Ethem Sancak:

  Sağlık Sektörü Üzerinde Oynanan Oyunları Bozalım

 Son günlerde ‘Sağlıkta Tasarruf’ haberleri gazetelerden, televizyon haberlerinden eksik olmuyor. “4,5 milyar dolar tasarruf edilecek, IMF istiyor, ilaç harcamaları %45 arttı…vs.” ‘Sağlıkta tasarruf’ denilince de ilk akla gelen, vatandaşın ilaç harcamaları oluyor tabii. Yanlış ve çarpıtılmış bilgilerle sürdürülen bu kampanya, vatandaşımızın ilaca ve tedavi hizmetlerine ulaşma hakkını tehdit eder boyutlara ulaşmak üzere.

Ülke ekonomisi içinde yalnızca 6 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip, gelişmişlik standartlarından biri olarak bilinen, kişi başına ilaç tüketiminde 80 dolarla, Yunanistan’ın kişi başına tüketiminin ancak yarısına ulaşmış bir ülkenin ilaç sektöründen ne isteniyor? Hacim olarak çok daha büyük ölçekte ve kayıt dışı oranı çok yüksek, suistimallerin yoğun olduğu sektörler dururken, sağlık sektörü ile niçin uğraşılıyor?

Türkiye ekonomisinin bugünkü hacminin neredeyse bir o kadarının daha kayıt dışında olduğu, muteber kanaat önderleri ve kimi yetkililer tarafından ifade edilirken, neden ilaç? Otomobil ticareti alanında, akaryakıt, altın, gümüş, vb. kıymetli taş ticaretinde, inşaat, eğlence, vb.  sektörlerde vergi kaçırarak faaliyet gösteren firmaların ya da sermayenin üstünde durulması gerekmez mi? Korsan üretim, marka sahteciliği, kayıt dışı işçi çalıştırma yoluyla ülke ekonomisini felç edenlerin, otopark mafyalarının üstüne gidilmesi gerekmez mi? Üretiminden dağıtımına kadar her bakımdan kayıt altında olan ilaç sektörü üzerinde oynanan oyunlar ne amaca hizmet ediyor?

 İlaç Sanayii Zan Altında Bırakılmak İsteniyor

Türkiye, tesislerinin sahip olduğu standartlarla, dünya çapında bir ilaç üretim üssü olmaya doğru gidiyor. İlaç üreticisi firmalarımız uluslararası pazarlarda bir varlık haline geliyor. Bu koşullarda, benzeri ancak sınırlı sayıda ülkede bulunan, son derece gelişmiş teknolojiye dayalı üretim tesisleri yaratmış ilaç sanayii kuruluşları, birer ‘potansiyel suç yuvaları’ gibi gösterilmek isteniyor.

 Eczacı Mağdur

Ülke insanına Türkiye’nin en ücra köşelerinde ilaç ulaştırmaya çalışan ve sağlık sistemimizin temel direklerinden olan eczacılarımız, her gün bürokratik bir cendere içinde çırpınırken,  sattığı ilacın parasını devletten tahsil etmeye çalışıyor. Ayda bir değişen ‘uygulama talimatları’ ve prosedür değişiklikleriyle ve çeşitli bölgelerdeki farklı uygulamalarla, eczacı bürokratik bir çarkın içine sıkıştırılmış durumda. Eczacı, devletin sigorta kurumlarına sattığı paraları tahsil etmekte binbir zorlukla boğuşurken, yapılan kesintiler ve sudan sebeplerle geri çevrilen reçetelerle uğraşmak zorunda kalıyor. Sigorta kurumları yöneticileri, memurlarının reçete geri çevirme performanslarını ödüllendiriyor. Sonuç olarak eczacı mağduriyeti had safhaya ulaşıyor, vatandaşın ilaca ulaşımı zorlaştırılıyor. Bir çok şehir ve kasabanın vergi sıralamalarının üst sıralarını eczacılarımız oluşturuyor. Buna rağmen eczacılarımız, niyet o olmasa bile ‘potansiyel olarak suç işlemeye eğilimli’ vatandaş muamelesi görüyor. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi ‘eczanenin sahibi eczacıdır’ temel mevzuatı değiştirilmek isteniyor.

 Dağıtım Kanalları Müthiş Bir Finans Yükü Altında

Gelişmiş bir teknoloji ve dağıtım ağıyla Türkiye’nin en ücra köşesindeki eczaneye ilaç yetiştiren dağıtım kanalları, devletin geri ödemelerinde yaşanan aksaklıkların yarattığı sonuçları finanse ediyor, hızla artan maliyetleri karşılamaya çalışıyor.

 Reformlar mı Engellenmek İsteniyor?

Sağlık sektöründe çok önemli reformlara imza atıldı. Tedavi hizmetlerinden yararlanmada ayrıcalıklı kastlar yaratmış sistem, büyük bir hızla değişiyor. İşçinin hastanesi, devlet memurunun hastanesi uygulamaları kalktı. İşçinin sağlık sigortası, devlet memurunun sağlık sigortası, esnafın sağlık sigortası kurumları tek bir çatı altında toplanıyor. Yeni fiyat kararnamesiyle ölçülemeyen, keyfi fiyatlandırma mekanizmaları iptal edilerek, şeffaf ölçüler getirildi. Bazı ilaçlarda %40’a varan fiyat düşmeleri yaşanıyor. Eşdeğer ilaç uygulamalarıyla devletin sağlık sigortası kurumlarının yükleri azaltılmaya çalışılıyor. Aile hekimliği ile birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması amaçlanıyor.

Yıllardır vatandaşın ilaca ulaşmasının zorlaştırılması üzerine kurulu sistem değiştiriliyor. Sigorta kapsamındaki vatandaşlarımızın sınırı ‘yeşil kartla’ genişletildi. SSK’na bağlı vatandaşlarımız, 35 yıl sonra serbest eczaneden ilaçlarını alabiliyorlar.

Sağlık sektöründe üretici, dağıtıcı ve  eczacı, bu önemli dönüşümlerin en büyük destekçileri oldular. Bu değişikliklerin yarattığı sıkıntıları paylaşıyor ve üzerlerine düşen fedakârlıkları yapıyor ve daha da yapmaya hazırlar. Kamu Sigorta Kurumları’nın bütçelerini denetim altına alma çabalarını destekliyorlar. Daha da ötesinde, ilgili meslek kuruluşları ve özdenetim yöntemleriyle sektör, kendi içindeki suistimallere karşı da mücadele veriyor.

Ancak tasarruf sağlamak adı altında yapılan ve her gün değişen bürokratik prosedürler, medyada uzman olmayan muhabirler eliyle hazırlanmış haberler, sektörün bütününe zarar veriyor. Sektörün sesine kulak verilmesini, geri ödeme sistemindeki aksaklıkların giderilmesini ve bürokrasinin, eczacıya hayatı zorlaştırmak üzere kurduğu sistemleri değiştirmesini istiyoruz. Reform süreçlerinin önü kesilmemelidir.

Medyamızı, insanımızın sağlığıyla ilgili bu sektörle ilgili haberlerde daha sorumlu davranmaya, daha sorgulayıcı ve araştırıcı olmaya çağırıyorum.

Ayrıca üretici, dağıtım kanalları ve eczacı meslek kuruluşları biraraya gelerek, sektörü daha ileri noktalara taşımak için güçlerini birleştirmelidir.

Saygılarımla