TEB Genel Başkanı Mehmet Domaç: “2005, Eczacılık Tarihinde Milat”
 

Eczacılarımızın meslek örgütünün başkanı olarak 2005 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mesleğimiz açısından geçtiğimiz iki yıl büyük değişimlere sahne oldu. SSK ve Yeşil Kart hak sahiplerinin serbest eczanelerden ilaç alması ile ilgili protokolü imzaladık. Dünyada eşi, benzeri olmayan ve 33 yıldır uygulanagelen SSK’nın birçok yerde eczacı bile olmadan 35 milyon kişiye eczacısız eczacılık hizmeti sunması, bu protokolle son buldu. Bunu biz eczacılık tarihinde bir milat olarak değerlendiriyoruz.
Sadece 300 eczaneden ilaçlarını alabilen 35 milyon SSK'lı vatandaşımız, 10 Şubat 2005 tarihinden itibaren Türkiye genelinde yirmibin anlaşmalı serbest eczaneden ilaçlarını temin edebiliyor. Uzun yıllardır savunduğumuz, evrensel bir kural olan bu uygulama, halk sağlığı açısından atılmış önemli bir adım. Çünkü bu, ülkemiz vatandaşlarının yarısını etkileyen bir durum.
Benzer bir durum, yeşil kart sahibi hastalar için de geçerli oldu. Büyük kentlerdeki meslektaşlarımızı çok etkilemeyebilir ama, Diyarbakır’da 420 bin, İstanbul'da 330 bin, Şanlıurfa'da 380 bin yeşil kartlı var. Siirt’in bir ilçesinde nüfusun %98,6’sının yeşil kartı var. Yeşil kart uygulaması, sağlık hizmetine ulaşamayan yaklaşık 11 milyon insanımızın sağlık hizmetine ulaşır hale gelmesi demek; bu nedenle çok büyük önem taşıyor.
Bugün geldiğimiz noktada, yirmibinin üzerinde eczacımız SSK ile anlaşma yapmış ve sistem görece olarak oturmuş durumda. Şimdi tek sıkıntımız reçete kontrollerinin elle yapılmasından kaynaklı hatalar ve hatalı reçetelerin iade edilmemesi uygulamasının yarattığı kayıplar. Geri ödeme ile ilgili de bir standart ihtiyacı duyuyoruz. Yetkililerle görüşmelerimiz sürüyor. Bu sorunların yakın zamanda giderileceğini ve avans ödemelerinin tamamının ödenmesi şekline dönmesini umuyoruz.
Diğer yandan, mesleğimizde önemli bir gelişme 6197 sayılı yasanın değiştirilmesinde bir noktaya gelmiş olmamız. Eczaneler nüfusa göre sınırlandırılacak. İkinci eczacılık kavramı getirilecek. Bu durum ciroya göre oluşturulacak. Aynı zamanda 65 yaşın üstünde ilk kez eczane açan meslektaşlarımız, ikinci eczacı çalıştırmaya başlayacaklar. Meslekiçi eğitim zorunlu hale gelecek. “Eczane Teknisyeni” diye bir kavram yasaya giriyor ve bunların eğitimi de zorunlu hale gelecek. Tasarı yasalaştığında mesleğimiz için yeni bir dönem başlamış olacak.
Ülkemiz açısından diğer bir olumlu gelişme, İlaç Fiyat Kararnamesi ile ilaç fiyatlarının düşmüş olması. Aynı zamanda referans fiyat uygulaması ile bu fiyatlar bir standarda da bağlandı. Bunlar, hastanın ilaca ulaşabilmesi için savunduğumuz ve desteklediğimiz uygulamalar. Ancak, eczacı ilaçlarını günübirlik düzeyde alıp satmıyor. Bu nedenle de ilaç fiyat farkları eczacıya olumsuz bir biçimde yansıyabiliyor. Bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması için İlaç Fiyat Kararnamesi’ne bir geçiş süresi eklenmesini istiyoruz. Üreticilerin bu konuda sorumlu olması gerekir. Bunun için acil bir düzenlemeye ihtiyaç var.
Eşdeğer ilaç bakımından en önemli gelişme, devletin geri ödeme sistemini eşdeğer ilaç lehine değiştirmiş olması. Biz buna ek olarak eşdeğer ilacın, farmasötik eşdeğer olarak belirlenmesini istiyoruz. Bu da jeneriklerin pazar payını kaçınılmaz olarak artıracak. Nitekim, Temmuz ayında başlayan uygulama ile eşdeğer ilaçların pazar payı yüzde 26’dan yüzde 50’lere çıktı. Bu hem ilaç sanayimiz, hem geri ödeme kurumları, hem de vatandaşlarımız için oldukça olumlu bir gelişme.
Kamu sigorta kurumlarında ilaç alımlarını düzenleyen Bütçe Uygulama Talimatı’nın tekleştirilmesi, eczacıyı çok büyük oranda rahatlatacak. Elbette bizi de rahatlatacak. Bu noktada, bizim görüşlerimiz de dikkate alınarak, eczanelerin formalitesini azaltacak, vatandaşın ilaca kolay ulaşımını sağlayacak şekilde düzenlenme yapılmalı. Buradaki sıkıntımız, ilaç alım kurallarının sürekli değiştiriliyor olması. Bu durumun da vatandaş ve bizi karşı karşıya getirmesi. Tek tip de olsa, birkaç protokol de olsa, kuralların yıl içinde sürekli değiştirilmesi, eczacının bürokratik işlemlerde hata yapmasına neden oluyor. Burada eczacının, bir halk sağlığı çalışanı olduğunu da düşünmemiz gerekir. Protokolleri takip etmek, eczacılık mesleğinin bir parçası ama, bu değişikliklerle neredeyse esas gövdesi haline gelmiş durumda. Devletin bu yaklaşımı eczanelerdeki hizmet kalitesini düşürüyor. Daha planlı, önerilerimizin dikkate alındığı ve kararlı bir uygulama bekliyoruz.
2006 yılında da, 2005 yılında sektörde başlayan büyük değişim ve büyümenin istikrarlı bir biçimde süreceğini düşünüyorum. Elbette iç dinamikler de değişiyor ve değişmeye devam edecek. Sektörün geleceği açısından önemli bir adım; ilacın yüzde 80’e yakınının alıcısı olan devletin, eczacıların ucuz eşdeğer uygulamasını zorunlu hale getirmesi oldu. Sonuçta devlet alıcı refleksi ile hareket etmiş olsa da, yerli üretimi daha fazla korumak konusunda önemli bir sonuç doğurdu. Eşdeğer grupların pazar payı bu uygulamadan önce yüzde 26 iken, uygulama ile birlikte Temmuz ayından sonra ortalama yüzde 50’ye doğru tırmandı. Elbette tüm jenerik üreticileri yerli değil, ancak yerli üreticilerin çok önemli bir kısmı, hatta tamamına yakını sadece jenerik ilaç üretiyor.
Türkiye’deki ilaç üretim kapasitesi güçlü. Türkiye, dünyanın 35 lider ilaç üreten ülkesi arasında 16. sırada. Diğer yandan, Türkiye’de ilaç ve ilaç hammaddesi daha çok ithalata bağımlı. İhracatın ithalatı karşılama oranı 1995’te yüzde 12,9’dan, 2002’de yüzde 9,1’e düştü. Çokuluslu şirketlerin ürettiği orijinal ilaçlara da insan sağlığının korunması açısından ihtiyaç var kuşkusuz. Ancak, bu ithalat bağımlılık eğilimi, ilaç gibi stratejik bir sektörde önemli bir tehlike oluşturuyor. Yerli ilaç sanayii ar-ge yatırımlarına ve orijinal ilaç üretimine yönelmezse, küçülmeye devam edecek ve sonucunda ilacın alıcıya ulaşması zorlaşacak. Yerli sanayii için bir diğer sorun, Türkiye’de bulunan 33 çokuluslu ilaç şirketinden bir kısmı kurulu imalat kapasitesine sahipken, önemli bir kısmının yerli ilaç üreticilerini fason imalatçı olarak kullanmalarıdır. Yerli üreticilerin bu eğilimi süreklileştirmesi, ithalat bağımlılığını güçlendirecektir. Bu da ilaç sektöründe tekelleşmeyi gündeme getirecektir. Biz, tekelleşme eğiliminin karşısında tüm gücümüzle durmalıyız. Sadece yasa bize yerli ilaç sanayiini koruma görevi verdiği için değil, aynı zamanda ilacın ulaşılabilir olmasını sağlamak için de.
Bir diğer konu da KDV oranları. Sağlık Bakanlığı tarafından reçete ile satılmak üzere ruhsatlandırılan veya ithaline izin verilen beşeri tıbbi ürünlerdeki KDV oranı, 1 Mart 2004 tarihinden itibaren %8 olarak uygulanıyor. Ancak, majistral ilaçların da KDV oranının düşürülmesi gerekiyor.
2006 yılında eczacılarımız için sektörün diğer aktörlerinden, hükümetten ve siyasilerden beklentileriniz nedir?
1) Eczacılar için banka üzerinden finans sorununun çözüldüğü, sektörün tüm bileşenlerinin külfet ve nimetini paylaştıkları bir ödeme sisteminin kurulması,
2) 6197 sayılı yasa taslağının Sağlık Bakanlığı’nca Meclis’e indirilerek yasalaşması,
3) Tek tip Bütçe Uygulama Talimatı’ndaki vatandaşların ilaca ulaşmasını engelleyen maddelerin yerine, ulaşımı sağlayacak maddeler konulması,
4) Tek tip protokole geçilmesi, kamu sigorta kurumlarının bilgisayar programlarının tekleştirilmesi,
5) Jenerik ilaç kullanımının artırılması, akılcı ilaç kullanımının sağlanması için çaba harcanması,
6) “Ar-ge”ye yatırım yapan ilaç üretiminin zorlanması, biyoteknoloji, nanoteknoloji alanlarında bilgi birikimi oluşturulması ve yatırım yapılması,
7) Birinci basamakta hizmet sunan sağlık elemanı olarak, eczacıların koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinde vatandaşı bilgilendirmesini sağlayacak önlemler alınması,
8) İthalatın azaldığı ve üretimin arttığı bir üretim için mücadele edilmesi,
9) Eczacının ilaç fiyat düşüşlerinden etkilenmemesi için önlem alınması,
10) Kamu eczacılarına insanca yaşam koşulları sağlamak için özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda mücadele edilmesi,
11) Hastane eczanelerinin çağdaş düzenlemelere kavuşması için çaba harcanması.