen "Otacı" markasını yaratır.
Şirket yönetimine ikinci kuşağın katılması
Bir gün baba Kurtsan, lisede okuyan kızlarına "Gelecekte
tabağın içindeki yemeği siz kotaracaksınız, eğer eczacı olup
bu işe devam edecekseniz, bu işi büyüteceğiz" der. Çocukları
"Eğer siz varsanız biz de varız, sizi de işin başında görmek
istiyoruz" cevabını verirler. Daha sonra Eczacılık
Fakültesi’nden mezun olan Eczacı Deniz ve Meltem’i şirket
yönetimine dahil ederek, dört kişilik bir eczacı ortaklığını
oluşturur ve kurumsal derinleşme dönemini başlatırlar.
Niyazi Kurtsan "Bugün dünyada ileri gitmiş köklü firmaların
pek çoğu eskidir. 3-5 kuşak süren firmalar var. Bunlardan
birisi ülkemizde, mesela Hacı Bekir 1700’lerden bu yana
devam ediyor. Siz otuz-kırk yıl içerisinde oluşturduğunuz
entelektüel birikimin yok olmasını istemiyorsanız, sizden
sonraki kuşaktan birilerini bu alanda yetiştirmeniz gerekir.
Bana göre eczacının çocuğu eczacı olmalıdır, işletmecinin
çocuğu işletmeci olmalıdır. Ben torunlarımın da eczacı
olmasını istiyorum, çünkü birikiminizi nasıl geleceğe
taşıyacak? Nasıl yüzyıllık bir firma olacaksınız? Edinilen
tecrübelerin, elde edilen bilgi sermayesinin ve hazır
potansiyelin sonraki kuşağa aktarılmaması, bence cinayetle
eşdeğerdir" sözleriyle şirket yönetimine ikinci kuşağı dahil
etmenin önemini özetliyor.
Geleceğe kalacak yatırımlar
Niyazi Kurtsan’ın kararlı ve disiplinli çalışması 1990’lı
yıllarda meyvelerini vermeye başlar. Kurtsan Grubu farklı
alanlarda büyümeye devam ederek, uluslararası pazarda önemli
bir yere gelir. Fakat bir olgu vardır ki bu, Kurtsan’ı
tedirgin eder. Bu da Amerika, Japonya veya gelişmiş diğer
ülkelerin arkasında olduğu ilaç firmalarının patentli
ilaçları, rekabet yaratarak ulusal ilaç sanayisini zor
duruma sokmalarıdır. Niyazi Kurtsan, söz konusu tehlikeden
kurtulmanın yolunun, ürettiği ürünlerine patent hakkını
almaktan geçtiğini tespit eder. İlaç sanayisinde bir ilki
gerçekleştirmenin heyecanıyla, 1996 yılında Otacı Bitkisel
Pastilleri için patent başvurusunda bulunur. Viyana Patent
Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalar sonucu "Otacı
Pastilleri"nde yenilik olduğu kabul edilerek patent verilir.
Çevreden "Ar-Ge çalışmaları çok pahalı, nereden çıktı bu
paralar, nasıl patent alınır?" türünden sözler ortaya
atılır. Eczacı Niyazi Kurtsan’a göre ise patent "Gökten
zembille inen, ya da mutlaka yeni bir buluş" demek değildir.
Bilinen formüllere yeni bir katkı yapmak, tekniğin bilinen
şeklini ileriye götürecek buluş ortaya koymaktır. Aynı
zamanda geleceğinizin de teminatıdır. Güneş Eczanesi’yle
başlayıp Büyük Eczane ile devam eden, sonra da
laboratuvardan fabrikaya dönüşen Kurtsan İlaç’ı dünya
pazarlarında da yeni hedeflere taşımak isteyen Kurtsan
Ailesi, 1993 yılında yurt dışında yatırımlara girişir.
Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te Bitki Kimya Enstitüsü ile
kurulan ilişkiler sonucu, yerel bitkilerden yararlanan tıbbi
sabun fabrikası kurulur. Bugün Kurtsan Grubu’nun ürettiği
ilaçlar Türkiye’de ve dünyanın 25’den fazla ülkesinde
sağlıklı yaşam için, doğal ilaçların yararını bilen
milyonlarca insan tarafından kullanılmakta.
Yetmişbeş yıllık ömründe birden çok başarıya imza atan
sanayici, Eczacı Niyazi Kurtsan, başarının "İş ahlakı
prensiplerini uygulamaya, kişinin işine saygı duymasına,
verilen sözün doğru zamanda yerine getirilmesine ve
yeniliklere açık olmaya" bağlı olduğunu belirtiyor.
Niyazi KURTSAN
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Eczacılık
bölümünde lisans eğitimini tamamlamıştır. 1955
yılında Kocamustafapaşa’ da Güneş Eczanesi’ ni,
1965 yılında halen Sirkeci’ de faaliyet gösteren
Büyük Eczane’ yi açmıştır. 1965 yılında Sirkeci’
deki Türkiye Ecza Deposu’nu devralmıştır. 1969
yılında laboratuarlarını anonim şirkete
dönüştürmüş, 1977’ de Kurtsan İlaçları Anonim
Şirketi adını almıştır. 1980 yılında bitkilerle
tedavi eden hekim, eczacı anlamına gelen Otacı
markasını oluşturdu. Niyazi Kurtsan 11 Ekim 2004
tarihinde vefatına kadar Kurtsan Holding A.Ş.’
de Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini
sürdürmekteydi. Kendisiyle 2001 yılında
gerçekleştirilen görüşmeyi Ziyaver Şencan ve
Servet Kıran yaptı. Söyleşinin yeniden yazımı
yapıldı ve arabaşlıklar Hedef Sağlık tarafından
konuldu. |
|