| |
Meşhur bir söz vardır; eğer insan sevdiği işi yapıyorsa hiç
çalışmıyormuş gibi hisseder, yaşam onun için bir eğlencedir.
Emin olun bu elinizde tuttuğunuz dergiyi hazırlamak bizim
için de bir iş veya görevden ziyade, yaşamdan zevk almanın
bir yoludur. Bu dergi için yazı yazmak tüm ekibimiz için
sonsuz bir mutluluk anlamına geliyor. Ancak, dergimizin her
sayfası, her satırı bizim için değerli olmasının yanında, bu
mesleğe ömrünü adamış, böylesi değerli eczacılarımızı
tanıttığımız bu seriyi kaleme almak bizler için her zaman
çok daha farklı bir anlam taşıyor. Bu mesleğin, toplumda bu
derece değerli ve itibarlı bir meslek olmasını sağlayan,
yıllarını bu mesleğe adayan büyüklerimizi dergimizin
sayfalarına taşımak bizim için çok mutluluk verici bir olay.
Yine bu sayımızda da mesleğine kendini adayan bir eczacı
büyüğümüzle sohbet ettik. İstanbul Acıçeşme Eczanesi sahibi,
Ecz. Rifat Baydar. Kendisi ile yaptığımız bu hoş sohbette
bize, meslekte geçen 38 yılın izlerini aktardı.
Tıp mensuplarının çok olduğu bir ailenin çocuğu Rifat Baydar.
Ebe bir anne, hemşire olan teyze ve Kadın Doğum Uzmanı
Doktor dayı... İstanbul Haseki Hastanesi’nde, herşeyin karne
ile dağıtıldığı bir dönemde, 15 Temmuz 1942 yılında dünyaya
geliyor. Henüz nüfus kâğıdı çıkarılamadan, aile görev
nedeniyle Urfa Siverek’e taşınıyor. Bu yüzden nüfus
kayıtlarında Urfa Siverek doğumlu görünüyor. Rifat Baydar,
Urfa’nın ardından eğitiminin büyük bir kısmını Adapazarı’nda
geçiriyor. Ailedeki tıp mensuplarının zorlaması ile, lisenin
ardından üniversite sınavında tıp fakültesini kazanır.
Ancak, “O dönemlerde doktor olan dayımın yaşantısını görüyor
ve doktorluğun bana uygun bir meslek olmadığını
düşünüyordum. İftar saatinde sofraya otururduk ailece. Tam
orucumuzu açacakken bir telefon gelir ve o da koşarak
hastasına giderdi” diyor Baydar. Böylece, tıp fakültesinin
birinci sınıfını başarıyla geçmesine karşın, gelebilecek tüm
tepkileri göze alarak okulu bırakır. Tekrar üniversite
sınavına girerek, İstanbul Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi’ni kazanır.
Neden
Eczacılık Fakültesi ?
Doktorluğu istemeyen Baydar’ın neden sağlık sektörünün bir
başka dalı olan eczacılık mesleğini seçtiğini merak
ediyoruz. Eczacılık mesleğine ilişkin ilk anısı, bütün
tahsil yaşamının geçtiği Adapazarı’nın Hendek kazasında
bulunan Ecz. Kamil Cerrahoğlu ile tanışmasına dayanıyor.
“1957 yılında, ortaokul sıralarında iken tanımıştım Ecz.
Cerrahoğlu’nu. O dönemlerde Anadolu’da eczaneye girerken
şapkasını çıkarıp, ceketinin önünü ilikleyenler hakkında pek
çok hikaye duymuştuk. Ancak ben ilk defa kapının girişinde
ayakkabısını çıkararak eczacının yanına gelen insanları,
Cerrahoğlu Eczanesi’nde gördüm. O günden bu yana bu meslek
bende bir aşk olarak kaldı. Ailemin zorlamasına karşın,
aldığım bu karardan dolayı her zaman mutluluk duydum.
Mesleğimi çok seviyorum”.
Üniversitenin ardından askerlik günleri başlar. Vatani
görevini Çanakkale Deniz Hastanesi’nde eczacı olarak yapar.
Burada da pek çok anısı vardır. Askerliğine ilişkin en
önemli hatırasını, oturduğu masanın hemen arkasına asmış.
Küçük bir heybenin içine yerleştirilmiş bir takım cerrahi
aletler... Askerliği sırasında bir astsubayın hediye ettiği
bu aletlerin, Çanakkale Savaşı sırasında cephede
yaralananlara ilk müdahalelerde kullanılan cerrahi aletler
olduğunu anlatıyor. Alman yapımı olan bu aletler, çadır
bezinden bir heybe içine konularak taşınıyor. Ayrıca
üzerinde o çantayı taşıyan Osmanlı subayının rütbeleri
bulunuyor. Rifat Baydar kendisi için çok değerli olan bu
emaneti eczanesini açtığı ilk günden bu yana başucunda
taşıdığını anlatıyor.
Askerliğin ardından, eczane açmak için yer aramaya başlıyor.
Bu dönemde eğitim hayatının büyük bölümünün geçtiği
Adapazarı’nda bir eczane açmayı hiç düşünmemiş. Boğulacaksam
büyük denizde boğulurum diye düşünerek, 12 Ekim 1968
tarihinde İstanbul Karagümrük’te bulunan Acıçeşme
Eczanesi’ni açar.
Ecz. Rifat Baydar İstanbul’da bulunan yaklaşık altıbin
eczane içerisinde, kurum reçetesi yapmayan sayılı
eczacılardan birisi. Acıçeşme Eczanesi’nde Bağ-Kur, SSK,
Emekli Sandığı reçeteleri yapılmıyor. Bizim aklımıza gelen
soruyu Baydar dile getiriyor: “Peki bu durumda nasıl ayakta
kaldığımı sorabilirsiniz”. Rifat Baydar’ın cevabı çok net;
“Benim için ayakta kalmak, çok para kazanmak, önemli değil.
Ben bu devletin zorlu ve kısıtlı imkânlarıyla feyz almış,
meslek sahibi olmuş bir insanım. Şimdi bu devlete ve millete
karşı olan borcumu, vermiş olduğum bu hizmeti en iyi ve
doğru şekilde verebilirsem, ödeyebilirim”. Ecz. Baydar
gelecekte de bu mesleği para kazanmak adına değil, bu
felsefeden sapmamak adına yapacağını ekliyor. Hayata ve
mesleğe bakışını “Evden her sabah çıkarken çok şükür gidecek
bir kapım var diye dua ediyorum ve bu bana yetiyor” sözleri
anlatıyor bize.
Meslek Örgütlerinde Çalışmaları
Ecz. Rifat Baydar devletine ve milletine karşı borcunu
ödemek arzusu ile, mesleğin gelişmesi adına hizmetler
verebilmek amacıyla da meslek örgütlerinde yer almayı bir
görev olarak benimsemiştir. Eczanesini açmasının ardından,
1. Bölge İstanbul Eczacı Odası Yönetim Kurulu’nda 3 yıl
görev aldıktan sonra, 2 yıl da başkanlık görevini yürüttü.
Bugün halen yürürlüğe konulması için çeşitli çalışmalar
yapılan Genel Sağlık Sigortası yasasının, 1970’li yılların
başında ilk olarak Ecz. Rifat Baydar yönetimindeki İstanbul
Eczacı Odası’nın çalışmalarında ortaya atıldığını
öğreniyoruz. Baydar bu dönemde Maliye Bakanlığı’ndan bir
hesap uzmanı ile birlikte Avrupa’daki bu alandaki
uygulamaları inceleyerek işe başladıklarını anlatıyor.
Ardından bu incelemelerin sonucunda Türkiye’ye uygun bir
tasarı hazırladıklarını, bu tasarının da TBMM Sağlık
Komisyonu’na kadar getirildiğini, ancak çeşitli nedenlerle
yasayı çıkarmayı başaramadıklarını aktardı.
1974 yılında gelindiğinde Rifat Baydar, yaşadığı bir olayın
ardından görevini kendi isteğiyle bırakıyor. Başkanlık
yaptığı dönemde bir eczanenin nöbetleri ile ilgili bir sorun
yaşanır. Bu eczanenin nöbetçi olduğu bir gece durumu yerinde
tespit etmek ve eczaneyi denetlemek üzere üzere, gece saat
12’de Sağlık Müdürlüğü Müfettişi, yönetim kurulundan bir
arkadaşı ve Cerrahpaşa Bölge Temsilcisi ile birlikte,
Cerrahpaşa Hastanesi’nin acil kapısı girişinde buluşmak
üzere sözleşirler. Rifat Baydar buluşma yerine herkesten
önce gelir. Hastanenin acil girişinde beklerken, bir
ambulansın hızla içeri girdiğini görür. Baydar, bir sağlık
mensubu refleksi ile hemen olay yerine yaklaşır.
Ambulanstan, kurşunla yaralanan bir gencin indirildiğini
görür. Bilincini yitirmek üzere olan genç, sürekli kan
kaybetmektedir. Nöbetçi doktor çağırılır. Sedyede yatan
hastayla aynı yaşlarda olan doktor, hastaya yaklaşarak
sorar; “Sağcı mısın, solcu musun?”. Rifat Baydar bu soruyu
duyduğunda hissettiklerini, “O gece artık örgütsel hiçbir
oluşumun içinde olmamaya karar verdim” şeklinde ifade
ediyor. Bu yıllar, siyasetin, hayatın her bölümüne işlediği
yıllardı. Ancak Baydar, siyasetin özellikle sağlık
sektörünün içine işlemesini kabul edememiştir.
Ecz. Rifat Baydar, geçen bu 38 yıl boyunca, eczacılık
mesleğinde nelerin değiştiğini sorduğumuzda ise şunu
söyledi: “Eczacılık mesleği açısından hiçbir şey değişmedi.
Bu meslek öylesine göz önünde bir meslek ki, bu ülkede
sağlıkla ilgili ne zaman bir gelişme yaşansa, hemen ilaç ve
eczacılık konusu gündeme getirilmekte. Bu da bu mesleğimizin
sürekli müdahalelere maruz kalmasına neden oluyor”.
Eczacı Rifat Baydar, bugüne kadar 17 stajyer eczacı
yetiştirmiş olmasını da gururla anlatıyor. Rifat Baydar
yanında yetiştirdiği stajyerlere neler öğrettiğini şu
sözlerle anlatıyor:
“ Benim yanımda staj yapan eczacıların hiçbirine, okul
sıralarında öğrendikleri şeyleri öğretmedim. Ben
stajyerlerime, hastaya ilacı nasıl sunacaklarını, ilacı
verdikten sonra ücretini nasıl alacaklarını, hattâ sonunda
para üstünü nasıl vereceklerini öğrettim”. Baydar, eczacı
adaylarına tüm bunların yanında yeri geldiğinde eczaneyi
süpürmesini de öğrettiğini anlatıyor. Ayrıca yanında
yetiştirdiği tüm stajyerlerin, bugün kendisini hayırla
andıklarını da ekliyor.
Ecz. Rifat Baydar’ın, söyleşimiz boyunca sürekli eczacılık
mesleğinin geleceğine yönelik görüşlerini bizimle
paylaşması, kendisini mesleğine ne kadar adadığının bir
göstergesiydi. Sorularımıza verdiği her yanıtta, bu meslek
için her zaman bir şeyler yapmaya çabaladığını aktardı. 38
yıl boyunca aldığı her nefeste, mesleğini doyasıya yaşayan
Ecz. Rifat Baydar’a bu söyleşi için teşekkür ederken, her
zamanki gibi zevkle yazıya dökeceğimiz bir röportaj
yaptığımızı düşünüyorduk. |