Aile Hekimliği’ne Geçiş Dönemi

 

Prof. Dr. Sabahattin AYDIN Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı

1959 yılında Bolu - Göynük’te doğdu. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden 1985 yılında mezun oldu. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamlayarak 1992 yılında üroloji uzmanı oldu. 1994 yılında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’na Yardımcı Doçent olarak atandı. 1996 yılında doçent, 2003 yılında profesör oldu. Başhekim Yardımcılığı, Anabilim Dalı Başkanlığı, Cerrahi Tıp Bilimleri Bölüm Başkanlığı ve Dekan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Ayrıca 1998 yılında başladığı doktora çalışmalarını tamamlayarak 2003 yılında Klinik Mikrobiyoloji dalında bilim doktoru unvanı aldı. 2001-2002 yıllarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü görevinde bulundu.

Bir çok ülkede uygulanan 'aile hekimliği sistemi', sağlık sistemimize ne gibi katkılar sağlayacak?

Prof. Dr. Sabahattin AYDIN: Sağlık sisteminin başarılı olabilmesi için, sistemin örgütlenmesi olabildiğince sade, erişilebilir, yaygın, denetlenmesi ve koordinasyonu kolay olmalıdır. Aile hekimliği uygulamamızla birinci basamakta, mevcut dikey ve yatay örgütlenmeler harmonize edilerek, çalışanların görev tanımları, yetki ve sorumluluk sınırları netleştirilmektedir. Aile hekiminin kendi birimi ve sorumluluk alanında, toplum hekiminin de Toplum Sağlığı Merkezi ve bunun sorumluluk alanında birer ekip başkanı olduğu bilinci yerleşecektir. Temel sağlık hizmetlerinde sorumluluk paylaşımı ve bireye gerekli değerin verilmesi, sisteme eşit ve kolay erişimin sağlanması, başarı için önemli faktörlerdir. Bu sebeple bireye yönelik koruyucu hizmetler ile birinci basamak tanı ve tedavi hizmetlerinin bireylerin kendi seçecekleri doktorlar tarafından yürütülmesi hedeflenmektedir. Bu sayede doktor, aile üyeleri ile yakın ve kişisel ilişkiler kuracak ve sağlık eğitiminde, hastalıkların önlenmesinde, sağlık düzeyinin iyileştirilmesindeki rolü güçlenecektir. Ülkemizde yürütülmekte olan sağlık politikalarında kalıcı izler bırakan Prof. Dr. Nusret Fişek’in ifadeleriyle: “Kişiye yönelik koruyucu hekimlik hizmetleri ile ayakta ve evde hasta tedavisi hizmetleri bir arada (entegre olarak) yürütülmelidir. (...) Entegre örgütlenme modelinin en basiti çağdaş aile hekimliğidir. Çağdaş aile hekimi, ailedeki çocukların periyodik muayenelerini ve aşılarını yapar. Annelere çocuk bakımını öğretir. Yaşlıların -varsa gebelerin- periyodik muayenelerini yapar ve gereken önerilerde bulunur. Aile bireylerine sağlık, ev hijyeni ve kişisel hijyen konularında eğitim yapar. Evde hastalanan varsa onları tedavi eder veya gerekiyorsa bir uzmana veya hastahaneye gönderir.” (Halk Sağlığına Giriş, Hacettepe Yayınları, Ankara, 1985)

Toplumun tüm bireylerine ulaşılabilmesi için, ülke gerçekleri doğrultusunda, eğitimli ve coğrafi açıdan dengeli dağılmış sağlık ekipleri tarafından sunulması gereken birinci basamak sağlık hizmetleri için yeniden yapılanma ihtiyacı gözardı edilemez. Aile hekimliğinin hedefi, birinci basamak sağlık hizmetlerini, profesyonel bir ruhla ve toplumun katılımını sağlayacak bir biçimde, bireyin yaşadığı ve çalıştığı yerlerde koruyucu, tanı koyucu, tedavi ve rehabilite edici yönleri ile birlikte sunmaktır.

Sağlık hizmeti sunumunda, hizmetten yararlanan bireylerin memnuniyeti önemlidir. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sürekli eğitimle geliştirilmesi ve güçlendirilmesi, çalışan hekimler ile diğer sağlık elemanlarının özendirilmesi, birey ihtiyaçlarının göz önünde bulundurularak koruyucu sağlık sistemine ağırlık verilmesi ve kabul edilebilir sevk sisteminin uygulanması ana ilkelerdir. Bu ilkelerin hayata geçirilmesi ikinci basamakta yığılmayı engelleyecek ve gerçekten ikinci basamakta tedavi edilmesi gereken hastalara yeterince zaman ayrılmasını sağlayacaktır. Birinci basamak hizmetlerinin etkili bir şekilde verilebilmesi, toplumun hastalık yükünü azaltmasının yanısıra, ikinci ve üçüncü basamak tedavi kuruluşlarımızın da daha iyi ve kaliteli sağlık hizmeti ve sağlık eğitimi vermelerine fırsat tanıyacaktır.

Düzce'deki uygulamanın, bu yıl içinde 10 ilde daha başlayacağını duyuyoruz. Her şey planlandığı gibi gidiyor mu? 1 Ocak 2007'de bütün Türkiye'de bu dönüşüm gerçekleşecek mi? Türkiye geneli açısından yeterli sayıda hekimimiz var mı?

Düzce'de başlattığımız pilot uygulama, beklentilerimizin de ötesinde olumlu sonuçlar ortaya koymaya başlamıştır. Burada farklı kesimlerin gözlemlerine dayalı olumlu ve olumsuz bildirimlerini içeren bir dosyayı "SB diyalog" dergisinin Nisan sayısında yayınladık. Bütün bu detaylara girmek istemiyorum. Preplot adını verdiğimiz Düzce uygulamasından aldığımız umut ve enerji ile, ülkemizin gerçek durumunu yansıtacak pilot uygulamaya geçiş hazırlıklarımız sürmektedir. Bildiğiniz gibi farklı bölgelerde, farklı gelişmişlik düzeyi ve farklı nüfus yapısı olan 10 ilimizde uygulamaya geçmek için altyapı çalışmalarımız sürdürülmektedir. Önümüzdeki aylardan başlayarak bu yılın sonuna kadar bu illerimizde uygulamanın kademeli olarak başlatılacağını umuyorum. Planlarımızda ve hazırlıklarımızda bir aksama söz konusu değil.

Aile hekimliği uzmanı sayısı ülkemizde son derece az. Aynı hızla uzman yetiştirmeye devam edersek, birkaç yüzyıl beklememiz gerekir. Tabii bu arada yetişen uzmanların ne olacağını siz takdir edin. Bu yüzden bir çok ülke örneğinde olduğu gibi, mevcut pratisyen hekimlerimizin eğitimi ile, geçiş dönemini atlatmak zorundayız. Aile hekimliği en az diğer uzmanlık dalları kadar cazip olunca, uzman yetişme hızı da artacaktır. Bu arada ülkemizde pratisyen başta olmak üzere hekim sayısının da az olduğunu ve bunun, yaşanılacak süreçte önümüze çıkacak önemli bir sorun olduğunu vurgulamak isterim.