“Güneşin Peşindeki Yolculuk Devam Ediyor...”
 

Ethem Sancak:

Ok yaydan çıktı. İki bin yıl önce Orta Asya bozkırlarından ‘tanrılara doğru’ başlayan büyük yürüyüş, tam üyelik görüşmelerinin başlamasıyla yeni ve geri dönülmez bir sürece girdi. Ülkemiz, ileri medeniyetler topluluğunun özgür ve büyük bir ülkesi olma yolunda hızla ilerliyor. Önümüzde en iyimser tahminlere göre 10 yıl süreceği öngörülen sancılı bir dönem uzanıyor. ‘Tam üyelik görüşmelerinin’ anlamı, kır toplumu özelliklerinden arınarak, bir kent toplumu haline dönüşmektir. Bir başka ifadeyle cumhuriyetin kuruluşu ile büyük bir ivme kazanan toprağın çözülmesi, köylünün ve kadının özgürleşmesi süreci, son dönemecine girmiştir.
Yeni bir kültür ve değerler sistemine doğru yol alıyoruz. Kimileri bu sürecin, kendi toplumsal ve kültürel değerlerimizin yok olması, benliğimizin yitirilmesi sonucunu doğuracağını düşünüyor. Yanılıyorlar... Kendi öz toplumsal değerlerimizi evrensel kültürün potasında sentez edeceğiz. Şundan emin olunuz ki Türkiye, Avrupa Birliği’nin tam üyesi olduğunda, AB de, bugünkü AB olmayacak. Başka hiçbir ülkenin üyelik girişimi, AB değerler sistemi açısından böylesine köklü bir dönüşüm ve değişim sürecinin fitilini ateşleyemezdi. Nitekim son bir kaç yıldır AB üyesi toplumlarda ve resmi kurumlarında ülkemizin üyeliği çerçevesinde yaşanan tartışmalar, alınan pozisyonlar; sorunların özüne nüfuz etmeye çalıştığınızda, Avrupa kültürü ve değerleri açısından kuvvetli bir dönüşüm ihtiyacının belirtileri değil midir? Belirtmek istediğim şudur; Türkiye’nin tam üyelik başvurusu bizim için ifade ettiği bütün anlamların yanında, ‘onlar’ açısından, bir varlık-yokluk meselesidir. Hem ‘fiziksel’ olarak bu böyledir, hem de ve daha çok kendi değerler sisteminin hayatiyetinin zenginleştirilerek devam mı edeceği, yoksa sönümlenip yok mu olacağı ile ilgili olarak böyledir. Üyeliğimizle, sürecin öyle bir aşaması tamamlanacak ki, o parça daha sonraki evrensel insanlık ideallerine doğru yürüyüşün garantisi, olmazsa olmazıdır. Bu çalkantılı ve sancılı döneme, böyle bir özgüven ve gururla yaklaşmalıyız.
Önümüzdeki yol çetin, engellerle ve sıkıntılarla dolu. Bütün kurumlarımız ve toplumun her bir bireyi, büyük değişim ve dönüşüm pratiğine hazır olmalıdır. Her şeyden önce, bizi bir zihniyet devrimi bekliyor. Aslında nicedir böyle bir değişim-dönüşüm sürecinin içindeyiz. Bu süreç, giderek artan bir ivme kazanacak.
Bütün sektörlerde yaşanan yeniden yapılanma ve konumlanma süreci, etkisini belki de en çok sağlık sektöründe hissettiriyor. Patent Kanunu, Veri İmtiyazı tartışmaları, fiyatlandırmayı yeni esaslara bağlayan kararname, tedavi hizmetlerinin tek çatı altında toplanması, ayakta tedavi gören SSK’lıların serbest eczanelerden ilaç alabilmesi imkânının düzenlenmesi, geri ödeme rejimlerinde yapılan değişiklikler, sosyal güvenlik kurumlarının tek bir çatı altında toplanmasına yönelik Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısı, Eczacılık yasa tasarısı, Türk İlaç Kurumu yasa tasarısı..vs. Kimi gerçekleşen, kimi kısa zaman içerisinde gerçekleşecek olan bu oluşumların, çok köklü bir yeniden yapılanma sürecinin adımları olduğu çok açık. Bu süreçte, sanayi temsilcilerinin, dağıtım kanalları yetkililerinin, ilgili meslek ve sivil toplum kuruluşlarının şu ana kadar sürdürdüğü müdahil olma tutumunu devam ettirmeleri gerekmektedir. Olan bitene muhalefet etmekle yetinen çizginin, gelişmelerin dışında kalacağını ve alınan kararların sağlıklılığını tehlikeye atacağını belirtmek gerekir.
Sanayimiz, mükemmel üretim tesisleri gerçekleştirerek, kendini yeniden yapılandırarak ve yurtdışı arayışlarını geliştirerek, hızlı bir dönüşüm süreci yaşıyor. Fikri mülkiyet hakları üzerindeki kimi sorunların da halledilmesiyle, bu gelişmenin hızlanarak devam edeceğini düşünüyorum.
Dağıtım kanallarımız da çeşitli yöntemlerle kendi sermaye yapılarını güçlendiriyorlar, kurumsallaşma yönünde adımlar atıyorlar, iş yapış tarzlarını uluslararası standartlara çekiyorlar ve yurtdışında ticari, kurumsal başarılara imza atıyorlar.
Eczacılık eğitimi beş yıla çıkarıldı. Fakültelerimiz en gelişkin eğitim yöntemlerini ve içeriklerini ülkemize taşıyorlar. Hasta odaklı eczacılık alanında eğitimler yaygınlaşıyor, yüksek lisans programları geliştiriliyor.
Eczacılarımızın örgütlü gücü Türk Eczacıları Birliği(TEB), geliştirdiği proje ve fikirlerle, süreçten eczacılarımızın zarar görmemesi ve gelişmelerin eczane yapısını güçlendirici yönde olması için çaba harcıyor.
Serbest eczacılarımız bir ticari işletme sahibi olarak, ürün çeşidinden eczane dizaynına kadar kendilerini yeniliyorlar. Giderek daha çok sayıda eczacımız yurtdışına gidip eczane ziyaret ederek, görgü ve bilgilerini artırıyorlar, eğitim programlarına katılıp bilgi birikimlerini güncelleştiriyorlar, eczane elemanı istihdamında uzmanlık arıyorlar ve elemanlarının gelişimine ve eğitimlerine yatırım yapıyorlar. Eczacılarımız müşterileriyle bizzat ilgileniyor; ‘müşteri odaklı çalışma’ giderek daha fazla eczacımızın temel sloganı haline geliyor. Eczaneden kazanılan, eczanenin gelişimine harcanarak işletme sermayesi güçlendiriliyor, stok yönetimi, masraf yönetimi, eczacılarımızın en önem verdiği konular haline geliyor.
Bu temel konuların giderek daha fazla eczacımızın gündemine gireceğini ve sağlıklı yaşam zincirinin çok önemli halkası eczane işletmesinin güçlendirilmesi sürecinin hızlanacağını düşünüyorum.
Bu sancılı süreçte Hedef Alliance’ın bütün olanaklarıyla eczacılarımızın yanıbaşında ve emrinde olacağını bir kere daha belirtmek istiyorum.
3 Ekim’le bir aşama kazanan sürecin, ülkemiz insanına mutluluk getirmesini ve hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılarımla.