| |
Hedef Alliance olarak 2006 yılında özellikle eczacılarımızın
eczanelerini işletme hünerlerini geliştirme ile ilgili
programlar üzerinde yoğunlaşacağız. Önümüzdeki dönemde aynı
ilkeler üzerinde yükselen, ama farklı programlarla
eczacılarımıza bir anlamda borucumuz olan bu hizmetleri adım
adım gündeme getireceğiz.Sağlık Bakanlığı’nın ‘Sağlıkta
Dönüşüm’ projesi büyük bir hızla devam ediyor. Aile
Hekimliği sistemine geçiş, bu projenin temel adımlarından
biri. 5 Aralık 2004’te yasalaşan tasarı çerçevesinde, 15
Eylül 2005’te Düzce’de aile hekimliği uygulamaları başladı.
Bu yıl içinde 10 il daha uygulama kapsamına alınıyor. 1 Ocak
2007’den itibaren de bütün Türkiye’de aile hekimliği
sistemine geçilecek. Bütün bir sağlık sistemi yeniden
yapılanacak. Aile hekimliği sistemi ile eczane eczacılığı da
büyük ölçüde etkilenecek. Bütün bu gelişmeleri ve
etkilenmeleri incelemek üzere, ses kayıt cihazlarımızı
kaptık, yollara düştük. Sistemi öğrendik, değişim ve
dönüşümü gözlemledik. Henüz bölgelerinde uygulama başlamamış
eczacılarımız açısından, onların meslek örgütleri açısından,
çok zengin deneyimlerin, uyarıların aktarıldığı röportajları
ilgiyle okuyacağınızı tahmin ediyoruz.
Hedef Sağlık
Dr. Engin Mutlu / Düzce İl
Sağlık Müdürü
Pilot bölge seçilen ilinizde ‘Aile Hekimliği Sisteminin’
yerleştirilmesi adına ne gibi çalışmalar yaptınız?
Öncelikle 17 veya 20 civarında ülkede uygulamaları görmek
için Sağlık Bakanlığı’ndan yetkililerle birlikte incelemeler
yaptık. Sonra Türkiye Modeli’nin temelleriyle ilgili
birtakım taslaklar oluştu. Sonra o taslaklara binaen 2004
Aralık’ta kanun çıktı. 2005’te ücret yönetmeliği, uygulama
yönetmeliği, toplum sağlığı yönergeleri çıktı. Biz bu kanun
ve yönetmelikler çıkmadan önce pilot il olacağımızı
biliyorduk. Bununla ilgili hazırlıklara 2004 Haziran’ında,
kanunun çıkışından beş-altı ay önce başladık. Bütün Düzce’yi
köy, ilçe ve kentteki kişileri sayarak bilgisayar ortamına
aktardık. Aile hekimlerimizi onar günlük eğitimlere tâbi
tuttuk. Sertifikalarını aldılar. 2005 Eylül’de 104 aile
hekimini 303.000 nüfusa göre tespit ettik. Bir hekime
yaklaşık 3000 kişi düştü. 104 aile hekiminin çalışacağı 31
sağlık ocağını tekrar gözden geçirdik. Bilgisayar ve
internet altyapılarını oluşturduk. Bu hazırlıklardan sonra
15 Eylül 2005’te aile hekimliği sistemini başlattık. Projeyi
faaliyete geçireli 8 ay 15 gün oldu.
Bu
projenin önemli unsurları nelerdir?
Bu
projenin önemli birkaç unsuru var. Vatandaş memnuniyetini
sağlayan önemli unsurlar var. Bu sistem, hasta ve/veya
sağlıklı “kişi odaklı” bir sistem. Birinci basamak sağlık
organizasyonları genelde koruyucu hekimlik üzerine
kuruludur. İlk hedefi koruyucu hekimliktir. Yani bir bebeğin
anne karnına düştükten ölünceye kadarki dönem içinde,
yaşamının aile hekimliği sistemi içinde gözlenmesi,
izlenmesi, önlenebilir hastalıkların önlenmesi üzerine
kurulu bir sistemdir. Bu şekilde bebekler daha anne
karnından itibaren izlenmeye başlar. Her aile hekimi,
kişileri tek tek bürolarına çağırarak veya evlerine giderek,
detaylı kayıtlarını alır. Bunların özgeçmişleri,
soygeçmişleri, hastalıkları, alerjileri, kimlik numaraları,
kalıtsal hastalıkları gibi bir çok şeyi içeren detaylı
kayıtlar alındı. Düzce’deki tüm vatandaşlarımız kaydedildi.
Uygulamada karşılaştığınız zorluklar neler?
Bu
sistem dünyanın bir çok ülkesinde uygulanıyor. Biz, hiçbir
modeli bire-bir örnek almadık. Biz de kendi ülkemizin
şartlarına göre bir uygulama çıkarmak durumundaydık.
Vatandaşlarımız sistem değişikliği dolayısıyla kısa süreli
de olsa sıkıntılar yaşadı. Şu anda vatandaşımız çok memnun.
Aile hekimliği, aile fotoğrafının içine girdi. Hekimler
evlere gitmeye başlayınca, ilk zamanlarda satıcı veya
pazarlamacı zannedildi. Hekimler aileleri ziyaret edip,
onlarla çayını, kahvesini içti. Aile hekimliği sıcak bir
kavram. Bu sıcak kavramın ruhuna uygun olarak hekimlerimizin
davranışları gelişti. Vatandaşın yaklaşımı da çok pozitif
oldu. Bunun yansıması iyi sonuçlar getirdi. Hekimlerin
aldığı ücret yükseldi. Hekimler “Aile Doktoru” statüsü aldı.
Hem kendilerinde, hem vatandaş gözünde bir nosyon oluştu.
Aile hekimlerinin eğitimi nasıl oluyor?
Avrupa’daki aile hekimlerinin adı “genel pratisyen”dir. Ama
onlarda tıp fakültesinden sonra, üç yıl daha eğitim vardır.
Bundan sonra Avrupa’daki aile hekimleri reçete yazabilir.
Türkiye’de 38 üniversitede Aile Hekimliği Uzmanlığı Eğitimi
veriliyor. Ama tüm Türkiye’ye yetecek kadar Aile Hekimliği
Uzmanı yok. Türkiye’de yaklaşık 1200 Aile Hekimliği Uzmanı
var. Türkiye’nin aile hekimi ihtiyacı 81 ilde toplam 27.000
civarında. Bunu 1200 kişiyle karşılamak mümkün değil.
Mutlaka pratisyen hekimler gereken eğitimi almalılar. Biz 10
günlük ilk eğitimi verdik. Ama asıl eğitimler bir yıl
devamlı olacak şekilde, şimdi başlıyor. Aile Hekimi ünvanı
almak için, AB normlarına uygun eğitim almaktan söz edersek,
Tıp Fakültesi’nden sonra sürekli üç yıl veya aralıklı altı
yıl eğitim var. Türkiye, aralıklı altı yıl eğitimi
pratisyenlerine uygulayacak. Bir yandan da Aile Hekimliği
Uzmanları yetiştirecek. Bir kısmı uzaktan eğitimle, bir
kısmı pratisyen hekim şeklinde olacak. Üniversiteler
kanalıyla Aile Hekimliği Anabilim Dalları’nın
koordinatörlüğünde eğitimler verilecek.
Randevu sistemi hakkında bilgi verir misiniz? Randevu
sistemi işliyor mu?
Bu
projenin önemli unsurlarından biri randevu sistemi.
Vatandaşımız aile hekimine gittiğinde, uzmanlık gerektiren
bir hastalığı varsa, aile hekimi internet üzerinden ilgili
hastaneden randevuyu saat, dakika ve gün olarak alıp,
vatandaşa bildiriyor. Vatandaş sevk kâğıdıyla, muayeneden
beş veya on dakika önce, sıra beklemeden muayene olabiliyor.
Randevu sistemi işliyor. Ama randevu programı geliştirilmeye
muhtaç. Bazı teknik aksaklıklar oluyor ama bugün için
işleyen bir sistem. Eskiden hastaneye gidip kuyruklarda
bekleyen bir vatandaş şimdi gördü ki, aile hekimliğinde
kuyruğa girmiyor. Hiç sağlık ocağına uğramayan vatandaş,
kolay muayene olmak için aile hekimine gitmeye başladı. Bazı
durumlarda hastaneye gitmemesi gerektiğini öğrendi. Aile
hekimimizin biri anlatıyor geçenlerde: “Bir hasta
üniversiteye sevk istiyor. Niye istiyorsun? ‘Tahlil
yaptıracağım’. Biz yapıyoruz. Hem sonucu buradan veriyoruz.
Hem de ücretsiz”. Adam şaşırıyor, eve gidip eşini de
getiriyor, ‘Siz bu tahlilleri de yapıyorsanız, ne yapacağız
biz üniversitede?’ diyor. Bunlar çok önemli şeyler.
Vatandaşın aile hekimini tanıması için, önce hizmet alması
lazım. Hizmet almadan tanıyamaz. Vatandaşa gidip bire-bir
eğitim verme imkanımız yok. Burada aile hekimleri gayret
ediyor. Kendine bağlı 3000 kişiyi her gördüğü yerde, aile
hekimliğini anlatıyor. Vatandaşın ne gibi imkânlara sahip
olduğunu anlatıyor.
Başka hangi uygulamalar var?
Düzce’de çok tutulan uygulamalardan biri de mobil hizmet.
Düzce’de 104 aile hekiminden 42’sinin mobil hizmeti var.
Vatandaşların sağlığa erişiminin güç olduğu köylerimiz var.
‘Sağlığın’ vatandaşa erişimi de güç. 60 bin civarındaki
nüfusa yani 130 civarında köye, aile hekimleri kanalıyla
mobil hizmet gönderiyoruz. Aile hekimi haftanın dört günü
bürosunda, bir gün de köylere gidip vatandaşlara hizmet
veriyor. Vatandaşın aldığı tedavi, muayene, laboratuvar
tahlilleri, birinci basamak hizmetler tamamen ücretsiz. İlaç
hariç. Laboratuvar kanlarını toplayan ring sistemini kurduk.
Önceden vatandaş sağlık ocağına gidiyordu. Şimdi
kiraladığımız araçlar kanları topluyor, laboratuvara
geliyor. Sonra aynı araçlar laboratuvar sonuçlarını
dağıtıyor.
Bu
sistemin maliyeti konusunda neler söyleyebilirsiniz?
Maliyet hesabını Sağlık Bakanlığı yapıyor. Bir ay içinde
sonuçlanacak. Eskiden 55-60 hekim vardı. Ayda 40.000
poliklinik yapılıyordu. Şimdi 104 hekim var. Aylık
poliklinik sayısı 74.000’e çıktı. Bunun tamamı yeni hasta
değil. Direkt hastaneye giden hasta sayısı azaldı. Bu da
maliyeti etkileyen önemli unsurlardan biridir.
Vatandaşlarımıza ikinci basamağı değil de, birinci basamağı
kullanma alışkanlığı getirirsek, Türkiye çok rahat bir
şekilde bu sistemin kârını görecek. Birinci basamakta
vatandaşımızın devlete maliyeti 11-12 YTL. Ama ikinci
basamaktaki maliyet 40-50 YTL arasında. Her iki basamakta
hastalık aynı ama, maliyet ikinci basamakta daha yüksek.
Eğer ikinci basamağa direkt başvuruları azaltırsak, çok kaba
bir hesap bile, bunun devlete maliyetini azaltacağını
gösteriyor. Artık sağlık ocaklarını aile hekimlerine kiraya
veriyoruz. Aile hekimleri akaryakıt, telefon giderlerini
kendileri karşılıyor. Araç vermiyoruz. Mobil hizmetler için
köylere kendi araçlarıyla gidiyorlar. Eskiden 950 YTL maaş
alan hekim, şu anda kayıtlı 3000 nüfusa bakıyorsa, en az
ortalama 3000 YTL net maaş alıyor. Kayıtlı nüfus sayısı
3000’den fazla ise, hekim daha fazla maaş alıyor. Kayıtlı
nüfus az ise, daha az maaş alıyor. Mobil nüfusu çoksa,
ayrıca 400-700 YTL arası ek gelir alıyor. Bir de devlet cari
giderler (kira, elektrik, su, telefon vb.) için aile
hekimlerine 1.900 YTL cari harcamalar parası veriyor. 3000
kişisi olan, mobil hizmete giden, cari gideri verilen bir
hekimin eline ortalama 4000 YTL geçiyor. Cari gider tabii ki
direkt gelir sayılmaz. Bir çok hekimimizin araçlarını
yenileriyle değiştirdiklerini sevinerek görüyoruz. Aile
hekimliği uzmanları mezun olduktan sonra hastanede zor görev
alan insanlar. Aile hekiminin gerçek yeri birinci
basamaktaki sağlık ocaklarıdır. Düzce’de üç tane aile
hekimliği uzmanı var. Bu sistem içinde gayet memnun bir
şekilde çalışıyorlar. Uzmanlıklarına yakışır bir çalışma
ortamı buldular. Uzman arkadaşların mesleki tatminleri ve
pratisyen arkadaşlarımın yeni bir nosyon kazanmaları, aile
hekimliğinde çok önemli bir aşama. Ben Düzce dışındaki aile
hekimliği uzmanlarının henüz bunun farkında olmadığını
zannediyorum. İlgili olanlar mutlaka farkındadır. Gelip
burayı görürlerse, kendi uzmanlıklarının hayat bulduğu bir
yer olduğunu fark ederler.
Eklemek istediğiniz başka şeyler var mı?
Biz
kendi modelimizi Düzce’de uyguladık. Düzce’de Türkiye Modeli
doğdu. Şimdi bu modele bizden sonra 10 il başlayacak. Bu 10
il dahil, 25-30 il gelip, Düzce’deki uygulama ve tecrübemizi
öğrendi. Ve kendi illerinde hazırlıklara başladılar. Türkiye
Modeli’nin öncüsü ve ilk uygulayıcısı biziz. Bunun bize
verdiği gururu ve onuru var. Bu işin yürütülür ve yaşatılır
olduğunu gördük. Vatandaş devlet hastanesine gitmeden,
sağlık ocağına gitmeyi alışkanlık haline getirdi.
Sıkıntılarımız yok mu? Var tabii ki. Sorunlarımızın çok
büyük bir bölümünü çözerek geldik. Hiç beklenmeyen,
öngörülmeyen sorunlar ortaya çıkıyor. Onları da çözerek
gidiyoruz. Bir sene içinde bu sistemin tam oturduğunu
göreceğiz. Bu yılın son aylarında 10 il, Denizli, Isparta,
Eskişehir, İzmir, Edirne, Gümüşhane, Adıyaman, Manisa,
Kırıkkale, Adana ve Edirne de aile hekimliği sistemine
geçecek.Eczacılarımızın şöyle bir şey geliştirebileceğini
öneriyorum: Eczacılarımız da bir mobil sistem kurup,
ilaçları ulaştırmayı organize ederek bu projeye destek
verirlerse, kendi aralarında anlaşırlarsa çok iyi olur..
Kemal Demir / TEB Sakarya Eczacı Odası Düzce İl
Temsilcisi
Aile Hekimliği konusunda sizden bilgi almak istiyoruz.
Geçtiğimiz yıllarda iki önemli gelişme yaşadık. Sigortaya
ait olan hastaneler Sağlık Bakanlığı’nda değildi. Ayakta
tedavisi olan hastalar serbest eczacılara yönlendirildi. Bu
başlangıçta oldukça sorunlu olarak başladı. Bütçe Uygulama
yalimatı tam olarak anlaşılamamıştı. Ama şimdi aradan 15 ay
geçti. 2005 Mart’ından günümüze geldiğimizde, sistemin
oturduğunu, eczacılar lehine eczaneye çok ciddi bir
hareketlilik getirdiğini, vatandaşın istediği eczaneye gelip
ilaçları aldığını gördük. Bakanlığın ikinci uygulaması Aile
Hekimliği’ydi. Aile Hekimliği 15 Eylül’den itibaren Düzce’de
pilot olarak uygulanmaya başladı. 104 Aile Hekimi’yle, 31
Aile Hekimliği Merkezi’nde başladı. Sağlık Ocakları, Aile
Hekimliği Merkezi haline geldi. Sağlık ocaklarının doktor
açığı kapandı. Aile Hekimliği uygulamasının başladığı
yerlerdeki doktor ve yardımcı sağlık personeli açığı
kapanıyor. Bu da tabii ki vatandaşa, gittiği sağlık ocağında
tam kadrolu bir hizmet olarak yansıyor. Vatandaş yönünden
fazla bir sıkıntı yok. Aile hekimliği neden uygulandı? Resmi
Gazete’de yayınlanan yönetmelikte “Amaç, birinci basamak
sağlık hizmetlerini güçlendirmek ve sağlık hizmetlerinin
kalitesini artırmak” şeklinde ifade ediliyor. Doktor
sayısının, sağlık elemanı sayısının artması ve donanımın
yeterli hale gelmesi, gerçekten birinci basamağa başvuru
sayısını ciddi bir şekilde artırıyor. Buna rakam bazında
bakarsanız, Mart 2005’te Düzce’de birinci basamağa 54.000
müracaat var. 54.000 kişinin 3880 tanesi hastaneye
sevkedilmiş. Her yüz hastadan 17.8’i kendiliğinden birinci
basamağa müracaat etmiş. Aynı dönemde 40-50 bin hasta ikinci
basamağa, devlet hastanesine müracaat etmiş. Her 100
hastadan 61’i ikinci basamağa gitmiş. Mart 2006’da birinci
basamağa müracaat 87.450’ye çıkıyor. Altı ay içinde 17.8’den
23.7’ye ulaşıyor. Hastane müracaatı 61.7’den 51.5’e düşüyor.
Bu %10’luk düşüşü küçümsemeyin. Sevk zinciri uygulanmadığı
halde bu düşüş var. Temmuz ayından sonra sevk zinciri
(Temmuzdan itibaren aile hekiminin onayı olmadan hastaneye
gidilemeyecek) uygulandığı takdirde, ciddi boyutlara
yansıyabilir. Tüm sağlık birimleri “Aile Sağlığı Merkezi”
olarak yükselmeye başlıyor. Bölgedeki tüm sağlık ocakları ve
Sağlık Bakanlığı’na bağlı olan sağlık birimleri bu sisteme
dahil.
Bu
sistemde eczaneler nasıl etkilenecek?
Önceden çevre semtlerde yaşayanlar muayene ve tedavi için
merkeze gelip, merkezdeki eczanelerden ilaçlarını temin
ediyorlardı. Ama şu anda aile hekimliği merkezine
gidiyorlar. Burada muayene olup, reçetelerini alıyorlar.
Aile hekiminin civarında bir eczane varsa, hasta o eczaneden
ilacını alıyor. Dolayısıyla çevre semtlerdeki eczanelerin
cirolarında bir artış izliyorsunuz. Diyelim ki hasta semt
sağlık ocağında, aile sağlığı merkezinde muayene oldu,
çıktı. Orada eczane yok. O zaman bizim TEB’e önerimiz var:
Çeşitli nedenlerle durumundan memnun olmayan eczaneler, bir
şekilde eczane olmayan bölgelere yönlendirilebilir. Ya da
yeni eczane müracaatlarında yönlendirme konusunda odalar
yetkilendirilmeli ve merkezdeki yoğunluk bir şekilde
aşılmalıdır. Bundaki amacımız da şu: Çeşitli nedenlerle
şikâyetçi olan, halinden memnun olmayan eczacılarımızı,
kesinlikle eczane sayısı az olan çevre aile sağlığı
merkezlerine yönlendirmemiz gerekiyor. İkincisi, yeni açılan
eczaneleri merkez yerine, çevreye yönlendirmemiz gerekiyor.
Merkezde bir azalma olacak. Merkezdeki arkadaşlar büyümeyen
pastayı paylaşmak için didişmektense, yeni reçete
kaynaklarına yönelerek, orada daha verimli çalışma imkânları
bulabilir. Önerimiz bu. Tüm bu deneyimlerden şu çıktı: Bu
uygulamalar yapılsın, herkes ne derece etkilendiğini
belirlesin. Ona göre öneriler getirsin veya taktikler
geliştirsin. Biz Türk Eczacıları olarak böyle bir çalışma
içine maalesef girmedik. Beni bugüne kadar sadece İzmir
Eczacı Odası davet etti. İzmir’deki eczacıları bir panel
düzenleyip, bilgilendirelim diyorlar. Kendilerine teşekkür
ediyorum. Bu konuyla ilgili olarak Eczacılar Birliği’nin
veya diğer eczacı odalarının ciddi bir toplantı yapıp, bu
konuyu enine boyuna tartışıp, bunlarla ilgili ne gibi
projeler geliştirebiliriz diye kafa yorması gerekirdi. Benim
arzum, Eczacılar Birliği’nin detayları incelemesi ve buradan
alacağımız sonuçları da Bakan’a ileterek, uzun vadede
yaşayabileceğimiz bazı sorunları hükümete iletmek ve bununla
ilgili gelişmeler sağlamak.
Kırsal alanda aile hekimine reçete yazdıran vatandaş nasıl
ilaca ulaşıyor?
Köy
Sağlık Ocakları yeni dönemde Aile Sağlığı Merkezleri haline
geliyor. Doktor ve sağlık elemanları tamamlanıp, köyde
yaşayanların kayıtları da yapılınca, aynen kent sağlık
ocaklarında olduğu gibi, köy sağlık ocaklarında ciddi
protokoller yaşanıyor. Orada sağlık ocağı varsa, hasta,
sağlık ocağına gidiyor. Doktor muayene ediyor, hasta,
reçetesini alıp çıkıyor. Köyde eczane yok. Bu, ciddi olarak
düşünülmesi gereken bir konu. Eğer bunu çözmezseniz, şunu
yaşıyorsunuz: Vatandaş eczane olan bir yerdeki aile hekimini
tercih ediyor. Bu, eczane olmayan bir yerde faaliyet
gösteren doktora bir haksızlık. Orada eczane olmaması, orada
görev yapan doktorun bir kabahati değil. O zaman bizim ne
yapmamız gerekiyor? Normalde Eczacılar Birliği’nin bir
protokol geliştirmesi gerekiyor. Nedir bu protokol? Aile
hekimliği uygulaması yapılan illerde TEB, Sağlık Bakanlığı
ile protokol imzalayıp, eczane hizmeti verilemeyen köylerde
tanzim olunan reçetelerin oda tarafından anlaşmalı eczaneler
arasında paylaştırılmasıyla ilgili uygulama başlatmalı ve
bunu da yasal bir dayanağa bağlamalı. Yani biz bunu
uygularken yasal bir dayanağımız da olursa eğer, siz zaten
temsilcilik olarak, orada çıkan reçetelerin belli bir dizayn
içinde dağıtılmasını sağlayabilirsiniz.Aile hekimliğinin
“Gezici Hizmetler” diye bir uygulaması var. Gezici
hizmetler, yönetmeliğin ilgili maddesinde şöyle yer alıyor:
“Gezici sağlık hizmeti verilen aile hekimlerinin
bölgelerindeki dağınık yerleşim birimlerine belli bir plan
dahilinde periyodik olarak ulaşmalarını ve bu şekilde hizmet
vermelerini esas alır. Bunu sağlamak için, aile hekimi
coğrafi durum, iklim koşulları, ulaşım şartları ve
kendilerine bağlı olan yerleşim birimlerinin sayısını
dikkate alarak, hizmeti aksatmayacak şekilde ziyaret yapar
ve programını muhtarlar vasıtasıyla en geç bir önceki
haftanın son iş günü saat 12’ye kadar duyurulmasını sağlar”.
Kanun bu. Bölgemizde Aile Hekimliği birimlerinden 38’i
gezici hizmet veriyor ve bunlar 58.773 kişiye ulaşıyor.
Düzce ilinde 58.773 kişi gezici hizmetten yararlanıyor. Bu
gezici hizmeti 38 aile hekimi veriyor. Bunun Urfa, Van veya
Diyarbakır’da uygulandığını düşünelim:İki tane aile hekimi
minibüse bindi. Mezralara ulaştı. 100 tane vatandaş
“Köyümüze doktor geldi” diyerek doktora koştu. Doktor
vazifesini yaptı, muayene etti. O vatandaşlarımız ellerinde
karnelerle köy meydanında, çeşmenin başında mı duracaklar? O
insanlar ilaçlarını nasıl alacak? Bu protokollerin TEB
tarafından bir şekilde hazırlanıp, Bakanlık seviyesinde bir
çözüm üretilmesi gerekir. Bu hâlâ konuşulmayan bir konu. Ben
bunu söylüyorum. Neden bunlar uygulandı? Bunlar görülsün ve
ona uygun protokoller yapılsın diye uygulandı. Bunun bir
şekilde yasal dayanağının sağlanması lazım.
Hasta sevki konusunda neler yapılmalı?
Hasta
sevki yönetmeliğin ilgili maddesinde şöyle açıklanıyor:
“Aile hekimi hastanın ikinci ve üçüncü basamak sağlık
hizmeti veren kuruluşlara başvurusunun gerekliliğine karar
verir”. Bölgemizde sevk konusu tam anlamıyla uygulanmamıştı.
Sağlık Bakanlığı’nın düşüncesi, 1 Temmuz’dan itibaren sevk
zinciri uygulanacak. Yasa tam olarak uygulanırsa, hastane
müracaatlarında ciddi azalmalar görüleceğini düşünüyoruz.
Uzun vadede büyük kentlerdeki hastanelere tedavi için
gelecek hastaların sayısında önemli azalmalar ortaya
çıkacak. İnsanlar kendi kendine hastaneye gidemeyecek. Hasta
sayısının aile hekiminin performans değerlerini etkilemesi
de önemli bir etken. Yasa öyle ilginç ki, Genel Sağlık
Sigortası bunun peşinden uygulandığında, hasta kendiliğinde
anlaşması olmayan bir kuruma giderse, %50 katılım ödüyor.
Eğer kendiliğinden anlaşması olan bir kuruma giderse, %25
ödeme yapacak. Dolayısıyla insanlar aile hekiminden sevk
almadan gitmek istemeyeceklerdir. Bu, büyük kentlere nasıl
yansıyacak? Bir iki sene sonra artık Çapa’nın,
Cerrahpaşa’nın koridorlarında salkım saçak yatan hastaları
kimse görmeyecek. Peki bu, eczanelere nasıl yansıyacak?
Büyük kentlere daha az sayıda insan müracaat edecek. Doktor
da bakabileceği kadar hastayı görecek. Müracaatlar makûl
seviyeye çekilince, doktor gerektiği kadar zaman ayırıp,
hastasıyla ilgilenebilecek. Son olarak işyeri-aile hekimliği
konusu var. Bu da konuyla ilgili yönetmeliğin 26. maddesiyle
düzenleniyor. İşyeri hekimi, işyerinde çalışana sevk, reçete
veya rapor gerektiğinde kişiyi bilgilendirir, aile hekimine
gönderir. Bölgemizde aile hekimliği başlayınca, işyeri
hekimleri aile hekimliğini tercih etti. İşyeri hekimliğinde
bazı yerlerde boşalma ortaya çıktı. Firmaların bazılarının
işyeri hekimi yok. Biz de istiyoruz ki, tüm işyeri hekimi
sözleşmesi yapması gereken firmalar, işyeri hekimi
sözleşmesi yapsın. Biz de buradan çıkan reçeteleri takip
ederek, eczanelere adil bir şekilde paylaştıralım. İşyeri
hekimliğinin kanunda bir açıklaması var. Bunun biraz daha
netleştirilmesi, önümüzdeki dönemde işyeri hekimlerinin
pozisyonu ne olacaktır, bunların ifade edilmesi gerekiyor.
Bu
konuda ne gibi sorunlerle karşılaşılabilir?
Uzun
vadede eczaneler arasında yaşanabilecek sorunlardan biri,
reçete yönlendirmesi. Aile hekimlerinden reçete
yönlendirmesi yapılabilir mi? Bu, Meslek İlkeleri
Yönetmeliği’nin 10. maddesinde ifade ediliyor. Denetim ise
kanunun 6., yönetmeliğin 30. maddesinde “Aile Hekimliğinin
Denetimi” şeklinde ifade ediliyor. Denetimleri Sağlık
Müdürlüğü yapıyor. Kanun, yetkiyi Sağlık Müdürlüğü’ne
veriyor. Eczacıların en çok sorduğu soru bu: “Reçete
yönlendirmesi olursa, ne olur?” Bununla ilgili bazı
sıkıntılar olabilir. 23. madde der ki: “Aile hekimleri
bölgede Bakanlık ve diğer kurumlara bağlı uygun sağlık
kuruluşlarında hizmet verirler. Bu imkân sağlanamazsa, kendi
donatacakları, standartları taşıyan mekânda hizmet
verirler”. Burada şart, 60 m2 alan olacak, hastanın bekleme
odası olacak. İki doktor açacaklarsa, ikinci doktor için 20
m2 bir genişlik ilâve edilecek. Aile hekimliği merkezinde
olması gereken malzeme listesi var. İki doktor olursa, ortak
kullanacaklar diye belirlenmiş bunlar. Aile hekimlerinden
eczanelere yapılabilecek yönlendirmelere karşı, belgelenmesi
durumunda, cezai yaptırımların neler olacağının yönetmelikte
daha net olarak yazılması gerekir. Gereken inceleme,
Eczacılar Birliği’nin, Eczacı Odası’nın, Sağlık
Müdürlüğü’nün belirlediği kişilerce değerlendirilir. Ciddi
bulgular ortaya çıkarsa, bunun bir cezai müeyyidesi olması
gerekiyor. İspatlanırsa, bu yönlendirmeyi yapan, yapmaya
yeltenen aile hekiminin 3-4-6 ay kadar aile hekimliği
hizmeti askıya alınabilir. Bu işe katılan eczacının o
kurumla olan sözleşmesi iptal edilebilir. Yine TEB’e
önerimiz: İlaç, serbest rekabet kuralları içinde satılan bir
ürün olmaktan çıkarılmalıdır. Yatan hastaların diyaliz
solüsyonu ve kan ürünü içeren reçetelerinin Oda kanalıyla
anlaşmalı eczaneler arasında paylaştırılması, tüm resmi
kurumlarla aynı protokole bağlanarak, hukuki altyapısı
sağlanarak sürdürülmelidir. Kan ürünü, diyaliz solüsyonu,
Bağ-Kur, Emekli Sandığı, Konsolide Bütçe, SSK… Tüm kurumlar
aynı çatı altında birleşeceğinden dolayı, bu konu bir
şekilde çözülmüş olacak. Hükümet, sağlık sektöründeki
ödemeleri azaltmak için, sağlık hizmetlerini serbest rekabet
koşullarına açmayı planlıyor. Sağlık hizmetleri denince,
ilaç ve eczane hizmetleri de bunun içine giriyor. TEB’in ya
da odanın devre dışı bırakılarak, eczacıların tek tek
serbest rekabet kuralları içinde kurumlarla anlaşma yapması,
eczacıların aleyhine bir durum olacak. O nedenle TEB’in
arkasında sağlam bir şekilde durmalıyız. TEB’in tek
temsilcimiz olduğunu bilmeliyiz. TEB’in bu konudaki
temsilcilik görevini sürdürmesinden yanayız. İlaç, serbest
rekabet kurallarının haricinde bir ürün olarak
değerlendirilmeli. Eczacılar da TEB’in kurallarına bağlı
kalmalı. Tek tek bu anlaşmalara yanaşmamalı. Sorunlarımızı
kendi içimizde çözerek birliğimizi sürdürmeli, serbest
piyasa ekonomisinin dişlileri arasında tek başına mücadele
etme hatasına düşmeden, birlikte hareket etmeliyiz.
Yığılca Eczanesi / Ecz. Emine Gaye Kutluay / Yığılca İlçesi
Aile hekimliğin uygulamalarından nasıl etkilendiniz?
Beş
yıldır buradayım. Önceden Yığılca’da sağlık ocağımızda ve
devlet hastanemizde iki hekimle çalışıyorduk. Şu anda hekim
sayımız arttı. Aile hekimliği başlayınca yedi tane aile
hekimi geldi. Bir tanesi aile hekimliği uzmanı. Üç hekim de
Toplum Sağlığı birimine geldi. Yığılca’da şimdi toplam 11
tane hekim var. Nüfusumuz köylerle birlikte yaklaşık 22.000.
Bu, eczane için avantaj. Neden? Çünkü daha çok hastaya
bakılıyor. Hekimlerimiz sürekli görev başındalar. Gece
nöbetlerini aile hekimlerimiz tutuyor. Bizim için bu kadar
çok hekimin bir arada olması büyük avantaj. İkinci büyük
avantaj, aile hekimliği uzmanı. 15 Mayıs’ta açıklanan
genelgeden önce bir uzman sıkıntımız vardı. Aile hekimlerine
her türlü hasta geliyor. Gerek duyarlarsa sevk ediliyor.
Hekimler, gelen kişilere dört dörtlük bakmak istiyor. Her
türlü ilaç yazılıyor. Sonraki aşamada hasta bir duvarla
karşılaşıyor. İlacının çoğunu alamadan doktora gidiyor.
Doktora soruyor: “Sen bana bu ilacı yazdın, alırsın dedin.
Eczane neden vermedi?”. Daha sonra telefon trafiği: “Sen
bunu neden vermiyorsun? Ne oldu?”. Yapacak bir şey yok. Aile
hekimliği ilk zamanlarda anlatılırken, aile hekimlerinin her
türlü yetkiyle donatıldığı söylendi. Bir müddet bunu aşmak
için uğraştık. En büyük zorluğumuz bu oldu. Daha sonra
alıştık. 15 Mayıs’ta da zaten tamamen rahatladı. Aile
hekimliği uzmanımız vasıtasıyla o durumu atlattık. Hastalar
ilacını yazdırabilmek için de uzmana gitmeye başladılar.
Hasta yoğunluğu yüzünden uzmanımız biraz sıkıntı çekti. Ama
sağolsun, O da bütün hastalara yardımcı oldu. Kimse ilaçsız
kalmadı. Çok sıkışan kişiler Düzce’ye gitti. Ya da Merkez’de
hastanelere başvurdu. İlaç çerçevesinde konuşuyorum. Diğer
tedaviler burada olmayınca, direkt gidiyorlardı.
Hastaların aile hekimliğine yaklaşımı nasıl?
Biz
hekim ve hasta açısından baktığımızda, hastaların doktorları
çok fazla zorlayacağını düşünmüştük. Bizi zorlayacağını
düşünmüştük. Düşündüğümüz gibi olmadı. Hastalarımız çok
memnun. En azından aile hekimi olarak, birisini tanıyorlar,
“Hekimimiz” diyorlar. Her türlü sıkıntılarında ailecek,
çoluk çocuk, tek hekimle muhatap oluyorlar. Yapılacaksa,
tahlilleri o yönlendiriyor. Düzce’ye veya büyük hastanelere
gidilmesi gerekiyorsa, doktorumuz yönlendiriyor. Bir ailenin
tek hekimle muhatap olması, bizim için ve hastalar için
büyük mutluluk. Ama bundan sonra sevk sıkıntıları olur mu,
olmaz mı, bilmiyorum. Şu an sevkler yapılıyor. Doktorlarımız
gerekli gördükleri hastaları sevk ediyorlar.
Bu
sisteme eczacılık açısından bakınca neler söylenebilir?
Bu
sistem, eczacılık açısından benim hizmet anlayışıma çok
yakın bir sistem. Hastalarla bire-birsiniz, karşı
karşıyasınız. Bence eczacılık adına güzel oldu. Hasta
mutlaka ilgi bekliyor. Hastalar için de büyük avantaj bu.
Hekimler de hasta odaklı çalışıyor. Zaten amaç buydu. Amaç,
hastaların hastanelerde veya diğer sağlık kurumlarında
gördükleri azapları azaltabilmekti. Sanırım yavaş yavaş
oturacak. Sistemin oturabilmesi için, tetkikle ilgili tüm
araçların, donanımların kurulması gerekiyor. Orada da
hekimlerimize iş düşüyor. Gerekenler yapıldığında,
hizmetlerin hasta açısından daha iyi olacağını düşünüyorum.
Bu sistemi olumlu karşılıyorum. Elektronik reçetelere
geçebilirsek, o zaman daha da rahat edeceğimizi düşünüyorum.
Aile hekimliği uzmanlarının yazdığı bütün ilaçları aile
hekimlerimiz de yazabiliyor. Dolayısıyla, eczane açısından
çok yararlı bir şey bu. Özellikle kapalı bölge eczaneleri
için.
Eczanelerle doktorlar arasında suistimal yaşanabileceği
korkusu var mı?
Çok
var. Bu konuyla ilgili toplantılar yapılıyor. Bir takım
denetimler yapılıyor. Olmalı da bence…
Mobil sistemdeki hastaların durumu nasıl?
O
hastalar bundan birkaç ay önce zaten merkezlere gelip,
ilaçlarını yazdırıp, ilaçlarını değişik yerlerden
alıyorlardı. Doktorun hastaya gidip muayene edip, ilacını
yazması, hastada “Neden ilacımı da alamadım?” düşüncesi
uyandırmıyor. Hasta şöyle yapıyor: Çarşıya geliyor, hem
diğer işerini yapıyor, hem ilacını alıyor. Daha önce yaptığı
gibi. Onun için en güzel şey, zaman kazanması. Sağlık
Ocağı’nda bekleme süresi kalkıyor. Hasta, çarşıdaki her
işini hallediyor. Elinde reçetesiyle geliyor, ilacını alıp
gidiyor. Bu sistem hastaya üç saat kazandırıyor, en büyük
avantaj bu.
Sistemde şu da olmalıydı, diyebileceğiniz şey var mı?
Ödemelerle ilgili genelgeler sürekli değişiyor. Bunun içine
kurum birleşmeleri girdi. Bizim için çok yeni. Hastalarımla
sohbet etmek çok güzel. Hizmet verebiliyorsak,
başarabiliyorsak çok güzel. Ama insan ilacı verirken de,
verdikten sonra da korkuyor. Bir korkaklık dönemine girmiş
durumdayız. Neden? Bir çok şey bir araya ve peşpeşe geldi.
Hâlâ net bir şey yok. Çok kontrollü gitmeye çalışıyoruz. O
yüzden bu soruya net cevap veremiyorum. Daha bu sistemi tam
yaşayamadık. 15 Mayıs’ta yeni bir genelge geldi. Haziran’da
bir daha gelecek diyorlar. Şu anda 15 günlük dilimler içinde
çalışıyoruz. Benim bir eczacı olarak isteğim, kurumlardaki
eczacı arkadaşlarımızın bunları bilmesi gerekiyor. Mesela
Emekli Sandığı’nda sıkıntı çekiyoruz. Emekli Sandığı’nda
Aile Hekimleri kaşesi yeterli sayılmıyor. Kurum kaşesini
ayrı istiyorlar. Onun için faturalarımız bize iade edildi.
Bunlar ciddi sıkıntılar. Ankara, aile hekimliği sistemine
geçtiğimizi biliyor. Aile Hekimliği olarak zaten özel bir
kaşe bastırıldı. Ama kabul edilmiyor. Reçetenin ön kısmında
Sağlık Kurumu kısmı da dolacak. Bu komik. Faturalar geri
geliyor. 20 gün, 1 ay sonra parasını almak için geri
gönderiyorsunuz. Kurumlardaki eczacı arkadaşlarımız,
kontrolörlerimiz de tam alışmış değil. SSK ile ilgili
konularda biz İzmit’e bağlıyız, İzmit’i arıyoruz. Eczacı
hanıma diyoruz: “Aile hekiminin yazdığı ilaçlar bunlar”.
Önce deniyor ki, “Hayır, kabul etmiyoruz. Bizim
kurallarımız, protokollerimiz ayrı”. Sonra tekrar telefon
açıyorsunuz. Düzce’nin bir çok yerinden telefonlar açılıyor,
rica ediliyor. Tekrar bir toplantı yapılıyor. Sonra “Tamam,
kabul ediyoruz” diyorlar. Yarın ödenecek mi, ödenmeyecek mi,
bilmiyorum. En büyük sıkıntımız o. Yeter ki oradaki
kontrolör arkadaşlarımız bunu takip etsinler. Biz de mağdur
kalmayalım. Parayı alabilmek için derdimiz anlatmak zaman
alıyor. Böyle bir sıkıntımız var.
Burakcan Eczanesi / Ecz. Tahsin Başar / Düzce
Aile Hekimliği’ne geçilmeden önce durumunuz neydi,
geçildikten sonra nasıl oldu?
1
Temmuz’da sevk sistemi tam olarak başladığında semt
eczanelerinin işi, aile sağlığı merkezlerinin karşısındaki
eczanelerin işi %100 artacak. Hastanelerin karşısındaki
eczanelerin işi %50 azalacak. Bu sistem tam olarak
uygulanmadığı halde, hastane protokolleri %15 düşmüş. Aynı
zamanda sağlık ocaklarının protokolleri de %30 civarında
artmış. Geçen sene 1800 civarında protokol vardı. Bu sene
bir doktorun 3000 protokolü var. Toplam üç doktor var. Her
şey çok değişti. Yukarı köyleri, bu bölgeyi sağlık ocağına
bağladılar. Dediler ki, “Siz önce buraya gideceksiniz”.
Şimdi herkes doktor seçmeye başladı. Yoğunluk geçen yıl
1’se, bu yıl 3 oldu. Sevk sistemi uygulansa, oranlar çok
değişecek. Merkezdeki eczanelerin yoğunluğu azalacak. Bu
sistem başlayınca birdenbire reçeteler gelmeye başladı.
Kendi kendimize “Nereden çıktı bu insanlar?” dedik. Buradaki
Sağlık Ocağı’na Yahyalar’daki amca gelmiyordu. Amca otobüse
atlayıp, çarşıya gidiyordu. 1 No’lu Salık Ocağı’na gidip,
ilacını alıp, alışverişini yapıp, evine dönüyordu. Şimdi
Yahyalar’daki Ahmet Amca’ya, “Amca sen buradaki Sağlık
Ocağı’na gideceksin” denildi. Hastalar, Aile Sağlığı
Merkezi’ne yönlenmeye başladı. Sağlık Ocağı çevresindeki
eczanelerin önemi artarken, hastane karşısındaki eczanelerin
önemi azalacak. Köklü bir değişiklik var. Eczacılık
açısından da, hastalar açısından da… Bu altyapı ne kadar
dayanır? O meçhul. Türkiye genelinde nasıl yapılacak, bu
kadar doktor nasıl bulunacak, mesele o. Vatandaş memnun,
eczacı memnun. Düzce’de çözüldü. Aile hekimlerinin, uzman
aile hekimlerinin yazdığı tüm ilaçları yazmaya başlaması,
bizi rahatlattı. Ben 10 sene İsviçre’de yaşadım. İzne
gittim, tatile gittim, başka yere gittim. Sonra hastalandım,
aynı doktora gittim. Doktor baktı, “Tahsin Bey, senelerdir
neredesin?” diye sordu. Elinde benim ne zaman aşı olduğum,
hangi hastalığı geçirdiğim, bisikletten düştüğüm, ameliyat
geçirdiğim bütün tarihler ve sağlıkla ilgili geçmişim vardı,
kayıtlıydı. Yani hastayı takip ediyordu. Olması gereken de
bu. İşte buna Aile Hekimliği deniyor bütün ülkelerde. Bu
sistem yürürse, eczacılık açısından da çok iyi olacak. Yeni
yasa da çıkınca, dağılım homojen duruma gelecek. Bu, bir
düzen getirecek. Birinci basamak tam işleyince, hasta,
hastanenin önünde beklemeyecek. İsviçre’de aile hekimliği
sisteminde, hastaneye beni doktor gönderiyordu. Saat
10:01’de hemşire kapıyı açıp, ismimi söylüyordu. Ben muayene
oluyordum. Aile hekimliği sistemi bu. Bu sistem gelmeden
önce eczacının yükü çoktu. Şimdi bu yükü aile hekimleri
devraldı. Biz bundan sonra hastalara ilaç danışmanlığı
yapacağız. Diğer konuları hasta, aile hekimine danışacak.
Hastalar çok mutlu. Belki ileride aile hekimi gibi, aile
eczacısı oluşacak. Bu sistemle hasta ile ilgili konularda,
doktorla daha çok diyalog kurabiliyoruz.
|