Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi

 

Prof. Dr. Erçin Erciyas

1971 yılında Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdi. Tüm akademik aşamaları Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde tamamladı. İngiltere, Kanada, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki üniversitelerde konuk araştırıcı olarak çalıştı. Uluslararası dergilerde 24 makalesi yayımlandı. Ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılarda sunulmuş çok sayıda bildirinin yazarları arasındadır. Ekim 2000 yılından bu yana Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanlığı görevini yürütmektedir. Bir çok bilimsel kuruluşun üyesidir.

Öncelikle E.Ü. Eczacılık Fakültesi’nin tarihi hakkında bize bilgi verir misiniz?

Üniversite senatosunda, 25 Ocak 1960 tarihinde yapılan bir oturum sonucu, Tıp ve Ziraat Fakültelerinin dekanları “Eczacılık Fakültesi” açılması için araştırma yapmak üzere görevlendirildiler. 28 Ekim 1960 tarihinde yapılan oturumda Eczacılık Fakültesi açılmasına karar verilmiştir. Senatonun 10 Ocak 1961 günlü oturumunda, açılması düşünülen Eczacılık Fakültesi’ne öğretim üyesi yardımı yapıp yapamayacaklarının İstanbul Üniversitesi Eczacılık Yüksek Okulu’ndan sorulmasına karar verilmiş, olumlu cevap alınamamış olmalı ki, konu uzunca bir süre beklemeye bırakılmıştır. E.Ü. Eczacılık Fakültesi’nin kurulmasına ise 1968 yılında açılmaya başlayan özel yüksek okullar kaynaklık etmişlerdir. 1971 yılında özel yüksek okulların devletleştirilmesi kararı alındı. Bu kararın ardından, Ege Üniversitesi 6 Eylül 1971 tarihli senato kararı ile İzmir’de bulunan üç özel eczacılık yüksek okulu, E.Ü. Tıp Fakültesi Eczacılık Yüksek Okulu tarafından devir alındı.

Senatonun 14 Temmuz 1975 günlü oturumunda Eczacılık Fakültesi kuruluş hazırlıklarını hızlandırmak için Prof. Dr. Yavuz Aksu başkanlığında yeni bir komisyon kurulmuş, bu komisyonun raporu 14 Ekim 1975 tarihli senato toplantısında kabul edilmiştir. Eczacılık Fakültesi Kurulu 18 Kasım 1975 tarihinde Prof. Dr. Dündar Berkan’ı ilk dekan olarak seçti. Bu seçimin sonucunda 1976-1977 öğretim yılında fakülteye 150 Türk, 10 yabancı uyruklu olmak üzere 160 öğrenci alınarak, öğrenime başlanmasına karar verilmiştir.

Eczacılık Fakültesi’nin tarihinde bir de göç olgusu söz konusudur. 1971 yılında Tıp Fakültesi Eczacılık Yüksek Okulu adıyla ilk olarak, bugün İnciraltı semtinde Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin kullandığı binalarda öğretim hizmeti vermekteydi. Ardından 1982 yılında bugün hizmet verdiğimiz, Bornova’daki bu binaya taşınmıştır. Tüm bu süreçte epeyce bir yerleşme sorunu yaşadık. Üniversitemizin içinde bulunduğu sıkışıklıktan dolayı, mevcut binamızı farklı fakültelerle paylaşmak durumunda kalıyoruz. Gelecekte artık anahtarı cebimizde bir binamızın olacağını ümit ediyoruz.

Mevcut öğrenci profilinizden bahseder misiniz?

Şu anda fakültemizde kayıtlı 574 öğrencimiz bulunmakta. Burada bizim için gurur kaynağı bir noktayı da ifade etmek isterim: 2005 yılında ÖSS’de eczacılık fakülteleri arasında en yüksek puanlı öğrenci bizim fakültemizdedir. Yani eczacılık fakülteleri arasında tavan puan bizim fakültemizdedir. 2005 yılı kayıtlı öğrencilerimizden 19 tanesi ilk tercih olarak fakültemizi tercih etmişlerdir. Birinci sınıfta 103 öğrencimiz kayıtlıdır. E.Ü Eczacılık Fakültesi’nde diğer eczacılık fakültelerinde olmayan bir uygulama olarak hazırlık sınıfımız vardır. Fakültemizi kazanan öğrenciler ilk olarak İngilizce muafiyet sınavına alınırlar. Bu sınav sonucu yeterli puanı alamayan öğrenciler 1 yıllık İngilizce hazırlık okutulmaktadırlar. Bu nedenle bu yıl 1. sınıfımızda bulunan 50 kadar öğrencimiz geçen yıl hazırlık sınıfı okuyan öğrencilerimizdir. Diğerleri ise bu yıl okulumuzu kazanan, hazırlıktan muaf olan öğrencilerdir. Bu durumda 1. sınıflar için şöyle bir durum söz konusudur. Bu yıl ÖSYM kılavuzunda eczacılık eğitimini 5 yıl olarak gören öğrencilerimiz, beş yıllık eğitim alacaklar. Ancak hazırlık sınıfı okuyarak birinci sınıfa gelen öğrencilerimiz dört yıllık eğitim alacaklar. Bu durum bir takım zorlukları beraberinde getirecek tabii. Ancak bu konudaki gerekli planlamalarımızı yapmış durumdayız.

E.Ü. Eczacılık Fakültesi olarak eğitim olanaklarınızdan bahseder misiniz?

Derslikler ve laboratuvarlar açısından herhangi bir sorunumuz olmadığını ifade etmek isterim. Pratiği olan her ana bilim dalımızın kendine ait laboratuvarları bulunmaktadır. Derslikler açısından daha az öğrenci ile, daha iyi eğitim olanakları sunabileceğimizin farkındayız. Laboratuvarlarımızdaki altyapının iyileştirilmesi için imkânlarımızı zorluyoruz. Fakültemiz ve üniversitemizde araştırmaya yönelik altyapı mevcut. Ancak sistematik olarak her şeye sahip olduğumuzu söylemek mümkün değil.

Oldukça genç bir öğretim kadromuz var. Genel olarak kadromuz bilimsel araştırmalar konusunda oldukça başarılılar. Öğretim elemanlarımızın bir çoğunun son derece güçlü yurtdışı bağlantıları mevcut. Geçmişte arkadaşlarımız yurtdışına gitmek, oralardan bir şeyler öğrenerek bunları buradaki arkadaşlarımızla paylaşmak çabası içindeydiler. Ancak geldiğimiz noktada arkadaşlarımızın, artık oralara bir şeyler öğretmek üzere davet edilmeye başlamaları, bir yönetici olarak beni çok mutlu ediyor. Yurtdışı ilişkilerimiz artık daha çok bir paylaşım halini aldı.

Uluslararası yayınlar konusunda da oldukça iyi bir durumdayız. SCI kriterlerine bakıldığında, Eczacılık Fakültesi olarak öğretim üyesi başına düşen yayın sayısı bakımından Üniversite içerisinde en fazla yayın yapan fakülte konumundayız.

Fakülte olarak yeniliklere oldukça yakın olduğumuzu belirtmek isterim. Örneğin diğer fakültelerden farklı olarak Kozmetoloji, bizde bilim dalıdır. Radyofarmasi, Anabilim Dalı statüsündedir. Eczacılık Fakültesi olarak Fitoterapi konusuna çok fazla önem veriyoruz. ABi’nin de çok önemsediği, Farmasötik Biyoteknoloji Anabilim Dalı’mız çok değerli çalışmalar sürdürüyor.

Eczacılık bir kavramdır ve bir tanımı vardır. Bu tanım, süreç içerisinde kuşkusuz gelişiyor. Eczacılığın genel olarak tanımı, ilacı hazırlayıp hastaya sunmaktır. Ayrıca ilacın sunumu sırasında ve sunumunun ardından, eczacının bir işlevi olduğu yadsınamaz. Dolayısıyla eczacılık eğitiminin bir bütün olması gerektiğine inanıyorum.

Ayrıca AB penceresinden de bakıldığında, eğitimde artık sadece diploma bir şey ifade etmiyor. AB’nin de üzerinde durduğu diploma eki konusu gündemdedir. Diploma eki sizin tüm öğrenim yaşamınızın özetini içerir. Bu noktada, eğitimin hangi kalitede verildiği konusu ön plana çıkmaktadır. Özellikle AB sürecinde sıkça konuşulan akreditasyon konusunda eğitimin kalitesi sıkça sorgulanmakta ve bu kalitenin belgelenmesi söz konusu olmaktadır. Ancak AB, eğitiminizin kalitesini belgelendirmek için de uluslararası bir takım ajansları adres göstermektedir. Bu ajanslara bağlı bölgesel kurumlar aracılığı ile kalitenizi belgeleyebiliyorsunuz.

AB’nin eğitim süreci 1999 yılında başlayan ve 2010 yılında tamamlanacak olan bir çalışma çerçevesinde ele alınmaktadır. Bologna Süreci olarak adlandırılan bu çalışma çerçevesinde, iki yılda bir zirve toplantıları düzenlenmektedir. Eğitimde kalite konusunun bu toplantılarda sürekli olarak gündem maddesi olduğunu görüyoruz. Ayrıca 8-10 Haziran tarihlerinde Estonya’da yapılacak olan toplantının ana gündem maddesi “Eczacılık Eğitiminde Kalite”. Dolayısıyla eğitimde kalite konusu ülkemizde de gündem edilmeli. Ege Üniversitesi’nde kalite konusu zihniyet olarak benimsenmiş durumda. Şu aşamada, kalite konusunda her birim kendi fotoğrafını görmeye çalışıyor. Ancak söz konusu incelemelerden başarı ile çıkabilmek için, mutlaka altyapılarda iyileştirmeler olması zorunlu. Bu zorunluluk, bir takım mali külfetler getirmekte. Bu noktada döner sermayeler ön plana çıkıyor. Bu konuda Fakülte olarak bir takım sıkıntılarımız söz konusu.

Döner sermaye çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

E.Ü. Eczacılık Fakültesi Döner Sermayesi olarak iki bileşenden bahsedebiliriz: Bunlar Hemodiyaliz Çözelti Üretim Merkezi ve uygulama eczanemizdir. Hemodiyaliz Merkezi olarak daha çok kendi hastanemizin ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bazı durumlarda hekimlerimiz ruhsatı alınmış formülasyon üzerinde değişiklikler önerebiliyorlar. Bu şekilde eğitsel bir işbirliği de söz konusu olabiliyor. Yaklaşık iki yıl önce, iyi üretim uygulamalarına uygun hale getirebilmek için, üretimimize ara verdik. Merkezimizi bu anlamda yeniledik. Önümüzdeki günlerde bürokratik bir takım işlemleri sonuçlandırıp, tekrar üretime başlamayı planlıyoruz. Bizim amacımız buradaki üretimi, eğitimimizin bir parçası olarak değerlendirmektir. Burada öğretim üyelerimize, iyi üretim uygulamaları çerçevesinde bir imkân yaratırken, öğrencilerimizi de pratik olarak eğitmek istiyoruz. Döner sermayemizin diğer birimi, uygulama eczanemizdir. Uygulama eczanemiz, üniversite personeli ve öğrencilerine hizmet vermektedir. Yönetmeliğe göre, öğrencilerimiz için burada staj zorunludur. Ancak birtakım işletme sorunları yaşıyoruz. İlaç fiyatlarında yaşanan değişimlerin yanında, ilaç alımı konusunda esnekliğimizin olmaması, işletme açısından çeşitli zorluklar yaşamamıza neden oluyor. Sonuçta uygulama eczanemize bir gelir kaynağı olarak değil, öğrencilerimiz için bir uygulama alanı gözüyle bakıyoruz.

Döner sermayemiz konusunda belirtmek isterim ki, buradan elde edilen gelirlerden öğretim elemanlarına hiçbir şekilde ödeme yapılmamaktadır. Elde edilen gelirlerimiz sadece eğitim amaçlı kullanılmaktadır.

Diğer yandan “eğitimde rekabet unsuru” vardır. Artık üniversitelerin girimci olması gereği söz konusudur. Bir şey üretin, ürettiğiniz şey satın alınabilir olsun, oradan elde ettiğiniz gelirle de üniversitenize kaynak akışı sağlansın. Bu durum, devletin sorumluluğunu asla sıfırlamıyor. Eğitimde devletin katkısı çok önemli. Ancak artık özellikle üniversite – sanayi işbirliği olması gereklidir. Üniversiteler, endüstriyle ve diğer paydaşlarıyla iyi bir iletişim kurmak zorundadırlar.

E.Ü. Eczacılık Fakültesi olarak siz burada hangi noktadasınız?

Sektörün tüm taraflarıyla iyi bir diyalog içindeyiz. Çeşitli sektör temsilcileri üniversitemizde öğrencilerimizle bir araya gelerek, endüstrinin eğitime bakışı açısından görüşlerini paylaşırlar. Ayrıca öğrencilerimize kariyer bakımından da yol gösterirler. Ancak maalesef, Ar-Ge konusunda fazla talep gelmiyor. Kimi zaman bireysel zeminde talepler olsa da, yeterli sayıda olmuyor. Bu tip tekliflerin gelmesi bizim için ciddi bir motivasyon anlamını da taşıyor. Böyle bir işbirliği, aynı zamanda bir dönüşümün de ifadesi olacaktır.

Siz AB sürecinde eczacılık eğitiminin gelişimi konusu ile oldukça yakından ilgileniyorsunuz. Bu süreç içinde ve sonrasında, eczacılık eğitiminin gelişimi hakkında bize neler aktarabilirsiniz?

3 Ekim 2005 tarihinde AB sürecinin başlamasının ardından, “Eğitim ve Bilim” ilk başlık olarak seçildi. Bu noktada AB Konseyi’nin, eczacılık diploması alabilmenin minimum koşullarını ve eczacılık eğitiminin çerçevesini belirleyen bir direktifi var. 5 yıllık eğitim kararı da bu direktiflerin bir sonucudur. 7 Eylül 2005 tarihinde AB Parlamentosu mesleki niteliklerin tanınmasına yönelik bir direktif yayınladı. Ardından bize bu tanımların hangi aşamasında olduğumuz soruldu. E.Ü. Eczacılık Fakültesi olarak biz bu tanımların oldukça iyi bir noktasında olduğumuzu görüyoruz.

AB Komisyonlarında eczacılığın tanımı gereği, ilacın yapılması, teknolojisi ve saklanması konusuna eğitimde yer vermemiz gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca yeni bir kavram olarak da, hastaya sunumu sırasında ve sonrasında da eczacının görevleri olduğu belirtilmektedir. Bu noktada da Farmasotik Bakım kavramı ortaya çıkıyor. Farmasotik Bakım, sadece bir ders olarak düşünülmemelidir. Bu bir zihniyet değişikliğidir. İlaç kimyasını anlatan eğitmen de müfredatını buna göre planlamalıdır. Bunun yansıması kuşkusuz eğitim planına dönük olacaktır. İlacın yapımına dönük dersler mutlaka olmalıdır. Ancak hangi ağırlıkta olması gerektiği tartışılmalıdır. Geçmişte havan eczacılığı yapıldığından, bu tür dersler oldukça yoğun olarak veriliyordu. Bu teknoloji eczacı tarafından da kullanılıyordu. Günümüzde müstahzar eczacılığı gündemde. Dolayısıyla bu tür derslerin yoğunluğu kesinlikle ele alınmalı. Bu konu kimi AB ülkelerinde de tartışılıyor. Ancak burada şöyle bir tehlike de söz konusu: Her yeni çıkan konuya “hoşgeldin” diyerek onları müfredatlarımıza aldığımızda, öğrencilerin üzerindeki yük artmaktadır. Zaten üzerlerindeki yük oldukça yoğun. Kesinlikle öğrencilerin durumu gözetilmek zorundadır.

“Multidisipliner çalışmayı öğrenmeliyiz”.

Doç Dr. Arzum Erdem Gürsan / Analitik Kimya Anabilim Dalı

 

1993 yılında üniversiteden mezun olmamın ardından, Prof. Dr. Şengün Özsöz’ün biosensörler konusunda araştırmalar için birlikte çalışacak bir ekip aradığını söylemesi ile birlikte, bu bölüme başladım. Yüksek lisansımı ilaç sensörleri alanında tamamladım. Türkiye için bu konuya eğilen tek gruptuk. Bizden sonra bu konuda araştırmaların sayısı arttı.

Bu tür üstün nitelikli çalışmaların Türkiye’de yapılıyor olması, yurtdışında da ciddi olumlu tepkiler aldı. Grubumuz büyüdü, bilimsel yayınlarımızın sayısı arttı.

Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi olarak, özellikle bizim bölümümüzde araştırma imkânlarının yeterli olduğunu söyleyebilirim. Araştırma konusunda son dönemde ciddi bir atılım var. Günden güne proje başvurularının artması ve bunun paralelinde kabul edilen projeler doğrultusunda, cihaz donanımının güçlenmesi söz konusu. Normalde üniversitelerdeki ödeneklerin çok az olması, sizi daha büyük projeler üreterek, Tübitak, DPT gibi kurumları yanınıza almanızı gerektiriyor. Multidisipliner olmanız ve diğer bölümlerle ortak projeler sunmanız gerekiyor. Dolayısıyla bu durum daha nitelikli çalışmalar üretmenize neden oluyor.

Tubitak’a ilk ciddi projemizi 1996 yılında sunduk. Şu anda bizim bölümümüzde tamamlanan 3 Tübitak, 1 DPT projesinin yanında, Üniversiteden de bir çok proje aldık.

2001 yılında Türkiye Bilimler Akademisi’nden “Üstün Nitelikli Genç Bilim İnsanı” ödülünü aldım. Bu ödül kapsamında verilen bir burs sayesinde, projem 3 yıl boyunca TUBA tarafından desteklendi. Aynı şekilde 2006 yılında Eczacılık Akademisi Proje Ödülü’nü kazandım. Buradan da 1 yıllık bir proje desteği alıyorum. 

 

“Hedeflerimize ulaşmaya çalışıyoruz”. Yard. Doç. Dr. Bintuğ Öztürk:

 

Eczacılık fakültelerinde bulunan herbaryumlar daha çok tıbbi bitkiler bakımından zengindir. Uluslararası kabul görmüş olması, herbaryumun değerli örnekler içerdiğini gösterir. Türkiye’de en köklü ve en gelişmiş herbaryum İstanbul Üniversitesi’nde bulunuyor. İzmir Eczacılık Fakültesi (İZEF)  Herbaryumu, ilk olarak özel eczacılık okulları döneminde Prof. Dr. Necmettin Zeybek tarafından kurulmuştur. Bu herbaryum da uluslararası kabul görmüş herbaryumlardan biridir. Bu noktada biz bu herbaryumları günün teknolojisine uygun hale getirmek istedik. Her bir örneğin fotoğrafını çekerek, bir bilgisayar programı yardımıyla kayıt altına alarak, sorgulanabilir hale getirdik. Böylece Türkiye’nin ilk interaktif herbaryumunu oluşturmuş olduk. http://izef.ege.edu.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Çok hoş tepkiler aldık. Bu durum bizi heyecanlandırdı. Bunun ardından “Neden Türkiye Ulusal Eczacılık Fakülteleri Herbaryumu oluşturmayalım?” diye düşündük. Bunun için başka üniversitelerin herbaryumlarını da biraraya getirerek, bunu interaktif hale sokarsak, yaklaşık 150 bin kayıtlık bir herbaryum oluşturabileceğimizi hesapladık. İstanbul, Ankara, Gazi, Hacettepe ve Ege üniversiteleri olarak ortaklaşa Tübitak’a bu projeyi sunduk. Elbette böyle bir çalışma, sonuçta stratejik bilgiler de içerdiğinden, bilgilerin tamamını koşullu bir şekilde sunmayı planladık. Böyle bir proje Türkiye’de ilk olmasının yanında, dünyada da fazla örneği yoktur. 

İlk olarak Büyük Taarruz’u farklı bir şekilde anmak istedik. Bu amaçla bugünün gençleri olarak, savaşmasak da en azından tüm bu yolu yürüyerek geçebilir miyiz, diye düşündük. Böylece 26 Ağustos tarihinde Dumlupınar’dan yola çıkarak 10 gün içinde 300 km’lik bir yolu yürüyerek İzmir’e ulaştık. Bu projemizin ilgi görmesi bizi çok heyecanlandırdı. Bunun ardından geçtiğimiz yıl, Üniversitemizin 50., Fakültemizin de 30. kuruluş yılı dolayısıyla daha kapsamlı bir proje gerçekleştirdik: Ülkeyi bir baştan bir başa bisikletle geçmek, bu arada da “bilgi üretmek ve paylaşmak” sorumluluğunu yerine getirmek üzere, halka yönelik paneller düzenlemek. En doğuda, Gürcistan-Türkiye sınırında yer alan Sarp sınır kapısından başlayan yolculuğumuz, 1.800 km sonra İstanbul’da, Boğaziçi Köprüsü’nden geçişi takiben, Türkiye’nin ilk üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi’ne yapılan bir ziyaretle sona erdi. 20 gün süren bu yolculukta, grubumuzun büyük kısmı Eczacılık Fakültesi mensuplarından oluşuyordu. Bu iki projenin dışında, gelecekte bu yönde farklı projeler de planlıyoruz. Tüm bu projeleri yapma amacımızı şöyle özetleyebilirim: Biz ülke olarak güzel hedefleri özleriz. Ancak bu hedefleri özlemek ayrı bir şey, bu hedefe giderken her adımda bacağımızın ağrısını sevmek ayrı bir şey. Bunu sevmeyi öğrendiğimizde, bu hedeflerimize ulaşabileceğimize inanıyorum.

 

“Sektör Bizi Sahiplenmeli”.

Neden eczacılığı tercih ettiniz?

Bora Hazır (4. sınıf): Sağlık tabanlı bir sektörde yapabileceğim en iyi mesleklerden biri. Bu sektörde doktorluğun ağır sorumluluğunun yanında, ilaçlarla ilgili sorumluluğun da alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu sorumluluğu alabilecek kapasitede olduğuma inandığım için, bu mesleği seçtim. Ayrıca mesleğin ticari yönlerini de göz önüne aldım.

Kâzım Kızıl (3. sınıf): Benim bu seçimim biraz da rastlantısal oldu. Ailem istediği için seçtim diyebilirim. Şu anda eczacılığı seçtiğim için çok memnun olduğumu söyleyemem. Özellikle derslerin son derece yoğun olması ve mesleğimizin geleceğine yönelik karamsar olmam, bu konuda etkendir. Ayrıca genel üniversite yaşamı hakkında da bir hayal kırıklığı yaşadığımı söyleyebilirim. Bu durum sadece bizim üniversitemiz için geçerli değil. Çeşitli nedenlerle bir araya geldiğimiz diğer üniversitelerden arkadaşlarımızın da bu konulardan şikâyetçi olduğunu görüyoruz.

Bora: Bu noktada farklı düşünüyorum. Ben bu okula fakülte birincisi ve tek tercih olarak geldim. Öncelikle lisenin ardından hayal ettiğiniz üniversite yaşamı ile burada karşılaştığınız yaşam arasında fark oluyor elbette. Birinci sınıfta biraz da idealler sonucu mesleğe sarılıp, ikinci sınıfta derslerin yoğunluğundan üniversiteden ve meslekten soğumak söz konusu olabiliyor. Üçüncü ve dördüncü sınıflarda sektörün biraz daha içine girdikçe, sektörün büyüklüğünü gördükçe bu kez tekrar mesleğe karşı bir tutunma yaşanıyor. Ancak bizim fakültemiz için sektöre yeterince yakın olmamamız bir handikap. Bence sektör ile aramızdaki bağlar çok daha sıkı olmalı ve sektör bizi sahiplenmeli diye düşünüyorum. Okulumuzda derslerimiz oldukça yoğun. Çalışılan konunun ilaç ve insan sağlığı olmasından kaynaklı olarak, daha çok bir lisenin ciddiyetine sahibiz.

Kâzım: Eğitim alanımız dolayısıyla derslerimizin ağır olmasını anlayabiliyorum. Ancak eğitimin yanında, felsefenin yeterince aktarılamadığına inanıyorum.

Diğer fakültelerden farklı olarak hazırlık sınıfı okumanızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bora: Bize pek bir şey kattığına inanmıyorum. Artık günümüzde üniversiteye gelen yeni nesil pek çok konuda daha donanımlı. Pek çoğu İngilizce konusunda zaten eğitimli geliyorlar. Ancak şöyle bir faydası oluyor: Birinci sınıfa başladığımız zaman yerleşim, üniversite ortamına alışmak gibi konularda çok daha hazırlanmış olabiliyoruz. Tüm sorunlarımızı hazırlık sınıfı sürecinde çözme imkânımız olabiliyor.

Mezuniyet sonrası için planlarınız neler?

Kâzım: Fakülte olarak sektörden uzak olmamız, bu konuda bizim seçeneklerimizi azaltıyor. Sektör hakkında çok fazla bilgimiz olmamasından dolayı, sadece serbest eczacılık seçeneği karşımıza çıkıyor. Benim özellikle eczacılık eğitimine yönelik fikirlerim var. Bu fikirlerimi serbest eczacılık alanında uygulayamayacağımı düşünüyorum. Bu nedenle gelecekteki hedefim akademisyenlik.

Bora: Ben mezuniyet sonrası, işin daha çok ticari boyutunu alanında serbest eczacılığı düşünüyorum. Ancak mesleğimizin geleceği konusunda da bazı kaygılarım var. Eczacılığın daha fazla hasta odaklı uygulanması gerektiğine inanıyorum. Eczacılığın sadece raftan ilaç veren bir meslek olmadığını göstermeliyiz.

 Üniversitenizdeki eğitim yapısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bora: Eğitim kalitesi günden güne gelişiyor. Ancak bu gelişim daha hızlı olabilir. Özellikle farmakoloji alanında eğitimimiz oldukça üstün. Türkiye’nin en iyi farmasotik kimya eğitimini aldığımızı biliyoruz. Toksikoloji alanında hocalarımız, alanlarının en iyileri. Ancak özellikle eğitimin uygulanması ve değerlendirilmesi konusunda sorunlarımız var. Mevcut sınav sistemimiz analitik yeteneklerimizi değil, daha çok ezber yeteneğimizi ölçmeye yönelik yapılıyor.

 EUPSG’nin faaliyetlerinden bahseder misiniz?

Kâzım: Tüzükteki ana amacımız Avrupa Eczacılık Öğrencileri Birliği’ne üye olmak. Bunun yanında sosyal faaliyetlere ağırlık veriyoruz. Sinema, kitap, müzik, halk dansları klüplerimiz var. Panzehir isminde bir dergi çıkarmaya çalışıyoruz. Müzik kulübümüz, özel günlerde dinletiler düzenliyor. Bunun yanında hasta bilgilendirme yarışmaları gibi çeşitli mesleki aktivitelere de katılıyoruz. Sosyal aktivite anlamında elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.