"Klinik Eczacılık Hasta Odaklı Eczacılık Demektir."
 
Fikret Vehbi İzzettin 1951 yılında Kerkük’te doğdu. 1973 yılında Bağdat Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, aynı fakültede farmasötik bilimler konusunda yüksek lisans tezini 1976 yılında tamamladı. 1983 yılında ABD Nebraska Medical Center’de klinik eczacılık doktorasını aldı. 1988 yılında doçent, 1994 yılında da profesörlük ünvanını aldı. F. V. İzzettin, 1998 yılında Klinik Eczacılık Derneği’nin kurulmasına öncülük etti ve bugüne kadar başkanlık görevini sürdürdü. 1991 yılında göreve başladığı Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde halen Klinik Eczacılık Bilim Dalı Başkanlığı görevini sürdürmektedir. 

M.Ü. Eczacılık Fakültesi’nde ‘Klinik Eczacılık’ Bilim Dalı’nın kuruluş öyküsünü anlatır mısınız?
Türkiye’de Klinik Eczacılık eğitimi, 1991’de dönemin dekanı Prof. Dr. Turay Yardımcı’nın desteğiyle bizim fakültemizde başladı. Takip eden yıllarda görev yapan tüm dekanlarımız ve şu an dekanlık görevini yürüten Prof. Dr. Mürşit Pekin de bu alana her zaman destek verdiler. 1991’de amacımız “Klinik Eczacılık”ı veya Hasta Odaklı Eczacılık”ı yerleştirmekti. 1991 yılında ilk olarak açılan yüksek lisans programından şu ana kadar 17 kişi mezun oldu. Bu klinik eczacılık uzmanları İstanbul’un saygın hastanelerinde, firmalarda veya kendi eczanelerinde çalışıyorlar. Özelikle yeni yapılandırılan hastanelerden klinik eczacılarımıza yoğun bir talep var. 1995 yılında Bilim Dalı kuruldu ve Farmakoloji Anabilim Dalı’na bağlandı. Bu alanda akademisyen uzmanlar yetiştirmek amacıyla 1996 yılında açtığımız doktora programından şu ana kadar 2 mezun verdik. Doktora programına kayıtlı 3 öğrencimiz daha var. Bilim Dalı’mız sadece kendi öğrencilerimize değil, diğer üniversitelerden mezun olanlara ve yabancı öğrencilere de açık. İskoç kökenli, Ürdünlü, İranlı öğrencilerimiz de var. Bir kısmı mezun oldu, bir kısmı da halen bizimle çalışıyorlar.

Ders programları hakkında bilgi verir misiniz? 
Önce Biyokimya dersi içinde Klinik biyokimyanın klinik eczacılık uygulamalarındaki önemini anlatmaya başladık. 1995 yılında Farmasötik Kimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sevim Rollas’ın kendi ders saatlerinde bize ayırdığı 1 saatlik ders ile 4. sınıflara teorik olarak klinik eczacılık dersi vermeye başladık. Şu anki programımızda yıl boyunca 2 saat teorik ve. 6 saat pratik uygulamadan oluşan iki sömestrelik klinik eczacılık dersi okutuyoruz. Uygulamalar sadece bizim fakültemizde var. Bu uygulamalarda 5-10 öğrencilik gruplar halinde hastanenin dahiliye, pediatri, genel cerrahi ve eczane bölümlerinde öğrencilerimize rotasyonlar yaptırıyoruz. Bu rotasyonlarda dosya inceliyorlar, vaka hazırlıyorlar, ilaçların klinik kullanımını görüyorlar. İlaçların etkilerini veya yan etkilerini hasta üzerinde görme imkânı buluyorlar. Bir örnek verecek olursak: Diyelim ki hastada üre değeri yüksek bulundu... Nedenlerini araştırıyoruz, ilacın toksisitesi mi görüldü? Doz ayarlaması mı gerekiyor? Bu tür prensipleri öğrencilerimize veriyoruz. Fakültemizde verdiğimiz klinik eczacılık derslerinin yanı sıra, programa eklenen klinik biyokimya, farmakoterapi, immünoloji gibi derslerle sanırım hasta odaklı program konusunda fakültemiz çok iyi bir noktada bulunuyor. Türkiye’de yaptığımız çalışmalar zaman zaman Avrupa’daki Klinik Eczacılık Derneği haber bülteninde de yayınlanıyor.

Diğer eczacılık fakültelerinde bu alanda neler oluyor?
Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, yıllar önce yurtdışına klinik eczacılık eğitimi almak üzere gönderdiği kendi mezunlarından Yrd. Doç. Dr. Kutay Demirkan ve Dr. Ecz. Aygin Bayraktar ile şu an klinik eczacılık derslerini yürütüyor. Sadece teorik olarak okutulan klinik eczacılık derslerinde henüz uygulamalara başlanmış değil.
Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Serpil Nebioğlu ve Prof. Dr. Zeliha Büyükbingöl de, fakültemizde biyokimya anabilim dalı ve yüksek lisans programı altında başlattığımız klinik eczacılık programından yola çıkarak, Ankara Üniversitesi için tezsiz klinik eczacılık yüksek lisans programı hazırladılar ve o programdan şu ana kadar 8 kişiyi mezun ettiler. 
Eğitim modelinde önemli değişiklikler yaptık. TEB Eczacılık Akademisi’yle sürekli işbirliği yapıyoruz. Yaklaşık 2 yıldır, iki ayda bir Ankara’da tekrarlanan “İyi Eczacılık Uygulamaları-Klinik Eczacılık-Farmasötik Bakım” konulu 6 günlük programa şu ana kadar katılan 600’e yakın eczacıya klinik eczacılığı anlatıyoruz. Eski eczacılarımızı meslek içi sürekli eğitim programlarına devam ediyoruz, Bu temel eğitimi alanlara yönelik olarak daha spesifik konular anlatmaya çalışacağız. Bunlardan ilki 2005’te başlattığımız “Enfeksiyon hastalıklarında eczacının rolü” konulu 3 günlük seminer idi. 

‘Klinik Eczacılık’ ifadesini biraz daha açar mısınız?
Bazı meslektaşlarımız “Klinik” kelimesinden çekiniyorlar veya yanlış yorumluyorlar. Klinik kelimesi muayenehane olarak veya reçete yazma olarak algılanmamalıdır. Kısaca “Hasta odaklı” demektir. Yani bu eczanede de olur, hastanede de olur. İlaç sanayiinde de klinik eczacılığın yeri vardır. Doktorlarda TUS olduğu gibi, eczacılarda da uzmanlık vardır. Mesela Amerika’da enfeksiyon hastalıkları uzmanı oluyor. Dahiliyeci klinik eczacı, Pediatrik klinik eczacı oluyor. Her dalda uzman oluyorlar. Avrupa, Amerika’yı izliyor. Biz de Avrupa’yı izliyoruz. Şu anda Avrupa’da “antibiyotik eczacısı” diye yeni bir uzmanlık alanı var. 

Farmasötik Bakım Ünitesi hangi ihtiyaca cevap veriyor?
Klinik eczacıların en önemli görevlerinden biri, hastaya karşı sorumluluk almak anlamına gelen farmasötik bakım hizmeti vermektir. Bu hizmetle hastanın tedaviden daha çok yararlanması, kullandığı ilaçları konusunda daha bilgili olması amaçlanmaktadır. Biz de bu fikirden yola çıkarak, öncelikle mediko-sosyal hizmeti alan üniversitemiz personeli ve öğrencilerinin yararlanabileceği bir merkez kurmayı düşündük. Şu an, yaşadığımız kadrolu eleman sıkıntısı nedeniyle haftada iki gün hizmet veren birimin başında Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı’mız Prof. Dr. Meral Keyer Uysal bulunuyor. Ben de birimin Klinik Koordinatör’üyüm. Bu birime başvuranlara hasta eğitimi vermeyi düşünüyoruz. Kadromuz oluşmaya başlayınca hastanelere de ilaç danışmanlığı ve diğer klinik eczacılık hizmetlerini sunmayı planlıyoruz. Henüz yeni olmamıza rağmen Klinik Eczacılık Derneği’nin de desteğini alarak, 23-25 Eylül 2005 tarihlerinde I. Ulusal Farmasötik Bakım ve Klinik Eczacılık Kongresi’ni İstanbul’da düzenliyoruz.

Klinik Eczacılık Derneği hakkında neler söyleyeceksiniz?
Klinik Eczacılık Derneği’ni, bu konuya destek veren öğretim üyeleri ve eczacılarımızla 1998 yılında kurduk. Şu anda 400’ü aşkın üyemiz var. Bu derneğe herkes üye olabiliyor. Mutlaka eczacı olmak şart değil. Konuya ilgi duyan herkes ve hatta hastalar da üye olabiliyor. Amacımız, ileride halk sağlığı yararına çalışan büyük bir dernek olmak. 
Eylül ayındaki I. Ulusal Farmasötik Bakım ve Klinik Eczacılık Kongresi’ne Avrupa’dan da bir konuşmacı çağıracağız. Broşürümüz çıktı ve dağıtılıyor. Avrupa Klinik Eczacılık Derneği ile işbirliği yapıyoruz. Bu dernek tarafından 2006’da Litvanya’da yapılacak olan Bahar Konferansı’nın bilimsel üyeliğine seçildim ve programın hazırlanması için çalışmalarım devam ediyor. Konferansın ana teması “Kronik hastalıklarda eczacının rolü”. Moldova Üniversitesi, klinik eczacılık konusunda bizden destek istiyor. 3 günlüğüne oraya gittik ve yaklaşık 200 eczacıya klinik eczacılık konusunda seminerler verdik. Oranın dekanını kongremize davet ettik. Türklerin yoğun yaşadığı özerk Gagavuz Bölgesi’ne de gittik. Sağlık Bakanı eczacıydı ve 30 kadar meslektaşımıza klinik eczacılığı anlattık. 

Eczacıya ne tür bir formasyon kazandırmayı hedefliyorsunuz?
Eczacılık son yıllarda ABD’de halk tarafından en iyi meslek seçilmektedir. Çünkü orada verdikleri klinik hizmetler sayesinde toplum, eczacıya çok güveniyor. Eczacıların satışını yükseltmekle birlikte, verdikleri hizmetin kalitesi de yükseltilmelidir. Yenilikleri almak, dünyaya ayak uydurmak çok önemlidir. Şu anda 12 tezsiz yüksek lisans öğrencimiz var. Bu eğitimi almak için Türkiye’nin farklı bölgelerinden geliyorlar. Eylül’de mezun olacaklar. Yani eczacı sürekli okumalı, eğitime zaman ve para ayırmalıdır. Eczacı ne zaman ilaç önerebilir, hastayı ne zaman doktora yönlendirir? Eczacı bunları bilmelidir. Bu, klinik bilgiyle olur. İlacın kimyasal yapısı ve bitkiler de önemlidir; ancak eczacı en az bunlar kadar ilacın klinik kullanımını da bilmek zorundadır. 

Yani klinik farmakoloji mi bilmelidir?
Klinik Farmakoloji farklı bir alandır. Klinik Farmasiyle çoğu zaman karıştırılır, ancak klinik farmakoloji bir tıp uzmanlığıdır, klinik farmasi ise klinik eczacılıktır. İkisinin de çok sayıda ortak görevi vardır. Eczacının işi, hastaya doktor tarafından teşhis konulduktan sonra başlar. İlacın seçiminde danışmanlık yapabilir. Klinik eczacı ilaç uzmanıdır. Doktora ve hastaya danışmanlık yapar. Hastayı izler. Klinik eczacının 20-30’a yakın yeni görev ve sorumluluğu var. Sadece ilacı raftan alıp vermek, bu köklü mesleğin tek görevi olmamalıdır. 

Bir toplumsal ihtiyaçtan söz ediyorsunuz.
Toplum eczacıdan nasıl faydalanır? İlacın doğru kullanılması, yan etkisinin azaltılması ve halk sağlığıyla ilgili tüm konularda toplum eczacıya danışabilmelidir. Toplum eczacıdan bunu istiyor ama şu anda eczacının ne yaptığını bilmiyor. Eczanede eczacı yoksa, hasta ilacı almamalıdır. Eczacı kimdir? Eczacıdan nasıl faydalanırım? Eczacı ne tür bir hizmet verir? Bunu aydınlatmamız lazım. Halka broşürler dağıtmamız lazım. Yıllar önce düzenlediğimiz kongreye Malezya’dan katılan Eczacılık Fakültesi Dekanı kendi havaalanlarında dağıtılan bir broşür getirmişti. Broşürde şunlar vardı: Eczacı kimdir? Eczacıdan nasıl faydalanırsın? 
Eczacılık mesleğinin tanıtılması için ve eczacının yeni rollerinin yerleştirilmesi için eczacılık fakültelerinden, TEB’den, ilgili diğer kurumlardan bu konuyla ilgilenmelerini bekliyorum. Eczacı ilk önce kendi görevini bilmeli ve kendine şunları sormalıdır: Benim hastaya karşı sorumluluğum ne? Doktora karşı sorumluluğum ne? Topluma karşı sorumluluğum ne? Dünya Sağlık Örgütü’nün “7 yıldızlı eczacı” tanımına göre bir eczacıda olması gereken özellikleri şöylece sıralayabiliriz: 1-Hizmet sağlayıcıdır. 2-Hasta bakımında karar vericidir. 3-Sağlık ekibiyle iletişim kurucudur. 4-Liderdir. 5-Yöneticidir. 6-Yaşam boyu öğrencidir. 7- Eğiticidir. 

Diğer ülkelerde neler oluyor?
ABD’de eğitim 6 yıldır ve buradan mezun olan eczacılar klinik eczacı oluyorlar. Son yıllarda dünyada en fazla değişim gösteren mesleğin eczacılık olduğunu görüyoruz. Eczacının hem hastanedeki hem de eczanedeki görevleri değişmiş durumdadır. Hasta sağlığıyla ilgili birçok merkezde (diyabet, astım, vb. merkezler) artık eczacılar da bulunuyor. 
Amerika’daki bilim adamları bu konuyu 1930’lardan itibaren düşünmüşler ve eczacının ilacı sadece raftan alıp veren bir kişi olmadığını, başka fonksiyonlarının da olması gerektiğini sorgulamaya başlamışlar. Eczacılığın hasta odaklı olması gerektiğini düşündükleri için eğitim programını değiştirerek 1976’dan itibaren uygulamaya başlamışlar. 80’li yıllarda da Avrupa konuyla ilgilenmeye başlamış ve Fransa, İtalya, İngiltere başı çekmiş; ancak ilerleme daha yavaş olmuştur. ABD’de eczacı çalıştığı yere göre sınıflandırılmıyor, orada eczacıya “sağlık sistem eczacısı” olarak bakılıyor ama fonksiyonları farklı olabiliyor. 

Son olarak eklemek istedikleriniz...
Türkiye’nin klinik eczacılığa ihtiyacı Amerika’dan daha fazladır. Neden? Çünkü Türkiye’de hasta, bir sorunu olduğunda genellikle ilk önce eczaneye uğrar. Eğer eczacı bilinçsizse veya hasta odaklı değilse, birtakım sorunlar doğabilir. 
Değişime bir yerlerden başlamak gerekir. Bütün dünya bu yönde ilerlerken biz neyi bekliyoruz? İlacın hazırlanışını, yapısını ve hastaya sunumunu çok iyi biliyoruz ama klinik yönümüzün de olması gerekir. Nerede ilaç varsa, orada eczacı olmalıdır. Eczacılıkla ilgili büyük kuruluşlar (örneğin sizin de mensubu olduğunuz Hedef grubu gibi) imkânlarını kullanarak konuya destek olabilirler. Klinik eczacılık bir kişinin işi değil. Sağlık Bakanlığı’ndaki eczacılık birimleri, TEB, eczacı odaları, eczacılık fakültelerinin öğretim üyeleri bir araya gelmeliler. Eğitimin ve uygulamaların revize edilmesi için ortak kararlar almalıdırlar, diye düşünüyorum.