| |
Prof. Dr. Osman Özdemir:
“Hastanelerde Eczacılık Hizmeti Çok Önemli...”
|
Prof. Dr. Osman ÖZDEMİR |
| 1948'de
Çorlu'da doğdu. 1970'te İstanbul Üniversitesi
Eczacılık Fakültesi'ni bitirdi. 1970'te
doktorasını alıp, 1979'da doçent oldu. 1989'da
profesörlüğe yükselen Osman Özdemir, halen
İstanbul Üniversitesi Farmakoloji Ana Bilim Dalı
Başkanlığı görevini sürdürüyor. |
Hedef
Sağlık: Eczacılık mesleğinin geleceğini nasıl görüyorsunuz ?
Ne tür gelişmeler bekliyorsunuz ?
Prof. Dr. Osman Özdemir: Tarihsel süreçte ilk
zamanlarda eczacıyla doktor aynı kişi olmuş. Daha sonra
ayırt edilmiş. Özellikle majistral ilaçların yapılmasında,
örneğin ülkemizde 1950’lere kadar eczacının büyük bir önemi
vardı. Saygınlık bundan da kaynaklanıyor. İlaç eczanede
hazırlanıyordu. Daha sonra ilaç fabrikada hazırlanıp
eczaneye getirilince, eczacı sadece ilacı veren kişi
konumuna gelmiş. Ama ilacın doğru kullanılması, en az
teşhisin doğru konulması kadar önemli. Eğer siz ilacı yanlış
kullanırsanız, o zaman ilaçtan yarar değil, zarar ortaya
çıkar. Bu konu ön plana çıkmaya başladı. Eczacılığın eğitim
ve işlev açısından değişmesinin sebebi buydu. İlacın
eczanede yapılmaması, eczacının yeni bir işlev kazanmasına
yol açtı.
Türkiye değişim yaşamadığı için, eczacının günlük rutin
işlerinde eczacıya her gün yeni görevler veriliyor.
Eczacının kendi esas işinin dışında, yani ilacın doğru
kullanılmasının veya yapılmasının dışında çok farklı
işlevler. Defterdarlıktan parasını almak için gidiyor,
geliyor, reçetelerin düzenlenmesi, hatalar... Reçetelerdeki
sorunlar eczacının sorunu değil ama, ona yükleniyor. Bu
değişim yaşanmadığı için, Türkiye’de eczane formatında da
bir gelişme pek olmuyor.
Eğitimde büyük bir değişiklik yapılamadı. Önümüzdeki yıldan
itibaren eczacılık eğitimi 5 yıla çıkacak. Tabii ki
eczacılık biraz daha değişecek. Dolayısıyla Türkiye bu
değişimi tam anlamıyla yaşayamıyor. Zaman alacak gibi
görünüyor. Ama AB de yavaş yavaş bu değişime intibak ediyor.
Bu değişim kaçınılmaz, kimse engelleyemez. Eczacı sayısının
planlanmasını önemli görüyorum. Çünkü Batı ülkelerinde
eczacılık fakültelerinin sayısını artırmıyorlar. Biz
planlamanın öngördüğü kadarını değil, daha fazlasını
açıyoruz. Bu yönden bir sıkıntı var. Türkiye’de 25-26 bin
eczacı var. Her yıl 1100 kadar eczacı mezun oluyor. Bunu
nüfusa oranladığınız zaman, biraz fazla bir rakam ortaya
çıkıyor. Bunların çoğunluğu da eczane açtığı için, ekonomik
koşullar bu eczacıların ayakta kalamamasına yol açıyor. Bir
taraftan eczane açılırken, bir taraftan eczane kapanıyor.
Ama bunu AB’ne giren ülkeler yaşamışlar. Örneğin Fransa,
İspanya ve İtalya’da eczane açamaz konuma geliyorlar. Eczane
açmak çok pahalı. O zaman insanlar kendilerine yeni çalışma
alanları arıyorlar. İngilizce, Almanca, Fransızca bilenler,
İspanya’dan kalkıp İskoçya’ya, İngiltere’ye, Hollanda’ya
eczacılık yapmaya gidiyorlar. Hastanelerde çalışıyorlar.
Avrupa’da böylece istihdam oluyor. Bizim eczacılarımızın da
bunu sağlaması gerekiyor.

Ben Türkiye’de hastane eczacılığının rasyonel bir şekilde
yürümediğini gözlemliyorum. Hastanelerde çok sayıda
eczacının istihdam edilmesi gerektiğini, hastanelerde
eczacılık hizmetlerinin çok değişebileceğini düşünüyorum.
Örneğin nöbetlerde eczacının çalışmasının çok yararlı
olacağını tahmin ediyorum. Amerika’da gece hastanede nöbetçi
eczacı olmadan, hastane çalışmaz. Mutlaka nöbetçi eczacı
vardır. Hatta öyle ki, vardiya usulü gelip çalışırlar.
Hastanede eczacı olmazsa, ilacı başkası veremez. Bu, yeni
bir istihdam alanı ortaya çıkarıyor. Ayrıca, Klinik Farmasi
uygulamaları. Hastanelerde eczacı, hekime ilacın kullanımı
sırasında dozu, yan tesirleri, etkileşimleri konusunda bilgi
aktardığı için, eczacılar vazgeçilmez bir eleman olmaya
başladı. İyi farmakoterapi eğitimi almış eczacılar
hipertansiyon, diyabet merkezlerinde çalışabilirler ve çok
güzel yön verici olabilirler. Eczacının kendi istihdamı
açısından, ben klinik farmasinin önem kazanacağına
inanıyorum.
Hollanda’dan eczacılık uygulaması örnekleri vereyim: Kişiler
eczaneye gitmeden, hekimden yazılmış reçete aracılığıyla,
reçete doğrudan eczaneye gönderiliyor. Eczacı, yaşlı
kimselerin evine elemanıyla ilaç gönderiyor, kullanımını
sağlıyor. Bu şekilde farmasötik bakım hizmeti veriyorlar.
Bunlar eczacılık açısından çok önemli gelişmeler.
Hedef Sağlık’ta okudum: Hedef Alliance’ın Rusya’da açacağı
eczaneler için Rusça bilen eczacılar aradığını öğrendim. Son
derece sevindirici bir şey bizim için. Öğrencilerime "Derhal
bunu değerlendirin" dedim. Rusça öğrenmek zor değil.
Yaklaşık 6 ay içinde Rusça konuşabilir formata
gelebilirsiniz. İstanbul’da çok sayıda Rusça eğitim veren
kurumlar var. Eczacı da oldunuz mu, işiniz hazır demektir.
Dolayısıyla bu bugün Rusya olur, yarın AB’deki diğer ülkeler
olabilir. Onun için karamsar olmanın pek bir anlamı yok.
Yeter ki bu çağa ayak uydurun. Ben sadece eczacılık
diploması alayım, oturayım derseniz, bu iş olmaz. Şu anda
eczacılığın altın çağı deniyor. Elbette ama mutlaka
portföyünüze bir şeyler koymanız gerekiyor.
Mezuniyet
sonrasında hastane eczacılığı veya sanayi eczacılığı
düşünülmüyor..
Son sınıf öğrencilerine zaman zaman bu soruyu yöneltiyorum.
Yazılı cevaplar da alıyorum. Büyük çoğunluğu ailesi
tarafından yönlendiriliyor. Büyük bir bölümü de "Ben, işimin
patronu olacağım. Benim işyerim olacak" diyor. Üniversiteden
mezun olan öğrencilerin sadece iş bulmasını değil,
kendilerinin iş kurmasını artırmak bence daha önemli.
Kendisi neden bir ilaç deposu, araştırma kurumu veya ilaç
fabrikası kurmak için çaba göstermesin? İşveren konumuna
gelebilir. İş kurucu olmalı. Bu zihniyette insanların
sayısını artırmak gerekir. Sermaye birikimi olan bir ailenin
çocuğudur, kısa sürede ruhsat alıp yeni ilaçlar üretir. Bir
müddet bir yerde çalışıp, sonra kendi işini kurabilir.
Eczane farklı bir şey. Eczane müstakil bir iştir ama zorluğu
şuradan geliyor: İlacın %80-85’ini devlet alıyor. Devlet
daima bir gözünü eczanelere dikiyor. "Bu ilacı ben
alıyorsam, ben söz sahibiyim" diyor. Her ülkede böyledir.
Her devlet ilaca daha az para harcamak, bütçesinden daha az
para ayırmak ister, bu normaldir. Ama eğer özel sigortalar
kurulup, devlet biraz bu işlerden çekilirse, o zaman bu
eczanelerin konumları daha farklı boyutlara ulaşacaktır.
Diğer bir önemli konu da, hastane eczacılığında eczacıların
gerçek işlevini yapması. Bu, eczacılık alanında Sağlık
Bakanlığı’nın nasıl bir eczacı istediğine bağlı. Sağlık
Bakanı, eczacı profilini belirlemeli. Sağlık Bakanı "Ben
hastanede eczacı profili için şöyle bir hizmet istiyorum"
cümlesini bize söylerse, bunlar 5 yıllık eczacılık eğitimi
programında önemli bir yer alır. Daha rasyonel bir şekilde
bu konu incelenir. Böylece çok sayıda eczacı istihdam
edilir. SSK hastaneleri birleşti ve Sağlık Bakanlığı’nın çok
sayıda eczacı ihtiyacı olabilir. Bunların boyutlarını tam
olarak bilmiyoruz. Orada çok büyük bir işlev yapmadığına
inanıyorlar. Oysa bu profil belirlenirse, eczacının katkısı
çok daha rasyonel olabilir.
Zincir eczanelerin gerçekleşmesi sizce ne ölçüde mümkün ?
Türkiye’ye zincir eczane gelecek mi? Türkiye’deki eczacılık
hizmetleri değişecek mi? Bunlar en çok sorulan sorular. Eğer
AB’ne giriyorsanız, bunun önüne geçilmesi çok zor. Ancak
Türkiye’de 25 bin eczacı oldukça önemli bir meslek grubu
olduklarını gösterdiler. Burada TEB’in, eczacı odalarının
görüşlerinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Siyasi
otoriteler böyle bir kararı almakta zorlanabilirler. Her
halükârda, seçtiğimiz sistem nedeniyle, Türkiye böyle bir
olayla karşılaşabilir. Kaldı ki, eczacının dışındaki bunu
çok istiyor. Örneğin küçük semt marketleri ilaç satmayı çok
arzu ediyorlar. Ben ilacın hiçbir şekilde eczanenin dışına
çıkmasını uygun görmüyorum. Bu, eğitim düzeyiyle de
orantılıdır. İlaç eczanede ve eczacının kontrolünde
satılmalıdır. Son dönemlerde otobüslerin park ettiği
yerlerde bazı ilaçların satıldığını görüyorum. Bunu çok
sakıncalı buluyorum. 45 kişilik yolcu otobüsünü kullanan bir
şoför ilaç alıp uykusu gelirse, büyük bir kazaya yol
açabilir.
Geleneksel veya liberal eczacılık konusu tercihle ve ticari
kuralların baskı derecesiyle orantılıdır. Eczacı hizmet
verme açısından bu eczanede de, öbür eczanede de görev
yapacaktır. Bu sisteme neden gereksinim var? Veya Türkiye’de
gerçekten gereksinim var mı? Bu TEB ve eczacı odalarının
görüşleriyle orantılıdır. Onlar bunu değerlendirecekler. Biz
bunun eğitimini veririz, görüş söyleriz, kararı onlar verir.
Ülkemizde ilaç sektörünün geleceği için neler söylersiniz
?
Türkiye’de ilaç sektöründe ar-ge çalışmalarının faz
aşamaları için bir takım sistemlerin kurulacağına
inanıyorum. Çok yararlı olacağını, çok sayıda insanı
istihdam edeceğini düşünüyorum. Bu, kaliteyi yükseltip,
bilgi birikimini artıracaktır. Bu kaçınılmazdır. Yabancı
kuruluşlar da Türkiye’de bunları kurmak isteyecektir. Ar-ge
açısından önemli adımların atılacağına inanıyorum.
Türkiye’de ilaç geliştirmede faz çalışmalarının yapılacağı
üniteler oluşturulacaktır. Kaçınılmazdır çünkü maliyet daha
düşük olur, diye düşünülüyor. Aynı şekilde yerli ilaç
sanayiinin de bu tarz küçük araştırma şirketlerini satın
almaları mümkün olabilir. Bütün bu kurumlarda eczacılar
çalışabilir.
Tabii ki biyoteknoloji bölümleri, üretim yapan ilaç
fabrikalarının kendi içinde kurulmaya başladı. Ama bunlar
zor teknolojiler. Bilgi birikimi gerekiyor. Know-how
gerekiyor. Bu yönüyle kolay olmayacaktır. Ama kaçınılmaz
biçimde gerçekleşecektir. Çünkü çok büyük yatırımlar
yapıyorlar. İlaç fabrikaları inanılmaz özelliklere sahip.
Son derecede güzel. Bu yönde gelişmeler olacaktır.
Eklemek istedikleriniz..
Son olarak şunu söyleyeyim: Eczacılık fakültesi sayısı ve
öğrenci sayısıyla ilgili değerlendirme yapılmalıdır.
Özellikle fakültelerin açılmasında eğer eczacıya ihtiyaç
yoksa, planlama açısından Sağlık Bakanlığı’nın açılmama
konusunda telkinleri olabilir. Veya öğrenci sayısı
azaltılabilir. Mevcut eczacılık fakülteleri içinde,
özellikle devlete bağlı olanların birkaç tanesi bir
araştırma kurumuna dönüştürülürse, çok yararlı olabilir.
Ar-ge açısından güzel sonuçlar doğurabilir.
Eczacı, bilgisayarında sadece ilaç kayıtları değil, hasta
kayıtları da olduğu zaman, eski saygınlığını kazanır. |