| |
Ethem Sancak:
Tarım, Sosyal ve Ulusal Bir Görev
Hedef Alliance Holding A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ethem
Sancak, tarım sektörüne yönelik yatırımlarının nedenlerini
okurlarımıza anlatıyor.
Hedef Sağlık: Geçen sayımızda söz vermiştik: ‘Neden tarım
ve hayvancılık sektörü’ne yönelmiştiniz ?’ anlatacaktınız.
Evet, neden tarım ve hayvancılık sektörü? Örneğin
müteahhitlik ve turizm dururken...
Biz yatırımlarımızda finansal kaygıların yanında, sosyal
fayda gözeten, ülke çıkarlarını dikkate alan bir topluluğuz.
Bu açıdan bakıldığında tarım ve hayvancılık, AB projesiyle
birlikte, bu memlekete karşı kendisini borçlu hisseden her
iş adamının yatırım yapması gereken bir sektör olarak
önümüze çıktı. 50 yıldır yürüttüğümüz bir AB projemiz var.
Kopenhag Kriterleri’ni gerçekleştirdik. Şimdi Maastricht
Kriterleri’yle ekonomik entegrasyon başlıyor. Entegrasyona
gireceğimiz coğrafya, bir kent ekonomisi, bir kent toplumu.
Biz ise %40’a yakını köyde kalmış bir toplumuz. Köyde
kalmamızın yegane sebebi tarımın ıslah edilmemesidir. Tarım
sektöründe Cumhuriyetin ilk yıllarındaki çabalar
sürdürülseydi, bugün çok daha farklı bir durumda olurduk.
Mustafa Kemal ve arkadaşları daha savaş elbiselerini
üzerlerinden çıkarmadan ‘Muasır medeniyet düzeyine
ulaşmanın’ ilk adımı olarak tarım meselesine el attılar.
Köylüyü özgürleştirmenin ve modern bir tarım yaratmanın
çabası içerisine girdiler. Yoksul ülkenin bütçesini
zorlayarak traktörler ve modern tarım araçları ithal
ettiler. Traktörlerin üstünde fotoğraflar çektirerek,
tarımda modernleşmenin önemini topluma yaymaya çalıştılar.
Atatürk Orman Çiftliği’ni, ‘Tigem’leri, Tohum Islah... vb.
kurumları oluşturdular. Onlar tarım devrimini
gerçekleştirerek köylüyü özgürleştirmeyi ve ‘efendi’ yapmayı
amaçlıyorlardı. Daha da önemlisi, Cumhuriyetin kurucuları
modern kent toplumunun temel kadrolarını yetiştirmek
amacıyla Köy Enstitülerini açtılar. Daha sonra gelen siyasi
kadrolar köy enstitülerini kapattılar, köylüyü bir oy deposu
olarak gördüler ve popülizm yaparak, tarım ve hayvancılık
sektörünü tamamen ihmal ettiler.
Bugün gelinen nokta içler acısıdır. Nüfusun %40’ına yakın
kısmını barındıran tarım sektörü, toplam ekonomiye %11’lik
bir katkı yapıyor ve tarım sürekli geriliyor. Halbuki
Türkiye tarımı ıslah etmek zorunda. Bu haliyle Türkiye AB’ye
katılırsa, ebediyen net tarım ürünleri ithalatçısı olacak.
Böyle stratejik bir kader sorunumuz var tarımda.
TEMA’nın kurucusu Hayrettin Karaca diyor ki, "Gelecekte
buğdayı kim elinde tutuyorsa dünyaya hükmedecektir. Buğdayı
elinde tutanlar, istediğini esir edebilecektir". Hızlı
kirlenme, iklimlerin değişmesi, küresel ısınma... Önümüzdeki
20 yılda kullanılabilir tarım arazileri %40 daralacak. Buna
karşılık insan nüfusu önümüzdeki 50 yıl içinde neredeyse
ikiye katlanacak. 6 milyar nüfus 12 milyara çıkacak. Bugün
bilgi teknolojisi nasıl stratejikse, 20 yıl sonra buğday,
et, süt stratejik olacak. Bugün o sektör örgütsüz olduğu
için, örgütlenip ölçek verimliliğini yakalayan da iyi
kazanacak. Öyle bir sektör ki, ulusal ve sosyal bir misyon
yüklüyor size. Birikimimizin ağırlığını bu alana kanalize
ettik.
Biz yirmi yıldır bütün ideolojilerin kutsal saydığı ilaca
hizmet ediyoruz. Çok kutsal bir iş yapıyoruz. Maddi ve ruhi
bir tedavi sağlıyor bu iş. İlk günkü ruh ve heyecanla ilaç
sektörüne hizmeti sürdüreceğiz. Şimdi buna benzer ikinci bir
iş bulduk: Türk köylüsüne hizmet etmek. Atamız, orijinimiz,
herşeyimiz olan köy ve köylülük geleceğini ararken, onu
köylü bırakarak değil, modernleştirerek ve kentlileştirerek
medeni milletler seviyesine çıkartacak bir hizmete talibiz.

Bu alandaki yatırımlarınız ne aşamada? Tarım ve
hayvancılık alanında kısa ve uzun vadeli hedefleriniz neler
?
Bunlar benim için çok heyecan verici. Bu heyecanımı yirmi
yıldır hizmet ettiğim eczacının da paylaşacağını biliyorum.
Önce işi öğrenelim dedik. Üç yıl önce Harran’da iki güzide,
büyük kuruluşun kurduğu Koç-Ata ile görüştük. Bu kuruluşun
biri Atatürk Barajı’nı yaptı. Türk ekonomi ve girişimcilik
tarihinin abidesidir Atatürk Barajı. Buna o yıllarda
uluslararası arenadan kredi bulmak zordu. Çünkü onlar
Türklerin, Türkiye’deki insanların böyle bir abideyi
yapacaklarına inanmıyordu. Ama o şirket bunu organize etti.
İstenenden bir sene önce bitirdi. Dünyanın en büyük
barajları arasında. Bunu yapan şirket, Ata.
Bunlar yine sosyal sorumlulukla, ülkemizin en büyük
şirketlerinden Koç Holding’le Harran’da yeni bir iş modeli
geliştirmek amacıyla, Avrupa’nın en büyük çiftliğini
kurmuşlardır. 11 bin sığır var orada. Üç yıldır bu işi
öğreniyoruz. Üçte birini bize sattılar o çiftliğin. Bu arada
ben dünyanın doğu ve batısında yüzlerce çiftlik dolaştım.
Arjantin, Brezilya, Uruguay, ABD... İşi öğrenmek için
dolaştım. Önce bilmek ve öğrenmek lazım. İyi bir eğitim
aldığımı zannediyorum. İşin liderinin işi bilmesi lazım.
Bugünkü hükümet tarım ve hayvancılık sektörünün, ülkemiz
için önemini anlamış görünüyor. Onların desteğiyle de önemli
işler yapabileceğimizi sanıyorum. Cumhuriyet toprakta mirası
kabul ederek bir hata yapmış. Ailelerin elindeki topraklar
mendil gibi küçülmüş. İşletme başına 10 dönüme inerek,
dünyanın en küçük tarım işletmelerinin oluşmasına cevaz
vermiş. Ama Allah’tan özel kesimdeki topraklar, toplam
kullanılabilir toprakların üçte biri. Üçte ikisi devletin
elinde. Devlet bunların üzerine çiftlikler kurmuş. Doğal bir
tepki olarak bunu kavramış. Bu toprakları tutmuş.
Bir süre sonra devletin kurduğu müesseseler başıboş
bırakılmış ve memleketin başına sorun olmuş. Binlerce
partili torpillinin çalıştığı, iktisadi üretim yapamayan,
sermayeleri bittiği için yapamayan bu çiftlikleri hükümet
çok isabetli bir kararla, aynı işi yapma mecburiyetiyle 30
yıllığına kiraladı. Biz de geçen aylarda en büyüklerinden
birisini, Denizli-Acıpayam’dakini kiraladık. Şimdi orada
kademeli olarak 5000 baş hayvanlık süt işletmesi kuruyoruz.
Tarla tarımı yapıyoruz, tohumlama istasyonu kuruyoruz. Bunun
için uluslararası know-how da alacağız.
Bunun yanında yine Erzurum’da etçilik ve sütçülüğü
geliştirmek amacıyla yerel girişimcilerle ortaklaşa yeni
model işletmeler geliştirmeye çabalıyoruz. Örnek ve
tekrarlanabilir boyutta bir süt çiftliğine öncelik verdik.
Erzurum’da sütçülük, soğuk hava şartları nedeniyle şimdiye
kadar üstünde durulmamış bir konu. İki uluslararası şirketle
işbirliği yaptık. Soğuk iklimde süt sığırcılığı ve mera
hayvancılığı teknikleri üzerine seminerler düzenliyoruz. İki
tane yaptık. Daha da yapacağız.
Iğdır’da 200 bin dönümlük dev bir çiftliği canlandırmak ve
ortaklık kurmak üzere, Tarım Bakanlığı nezdindeki
girişimlerimiz devam ediyor. Orada da et ırkını ıslah etmek
için dev bir işletme kuracağız. 5 bin baş hayvanla
başlayacak bir işletme.
Hayvancılığı ıslah edeceğiz, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya
gidip, oradaki hayvan ırklarını buraya getireceğiz.
1800’lerde Konya ve Karadeniz Bölgesi’nden Avustralya ve
Yeni Zelanda’ya bitki ve hayvan ırkları transfer edilmiş.
Şimdi onları geri getireceğiz.
Trakya ve Ege’de iki çiftlikte modern anlamda süt işi
yapacağız. Şu anda 11 milyon litre süt üretiliyor. Bu,
Avrupa’nın süt normuna uygun değil. Bizim sütümüzde 1 milyon
organizma var. En fazla 60 bin organizma olması gerekir.
Bizdeki süt hijyen ortamda sağılmıyor, taşınmıyor,
korunmuyor. Mikroorganizmaların en çok ürediği ortam süttür.
Bir damla bozuk süt, yarım saatte bir tank sütü bozuyor. Çiğ
süt yarım saatte 2 milyon bakteri üretiyor.
Avrupalı "Benim topraklarıma süt satabilmen için, sattığın
sütün %40’ının menşeini geriye dönüp bana ispatlaman lazım.
Bunu söyleyemezsen bana süt satamazsın. Bu sütü kim, hangi
gün, hangi inekten sağdı?" diyor. Bunun anlamı şudur:
Türkiye’nin 1 milyon litre sütü var. 10 milyon litre sütümüz
böyle değildir. Bunun ıslah edilmesi lazım. Bunu üretecek
çiftliklerin oluşması lazım. İşte bu kadar kârlı bir iş,
süt. Kişi başı üretimde Avrupa ortalamasının ‘Dörtte bir’i
değiliz. Bunu 40 milyon litreye çıkarmak, ucuzlatmak ve
hijyen olarak üretmek lazım. Yoksa Avrupa şunu diyecek:
"Senin üretimin 1 milyon litre. İhtiyacın 40 milyon litre.
39 milyon litre sütü benden ithal edeceksin. Süt üretimi
yapamazsın". Böylece kota koyacaklar. Yapabilirsek 35 milyon
kişi, sütün etrafında oluşacak endüstrilerde istihdam
edilecek, büyük şehirlere akmayacak. Avrupalının günlük
hayvansal protein tüketimi 30 gram. Bizim insanımızın 8
gram. Hayvansal protein tüketimiyle zekâ arasında çok yakın
bir ilişki var.
Tarla tarımı daha içler acısı. Avrupalı veya Arjantinli
dönümden 1 ton buğday alırken, sen bu güzelim topraklarda,
bu bol güneş altında 200 kilo alıyorsun. Verim yok, ölçek
yok. El kadar, mendil kadar toprak. Hollanda’yı trenle 1.5
saatte bir baştan bir başa gidebiliyorsun. Deniz kabardığı
zaman bir kısım topraklar suyun altında kalıyor. Dünyanın en
kötü toprağı. Bir metre altı tuzlu su ve kum. Hollanda
Avrupa’nın en büyük patates, domates üreticisi. Dünyanın ilk
onunda. Güneşi de yok.
Bu ülke bizim. Bu ülkeden başka gidebileceğimiz hiçbir yer
yok. En kutsal ibadet, bu ülkeye hizmet etmektir. Biz de
buna çalışıyoruz. Gururla ifade ediyorum ki, ilaç ve tarım
gibi sosyal değeri yüksek iki sektörde ülkeye hizmet imkânı
bulmuşuz, ne mutlu bize... |