Ecz. Ata Tokgöz: “Sonuna Kadar, Sonuma Kadar”

 

Eczacı Ata Tokgöz’ü, dergimize gönderdiği o etkileyici mektupla tanıdık. Dergimizin çok sıkı bir takipçisi olan Tokgöz, mektubunda, mesleğinin 50. yılına yaklaşırken, biraz da bu yılların belgelenmesi arzusu ile, bize kendini hatırlatmak istediğini söylüyordu. Mektubun sonunda altını çizerek yazdığı “Sonuna Kadar, Sonuma Kadar!” ibaresini görünce bu çağrıya kayıtsız kalamadık. Beyoğlu Ağahamam’da Fransız Sokağı’nın başındaki eczanesinin kapısında karşıladı bizi Eczacı Tokgöz. İlk dikkatimizi çeken, mesleğinde 50. yılına girmeyi bekleyen bu ustamızın, masmavi gözlerindeki insanın içine işleyen ışıltıydı. 1930 doğumlu olan Ata Tokgöz, Ağahamam’ın karmaşası içinde kurduğu dünyada öylesine mutlu ve gururlu görünüyordu ki… Tüm yaşamında eczane ve eczacılığın olduğu Tokgöz, “Gözümü açtığımda, etrafımı idrak ettiğimde tüm dünyam eczaneydi” diyerek anlatmaya başlıyor macerasını…

Beşir Kemal Eczanesi

Tüm yaşamında eczane ve eczacılığın olduğunu söylediğimiz Ata Tokgöz, İstanbul’da Türklerin açtığı ilk eczane olan Beşir Kemal Eczanesi’nin sahibi olan ailenin üyesi. 1898 yılında Sirkeci Garı’nın karşısında kurulan Beşir Kemal Eczanesi, dönemin bilinen maruf eczanelerinin başında geliyordu. Tren ve otobüs garlarının karşısında olan bu eczane, ülkenin her yerinden İstanbul’a gelenlerin ilk karşılaştıkları yer oluyordu. Bulunduğu konum itibarı ile oldukça kalabalık olan bu eczanede, kalfalar gün içinde ilaç yapmayı yetiştiremezler, hastalara birkaç saat sonrasına randevu verirlerdi. Kendi imalâthanesi de olan eczanede, devrin pek çok tanınmış müstahzarları da üretiliyordu. Ata Tokgöz bir kalemde sayıyor bize isimlerini: “Örneğin, Pektorin isminde bir öksürük hapı üretiliyordu. Dönemin çok meşhur cilt kremi, Beşir Kemal Letafet Düzgünü ve o dönemin Viagrası olan Seksülin isminde müstahzarlar vardı”. Beşir Kemal Eczanesi uzun yıllar Sirkeci Garı karşısında hizmet verdikten sonra, bir istimlak neticesinde, Eczacılık Tarihi’nin tozlu sayfaları arasında yerini alıyor.Eczanenin sahibi olan Beşir Kemal, Ata Tokgöz’ün eniştesiydi. Anne ve babası ayrı olan Ata Tokgöz, belki bu nedenle çocukluğunun büyük bir döneminde bu eczanenin havasını soluyor. “Nasıl tiyatro sanatçıları sahne tozunu yutmaktan bahsederler, işte eczacılık da benim için öyle oldu” diye anlatıyor mesleğine bağlanma hikâyesini…

Galatasaray Yılları

Eniştesi Beşir Kemal, parçalanmış bir aile yaşamı olan Ata Tokgöz’ü Galatasaray Lisesi’ne yatılı olarak kaydediyor. Böylece Tokgöz, hayatının ikinci aşkı olan Galatasaray ile tanışıyor. Galatasaray Lisesi’ndeki eğitimi boyunca, burası onun için adeta bir yuva oluyor. Galatasaray Lisesi için hissettiklerini, “Benim evim oldu orası. Bu nedenle Galatasaray’ı çok seviyorum” şeklinde ifade ediyor Eczacı Ata Tokgöz. Okul yıllarında edebiyata, okumaya ve özellikle de tiyatroya çok büyük bir merak duyuyor. Hattâ bir dönem tiyatrocu olmayı bile düşünüyor. Ancak içindeki eczacılık sevgisi baskın çıkıyor. Hafta sonları anne ve babasının arasında mekik dokuyan Ata Tokgöz için, pazartesi günü okuluna dönmek en büyük mutluluk oluyor. Bu nedenle yatılı okumaktan hiç rahatsızlık duymuyor. Yaz tatillerinde de Beşir Kemal Eczanesi’nde çalışmayı sürdürüyor. Ata Tokgöz, Galatasaray’la ilgili olarak Çetin Altan’ın ifadesiyle, içini buruşturan tek anısının Abdi İpekçi olduğunu söylerken, söyleşimiz boyunca ilk defa gözlerindeki ışıltıyı göremiyoruz. “Birlikte okulun neşriyat kolunda çalışıyorduk. Galatasaray Dergisi’ni çıkarıyorduk. Bu vesile ile bir dostluğumuz olmuştu” şeklinde anlatıyor Abdi İpekçi ile tanışmasını. 1950 yılında Galatasaray’dan mezun olmasının ardından, Eczacılık Okulu’na girmeye hak kazanıyor.

Tokgöz Eczanesi

1955 yılında Eczacılık Fakültesi’nden mezun olmasının ardından, Malatya’da askerlik görevini yerine getiriyor. Ata Tokgöz burada askerliğini, 50 yataklı askeri bir hastanede, eczacı olarak yapıyor. Askerliğinin ardından, Beyoğlu merkezde bulunan Pamuk Eczanesi’nde şef eczacı olarak çalışmaya başlıyor. Burada çalıştığı dönemde bugün bulunduğu eczaneyi Eczacı Adil Atala’dan devralması ile, mesleğinin 50 yılını geçireceği adrese yerleşmiş oluyor. Ecz. Ata Tokgöz buradaki geleceğini, “Allah bana ne kadar ömür biçtiyse artık buradayım. Sonuna kadar, sonuma kadar!..” şeklinde ifade ediyor.Ecz. Tokgöz, 1957 yılında devraldığı eczanesinde, ilk yıllarda daha merkezi yerlere gitmeyi istiyor. Ancak o günün şartlarında imkânları buna elvermiyor. Şartları uygun olduğunda ise artık Tokgöz Eczanesi’nin yerini bulduğunu düşündüğü için, burada kalmayı tercih ediyor. Ata Tokgöz, tüm meslek hayatı boyunca eşinin daima yanında kendisine destek olduğunu söylerken, Beyoğlu, Ağahamam’da geçen 50 yılın kendisine pek çok dost ve müşteri kazandırdığını da sözlerine ekliyor. “Özellikle bir dönem bölgede çok sayıda Rum kökenli vatandaşımız vardı. Bunların büyük kısmı yıllar önce Yunanistan’a göç ettiler. Şimdi geldiklerinde mutlaka beni buluyorlar” diye anlatıyor o yılları Ecz. Tokgöz. Ardından hüzünlü bir sesle ekliyor: “Ama bir gün gelecekler ve bulamayacaklar”. Ecz. Ata Tokgöz, “Şimdilerde çok moda bir deyiş, klinik eczacılık. Biz, zamanında çok sıkı bir uygulayıcısıydık bu kavramın. Yaşım daha müsait olsa, ben de şu anda neler yapmak istiyorum bilseniz…” şeklinde anlatıyor mesleğine bakışını. Sohbetimizin bu noktasında Eczacı Ata Tokgöz, sabah yaşadığı bir olayın, bu mesleği neden sevdiğini anlatan güzel bir örnek olduğundan sözetti. Ecz. Tokgöz, Cihangir’deki evinden eczanesine gelmek için çıktığında, kapısının önünden geçen bir araç yavaşlar ve birisi “Tokgöz amca nasılsın?” diye seslenir. Tokgöz araçtaki kişiye, “Teşekkür ederim, ama tanıyamadım!” der. Araçtaki kişi, “Sen yıllar önce benim çocuğuma bir iğne yapmış ve onu iyileştirmiştin. Şimdi o büyüdü ve avukat oldu” der. Ecz. Tokgöz, “Bakın, işte bunun için bir ömür verilir. Bundan daha değerli bir mutluluk olabilir mi?” diye ifade ediyor o anki duygularını.

Ecz. Ata Tokgöz, mesleğine bunca yılını adamış bir duayen olarak, iyi bir eczacının sahip olması gereken özelliklere dair sorumuza şu etkileyici yanıtı veriyor; “Sait Faik ne güzel söylemiş, her şey bir insanı sevmekle başlar diye. İşte eczacı da öncelikle sevgi dolu olacak”. Ecz. Tokgöz, “Bu tezgâhta çalışan insan öyle şeyler görüyor ki…” derken, kapının önünden geçen bir bayanın içten bir şekilde selam verdiğini görüyoruz. Hastasının selamına karşılık veren Tokgöz, sözlerini şu şekilde sürdürüyor; “Bak işte şu selam.. İşte bu selam beni yaşatıyor”. Ecz. Ata Tokgöz, iyi bir eczacıda olması gerekenleri anlatırken, “Bugün bazı eczacıların bu önlüğü giymekte çok gönülsüz olduklarına şahit oluyorum” diyerek, üzerindeki beyaz önlüğünü gösterdi. Ata Tokgöz, önlüğün sadece kalfaların giymesi gereken bir giysi olmadığını, bunun, eczacıların gururla taşımaları gereken bir üniforma olduğunu ifade etti. Ecz.Tokgöz’e geçen 50 yılın ardından, eczacılık mesleğinde nelerin değiştiğini soruyoruz. Bu sorumuza verdiği cevap, eczacılık mesleğinin tüm zamanlar boyunca yaşadığı bir sorunu gözler önüne koyuyordu. Ata Tokgöz, “Biz, Ethem Sancak’ın da söylediği gibi eczacılığımızla kibirlenmiyoruz” diyerek, “50 yıl önce de olsa, bugün de olsa, herhangi bir yerde sağlık mensuplarına yönelik bir konuşma yapacak kişi; Sayın doktorlar, veterinerler, diş hekimleri diye saymaya başlıyor. Ancak çok azı bu listeye eczacıyı dahil ediyor. Eczacıların hâlâ tam manasıyla Tıp mensubu olarak görülmemesi, beni çok üzüyor” şeklinde duygularını dile getiriyor. Sohbetimizin sonlarında genç meslektaşlarına neler öğütlediğini sorduk Eczacı Ata Tokgöz’e. Bir Galatasaray Lisesi mezunu olarak, son derece akıcı bir şekilde Fransızca konuştuğuna, sohbetimiz esnasında birkaç kez tanık olduğumuz Tokgöz, genç meslektaşlarına öncelikle mutlaka bir yabancı dil öğrenmelerini tavsiye ettiğini söyledi. Bunun yanında Tokgöz, eczanenin aynı zamanda bir işletme olduğunu söyleyerek, genç eczacıların işletmecilik konusunda kendilerini yetiştirmelerinin önemini de vurguladı.

Son derece keyifli geçen sohbetimizin ardından, Galatasaraylı Ata Tokgöz’e veda ederek, oradan ayrıldık. Gülen mavi gözleriyle, üzerinde olduğunda resmi tamamladığına inandığı beyaz üniforması ile, heyecanını hiç kaybetmeyen bu değerli ustayı arkamızda bırakırken, ister istemez biz de kendi sonumuzu düşünüyorduk.