| |
İbrahim Yavuz 1958’de
Diyarbakır’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Diyarbakır’da,
yüksek öğrenimini Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde
tamamladı. Sanatın çeşitli dallarında yaptığı çalışmalarında
Diyarbakır’ın daha iyi tanıtılmasını amaçladı. Resim, şiir,
karikatür, müzik, folklor ve fotoğraf alanında güzel eserler
vermeye devam ediyor. Halen Diyarbakır Tillo Eczanesi’nde
serbest eczacılık yapıyor.
1996’da Bayer’in düzenlediği öykü yarışmasında ortak
birincilik ödülü aldı. Yine 1996’da TEB’in 40. yılı
nedeniyle düzenlediği fotoğraf yarışmasında iki eseri,
sergilenmeye değer fotoğraflar arasında yer aldı. 1994’te
Bayer’in düzenlediği fotoğraf yarışmasında mansiyon ödülü
kazandı. 1993 ve 1992’de eczane vitrini düzenleme
yarışmalarında onur belgesi aldı. 1999’da Diyarbakır
Efsaneleri Resim Sergisi ve Diyarbakır Efsaneleri Öykü
Sergisi açtı. 1986’da İzmir’de karikatür sergisi; 1996’da
Diyarbakır’da, Siirt’in Tillo ilçesine ait fotoğraflardan
oluşan fotoğraf sergisi açtı.
Geçtiğimiz günlerde Diyarbakırlı bir eczacımızla,
İbrahim Yavuz’la bir görüşme yaptık. Bu görüşmede farklı bir
eczacı portresi ile karşılaştık. İbrahim Yavuz, bütün gün
hastalarına en iyi hizmeti verirken, diğer yandan müzik,
resim, öykü, karikatür gibi son derece ilginç sanat
dallarıyla ilgileniyordu. Hem ilaçlarla, hem hastalarla, hem
de renklerle, çizgilerle ve notalarla oluşan bir dünyada
yaşamak nasıl bir şeydir? Eczacımız bütün sorularımıza
içtenlikle cevaplar verdi ve bu konudaki merakımızı giderdi.
Kendisine teşekkür ediyor, onun yaşamından önemli gördüğümüz
kesitleri aşağıdaki satırlara aktarıyoruz…
Eczacılıkla
Buluşan Sanat
Ey ağaç:
Pahasız bir hazinedir
Başındaki taç.
Bir gün yalnız kalsam!
Koşarak sana varsam,
Bana kucak açar mısın?
Başucunda uyusam,
Meyvenle karnım doyursam,
Kuşlarınla şakısam,
Ayrılınca el sallasam,
Yalnız kalınca... Ağlar mısın?
Yukarıdaki mısralar İbrahim Yavuz’un yazdığı ilk şiir.
Şiirin adı “Ey Ağaç”. Eczacımız için ağaçlar belli ki çok
büyük değer ifade ediyor. Eczacılar da aslında hizmet
verdikleri mahalle, semt veya belde için birer ağaç gibi
değiller mi? Ağaçlar nasıl ki meyveleriyle insanlara faydalı
olursa, gölgesiyle, havayı temizlemesiyle de faydalı olur.
Bu açıdan eczacılar da bir çok açıdan içinde yaşadıkları
toplumda aslında birer sığınak gibidir. Eczacı, herkesin
kolayca ulaştığı, bilgisinden yararlandığı, danıştığı,
dertleştiği birer sırdaştır…
Eczacımız Diyarbakır’da hem hastalara hizmet veriyor, hem de
sanatla meşgul oluyor. Bu zor ve önemli hizmetten fırsat
bulup sanata zaman ayırabilmek mümkün mü? İbrahim Yavuz’un
sanatla eczacılığı nasıl bağdaştırdığına dair verdiği cevap,
bir çok ipucunu içinde barındırıyor: “Eczacının daima
mesaide olması gerekiyor. Çok dar zaman aralıklarında
kendimize zamanımız kalıyor. TV programları yapıyorum.
Diyarbakır Musıkisi’ni Yaşatma Ve Koruma Derneği’nin yönetim
kurulundayım. Bir mahalli televizyon kanalında haftada bir
defa yeni arkadaşları tanıtıyoruz. Unutulmuş eserlerin
notaya dökülmesini sağlıyoruz. Bunları yeni nesillere
aktarıyoruz.
Derneğimizde bir kitap çıkarttık. Kaybolmuş eserleri notaya
döküp, ortaya çıkarıp, okuyoruz. Bu eserler Diyarbakır Halk
Müziği’ne ait. GAP TV ve TRT2’de zaman zaman kaynak kişi
olarak programlarım oluyor.
Bunun yanında karikatür çiziyorum. Bunlar mahalli
gazetelerde yayınlandı. Konulu resimler yapıyorum.
“Diyarbakır Efsaneleri” olarak anlatılan kırk öyküyü
resimledim, kitap haline getirdim. Sonra bu çalışmalarımı
sergiledim.
Resim ve müzik, en severek eserler vermeye çalıştığım iki
alan olarak ön plana çıkıyor”
İbrahim Yavuz’un sanat dallarında diğer eczacılara da örnek
olacağını düşünerek, kendisine eskiden eczacıların
toplumdaki konumunu ve günümüzdeki eczacılık anlayışını
sorduk. Aldığımız cevaplardan, hastaların kendine en yakın
gördüğü kişinin eczacı olduğunu öğrendik.
Hastanın En Yakın Danışmanı: Eczacı
Hızla değişen, günden güne daha bir başkalaşan bir dünyada
yaşıyoruz. Her meslekte değişmeler olduğu gibi, eczacılıkta
da oldu. Bir düşünelim: Elli altmış yıl önceki eczacılık
acaba nasıldı? Günümüzde nasıl? İbrahim Yavuz bu değişimi şu
cümlelerle dile getiriyor:
“Eskiden eczacı oldukça ekâbir (çok büyük) bir adam olarak
görülürdü. Halktan kimselerin ona bire-bir soru sorması
zordu. Ulaşılması güçtü. Eczacı ya eczanenin arka
bölümlerinde ilaç yapıyordu veya toplantılarda oluyordu.
Günümüzde genç, dinamik eczacılar var. Eczacılık, yaşlı
mesleği olmaktan çıktı. Kendilerini geliştiren, eczacılığın
dinamiklerini çok iyi tanıyan eczacılar var. Vatandaş
eczaneye girdiğinde mutlaka karşısında eczacıyı bulabiliyor.
Eczacının danışman kimliği ön plana çıktı.
Eczacı, hastaya böyle bir mesaj veriyor: ‘Vatandaş, her
türlü sıkıntını benimle paylaş, çekinme. Ben seni
yönlendiririm, merak etme’. Bu şekilde eczacı, hastayı
ilgili doktora, branşa yönlendiriyor. Hasta yorulmadan doğru
adrese gidiyor. Böyle yönlendirici bir kimliğimiz var. Her
geçen gün daha kaliteli bir eczacılığa doğru gidiyoruz”.
Eczacımız, ülkemizdeki eczacıların fedakârlıklarına ise
şöyle dikkat çekiyor:
“Zaman zaman Avrupa’yı görme imkânımız oluyor. Avrupa’daki
uygulamaları görüyoruz. Bizdeki eczacıların vicdani
sorumluluğu Avrupa’daki eczacılardan çok daha iyi gelişmiş.
Raftaki ilacı hastaya bedelsiz veren, hastanın doktora
muayenesini yaptıran, tahlil ve tetkiklerin yapılmasına
kadar hastasıyla ilgilenen meslektaşlarımız var.
Hastalarımız için elimizden gelen bütün fedakârlığı
yapıyoruz. Bu anlamda ciddi maddi harcamalar yapan
meslektaşlarımız var. Çok ciddi bir boşluğu doldurduğumuzu
düşünüyoruz. Birinin hayati bir ihtiyacını giderdiğimizi
bilmek, bizi manen rahatlatıyor”.
Eczacılık Tarihimiz Bilimsel Yöntemlerle Araştırılmalı
Matematik, Astronomi, Tıp ve daha bir çok alanda olduğu
gibi, Eczacılık’ta da köklü bir geçmişe sahibiz. Bunun
ortaya çıkarılması gerektiğini, İbrahim Yavuz’un şu
cümlelerinden anlamak mümkün: “Bizim ülkemizde eczacılık çok
köklü. Bunun daha doğru araştırılıp, daha doğru
belgelendirilmesi gerekir. Bizde binlerce yıllık bir
eczacılık birikimi var. Yapılan kazılarda bin yıllık
havanlar bulunuyor. Eskiden “Halk Hekimliği” vardı,
“Aktarlık” vardı. Bunların bilimsel olarak araştırılması
gerekir. Anadolu’daki eczacılığın geçmişinin tam olarak
aydınlatılması gerekir. Benim kendi eczanemde küçük bir
eczacılık müzesi var”.
Eczacımız mesleğin zorluklarına ve Diyarbakır’da sanat
alanında kendi meslektaşlarından “sanatçı-eczacılar”
bulamadığını şöyle anlatıyor: “Eczacılık zor bir meslek.
Başkası eczacının yerine geçemiyor. Daima eczanemizde
bulunup, hastalarımıza yol göstermek, en önemli nokta. Bütün
bu yoğunluğa rağmen, zaman zaman kültür turları
düzenliyoruz. Eczacı arkadaşlar bu konuda yardımcı
oluyorlar. Ama sanatçı kimliği olan eczacı bulma konusunda,
Diyarbakır’da çok yalnızım”. |