Dosya
 

Eczacı Ekrem Eşkinat:
“Eczacı Hastanın Son Işığıdır”

Hedef Sağlık: Sizi sivil toplum örgütlerinde, siyasette ve meslek kuruluşlarındaki aktif kişiliğinizle biliyoruz...
Evet, lise çağlarından beri çok sayıda dernek üyeliğiyle sosyal ve mesleki faaliyetlere katılıyorum. Fakülteyi bitirdikten hemen sonra 1985’te 19. Bölge’nin Büyük Kongre Delegesi olarak Ankara’ya gittim. Trakya Eczacılar Kooperatifi Yönetim Kurulu üyeliği yaptım. İki dönem Tekirdağ Eczacı Odası Genel Sekreterliği yaptım. Büyük Kongre Delegeliği yaptım. 1990’dan sonra aktif siyasete başladım. SHP ve CHP’nin il başkanlıklarını yaptım. Üç dönemdir TEB Merkez Heyeti’nde meslektaşlarımıza hizmet üretmeye çalışıyoruz.
Bir çok uluslararası kuruluşta TEB’i temsil eden heyetlerde yer alıyorsunuz. Bu kuruluşları tanıtır mısınız ?
Ecz. Ekrem Eşkinat: Daha eczacı olmadan önce fakültede IPSF kanalıyla yurtdışı stajlarımı yaptım. IPSF, Uluslararası Eczacılık Federasyonu’nun (FİP) gençlik örgütü. Okuldan mezun olduktan sonra oda kaydıyla beraber Uuslararası Eczacılık Federasyonu’na bireysel üye oldum.
1989-90-91 yıllarında da FİP kongrelerine katıldım. 1990’da İstanbul’da 50’incisi yapılan FİP Kongresi’nde ev sahibi komite üyesiydim. Görevli de olsam, bireysel de olsa, FİP kongrelerini izlemeye ve gözlemlemeye gayret ettim. TEB’e geldiğimden bu yana TEB adına bu kongrelere katılan yapının içinde yer alıyorum. Son dört yıldır FİP’in konsey üyesiyim. Yılda bir kez toplanıyor. Ayrıca beş yıldır Avrupa Birliği Eczacılık Grubu’nun (PGEU) da toplantılarına katılıyoruz. Bu grubun gözlemci üyesiyim. PGEU toplantıları yılda üç defa düzenli olarak yapılıyor.
Dünya Eczacılık Federasyonu (FİP), Dünya Sağlık Örgütü ile koordineli çalışan büyük bir organizasyon. Ama, ben kendi açımdan AB Eczacılık Grubu toplantılarına daha fazla zevk alarak katılıyorum. Çünkü Avrupa’daki eczacılık anlayışı Amerika’daki veya Asya Pasifik’teki eczacılık anlayışından daha fazla hoşuma gidiyor.
Batı Avrupa ülkelerinde eczacılık örgütlerinin toplumdaki yeri, gücü, siyasetteki ilişkileri nedir? Etkin sivil toplum kuruluşları olarak yer tutuyorlar mı ?
Gerçekten de Avrupa’nın bütün ülkelerindeki eczacılık örgütleri, diğer meslek örgütlerine oranla daha aktif durumda. Daha sosyal, daha birbirine bağlı, daha etkin durumda.
Ama şunu da çok açıklıkla söyleyeyim: Almanya’da ABDA (Alman Eczacıları Birliği) çok güçlü bir örgüt. Avrupa’da örgüt gücü olarak TEB, ABDA’nın hemen ardında yer alıyor.
Bizim ürettiğimiz modelleri kendilerine örnek alan ülkeler var. Bir çok projeyi biz onlardan önce yapıyoruz. Daha sonra o projeyi benimseyen ülkeler oluyor.
Sizde "Avrupa Eczacılığı" vurgusu daha kuvvetli..
Amerika ile Avrupa’yı mukayese ettiğimizde çok ciddi bir temel fark görüyoruz. Bir tanesinin tarihi var, öbürünün tarihi yok denecek kadar az. Bir tanesinin tarihinden kaynaklanan çok ciddi bir kültürel mirası var. Diğerinin sonradan edinme, kendine özgü bir kültürü var.
Avrupa’da eczacılık bir kültür. Tarihin derinliklerinden bugüne süzüle süzüle, sindire sindire gelmiş. 15. yüzyıla ait eczacılık kitaplarının olduğu müzeler var Avrupa’da. Eczacılık müzeleri var. Hiç ummadığımız Slovakya’da 15. yüzyılın 14. yüzyılın kitaplarını içeren eczacılık müzesi var. Diğer müzelerdeki ilaç veya eczacılık motifli olaylardan bahsetmiyorum. Eczacılığa özgü müzeler var.
Çok eski eczaneler var. Bükreş’te Malmö’de 16. yüzyıldan bu tarafa kapısı açık olan, hangi yüzyıllarda hangi eczacılar tarafından yönetildiğini gösteren tablonun olduğu eczaneler var. Avrupa’da eczacılık, kökü çok eskilere dayanan, ciddi kültürel birikimi olan bir meslek. O bakımdan Amerika’ya ya da diğer kıta ülkelerine değil, Avrupa’ya bakmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.
Peki, bugün Avrupa’daki eczacılık ne durumda ?
Bugüne gelecek olursak, AB ülkeleri içinde iki farklı temel anlayış var. Bunlar şöyle adlandırılıyor:
1) Kuzey Ülkeleri. Hollanda, İngiltere grubu. Liberal Eczacılık.
2) Fransa, Almanya, İtalya Grubu. Geleneksel Eczacılık.
Biz bütün kalbimizle ve gücümüzle ikinci gruptaki eczacılarla birlikte hareket etmeye çalışıyoruz. Bir tanesi diyor ki, eczanenin kime ait olduğu önemli değil. Eczanenin nasıl olduğu da önemli değil. Önemli olan, hastanın alacağı eczacılık hizmetidir. Bizim de dahil olduğumuz ikinci grupta diyor ki, eczane mutlaka eczacıya ait olmalıdır. Bu, olmazsa olmaz koşuldur. Çünkü bu, doğrudan ticari bir müessese değildir. Bunun ekonomik boyutunun yanında, mesleki-etik ve sosyal boyutu da vardır. Olmazsa olmaz kural, eczanelerin herhangi bir sermayeye ait değil, eczacıya ait birimler olmasıdır. Bu çelişki daha uzun süre devam edecek gibi gözüküyor. Ama böyle bir çelişkinin olması, Avrupa’daki eczacıların birlikte olumlu işler yapmasına veya ortak yol almasına engel değil açıkçası.
Amerika’daki gibi tezgâhtar eczacılık(!), toplumsal ihtiyaçlara cevap vermiyor sanırım...
Bunu tartışmayı bile gereksiz buluyorum. Deterjanla ilacın konumunu aynı tutmanız mümkün değil! İlaç insanın yaşam kalitesini, yaşam süresini, mutluluğunu doğrudan etkileyen, olmazsa olmaz, vazgeçilmez bir ürün. Ve bu ürün, bir kullanma kılavuzuyla kullanılabilecek bir ürün değil. Eğer öyle olsaydı, ilaçların içindeki prospektüsler biraz daha anlaşılır hale getirilir (bunu savunanlar da var), hiç eczanelere gerek duyulmayabilirdi. Burada eczacıya bir gereklilik var, eczacı bilimsel bir hizmet üretiyor. Bunun için bir akademik eğitim gerekiyor. Bütün dünya, akademik eğitim gerektiren eczacılığı ayakta tutuyor.
Avrupa’da eczacılık ne kadar tercih edilen bir meslek ?
Almanya’da liseyi bitiren her çocuğun üniversiteye kaydolma hakkı var. Birkaç meslek grubu hariç. Çünkü bu birkaç meslek grubuna talep çok fazla. Bu taleplerde lise ortalamaları dikkate alınıyor. Bu birkaç meslek grubundan bir tanesi eczacılık. Fransa’da da böyle, diğer Avrupa ülkelerinde de böyle. Eczacılık okuyabilmek ciddi bir şanstır. Türkiye’de de böyledir. Son yıllarda öğrenci seçme sınavlarına baktığımda, sürekli olarak eczacılık puanlarının yükseldiğini görüyorum. Bu da yeni jenerasyonun eczacılık mesleğine ne kadar ilgi duyduğunu gösteriyor. Eczacılık puanları çok yüksek.
Gelelim ülkemize... Mesleğin bugünkü durumunu ve geleceğini nasıl görüyorsunuz ?
Şunları birbirinden ayıralım: İlaç-eczacı-eczane. İlaç evrensel bir olgudur. Bugün dünya sermayesinin çok önemli yatırım alanlarından birisi, yeni moleküller. Bunlardan vazgeçilmesi mümkün değildir. Çünkü insan dünyada varolduğu günden bu tarafa, daha uzun ve sağlıklı yaşamanın yöntemlerini aramıştır.
Eczane, eczacının halka hizmetini sunduğu mekânın adıdır. Bunun hastane karşısında olması, köşe başında bulunması gibi şeyler çok da önemli değildir. Ama bu mekân, ciddi sağlık sorunları olan insanların, o mekânda geçirdikleri süre içinde ve eczanede çalışan eczacının hizmetini verdiği süre içinde, huzur bulacağı ve rahat edeceği bir ortam olmalı. Kasvetli, bunaltıcı, daraltıcı değil.
Eczacı, birikimiyle bütün sistemin anahtarıdır. Eczacı, hastanın son ışığıdır. Eczacının görevi, ilacı vatandaşa vermesiyle bitmez, o zaman başlar. İlaç tükeninceye kadar devam eder. O zaman eczane sadece bir mekân, ama eczacı her şeydir.
Hasta, hekimi seçtiği gibi, eczacı seçme özgürlüğüne de sahiptir. Bu seçimde etkili olacak olan, o eczacının yaklaşımlarıdır, yetkinliğidir. Böyle olursa eczacılar olarak bizim paranoya haline getirdiğimiz bir takım şeylerden korkmamıza gerek kalmaz. Çünkü burada önemli olan bilimdir, aranılan bilimdir. Bu hizmeti verecek eczacıya ulaşmaktır.
Korkulardan, paranoyalardan söz ettiniz….
İnsan, korkuyu kendi iç dünyasında, kendi psikolojisinde yaratır. Korkan insanlar, genelde kendine güveni az olanlardır. Eczacılar için değil, genel olarak söylüyorum. İnsan ne kadar bilgiye sahipse, ne kadar kendini tanıyorsa, ne kadar kendini geliştirmişse, o kadar az korkar. İnsan ne kadar değişimden uzak kalmışsa, ne kadar kendine güvenini geliştirememişse, o güven alt seviyelerde seyrediyorsa, o kişi o kadar çok korkar.
Eczaneyi ilk açtığımda rafımda bulunan ilaçların birçoğu bugün yok. Onların yerine yeni ilaçlar var. Bu yeni ilaçların hiçbirinin eğitimini almadım. Fakülteyi bitirdikten sonra, meslek sonrası eğitim zorunlu olmadığı için, mesleki gelişimimi olabildiğince sağlayabildim. İlaçlar yenileniyor, gelişiyor, müthiş! İlacın gelişim hızıyla, eczacının gelişim hızı bire-bir uyumlu olmalı ki, eczacılık fakültesi diplomasına sahip olan kişinin eczacılığını devam ettirebildiğinden söz edelim. Değişen ilaç modellerini tanıyan, hastayı tanıyan, okuyan, kendini geliştiren, düzgün mekânlarda doğru hizmet veren, işini geliştiren eczacının korku duyacağı hiçbir şey yoktur. Önümüzdeki günlerde de bu yolda giden meslektaşlarımızın sosyal-ekonomik ve ruhsal olarak çok güçlü olacaklarını düşünüyorum.
Bazı çevrelerde mesleğin geleceğine ilişkin karamsar ve umutsuz bir hava var. Biraz arabesk, kahırlı... Siz geleceğe nasıl bakıyorsunuz ?
Yakın zamana kadar bu ülkede yaşayan ve Türkiye nüfusunun yarısını teşkil eden bir insan kitlesini tanımıyorduk. Onlar SSK’lıydı. Onları hiç görmüyorduk. 30 yıldan fazladır bu süreç devam ediyordu. Dünyada hiç örneği kalmamış bu durumun, bizim ülkemizden de bertaraf edilmesi gerekiyordu. Bizim, halkımızın diğer kısmıyla da tanışır hale gelmemiz gerekiyordu.
TEB yıllardır bu tezini her platformda dile getirdi ve müthiş bir çaba harcadı. Bu çabalarımızın meyvesini 2005’te aldık. Bütün bu gelişmelerin sonunda sistemin bir ayıbı ortadan kalktı. Ayakta tedavi gören hastaların tümü halk eczanelerinden ilaç alabilecek. Şimdi daha güçlüyüz. Çünkü işçiler de bizimle beraber.
Bugün, dünden daha fazla hastayla haşır-neşir oluyoruz. Daha fazla hasta, daha geniş mekânlar, daha çok bilgisayar terminali, daha nitelikli ve daha çok eleman ihtiyacı ortaya çıkıyor. Dünkü eczane kalfasıyla, bugün bizim tanımladığımız eczane teknisyeni arasında büyük fark var.
Yıllardır TEB’in Merkez Heyeti’nin sayın Başkanı her platformda eczanelerin ne şekilde değişmesi gerektiğinden, eczane bilgisayar altyapısının ne şekilde değiştirilmesi gerektiğinden, eczanede çalışacak yardımcı elemanların niteliklerinden, her şeyden bahsetti.
Meslektaşlarımız süratle değişen şartların gereğini yerine getiriyorlar. Bilgisayar terminallerinin sayısı artıyor. Yandaki dükkânlar kiralanıyor, satın alınıyor, aradaki duvarlar kaldırılıyor. Eczaneler daha büyük mekânlara taşınıyor. Ürün çeşidi artıyor. Eleman istihdamı sağlanıyor. Lise mezunu, iki yıllık, dört yıllık okul mezunu gençlerimiz eczanelerde görev alıyor. Bu rakam ciddi boyutlara ulaşacak. İstihdam sorununa ciddi bir katkı sağlanacak.

Eczane açılışları hızlandı
Eczacılık Kanunu’nun ivedilikle çıkması gerekir. Ben umutluyum. Başta Sağlık Bakanı olmak üzere, bizim kaygılarımız paylaşılıyor. Komisyonlar çalışmaya devam ediyor. Milletvekili eczacıların tümü bu yasanın hayata geçmesi için bize destek veriyor.
Elbette bu yasal değişiklikler, meslek sonrası eğitim zorunluluğundan, eczanelerin nüfusa göre sınırlandırılmasına kadar... Eczacılık ve ilaç hizmetine çok zor ulaşan bölgeler de bundan yararlanacak. Türkiye’deki muvazaalı eczane olayını bitirecek.
Eczacının bu kadar kıymetlendiği bir ortamda, kendi kıymetini bilmeyen meslektaşlarımızın çok azalacağını düşünüyorum. Meslektaşlarımızın bir kısmı mesleklerinin ve kendilerinin kıymetini bilmedikleri için, muvazaa olayına katkıda bulunuyorlar.
TEB’de geleceğe dönük mesleğin koşullarını şekillendirme çabası, vizyon dahilinde hareket etme tutumu, projeci tutumu gözlüyoruz…
Elbette... AB sürecinde daha kurallı ve sivil bir ülke olma yolunda ilerliyoruz. Çağdaş ülkelerde meslek örgütleri çok önemli ve olmazsa olmaz yapılar. Hükümetler bu alanın uzmanlarına danışmadan politika belirlemek istemiyorlar. Geniş halk kesimleri, meslek gruplarının katkısı bulunan toplumsal projelere itibar ediyorlar.
Ben TEB’in giderek sivil insiyatif tavrı koyan bir anlayış sergilediğini görüyorum. O alanın uzmanlarına danışılarak hareket edilmesi beni mutlu ediyor. Bu, ülkenin koşullarının iyileşeceğine de işaret ediyor. Çünkü uzmanlara müracaat etmeden gitmek, bilimselliği reddetmek anlamına gelir. Bu yolda harcanan emekler boşa gider. Bütün işleri planlı yapmamız lazım.
TEB açısından bakarsak, TEB sadece meslektaşlarının ekonomik koşullarını ön plana koyarak bakmadı. Halkın çıkarlarını, devletin çıkarlarını, kendi meslektaşlarının çıkarlarını bir potada eriterek, bir ortak bakış açısında projeler üretmeye çalıştı. Ne alıcısı olan devleti yok etmeye çalıştı, ne hizmet verdiği kesimleri geri planda tuttu. Tamamen bu üç boyutun birlikte yürüyebileceği, gelişebileceği modeller üzerinde zihnini çalıştırdı. Ben bu gelişmeyi siyasi otoritenin TEB’e itibar etmesinin sebebi olarak görüyorum. Çünkü birliğin önerdiği her projede mutlaka kamusal çıkar vardır. İlaca diğerlerinden daha zor ulaşan SSK’lılar eşit koşullarda ve kendi seçtiği eczanelerden ilaç alma özgürlüğüne ulaşmışlardır. Kuyrukta medet bekleyen adam gitmiş, hizmet alacak ve seçim haklarını kullanacak kişi gelmiştir.
Bu noktada işçi sendikalarının neden destek vermediklerini anlamakta güçlük çekiyorum. Ben, üyelerimin çıkarlarına hizmet eden bir uygulamaya destek veririm. Sosyal devlet anlamında, insanların iyi hizmete eşit olarak ulaşabilmesi adına önemli bir adım atılmıştır. Benim bireysel olarak iyi koşullarda olmam, benim gelecek sorunumu çözmez. Benim mesleğimin ve meslektaşlarımın tümünün iyi koşullarda olması gerekir ki, geleceğim de güvence altında olsun.
Bizim kurtuluşumuz bireysel değil, kitleseldir. Biz eczacılar olarak ne kadar talebe cevap verebilirsek, bizden hizmet alan sistemi ne ölçüde sıkıntısız olarak tatmin edebilirsek, sistem de bizim dışımızda başka arayışlara gitmez.
14 Mayıs Eczacılık Bayramı için ne söylemek istersiniz ?
14 Mayıs gün olarak değil, hafta olarak kutlanıyor. TEB 45 eczacı odasıyla Türkiye’ye yayılmış ve bu odaların her biri müthiş işler yapıyor.
En azından 500 meslektaşımız bu mesleği geleceğe taşımak için işinden, eşinden, bir takım özel zevklerinden feragat edip bu örgütte çalışıyor. Ben bu insanlardan biri olduğum için, onlarla bu emekte ortak olduğum için çok mutluyum. Örgüt yöneticiliği çok zor bir şey.

Biz çok geniş bir aileyiz, güçlüyüz.
İnsan varolduğu sürece ilaç varolacaktır. Daha uzun ve sağlıklı yaşamayı talep edecektir. Bunun için de eczacıyı talep edecektir. Yeni moleküller ve ilaçlar her geçen gün çeşitlendiği için, eczacılığın değeri de artacaktır.
Bütün meslektaşlarımın bayramını kutluyorum.