| |
Prof. Dr. Seçkin Özden
1946 yılında Yozgat’ta doğmuştur. 1967 yılında Ankara
Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirerek, aynı yıl
Farmasötik Kimya Anabilim Dalı’na asistan olarak atanmıştır.
1986 yılında da Profesör ünvanını alan Özden, bir süre Kimya
Bölüm Başkanlığı yaptıktan sonra, 1990-1993 yılları arasında
Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi
Dekanlığı görevini yürütmüştür. Fransa Devleti’nin burslusu
olarak uzun süre Grenoble ve Montpellier’de araştırmalar
yapan Özden, Mart 1996 tarihinden itibaren Ankara
Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde Dekan olarak görevini
sürdürmektedir. Yurt içi ve yurt dışı olmak üzere, toplam 67
yayını bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk annesidir.
A.Ü.
Eczacılık Fakültesi’nin diğer eczacılık fakültelerinden
ayrılan en belirgin özelliği nedir?
Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Türkiye’nin ilk
eczacılık fakültesidir. Bizden önce İstanbul Üniversitesi
Eczacılık Yüksekokulu bulunuyordu. Ben, 1961 yılında eğitime
başlayan bu fakültenin üçüncü dönem mezunlarındanım. 17
yaşında geldiğim bu fakülte, benim hayatımda çok önemli bir
yer işgal etmekte olup, fakültemle her zaman, her yerde
gurur duymuşumdur. Fakültemizi diğer eczacılık
fakültelerinden ayıran diğer bir özelliği ise, Türkiye’deki
eczacılık fakülteleri arasında sadece bizim fakültemiz
tarafından her üç yılda bir düzenlenmekte olan ve 2006 yılı
Haziran ayında sekizincisi yapılacak olan Eczacılık
Bilimleri Kongresi’dir.
Türkiye’nin ilk eczacılık fakültesi
olmanın size kazandırdığı avantajlar var mıydı?
Aslında pek avantajı olduğunu söyleyemeyiz. Teknik anlamda
ve öğretim üyesi yönünden çok zorluklar çekildi, özellikle
ilk yıllarda en önemli eksiğimiz, yetişmiş öğretim
kadrosunun bulunmamasıydı. Başlangıçta öğretim üyeleri
konusunda İstanbul Üniversitesi Eczacılık Yüksekokulu’ndan
destek aldık. Ayrıca üç hocamız da yurtdışından geldi.
Eczacılık fakültelerini diğer fakültelerden tamamen ayıran
üç ana dersimiz bulunuyor: Bunlar farmasötik kimya,
farmakognozi, farmasötik teknoloji dersleridir. Bugün
eczacılık fakültelerinde işlenen derslerden olan
farmakoloji, pataloji, anatomi, genel kimya ve organik kimya
gibi dersler başka fakültelerde de okutulmakta. Ancak söz
konusu üç ders sadece eczacılık fakülteleri ders
programlarında yer almaktadır. İşte bizim eczacılık
fakültesi adını almamıza neden olan bu üç ders de İstanbul
Üniversitesi Eczacılık Yüksekokulu ve yurtdışından hocalarla
takviye edilerek yapıldı. Ancak tabii ki, zamanla pek çok
hoca yetiştirdik. Şu anda oldukça geniş bir eğitmen kadromuz
bulunuyor. Hatta öyle ki, bugün birkaç fakülte açabilecek
geniş bir kadroya sahibiz. Öyle ki, bazı eczacılık
fakültelerinin kuruluşunda da Ankara Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi öğretim elemanları görev almıştır. Örneğin
Hacettepe ve Gazi Üniversiteleri Eczacılık Fakülteleri gibi.
Fakültenizin teknik imkânları hangi
düzeyde?
Bugün diğer eczacılık fakültelerini dikkate aldığımızda, her
yönden gelişmiş bir fakültemiz var. Mevcut iki merkez
laboratuvarımızda eczacılığın her alanında araştırma
yapabilecek teknik imkânlara (NMR, Lc-Mass, Gs-Mass,
Elemanter Analiz vb.) sahip olduğumuzu söyleyebilirim. Her
geçen gün, teknolojinin gelişimine bağlı olarak bu
laboratuvarlarımız zenginleştirilmektedir. Bizim
araştırmalarımızın %90’ı laboratuvar çalışmalarına dayanır.
Bu nedenle teknik ne kadar iyi ise, yayınımız da o kadar çok
olacaktır. Bu yönden ele alırsak Ankara Üniversitesi
içerisinde yabancı yayın açısından Fakültemiz ilk sırada yer
almaktadır. Bu üstün yönümüzden dolayı Fakültemiz,
Üniversite yönetimi tarafından büyük destek görmektedir.
Bunun yanında Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi gerek
hobi odaları, gerekse tam donanımlı spor salonları gibi
konularda da oldukça geniş imkânlara sahiptir. Son derece
ileri düzeyde bir kütüphanemiz, tüm öğrencilerimizin ve
öğretim elemanlarımızın hizmetine sunulmuş durumdadır.
Bunlar bizim diğer pek çok fakültelerden daha fazla
avantajlara sahip olduğumuzu göstermektedir.
Eczacılık fakültelerinin beş yıla
çıkması konusunda da öncü bir rolünüz olduğu yönünde bilgi
edindik. Bu konudaki öncülüğünüzden bahseder misiniz?
Bu konuda aslında söyleyebileceğim fazla bir şey yok.
Değerli dekanlarımız, eğitimimizin beş yıla çıkması ile
ilgili olarak, Tıp-Sağlık Eğitimi Konseyi ve Yüksek Öğretim
Kurumu’nca yürütülecek çalışmaların benim aracılığımla
olmasını arzu etmişlerdir. Ben de bana verilen bu
sorumluluğu yerine getirmeye çalıştım. Esasında, Türkiye’de
eczacılık eğitiminin beş yıla çıkması için 1994 yılından
beri çok yoğun bir şekilde çalışılmakta idi. Zira Avrupa’da,
hatta tüm dünyada eczacılık fakültelerinin eğitim-öğretim
süreleri incelendiğinde dört yıllık eğitim veren eczacılık
fakültesi neredeyse hiç kalmamış gibi. Hatta bazı ülkelerde
bu süre altı yıldır. Bu nedenle Türkiye’nin Avrupa
Birliği’ne uyumu aşamasında ve Türk sağlık personelinin
serbest dolaşımı dikkate alındığında, diplomaların
denkliğinin sağlanması büyük önem kazanmıştır. Bunun da en
önemli koşulu tabii ki eğitimimizin süre ve müfredat
açısından denk olmasıdır. Bu konuda eczacılık fakültesi
dekanları olarak on yılı aşan uzun ve zorlu bir süreci
geçirdikten sonra, ancak 28 Ocak 2005 tarihli bir yazı ile
Yüksek Öğretim Kurumu, 2005-2006 eğitim-öğretim yılından
itibaren geçerli olmak üzere, beş yıllık öğretime
başlayabileceğimizi bildirmiştir. Avrupa Birliği Genel
Sekreterliği’nin ve Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret
Aras’ın bu konudaki katkıları, sürecin sonuçlanması
açısından oldukça etkili olmuştur. Bunu da bu arada teşekkür
ederek belirtmek isterim.

Ankara Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi beş yıllık eğitim konusunda ne aşamada?
Az önce de söylediğim gibi, 1994 yılında başlayan bu
süreçte, hazırlık yapabilmek için oldukça fazla vaktimiz
oldu. Bu süre zarfında biz, Ankara Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi olarak tüm hazırlıklarımızı gerçekleştirmiştik
diyebilirim. Şöyle ki, dört yıllık genel eğitimimiz üzerine
beşinci yılı ise daha çok üç alanda (Hastane Eczacılığı,
Sanayi Eczacılığı ve Eczane Eczacılığı) yönlendirme
dersleri, bitirme ödevi ve stajla tamamlamayı düşündük.
Bitirme ödevi ve iki aylık staj, öğrencinin seçtiği alana
yönelik olacak şekilde düzenlenecek. Bu aşamada en önemli
sorun olarak, sanayi eczacılığı alanını seçen öğrencilerin
yapacağı staj konusu önümüze çıkıyor. Bu alanda Ankara
içerisinde staj yapmak konusunda fazla seçenek
bulunamayacağını düşünüyoruz. Tabii ki her yeni uygulamada
aksayan yönler bulunabilir. Zamanla, yaşandıkça bunlar da
görülecek ve düzeltilecektir.
Sizce eczacılık eğitimi açısından
ülkemizde başka ne gibi adımlar atılması gerekmektedir,
dünya standartlarına erişme açısından yapılması gereken
başka neler bulunuyor?
Eğitim açısından yapılması gereken çok çok önemli fazla bir
şey kalmadığını düşünüyorum. Sadece ders programlarımıza
yeni konulan Klinik Eczacılık derslerini verebilecek öğretim
üyesi bulmada zorluklarla karşılaşabiliriz. Bunun için de en
kısa zamanda bu alanda genç öğretim elemanları yetiştirmek
için gereken girişimleri yapmalıyız. Ancak bana göre esas
olması gereken, eczacılık hizmetlerinin dünya standartlarına
uygun olarak yapılmasını sağlamak için, eczacılık yasa ve
yönetmeliklerinde gerekli değişikliklerin bir an önce ele
alınması ve sonuçlandırılmasıdır. Zira eczacılık
hizmetlerini tam anlamıyla yerine getiremediğimiz için
mesleğimize duyulan saygınlık, eskisine göre az da olsa
kaybedilmeye başlamıştır. Öyle ki benim mezun olduğum
yıllarla son yılları karşılaştırdığımızda, meslek saygınlığı
açısından üzülmemek elde değil. Bunun sebeplerinden biri,
YÖK öncesi açılan ve her yıl gece ve gündüz olarak çok
sayıda öğrenci alan eczacılık yüksekokulları olmuştur. Zira
bu şekilde, mesleği sadece para kazanma aracı olarak gören
bir çok eczacı, bu dönemde mezun olmuştur. Bu arada bir
parantez açmak istiyorum, mesleğimizi son derece severek ve
etik kurallara uyarak yapan eczacılarımızı da saygıyla anmak
gerek! Tabii o yıllarda o kadar çok eczacının mezun olması,
eczane sayısının artmasına, buna bağlı olarak da eczacıların
birbirlerini sadece ticari rakip olarak görmeye
başlamalarına neden olmuştur. Bunun üzerine bir de eczacı
geri ödemelerin peşinde koşmaya başlayınca, halkın en kolay
ulaşabileceği sağlık kuruluşu dediğimiz eczaneler, artık
hastaya danışmanlık hizmetlerini yerine getiremeyecek hale
gelmişlerdir. Bunun doğal sonucu olarak böyle bir eczane ve
eczacının çok fazla saygı görmesi beklenemez. O halde
düzeltmek için ne yapmak lâzım? Önce yasalarla yeni
düzenlemeler getirerek, eczacılarımızı maddi ve manevi
yönden rahatlatmak lazımdır. Yanyana eczaneler, geri
ödemeler, uzun çalışma saatleri gibi düzeltilecek birçok
faktör vardır. Bu şartlarda eczacılarımıza da hak vermemek
elde değil! Sonuç olarak eczacılık mesleğinin sorunları var
ve bu sorunların çözülmesi gerekiyor.
İmkânlarınızın pek çok fakülteye
göre oldukça iyi olduğunu belirttiniz. Bu durum sizin
fakültenizin tercih edilmesi için bir etken oluyor mu?
Aslında bu konu oldukça ilginç. Türkiye’deki ilk eczacılık
fakültesiyiz, sayısız hoca yetiştirdik. Teknik ve fiziksel
imkânlarımız son derece gelişmiş durumda. Bunları gözönüne
aldığımızda, bizim ilk tercih edilen fakülte olmamız
gerekiyor. Ancak gerçekte bu olmuyor, ikinci tercih
oluyoruz. Sanırım bunun nedeni bizim henüz yeterince
reklamımızı yapamadığımızdan kaynaklanıyor olabilir. Gençler
fakülteleri gezerek, araştırarak tercih etmiyor. Bunu
yapabilseler ilk tercih edilen fakülte olacağımıza yüzde yüz
inanıyorum. Bunun yanında bizim sayıca daha fazla öğrenci
kabul ediyor olmamız, giriş puanlarımızın ikinci sıraya
düşmesinin diğer önemli bir nedeni olabilir.
Ankara Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi’nin diğer bir özelliği, Türkiye’deki en gelişmiş
Eczacılık İşletmeciliği Ana Bilim Dalı’na sahip olması. Bu
konuda neler söyleyebilirsiniz?
Evet, Türkiye’deki en gelişmiş Eczacılık İşletmeciliği Ana
Bilim Dalı’na sahibiz. Bu alanda çok değerli üç profesörümüz
hizmet vermektedir. Ancak, YÖK yeni doçentlik temel
alanlarını tespit ederken, Eczacılık İşletmeciliği Ana Bilim
Dalı’nı kapsam dışında tuttu. Bu alandaki doçentlik
başvuruları artık işletme fakültelerine yönlendirildi. Bu
durum bizim açımızdan hiç olumlu olmadı. Artık bu bölüme
hoca yetiştirmemiz zorlaşacak. Diğer yandan, burası 5 yıllık
eğitim ile birlikte bizim için çok önemli bir ana bilim dalı
olacaktır. Son dekanlar kurulunda bu konuda çeşitli kararlar
alındı. Durumun düzeltileceğini umuyoruz.
Söyleşimizin ardından eklemek
istediğiniz neler var?
Her şeyden önce Ankara Üniversitesi Cumhuriyetin ilk
üniversitesidir. Bu yüzden ben hep burayı Atatürk ile
özdeşleştirmişimdir. Burası Atatürk’ün üniversitesidir.
Bunun yanında fakülte sadece meslek eğitimi verilen yer
demek değildir. Öğrenciyi her yönden hayata hazırlamak
demektir. Bu yüzden biz sadece ders notları ile donatılmış
bir eczacıdan çok her yönüyle gelişmiş eczacılar
yetiştirmemiz gerektiğine inanıyorum. Şöyle düşünün
öğrenciye açık piyanosu olan başka bir fakülte var mıdır?
Atatürk’ün üniversitesinde tam donanımlı öğrenciler
yetiştiriyoruz ve bunu sürdürmeye kararlıyız.

Organizasyon ve Programlar
AUPSG (Ankara Üniversitesi Eczacılık Öğrencileri Grubu),
1997 yılından itibaren dekanlığın izniyle çalışmalarına
başlamış bir öğrenci topluluğudur. IPSF (International
Pharmaceutical Students’ Federation), 1949’da İngiltere’de
kurulmuş, merkezi Hollanda’da olan, uluslararası düzeyde
çalışmalar sürdüren ve dünyadaki tüm eczacılık öğrencilerini
aynı çatı altında toplamayı hedefleyen bir federasyondur.
Eczacılık Fakültesi öğrencilerinin mesleklerine olan
ilgilerini artırmak ve onları uluslararası işbirliğine davet
etmek, IPSF’in en büyük amaçlarındandır. Ankara’da IPSF’e
üye olan tek eczacılık fakültesi A.Ü.E.F.’dir.
IPSF-AUPSG Organizasyonları:
Geleneksel Hasta Bilgilendirme Yarışması: İlk kez
Philadelphia Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde
düzenlenmiş olan bu yarışma, geleceğin eczacılarının
hastalarıyla buluştuğu bir etkinliktir. Bu yarışmanın
amaçlarından birisi de günümüz eczacısının klasik anlamda
bir ilaç satıcısından çok, hasta danışmanı olduğunun
hatırlatılmasıdır. Hasta Bilgilendirme Yarışması Türkiye’de
ilk defa AUPSG aracılığıyla Ankara Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi’nde düzenlenmiştir. Daha sonra yine AUPSG
önderliğinde Türkiye genelinde düzenlenmiştir ve geleneksel
hale gelmiştir.
IPSF-AUPSG Programları
Uluslararası Öğrenci Değişim Programı: Dünya’nın çeşitli
yerlerindeki eczacılık eğitimini tanıma, farklı kültürlerden
eczacılık öğrencileriyle tanışma imkanı sağlar. Türkiye’de
IPSF kapsamında yurt dışına öğrenci yollayabilen tek
eczacılık fakültesi AUPSG aracılığıyla Ankara üniversitesi
Eczacılık Fakültesi’dir.
Dünden Bugüne Ankara
Üniversitesi Eczacılık Fakültesi
Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin kuruluş fikri,
ilk defa Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Materya Medika
hocası Prof.Dr. Mustafa Necip Suner tarafından ortaya
atılmıştır. Bu konuda Prof. Suner ile birlikte prof.Dr.Enver
İzgü, Prof.Dr. İzzet Kantemir, Prof.Dr. Kazım Aras,
Ecz.Şevket Yağtu ve Ecz.Mustafa Erkek’in büyük katkıları
olmuştur. Prof.Dr.Enver İzgü ve 2.Bölge Ankara Eczacı Odası
Yönetim Kurulu Üyeleri, 23 Eylül 1960 tarihinde fakültenin
kuruluş kanunu tasarısının TBMM’ne sunulmasını sağlamışlar,
dönemin Milli Eğitim Bakanı Prof.Dr. Bedrettin Tuncel,
Eczacı Fakültesi olarak düşünülen isminin Eczacılık
Fakültesi olmasını önermiştir. Böylece Ankara Üniversitesi
Eczacılık Fakültesi’nin kuruluş kanunu olan 156 sayılı yasa,
Kurucu Meclis tarafından kabul edilerek 16 Aralık 1960
tarihli resmi gazetede yayınlandı.
Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, eğitime 1961-1962
öğretim yılında, Kızılay Menekşe Sokak’ta kiralanan bir
binada 81 öğrenci ile başlamış, takip eden yıllarda yine
Kızılay’da bir apartmanın tamamı ve bazı binaların giriş ve
bodrum katları ile Mebusevleri Şerefli sokaktaki bir bina
kiralanarak eğitim ve öğretime devam edilmiştir. Ülkemizin
eczacılık eğitimi yapan ikinci eğitim kurumu, ancak ilk
eczacılık fakültesi olan Ankara Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi bugün, iki blokta eğitim-öğretim ve araştırma
faaliyetlerini sürdürmektedir. A Blok 1967’de B Blok ise
1975 yılında hizmete açılmıştır. 23.000 m2lik kapalı alanı
olan bu binalarda, toplam 520 kişilik 3 modern konferans
salonu, toplam 780 kişilik 9 dershane bulunmaktadır. Ayrıca
lisans öğrencilerinin pratik çalışmalarını yaptıkları
Farmasötik Botanik, Analitik Kimya, Biyokimya, Farmasötik
Mikrobiyoloji, Farmasötik Kimya, Farmakognozi, Farmasötik
Teknoloji, Farmasötik Toksikoloji, Bilgisayar Labratuarları
ile Anabilim Dallarının Araştırma Labrotuarları, Herbaryum,
Dekanlık ve İdari Bölümler, öğretim elemanlarının çalışma
ofisleri, fotoğrafhane, marangozhane, cam atolyesi, son
derece modern bir kütüphane, 500 kişilik iki kafeterya ve
kantin bölümleri bulunmaktadır. Ankara Üniversitesi
Eczacılık Fakültesi’nin kuruluş amacı, ülkenin ihtiyacı olan
eczacıları yetiştirmenin yanısıra, üniversitelerde
eczacılığın çeşitli alanlarında araştırma yapmak, projeler
geliştirmek, üretim ve danışmanlık hizmetlerini yerine
getirmek olarak belirlenmiştir.
Ankara üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğretim elemanları,
2000-2005 yılları arasında SCI, SSCI, AHCI dergilerinde 264,
diğer uluslar arası indekslerde kayıtlı dergiler ve ulusal
hakemli dergilerde 119 olmak üzere toplam 383 makale
yayınlandı.
Ankara üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin öğrenci derslik
ve laboratuarları dışında çeşitli olanakları da öğrencilerin
yararlanmasına her zaman açıktır. Bu olanaklardan bazıları:
Deney hayvanları yetiştirme ve bakım merkezi, parenteral
çözeltiler üretim merkezi, eğitim ve uygulama merkezi,
herbaryum, bilgisayar laboratuarı, kütüphane, spor ve hobi
salonları. Ankara üniversitesi Eczacılık Fakültesi 2003-2004
öğretim yılı itibarı ile toplam 4324 mezun vermiştir.
|