Eczaneler ve Değişim Pelikan Eczanesi Göztepe / İstanbul

Ecz. Ayşe Dündar: “Eczacının Görevi Sağlıklı Yaşamlar Sunmaktır”

 

Sizi tanıyalım.

1962’de Samsun’da doğdum. 1984’te İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldum. 1985’te eczanemi açtım.

Eczaneniz ilk açıldığında nasıldı? Eczanenizi bu hale getirmekteki amacınız neydi?

Eczanemi ilk açtığımda 60m2 idi. O zamanlar çok büyük görünüyordu. Aradan 15 sene geçti. Böyle bir fırsat çıktı. Benim hayalimdi. Kafamdaki eczane böyleydi.

Rahat ve temiz bir ortam. İnsanlar içeri girdiği zaman, kargaşadan uzak bir ortam görüyor. Müşterilerin  neyi, nerede bulacağı ve hemen o bölüme yönelebilmesi çok önemliydi. Buraya girmek istemeleri önemli. Aldığınız şey farklı değil, ama hizmet anlayışı çok önemli. Dizayndan daha önemli. Tek hedef para veya başarı değil. Önemli olan, işinizin en iyisi olmak. İşinizi en iyi yapmak. Başarı sonradan geliyor.

Hesabını kitabını yaparak eczaneyi bu şekilde düzenledik. Benim müşterimin eczanemin farkını görmesi ve verdiğimiz hizmetin farkında olması çok önemli. Müşteri şunu düşünüyor: “Pelikan Eczanesi benim istediğim hizmeti verir, farklılığı şudur”. Bunun dile getirilmesi ve hissettirilmesi önemli.

Tadilat sırasında eczanenin ortamı çok kötüydü. Ama bittikten sonra müşterilerim şunu söyledi: “Bize böyle bir eczane gerekiyordu”. Dikkat edin, “size” demiyorlar, “bize” diyorlar, eczaneyi sahipleniyorlar. Bize de bu yakışırdı, diyorlar. Bir müşterim “Semtimize ışık getirdiniz, çok güzel bir şey yaptınız. Size çok teşekkür ediyorum” dedi. 

Eczacılığın önemli bir yönü de danışmanlık. Hastaya danışmanlık yapma konusunda ne düşünüyorsunuz? 

Bütün yaptığım şey danışmanlık. İnsanlar benden ne kadar bilgi almak istiyorsa, onlarla konuşuyoruz, tartışıyoruz. İnsanlar şunu söylüyor: “Genelde bize bu kadar fazla açıklama yapan, bilgi veren, zaman ayıran eczane sayısı çok değil”. Öyle şeyler yakalıyorum ki, yetersiz bilgilendirme ya da yetersiz bilgilenme yüzünden insanlar kullandıkları ürün ve alacağı sonuçlar hakkında net değiller. Bunların hepsini birer birer anlatıyorum. Mutlaka danışmanlık yapmak gerekiyor. Para için değil, başka bir pencereden baktığım için böyle düşünüyorum. Bu yüzden de eczacının buradaki önemi ve değerini özellikle vurgulamak istiyorum. Halkın sağlığının güvencesinin çok önemli bir parçası bu yüzden eczacı. Değerli doktorlarımızdan sonraki aşamada emniyet supabı.  Bizim de sloganımız bu yüzden: “Sağlığınız için doğru danışman”.

Dünyada eczacılık ne yönde ilerliyor?

Bana göre Amerika’da eczacılık diye bir şey yok. Marketimsi eczaneler var. Ama onların gerçek anlamda danışmanlık alınan yerler olmadığını biliyorum. Amerika’daki bu tür marketler sadece ticari çıkarların ön planda olduğu, sağlığın söz konusu olmadığı, bugün eczanelerde içinde yaşadığımız insani ve sıcak ilişkilerin kurulamadığı türden marketler. Bir çok defalar Amerika’ya gittim. Oradaki eczacının rafa konmuş bir ilaç hakkında dahi bilgi veremediğini gördüm. Avrupa’daki eczacılık anlayışı Amerika’ya kıyasla daha iyi seviyede. Bunu halkımız da bilir ve içinde hisseder. Doğru olanın kesinlikle bu anlayış olduğuna inanıyorum.  

Türkiye’de nasıl?

Türkiye’de eczacılığın çok iyi yönde geliştiğini düşünüyorum. Ama aynı zamanda çok kargaşalı bir dönemden geçiyoruz. Geçiş süreci çok hızlı yaşanıyor. Bir kısım sektörlerde olduğu gibi, bizim sektörümüzde de plansızlık yaşanıyor.

Ama yine de Türkiye’de eczacı kendini sürekli eğiterek ve yüzünü Avrupa’ya açık tutarak en iyi hizmet anlayışı yolunda büyük bir gelişim içindedir. Sadece kendinin değil, aynı zamanda halkın sağlığının ve haklarının iyi bir takipçisidir. 

Biz, meslektaşlarımıza da örnek olabilmeliyiz. Eczacılık asla reçete okumak değil, asla raftan ilaç vermek değil. Eczacının görevi sağlıklı yaşamlar sunmaktır, hastalandıktan sonra ilaç yetiştirmek değildir. Hastalandıktan sonra ilacı vermek çok kolaydır. Kendimi ve danışmanlığımı böyle görüyorum. Bir eczacı, topluma sağlıklı yaşamlar sunan, bunun yollarını öğreten, öğretmesi gereken kişidir.

İnsan ömrünün genetik olarak 200 seneye çıkabileceği hesaplanıyor. Ama insanın hasta, bitkin, sürünen şekilde yaşaması anlamında değil. Bütün çalışmalar, insanın sağlıklı olması yönünde. Ne yesin, ne yemesin, çevresel faktörlerden nasıl korunsun? Bütün çalışmalar bu yönde.

Benim için çok önemli bir hedef kitle var: Çocuklar. Keşke 20 sene önce bunu daha bilinçli olarak düşünebilseydim. Ben eczaneyi açtığımda doğan çocuklar, şu anda 20 yaşındalar. Bir diş fırçasının kaç ayda bir değiştirileceğini onlara anlatmak dahi eczacının görevi. Çocukluktan yaşlanana kadar eczacı, sağlıklı bir yaşam için en iyi danışmandır.  

Meslektaşlarınızla fikir alışverişi yapma olanağı bulabiliyor musunuz?  

Eczacılar birbirleriyle daha sık buluşabiliyor. Çok daha dostça buluşabiliyor. 20 sene önce eczacılar arasındaki rekabette olumsuzluklar vardı. Rekabet, olumlu bir rekabete dönüşürse, bu bir birliktelik meydana getirir. Diyalogla eczacılar birbirini örnek alırsa, kendilerini düzelteceklerdir. Böylece eczacılık meslek olarak çok iyi bir yere gelecektir. Gelişmenin tek yolunun bu olduğunu düşünüyorum. Eczacılar arasında çok iyi bir iletişim kurulmaya başlandı. Her meslekte olumsuzluklar var. Ama ben eczacıların bu konuda daha iyi bir noktada olduğunu düşünüyorum. 

Eczanenizin tadilatında hasta ile eczacının birbirine daha yakın olmasını mı hedeflediniz? 

1 m3’lük yerde, açılınca 3000 kutu ilaç alan dolaplar vardı. Böyle bir şey yapmış olsaydık, eczanede çok fazla yer kazanıyorduk. Onları tercih etmedim. İlacın ön planda olması benim için çok önemli. Hasta, eczacıyla ve ilaçla hemen buluşabilmeli.

Yurtdışındaki eczanelerden örnek aldığınız şeyler oldu mu? 

Pek çok ülke gezdim. Mesleğimle ilgili zaman zaman esinlendiğim şeyler oluyor. Ama direkt örnek aldığım olmadı. Müşterimin istekleri çok önemli. Tadilat öncesi ve sonrasında anketler yaptık. Müşteri ne istiyor? Burada neler eksik? Nasıl bir şey olmalı? Bu gibi sorularla hazırladığımız anket son derece yararlı oldu. Senelerdir hasta kaydı tutuyoruz. Benim bu eczanede yaptığım bir uygulama, belki bir başka eczanede aynı sonuçları vermeyecektir.  

Sektörde hangi adımlar atılmalı?  

Şu anda bu sektörde işler çok karışık. Eczacı önünü net olarak göremiyor. Bir çok şey ödenmiyor. Bir vesileyle Küba’ya gitmiştim. Orada iki şey çözülmüş: 1-Eğitim, 2-Sağlık. İnsanların üzerinde çok pahalı kıyafetler yok. Ama Küba’daki vatandaş şundan emin: “Ben hastalanırsam, gerekirse Küba hükümeti beni helikopterle Amerika’ya, Avrupa’ya götürür, reçetemi alamama gibi bir şey olmaz, devlet sağlıkta her zaman arkamdadır.  Sağlığım güvence altında”.

Sağlık ve eğitimin anlık, günlük, geçici politik kaygılara feda edildiğini düşünüyorum. Her gün değişiklikler oluyor. Son derece rahatsızız. Yapılması gereken çok şey var. Ama en önemlisi altyapının hazırlanması.    

Yurtdışında bir ödül aldınız, bunu anlatır mısınız? 

Bir firmanın eczane kanalının düzenlediği “Yönetici Eczacı Toplantısı” bu yıl ilk defa Fransa-Cannes’da yapıldı. 250 eczacı katıldı. Amaç eğitimdi. “Geleceğin Eczacısı Nasıl Olmalı? – The Pharmacy Of Future” konulu bir ödüldü bu.

Türkiye’den 25 eczacı katıldı. Biz bu tadilatları yaparken, o toplantının “Best Practice-En İyi Uygulamalar” bölümüne Türkiye’den iki dosya gönderdik. Ben dermokozmetikte “En İyi Pazarlama Teknikleri” ödülü aldım. “Geleceğin Eczanesi Projesi”nde Avrupa’da en iyi tasarım ödülü aldım. 2006 Mayıs’ında düzenlendi.

Eczaneye müşteri gelince, neyi nerede bulacağını bilmesi, mimari ayrıntılar, promosyon alanlarının, satış noktalarının belirlenmiş olması, müşterinin nereden, hangi hizmeti alacağını hemen algılaması çok önemli. Kasa nerededir, ilaç bölümü nerededir? Hangi yeni ürün, hangi uygulama var, bütün bunların sergilenmesi değerlendiriliyor.

Orada 500m2’lik eczaneler, 22 personel çalıştıran eczaneler, 100m2 deposu olan eczaneler vardı, onlar bizi tebrik ettiler. Eczanenin fonksiyonel olması çok önemliydi. Hazırladığım sunumda eczacının gelecekteki rolünü ve Türkiye’deki eczacılığı anlattım. Bu kadar ilgi göreceğimizi beklemiyordum. Avrupa’dan “Yaptığınız konuşmayla Avrupalı eczacıların ufkunu açtınız” diye e-mailler aldım. Bu hem bizim adımıza, hem ülkemiz adına çok hoş bir şey.  

Toplam 15 ülke vardı. Yunanistan, Hırvatistan, Portekiz, İspanya, İtalya, Almanya, Avusturya, Fransa, Litvanya gibi ülkelerden eczacılar katıldı.

Şunu da gözledim: Avrupalı eczacı heyecanını kaybetmiş. Biz Türkiye’de 30-40m2’de mucizeler sergiliyoruz. O kadar heyecanlıyız ki… Avrupa’da bir eczaneye günde 1000 müşteri geliyor. 200-300 yıllık eczaneler var. Ben bu noktada Türk Eczacısı’nın hizmet heyecanını görüyorum.

Bunların yanında, Avrupa’da her şeyde standartlaşma ve uzmanlaşma var. Mesela eczanede ortopedi bölümünde ayrı bir görevli var. Bizim bu konuda çok mesafe almamız gerekiyor. Oradaki eczanelerde çok daha fazla yardımcı eczacı çalışıyor, bizde ise kalfa sistemi ön planda.  

Son olarak eklemek istedikleriniz neler? 

Ülkemizdeki eczanelerin kurumsallaşması gerektiğine, kimliğinin olması gerektiğine inanıyorum. Benim eczanem logosuyla, sloganıyla, kimliğiyle kurumsallaşmalı, tescil edilmeli. Türkiye’de ilk tasarım tescili yaptıran eczane biziz. Her eczanenin kimliği olmalı. Bunu her eczacıya öneririm. Kurumsallaşma, bir ülkenin gelişimini gösterir. Eczane de burada yerini almalı.

20 sene önce hizmet anlayışı farklıydı, şimdi farklı. Tüketicinin hizmet anlayışı değiştiği için, eczacılık da bundan etkilendi.

Eskiden fiyat önemliydi, şimdi fiyatın yanında, ürünün özellikleri, sağlığa ve o kişiye uygunluğu, nasıl bir ambalajda, hangi sağlık şartlarında sunulduğu, kişisel öneriler… En mühimi de, bunun bir danışman tarafından açıklanması.

Eczanenin depolardan ve firmalardan beklentileri de değişti tabii ki.  Eczacı, kendi hizmet kalitesini destekleyen ve yükselten firmaları her zaman tercih ediyor.

Doktorluk, diş hekimliği, eczacılık gibi mesleklerde vazgeçilmez etik kurallar vardır. Bunlar daima maddiyattan önce gelir.

İki yıl önce yaptığımız ankette şöyle bir soru sormuştuk: “Niçin bizi tercih ediyorsunuz?”. Bir cevap şöyleydi: “Sürekli kendini yenilediği ve geliştirdiği ve doğru hizmet verdiği için”di. Oradan hemen yakalamıştım, bu çok önemli demiştim. Bunlar bize daima yol gösteriyor.