“Ülkemiz ileri medeniyetler topluluğunun özgür ve büyük bir ülkesi olacak.”
 

Ethem Sancak:

Çok sevgili çalışma arkadaşlarım, toplantının sonuna geldik. Mısır’lı yöneticilerden, değerli profesörlerimizden, sanatçılarımızdan, sizden, içinde bulunduğumuz duruma ilişkin özlediğimiz güzellikleri dinledik, paylaştık. Senede bir kere de olsa, bütün yöneticiler olarak bir araya geliyoruz. Yoğun bir süreçte hasret ve özlem giderdik. Bu çok hoş bir şölendi. 
Toplantının başında sanatçı arkadaşlarımızın canlandırdığı ‘2046 Yılında Hedef’ adlı bir tiyatro oyununu izlediniz. Bir hayali izlediniz. Sanatçılarımıza teşekkür ediyorum. Onlar bize kendi dilleriyle 50 yıl sonraki Hedef Alliance’ı anlattılar. 2040’lar, 2050’ler hayale dair şeylerdir. Gerçi anlatılanların izdüşümleri ve fikir kırıntıları bugün de yaşanıyor. Ama anlatılan proje, geleceğe ilişkin bir hayal projeydi. Bir filozof, Mustafa Kemal’in yönetici olarak dehasını tarif ederken; O, Türkiye insanının hayallerini örgütledi, diyordu. Oradan çıkarttığım sonuç şudur ki, yöneticiler yani siz, hayalleri örgütleyebilme becerisi gösteren insanlarsınız.

Mesleğimiz kutsal..
Biz, zor bir uğraşın insanlarıyız. Derman için koşturmak, derde deva olmak için uğraş vermek ve mutlak olan ölümü insanoğlu için geciktirmek, insanın sağlıklı bir ömür sürmesine hizmet etmek çok zordur. Bu zorluğundan dolayı insanlık, tarih boyunca yarattığı bütün uygarlıklarda, ideolojilerde ve dinlerde bu işimizi kutsamıştır. Dinler ve milliyetler üstü olarak ele almıştır. İnsanın sağlığına hizmet etmek, böyle bir kutsal mesleği ifade ediyor. Şimdi modern dünya buna “Sağlıklı Yaşam Bilimi” diyor. Bu zincirin tamamlayıcı bir parçası da “İlaç tedariği”dir. İşimiz daima zorlukları aşmak ve yenmektir. Mensubu bulunduğunuz Hedef Alliance’ın sürecine damga vuran, bu süreci tuğla tuğla ören ve bu zorlu mücadeleyi bu güne getiren temel taşlarımız sizsiniz. Sizdeki kendine güven, inat, zorlukları yenme ruhu yüzünüzden okunuyor. Ve zaten sizi farklı kılan, pazarının lideri kılan, Türkiye’nin en güzide şirketinin yöneticileri yapan da bu. Siz ‘bu’sunuz. Benim nazarımda da ‘bu’sunuz, toplum nazarında da ‘bu’sunuz. Lütfen kendiniz de, kendinizi böyle görün. Hep birlikte kibirliliğe kaçmadan kendi hazinemizin, kendi gücümüzün farkında olmalıyız ki, biraz sonra bahsedeceğim büyük zorlukları aşabilelim. 

“Her geçen gün, her bakımdan..”
İşe başladığımızda henüz birkaç kişiyken, arada bir yaptığımız toplantılarda katettiğimiz mesafeleri dile getirmek ve sloganlaştırmak için, üzerinde anlaştığımız ve benim tarafımdan dillendirilen, büyük sanatçının söylemi vardı. Dünyanın en ünlü film yönetmenlerinden Emir Kustrica’nın bir filminde, bir çocuğa söylettiği meşhur laf var ya: “Her geçen gün, her bakımdan daha iyiye gidiyoruz”. Şu geçen birkaç gün içinde Başkanınız olarak bunu gördüm ve bunun memnuniyetini gerçekten yaşadım. Bu başarı, tabii salt şuradaki Yöneticiler Genel Kurulu’na katılmış 400 yönetici arkadaşımı kapsamıyor. Şu anda bizi ekranları başında dinleyen, yönettiğiniz bizim en kutsal varlığımız ve zenginliğimiz olan 5 bin kişilik “Hedef Çalışanları Ordusu”nu da kapsayan bir şey söyleyeceğim. Ünlü ilkçağ bilgini ve Sirakuza’da Roma’ya hayatı zindan eden Arşimet’in söylediği bir laf var. Kuvveti tarif etmek için söylediği bir cümleydi: “Bana istediğim uzunlukta bir ‘kaldıraç’ verin, dünyayı yerinden oynatayım”. Ben de diyorum ki, biz böyle bir güce sahip oldukça, dünyayı yerinden oynatmamamız için hiçbir sebep yok. Türkiye ilaç piyasasını yerinden oynattığımız gibi, gelecekte hep birlikte dünya ilaç piyasasını da yerinden oynatabiliriz. Yeter ki bu güç elimizde olsun. Yeter ki siz birleşik bir inanç gücü olarak, Arşimet’in tarif ettiği o muhteşem ‘kaldıraç’ olarak elimizde olun. Önümüzdeki dönem gerçekten, dünyayı yerinden oynatmak kadar zorlu bir görevin arifesindeyiz. 

Ülkemizin ve Hedef Alliance’ın önü aydınlık, görevler zorlu..
Türkiye ve sektör son 50 yılda görülmeyecek ölçüde dönüşüme gebedir. Üç trend bunu zorunlu kılıyor. Küreselleşmenin aracı olan, insanoğlunun yarattığı en büyük organizasyonlardan biri olan Dünya Ticaret Örgütü’nün dünya ticaretine getirdiği kurallar ve küreselleşmenin aldığı boyut, Türkiye’nin yoğun bir şekilde dönüşümünü zorluyor.
Diğer taraftan, AB’nin eşit ve özgür bir üyesi olma konusunda Türkiye’nin katettiği yol, bizi yoğun bir şekilde dönüşüme zorluyor. 3 Ekim’de müzakereler başlıyor. Ve 10-15 yıl içinde biz o topluluğun eşit ve özgür bir üyesi olacağız. Bu konuda bir sürü spekülasyon var. Ben şahsen ana gidişin bu yönde olacağına inanıyorum. Ve biz de hesabımızı çoktan o dünyanın bir parçası olmuş bir kuruluş olarak yaptık. Evet, biz 2001 yılından beri zaten Birleşik Avrupa’nın en önemli şirketlerinden biriyiz. Ve ülkemizden önce AB’ne girdik. Ülkemizin de yüzünün akıyla ve onuruyla bu yolu katedeceği, o ileri medeniyetler topluluğunun özgür ve büyük bir ülkesi olacağı inancını taşıyorum. Türkiye’nin yoğun dönüşmesine yol açacak ciddi ve zorlu bir uğraştır bu. Üst yapıda, hukukta dönüşmek nispeten kolaydır. Nitekim, 40 yıl bekledik, 3 yılda bizden istenilen bütün kural ve kaideleri çok hızlı bir şekilde parlamentolardan geçirerek, Kopenhag Kriterleri’ni realize ettik. Ama şimdi artık ekonomik dönüşüm ve sisteme entegre olmak, bir kent toplumu olmak zorunluluğu var. Bu zorlu olacak, ama olacak. Bu trend bizi çok yoğun bir şekilde etkiliyor ve dönüşüme zorluyor. 
Bütün bunlardan çok daha önemli bir dönüşüm manivelası, son üç yılda girdiğimiz yeni ekonomik iklim. Sıfır enflasyonlu, reel ekonomik iklim. Biliyorsunuz, yıllar önce bizi yönetenler “Borç yiğidin kamçısıdır” diyerek ülkeyi bir batağa soktular, borçlarımızı dağ gibi büyüttüler. Ve enflasyon denilen yoksul vergisini halkımızın başına bela ettiler. Ve biz, öyle bir iklimin insanları olarak büyüdük. Biz toplam insanlık camiasının içinde yılda ortalama %100 enflasyonu yaşayan, zaman zaman %7000 enflasyonu yaşayan bir ülkenin talihsiz çocukları olarak büyüdük. Maalesef içine düşürüldüğümüz durum buydu. Ama üç yıldır artık değil. Üç yıldır Türkiye’nin bayrağı kadar kutsal olan parası, bütün yabancı paralar karşısında değer kazanıyor. Ülke değerleniyor. Çok değil, 2001 yılında şirket olarak da böyle bir süreci yaşamıştık. Alliance Unichem’le bir evlilik yaptık. Şirkete bir değer biçildi. Ülkenin basiretsiz yöneticileri yol açtıkları kriz ortamıyla ve aldıkları kararlarla, şirketimizin değerini %50 düşürdüler. Düşünün, dişinizi tırnağınıza takıyorsunuz, uğraşıyorsunuz, emek veriyorsunuz, bir şirketi ve gücünü kuruş kuruş inşa ediyorsunuz. Ama sizi basiretsizce yönetenler, bir gece yarısı operasyonuyla, servetinizin, şirketinizin değerini birdenbire yarılıyor. Buralardan geldik ve çok şükür bugün artık bunlar çoluk çocuğumuza anlatılacak kötü anılara dönüşmek üzeredir. Tabii, bundan rahatsız olanlar da var. Geçmiş 40 yılın haramileri, bozulan düzenlerinin yeniden tesisi için, yaratılan bu tabloyu bozabilmek için, her türlü değeri istismar ediyorlar. Bütün bu kutsal değerleri kendi çıkarları için kullanıp, eskiyi hortlatmaya çalışıyorlar. Artık Yağma Hasan’ın böreği yok. Bu halk kendine gelmiştir. Kendi kaderine de el koymuştur ve koyacaktır da. Buna duyduğumuz inançla Türkiye’nin yeni döneme hazırlanması konusunda zorlu görevlerinin olduğunun altını çizmek istiyorum. 
Enflasyon bitmiştir, rakamlar suyunu çekmiştir. Artık geçmişte önemsemediğimiz ve bir yemeğin sonunda alınan tattan dolayı garsonu ödüllendirmek için vereceğimiz bahşiş parasının miktarı da, önümüzdeki dönem çok önemli olacaktır. O kadar küçülecek rakamlar. Kuruşlarla uğraşmak durumunda kalacağız. 

Değişime, dönüşmeye hazır olmalıyız..
Bu sürece girmek sevindirici. Ama yeni girilen bu sürecin kurumlarını biz bilmiyoruz. Maalesef 40 yıl boyunca farklı iklimin farklı kurumları ve farklı değerleriyle yoğrulduk. Şimdi hızla kendi kendimizden ayrılacağız. Kendimizin karşısına geçeceğiz ve kendimize telkin ederek yeni insan olmamız gerektiğinin bilincini, kendimize aşılayacağız. Bu dönüşüme hazır mısınız arkadaşlar? Gerek Grup Yürütme Kurulu toplantısı, gerek son 1.5 gündür yaptığımız konuşmalar ve dışarıdaki posterleriniz, meseleyi algıladığımızı gösteriyor. Algılamak yetmez. Ruhunuzun ta derinliklerinde bunu hissedip, vücudunuzun en ücra köşesindeki zerresine bu yeni kültürü enjekte etmelisiniz. Neden? Ülke vatandaşı olarak da , Hedef çalışanı olarak da geçmişten farklı olmak zorundayız. Enflasyonist dönemin ticari zihniyetinden arınmalı, yeni dönemin kurallarına adapte olmalıyız. Çünkü siz sadece kendiniz değilsiniz. Siz aynı zamanda beşbin kişisiniz. Şuradaki dörtyüz kişi, toplam beşbin kişinin hülasasıdır. Çünkü siz dönüşeceksiniz ve buradan gidip dönüştüreceksiniz. Kimi? Dönmenizi bekleyen Hedef çalışanlarını. Onları bu dönüşüme inandıracaksınız. Tabii, o dönüşümü sağlayabilmek için de, geçmiş klasik yöneticilerin kavga sopasını değil, iknayı ve sevgiyi esas alacaksınız. Ve onlarla beraber, olmazsa olmaz rızkımız olan ve velinimetimiz olan müşteriye gideceksiniz. Yeni projelerimizi anlatacaksınız. Yeni projeler ne? Yeni projeler poster sunumlarınız. Yeni projeler Grup Yürütme Kurulu’nun belirlediği üç büyük proje.
Geleceğimizi inşa edeceğimiz takımların liderleri olan Bölge Satış Müdürlüğü sisteminin geliştirilmesi ve eczacının bir danışmanı olarak eğitilmesi ve geliştirilmesi projesi. Satın alma ve ürünlerimizi satışa sunma süreçlerimizi denetim altına almaya ve bu alandaki verimliliği her an ölçebilmeye imkan veren projemiz. Ve eczanelere yönelik hizmetin boyutlarını genişletip kalitesini artırmayı amaçlayan diğer proje. Projeleri siz beşbin çalışanınızla birleşerek bire-bir realize edeceksiniz ve büyük dönüşümü gerçekleştireceksiniz. Bunlar tabii ülke içi pazarına yönelik ihtiyaçlar ve projelerdir. Ama ondan öteye siz bir müddetten beri, bir dünya şirketinin birer parçası ve yöneticilerisiniz. Ama bugün gördünüz ki, içinizden herhangi bir arkadaş Mısır’daki güzide şirketimizin CEO’sunu sorgulayabiliyor, soru sorabiliyor ve ondan öğrenebiliyor. Yarın Mısır’daki arkadaşımız Suudi Arabistan’daki şirketi, Suudi Arabistan’daki arkadaşımız İran’daki şirketi, İran’daki arkadaşımız Rusya’daki şirketi, Rusya’daki arkadaşımız Çin’deki şirketi sorgulayacak ve birbirlerinden öğreneceklerdir. Sorgulamak ve bulunduğu yerden soru sormak yetmeyecek, oradaki arkadaşları yöneteceksiniz. Mısır’daki arkadaş gidip Rusya’yı yönetecek, Türkiye’deki arkadaş Romanya’yı yönetecek, Romanya’daki arkadaş gidip Çin’i yönetecektir. Küreselleşmek budur, küreselleşen dünyada ayakta kalabilmek böyle olur. 
Önümüzdeki 25 yılda en fazla 25 tane ilaç üreticisi orijin firma kalacak, öngörüsünde bulunuyoruz.. Ve bu firmalarla eczane arasındaki ilişkiyi global düzeyde sağlayacak beş büyük dağıtıcı kalacak. Bu beş büyük dağıtıcıdan birisi de, Hedef Alliance’ın içinde bulunduğu, parçası olduğu dünya şirketi olacak diyorum. Ve 1000 yöneticiyi de önümüzdeki 10 yılda dünyanın dört bir tarafındaki operasyonları yönetmeye göndereceğimizi söylüyoruz. Bunlar bugün hayal olabilir. Ancak, hayalimiz imkân dahilindedir, örgütlenirse gerçek olur. Yurtdışında çalışan arkadaşlarımızın sayıları artmalı. Bu görevlere yavaş yavaş sizin kendinizi hazırlamanız lazım ki, arkanızda yönetici olmayı bekleyen çalışanlarımızın önünü açasınız. Yöneticilik sadece size has, bana has bir özellik değil ki! 

Temel Değerimiz, İnsan
Şirketlerinize dönüp konuştuğumuz, beraber pişirdiğimiz projeleri hayata geçireceksiniz. Hayata geçirirken de insanı temel alacaksınız. Temel değerlerimizin en başatı ve önemlisi olan insanı temel alacaksınız. Onları yetiştireceksiniz, eğiteceksiniz, kariyerlerini planlayacaksınız. Onların başlarında ceberrut, despotik yöneticiler olmayacaksınız. Olursanız, karşınızda beni bulursunuz. Yeri gelmişken ve bu arkadaşlar da dinlerken tekrarlayayım. Cep telefonu numaramı kaydetsin bu arkadaşlar. Tüzüğümüz gereği bu arkadaşlar herhangi bir kötü muameleye uğradıklarını hissettikleri anda beni arayacaklar. Ve size dair karşılaştıkları bir kötü muameleyi, sizden gelecek hiçbir olumsuzluk görmeden bana iletecekler. Mağdur olduklarını hissettikleri anda iletecekler. Haksızlığa uğramışlarsa, insan yerine konulmamışlarsa, şikâyet hakları var. Huzurunuzda bunun tekrar altını çizmek isterim. Çünkü bu konuda bazı şeylerin zedelendiği kulaktan kulağa dolaşıyor, bana da ulaşıyor. Sakın ola onları incitmeyin. Zaten incitirseniz, siz zarar görürsünüz. Önce Başkanı karşınıza alırsınız ki, bu bir yönetici için istenen bir durum değildir. Ondan daha önemlisi, onlarsız hiçbir projenizi realize edemezsiniz. Performansınız kötü olur.

Kadın yöneticilerimizin sayısını hızla arttırmalıyız..
Beşbin Hedef çalışanının önünde, siz dörtyüz yöneticiye çok önemli bir eksiğimizi ifade etmek istiyorum. Aranızdaki kadın yöneticilerin sayısı çok az. Bu büyük bir zaaf işaretidir. Yönetici sayımızın en az yarısı kadın olmalıdır. Bu işin sahibi sizsiniz ve sorumluluğu omuzlarınızın üzerindedir. İnsan Kaynakları Direktörlüğü en kısa zamanda, bu alanda projeler geliştirip İcra ve Yönetim Kurullarının önüne getirmelidir. Bu zafiyeti aşmak zorundayız. Bu çağdışı duruma son vermek insani görevimiz olduğu gibi, aynı zamanda, mesleki çıkarlarımız gereğidir. Müşteri kitlemizin %60-70’i kadındır. Onların bakış açılarını, beklentilerini ancak kadın yöneticilerimizin duyarlılığı ile yakalayabiliriz.

Geleceğe kalmak istiyorsak..
Bu geçen 1.5 gün çok anlamlıydı, Yönetim Kurulu için de öyleydi. Ben ve Yönetim Kurulu’m sizin gibi insanları yönettiğimiz için çok şanslıyız. Size bir yıl sonra kavuşmak üzere, güle güle diyorum. Ve bir yıl sonra geldiğimizde, daha ileri hedefleri tartışacağımız inancıyla sizi kucaklıyor, öpüyor, saygılarımı sunuyorum. 
Unutmayınız “Eğer büyük olan geleceğe kalsaydı, dinazorlar yaşıyor olurdu”. Çünkü bir zamanların en büyük canlıları dinazorlardı. Ama hayır, geleceğe büyükler kalmıyor. Geleceğe dönüşebilme yeteneği gösteren canlılar ve organizmalar kalıyor. Eğer dönüşebilme yeteneğiniz varsa, geleceğe kalırsınız.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

(*)Yöneticiler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma. 
Başlık ve ara başlıklar Hedef Sağlık Dergisi tarafından konuldu.
23 Temmuz 2005