“Devlet, eczacı, üretici, depocu bir koordinasyon kurarak sektörü koruyabiliriz…”

 

Sağlıklı yaşam hakkı kutsallık atfedilerek, bir çok temel sözleşme ve müktesebatın içerisinde baş köşede yer alıyor. Sağlık hizmetlerine ulaşma hakkı ya da özel olarak ‘ilaç’a ulaşma hakkının sağlanması, vazgeçilmez bir insan hakkı ve devletlerin en temel görevi olarak belirleniyor. Oysa,

son aylarda sağlık sektörü ‘tasarruf’ tedbirleri ile anılır oldu. Yazılı ya da görsel medya, büyük ölçüde, olayların ve gelişmelerin daha çok ‘vatandaş ilaçsız kaldı’ gibi bir yönüyle duygusal düzlemde ya da ‘yolsuzluk’ boyutuyla ilgileniyor. Sektörü her türlü olumsuzlukla birlikte anar, ya da ona kuşkuyla bakar hale geldik. Bilir bilmez, derinliğine araştırma yapılmadan, konunun uzmanlarına sormadan ya da  onların söylediklerinin içinden ‘reyting’ yapacak şeyler ön plana çıkarılarak yapılan haberler, sonuç olarak kimseye bir fayda sağlamıyor. Bütün sıkıntılara rağmen yüz ağartıcı bir kapasite ve yüksek standartlarda üretim merkezleri yaratmış ilaç sektörüne haksızlık yapıldığını düşünüyoruz. Şifa dağıtım zincirinin en temel halkası olan eczacılarımıza haksızlık  yapıldığını düşünüyoruz. Onlar, bürokrasinin halktan kopuk ve insanların yaşamlarını kolaylaştırma yerine zorlaştırmaya koşullanmış zihniyetlerinin uygulamalarını hak etmiyorlar. Bu nedenle sektör temsilcilerine ve Türkiye’nin dört bir tarafından eczacılarımıza mikrofon uzattık. İstedik ki, olup bitenleri bir de onların ağzından ve eksiksiz dinleyesiniz.

Hedef Sağlık  

Ecz. Volkan Koşal Temmuz Eczanesi İstanbul

Yaklaşık 1,5 yıl önce 10 Şubat sabahı bize SSK reçetelerini yapacağımız söylendiğinde çağ dışı bir uygulamanın sona erdiğini düşünüyorduk. Zamanla bu değişimin hiçbir şekilde planlı ve akıllıca yapılmadığına şahit olduk. Geçiş döneminde hastalar ve biz, hiçbir şekilde bilgilendirilmedik. Özellikle hastaların jenerik ilaç kavramını bilmiyor olmasından dolayı, oldukça sıkıntılı bir dönem geçirdik. Gelinen aşamada elimizde ne var? 1 gün çalışıp 3 gün çalışmayan bir provizyon sistemimiz, bir gün verdiğimiz reçetenin ertesi gün ödenmediğini öğrendiğimizden dolayı çöpe giden pek çok reçetemiz var. Bugün en önemli sorunumuz aslında Bütçe Uygulayamama Talimatı’dır. Bütün bu aksaklıkların ana nedeni ulusal bir sağlık politikamızın olmamasıdır. Geçmişte 40 Lira olan ilacı bugün 10 Liraya satıyoruz. Geçenlerde bir hastama bu ilacı vermeye kalktığımda hasta itiraz etti; “Oğlum sen bana yanlış ilacı veriyorsun, benim ilacım 40 liraydı” dedi. Şimdi bu durumu hastaya anlatamıyorsunuz.

Sorgulanması gereken önemli hususlardan bir diğeri de, muvazaa eczanelerdir.

Sektörü hekimden veya eczacıdan koruyorum diyerek, koruyamazsınız. Sektörün tüm aktörleri, devletin ilgili kademeleri, eczacı, üretici, depocu bir araya gelerek bir koordinasyon kurarak, bu sektörü koruyabiliriz. 20 yıldır ilaç olarak bildiğimiz bir şurubun, bugün ilaç olmadığını öğreniyoruz. Bu son derece trajikomik bir durum. Yakında OTC ilaçların marketlerde satılmaya başladığını görürsek hiç şaşırmayalım. Ben Thylol-Hot’ın Bağdat Caddesi’nde bulunan bir kafenin menüsüne girdiğine şahit oldum. Yakın gelecekte bu ilaçlar marketlere düşecek, halkımız bu ilaçları bilinçsiz bir şekilde kullanacak ve tasarruf etmeyi amaçlayan devletimiz, durumun altından kalkılamayacağı bir hale geldiğini görecek.

Bütçe Uygulama Talimatı hazırlanması bilimsel bir iştir. Asla Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanamaz. Sene başında elinize en çok ciro yapan ilaçların listesini alarak, en başta olanları eleyerek hazırlanmaz. Bu talimatları hazırlayabilecek değerli bilimadamlarımız var. Sağlıkta tasarruf olabilir mi? Evet; olabilir. Öncelikle ulusal bir bilinç oluşturulmaya çalışılır ve ilaç israfı konusunda kamuyu bilinçlendirirsiniz. Ama bunu birtakım ilaçların önünü kesip, bazılarının da önünü açarak yapamazsınız. Sektörün tüm kesimleri bir araya gelerek bu politikalar oluşturulmalı.

SSK ile yapılan sözleşmelerimizde geri ödemelerin 15 gün içinde yapılacağı belirtiliyor. Ancak bugün ortalama 120 iş gününde %90’ı ödenir durumda. Kalan kısmı ise 10-11 ay gibi bir sürede, son derece keyfi uygulamalarla kesintilere uğratılarak, hatta hatalı reçetelerimiz yırtılmak suretiyle geri ödeniyor. Yetkililerimiz veya Bütçe Uygulama Talimatı’nı hazırlayanlar, eczacının çok fazla kazandığını düşünüyor olmalılar. İskonto oranlarımız %4,5 değil de, gerçekte olduğu gibi %14,5 olarak ortaya konulsun.

Yaşadığımız aksaklıkların bir diğer önemli noktası da, reçete hazırlanmasında yaşanıyor. Hekim/Uzman, hastasını muayene ederek bir teşhis koyuyor ve uygun gördüğü bir ilacı yazıyor. Bütçe Uygulama Talimatı ise söz konusu teşhiste, söz konusu ilacın ödenemeyeceğini söylüyor. Diğer yandan biz eczacıların hekimin tedavisine müdahale etme şansımız olmadığı gibi, böyle bir sorumluluğumuzun da olmaması gerekiyor. Sonuçta arada kalan yine biz oluyoruz, hastalar oluyor. Bu durumun çözümünü ben e-reçete olarak görüyorum. Bu şekilde hekim, teşhisinden ve tedavisinden sorumlu olacaktır.

Sonuçta bizim amacımız sadece hastalarımıza daha iyi hizmet edebilmek. Sorunun çözümü öncelikle aramızdaki güven sorununun aşılmasında yatıyor.

 Ecz. İsmail Buğdaycı Mevlana Eczanesi Ankara

İlaçta tasarrufu Sağlık Bakanlığı değil, Maliye Bakanlığı sadece TL değeri üzerinden yapmaya çalışıyor. Daha bilimsel metodlarla tedavi maliyeti hesabı yapılmalıdır. Sağlık Bakanlığı ruhsat verip, fiyatını onaylayıp, satış izni verdiği bir ilacın reçete edilememesi veya geri ödenememesini nasıl değerlendiriyor? Firmalar, yıllardır kazandıkları yüksek kârlılıklarına karşılık, ne kadar vergi ödemişlerdir? Eczacıları vergi rekortmeni yapan sistem, üreticilerden vergiyi alabilmiş midir? Tamamen eczacı üzerinden ve TL hesabı üzerinden yapılan tasarruf, vatandaşın gerçekten ihtiyacı olan ilacı temin etmesinde sıkıntı oluşturmuştur. Üstelik geri ödemede bir zaman tayin edilmediğinden, eczacı, ekonomik olarak zor duruma düşmüştür. Medikal malzeme ve yataklı tedavi kurumlarında da bir standart geliştirilmelidir.

Son uygulamalar ile muayenehanelerde yazılan reçeteler de resmi sağlık karnelerine yazılmakta ve sadece hastanelerden alınan protokol no’su ile geçerlilik kazanmaktadır.

Geri ödeme listelerindeki değişiklikler için, eczacılara, hekim ve hastalarını aydınlatabilecek bir zaman tanınmalıdır.

 “Geri ödeme mevzuatı” sadece eczacıyı ilgilendiren bir şey değil. Aslında hekimler için de bir “reçete yazım kuralları” mevzuatı çıkartılmalıdır. Eczacılar reçetenin ödeme şartlarını kontrol etmekten, hastaya ilaç ile ilgili bilgi vermeye vakit bulamamaktadır.

Migren ilaçları, osteoporoz ilaçları, lipid ilaçları, infertilite ilaçları, tansiyon ilaçları ve ülser ilaçları ile ilgili problemler tamamen çözülmüş değildir ve hâlâ sıkıntı devam etmektedir. Uzman hekim-ilgili uzman hekim-rapor şartı-maximum doz-rapor fotokopisi onayı-laboratuvar değerlerinin belirlenmesi gibi birçok problem devam etmektedir. Bunların çözümü ise, reçeteyi hekim bilgisayarda yazmalı ve onay aldıkça devam ederek sonlandırmalıdır. Yani elektronik reçetedir.

Sosyal güvenlik kurumlarının acilen birleştirilerek, çok başlılıktan kurtulması ve T.C. Kimlik No'su üzerinden hak sahipliğinin tekrar sorgulanması, eczaneyi hizmet açısından rahatlatacaktır. Tek bir sözleşme ve tek bir kurumla anlaşma yapıp, bütün vatandaşların ilaçlarının karşılanması gerekir.

Aile hekimliği uygulamasının halka anlatılması ve uygulamanın genişletilmesi gerekmektedir. Hükümetler popülist politikalarla, herkese yeşil kart vererek, prim ödemeyen kişilere dahi sosyal güvence kazandırmıştır. Aile Hekimliği’nin, bir nevi oto-kontrol olacağından ve sosyal güvenceyi kimin nasıl hak ettiğinin araştırmasında bir kolaylık sağlayacağından, hem adil, hem sağlıklı bir hizmet verilebilmesinin en önemli basamak olacağını düşünüyorum.

Eczane eczacıları halkla karşı karşıya bırakılarak, yetki verilmeden çözüm üretilmeye çalışılmaktadır. En basit örneği, rapor fotokopilerinin onayıdır. Sorumluluk eczacıda ise, onayı da eczacı yapsın. Raporu onaylayan kişi ve kurumda sorumluluk taşımayan insanlar sadece mühür basmaktadır.

Ecz. Naim Akça Sağlık Eczanesi Zonguldak

Sağlık Bakanlığı kendi sağlık projesinden sapmış durumda. Başlangıçtaki projede perspektif güzeldi, ancak, oyun içerisinde oyunun kurallarını değiştirerek yıkıcı bir politika içerisine girildi.

Mevzuatın sık sık değişmesi, son derece yanlış bir uygulama. Zorluğu asıl çekenler, eczacı ve hasta tarafı oluyor. Eczacının üzerine yüklenen evrak ve iş yoğunluğu içerisinde, bu tür olaylarla eczacının uğraşması, eczacıların asıl misyonlarını yerine getirmesini, hastaları bilgilendirmesini zorlaştırıyor.

Sağlık kuruluşlarının tümünün samimi bir şekilde reformize edilmesi lazım. Devletçilik anlayışıyla sağlık sistemini onarmaya çabalayarak sonuç alınamaz.

Kurumlar şu an kesintilerde çok acımasız davranıyorlar. Mevzuatın içeriğinin yoruma çok açık olması, farklı uygulamalar doğuruyor. Kesinti yapılan faturalardan hangi gerekçe ile ne kadar kesiliyor, %10’ların ne kadarı ödendi, yurtdışı reçetelerin durumu ne? Maalesef bilinemiyor.

Sonuçta, kişiyi hasta olmadan tedavi edebilme mantığının gelişmesi lazım, ama özellikle bu gruba hitap eden ilaçlar ödeme listesinden çıkartıldı. Gerekirse devlet diş macunu dağıtıp diş çürüğünü önleyeceğine, bu tür kesintiler yaparak, ileride daha büyük harcamalara ortam hazırlıyorlar. Sağlığı dönüştürelim derken ayrıntılar altında kalanlar, sağlık devriminin zayiatları oldular. Sağlık alanındaki meslek örgütlerinin devletle barışıklıkları çok zayıf ve birbirleri arasında hiç dayanışma yok. 

Türkiye sağlık hizmeti üreten bir ülke olmak için yola çıktı. Ancak Avrupa için bir rakip olmaya başladığında, İMF’nin tek söylemi ile bu şekilde davranmamalıydı.

Ecz. Opt. R. Armağan Ener Armağan Eczanesi İstanbul

Günümüzde sağlık sistemimizde önemli değişimlere, ilaç ve eczacılık alanında önemli gelişmelere tanık olmaktayız. Sağlık hizmetleri hızla özelleştirilmekte ve vatandaş için paralı hale getirilmektedir. İlaç temini serbest eczaneler aracılığı ile yapılmaktadır. Alt yapısı tam olarak hazırlanamadan yapılan bu geçiş dönemi, eczacı meslektaşlarımızın ve halkımızın sıkıntılar yaşamasına neden olmuştur.

Devletimizin bütçe açıklarını karşılama yöntemlerinden biri de, sağlıkta yapılan tasarruf tedbirleridir. Sağlıkta tasarruf elbette olmamalıdır! Halkının sağlığını düşünmek ve gerektiğinde karşılamak, devletin en önemli görevlerinden biridir.

Buna karşın, tasarruf adıyla sık sık eczanelerimizin kâr hadleri ve kademeli kurum iskontoları gündeme getirilmekte ve eczacıların aleyhine haksız düzenlemeler yapılmaktadır. Acaba tasarruf sadece bu noktada mı olmalıdır?.. İlaç sanayiinin kârlılığı gözardı edilmektedir.

SSK ve Emekli Sandığı provizyon sisteminde sürekli oluşan aksaklıkların yanısıra, “Bütçe Uygulama Talimatı” konusunda da oldukça ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Reçetelendirme kurallarında yapılan çok sık değişiklikler ve hekimlerimizin bu değişikliklere uyumda yaşadıkları zorluklar, hasta reçetelerini karşılamakta sorunlar yaşamamıza neden olmaktadır. Genelgelerle çok sayıda ilaç, ödeme kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu uygulamalar eczane stoklarımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Bizzat ilaç firmaları tarafından bir çok ilacın fiyatı düşürülmüştür. Aradaki farkı karşılamak da, maalesef bize düşmüştür.

Maliye Bakanlığı ile Bütçe Uygulama Talimatı hükümlerine uygun olarak yapılan sözleşmelerde açıkça belirtilmesine rağmen, geri ödeme süresine riayet edilmemektedir. Geri ödemelerin, örneğin SSK’da olduğu gibi %10 eksik, kademeli iskonto oranlarıyla ve izah edilmeyen haksız kesintilerle yapılması, neredeyse zararına çalışmamıza ve ödeme sıkıntıları çekmemize neden olmaktadır. Bu durum, maalesef eczanelerimizin dağıtım kanallarıyla olan ilişkilerini zedelemektedir.  

Eczacılık mesleğimizi ilgilendiren en önemli gelişmelerden biri de, eczane hizmetlerini düzenleyen 6197 sayılı yasada yapılmak istenen değişikliklerdir. Bu yasa taslağı TBMM gündeminde olup, maalesef meslektaşlarımızın aleyhine olacak değişiklikleri içermektedir. Eczacı olmayan kişilere eczane açma yetkisinin verilmesi, yeni açılacak eczanelere rapor düzenleme yetkisinin eczacı odalarının elinden alınması,  “muvazaa” ve zincir eczanelerin oluşumuna zemin hazırlayacaktır. Türkiye’de büyüyen ilaç pazarından pay almak isteyen büyük sermaye grupları, bu değişiklikleri sabırsızlıkla beklemektedir. Bu gruplar şimdiden Tarım Bakanlığı izniyle getirilen bazı vitaminleri ve çocuk mamalarını, çamaşır deterjanları ile birlikte aynı raflarda pazarlamaktadırlar ve bunlara yasalarımız engel olamamaktadır.

Eczacılar olarak, yıllardır ilacı hastaya ulaştırma görevimizi, ettiğimiz yemine sadık kalarak özveriyle yerine getirmekteyiz ve getirmeye de devam edeceğiz. Ancak meslek haklarımızı korumamız gereken gün geldiğinde, daha önce çok başarıyla uyguladığımız gibi, tek vücut halindeki onurlu duruşumuzu ve tepkimizi göstermekten çekinmeyeceğiz.

Ecz. Ayşe Uzunlu Stad Eczanesi Kayseri

SSK'da 5 yıl boyunca reçete kontrol bölümünde çalışmış olmama rağmen, değişen mevzuatlar, mesleki yaşamımı eziyete çevirdi. Eczacı, koruyucu sağlık hizmetleri ve hasta ile ilgilenme işlemleri yerine, resmi reçetelerde hata olmaması için bilgisayar başında reçete girme veya reçetelerin kontrolu ile uğraşmak zorunda kalmaktadır. Kurallar şu an yılda, hatta ayda bir değişiyor ve kurumlararası farklılıklar da çok fazla. Sistem, hasta ve eczacıyı sık sık karşı karşıya getirmektedir.

Sağlıkta tasarruf adı altında yapılması gereken bazı uygulamaların olması gerektiğini düşünüyorum. Halkımız, koruyucu sağlık konusunda da eksik bilgiye sahip. Hastaların, çoğu zaman doktora gittikten sonra, ilaçlarını bitirmeden, kısa süre içerisinde bir kaç doktor değiştirdikleri olabiliyor. Hükümetimiz sağlıkta tasarrufu, özellikle de ilaçta tasarrufu ön plana çıkarttı. Sık sık ön hazırlığı olmayan çalışmalarla kararlar alınmaya başlandı. Hastalar açısından önemli olan, devamlı kullanılan raporlu ilaçların, rapor alındığı süre boyunca aynı uygulamaya tabi tutulması. Raporun kontrolünün de eczaneye yüklenmesi, bize de yeni sorunlar getirdi. Raporlar çıkartılırken, bütün sorumluluğun heyetteki kişilere ait olması gerekmektedir. Bilgisayar sistemlerinin daha modern hale getirilip, bilgi yüklemeleri veya faturalama günlerinde, sistem yoğunluğunun eczanelerin işleyişini zora sokmayacak kaliteye yükseltilmesi gerekmektedir.

İlaçta sürekli tasarruf düşünülmesinin, vatandaşın ilaca ulaşmasını zorlaştırdığını düşünüyorum. Geri ödeme mekanizmasının daha düzgün işlemesini istiyoruz. Avrupa projesi kapsamında meslek edindirme programları çerçevesinde, eczanede çalışan yardımcı elemanların şu ana kadar eğitimlerinin tamamlanması gerektiğini ve bu konuda geç kalındığını düşünüyorum. Eczanelerde iyi hizmet verilebilmesi için, mezuniyet sonrası, eczacılara düzenli eğitimlerin yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle hükümet ve bürokraside kararlar alınırken, uygulanabilirliği açısından meslek örgütümüzden ve sivil toplum örgütlerinden fikir alınması gerektiğini, karşılıklı fikir paylaşımı yapabileceğimiz ortak platformlar hazırlanması gerektiğini düşünüyorum.

 Ecz. Selen Kaya Selena Eczanesi İstanbul

Benim eczacılığa başladığım 2001 yılından bu yana, sektörde tüm taşlar yerinden oynadı. Bu dönemde fiyat düşüşleriyle başlayan pek çok uygulama değişikliği yaşadım. Geçmişte uygulanan Bütçe Uygulama Talimatı’ndaki ilaç yazım kuralları ve geri ödenme koşulları mutlaka değişmeliydi. Örneğin, pratisyen bir hekim, ciddi bir psikiyatri ilacını reçeteye yazabiliyordu. Hasta bu ilacı ne zaman bitirmesi gerektiğini bilmeden, uzun süre kullanıyordu. Bunun yanında, kolesterol ilaçlarında yapılan uygulamaların kesinlikle kabul edilebilir olmadığını düşünüyorum. Bu tür hastaların LDL değerlerine bakılarak ilaç verilmesi son derece yanlış. Hastalar bu ilaçları kullanırken yapılan tahliller kesinlikle yanıltıcı olacaktır. Bence bir hasta yakını, kolesterol ilacını alamadığı için kalp krizi geçiren yakını için devletten çok rahat tazminat talep edebilir. Düşünün, kalp damar konusunda uzman bir hastane olan Siyami Ersek Hastanesi, hastaya bu ilacı kullanmasını söylüyor. Ancak devlet, bunu alamazsın, diyor. Tasarruf edilmesini gerektiren durumlar söz konusu olabilir. Ancak bunun çözümü, hastaların ilaca ulaşmasını engellemek olmamalı. Yeşil Kart karnelerinin gerçek sahiplerine verilip verilmediği araştırılabilir. Rakamsal veriler incelendiğinde, aslında en ciddi artışların burada olduğu görülecektir.

Ayrıca hekimlerimizin reçete yazımları ile ilgili sorunlar, bizi oldukça zor durumda bırakıyor. Bunun çözümü olarak, hekimlerimizin Bütçe Uygulama Talimatı’nı daha yakından takip etmeleri gösterilebilir. Diğer yandan hekimin görevi, teşhis koymak ve tedavi etmektir. Dolayısıyla hekimin takip etmesi gereken şey, tıp literatürüdür. Burada sorunun kökeninde Bütçe Uygulama Talimatı’nın yıl içerisinde sürekli değiştirilmesi olabilir. Bütçe Uygulama Talimatı sene başında bir kez hazırlanır ve sürekli değiştirilmez. Her türlü bütçe artışı durumunun da önceden belirlenebileceğini düşünüyorum. Ayrıca prim tahsilatı konusu da üzerinde durulabilecek bir konu.

Eşdeğer ilaç kavramının, özünde doğru bir uygulama olduğunu düşünüyorum. Ancak bir ilacın bioeşdeğerliliğinin sağlıklı bir şekilde yapılması oldukça önemli. Yakın dönemde iki ilaç bioeşdeğerliliği doğru yapılmadığı için piyasadan çekildi. Ancak bu iki ilaç 1,5 yıldır piyasadaydı. Bu ilaçların zararlarını bir kenara bırakın, bunlara devlet ciddi geri ödemeler yaptı.

 Ecz. Tekin Gemici Tekin Eczanesi Kayseri

Geri ödeme mevzuatlarının sık sık değişmesi, 2005 yılında eczanelerin işleyişlerini engelleyen en önemli konudur. Bu konuda sektör içerisinde mevzuat oluşturulmadan önce, geniş tartışma platformları ve mevzuatın ana çerçevesi oluşturulmalı. Eczaneler mevzuatla ilgili birçok konunun çözümüne de hakimler. Mevcut mevzuat, ilacın hasta ile uygun şartlarda buluşmasını sağlamak değil, ilacın hastadan uzaklaştırılmasını sağlayacak hususları içermekte.

Başta reçeteyi oluşturmakla yetkili hekim ve yetkili olan herkes, ortak sorumlu olmalı ve bunun gerektirdiği yaptırımlarla da karşı karşıya kalmalıdır. Mevzuatta yaptırımlar sadece ve sadece eczacıya uygulanmaktadır. Örnek; Klozapin etken maddesi içeren ilaçlar, antipsikotik tedavide kullanılmaktadır. Antipsikotik grubunda olan söz konusu ilaçlar için düzenlenen raporda da, psikoz teşhisi konulması olağandır. Bu teşhislerle raporlu olarak düzenlenen reçetelerin Emekli Sandığı ve Bağkur'da  geri ödemesi yapılmakta. S.S.K.' da ise uygun teşhis bulunmadığı gerekçesi ile kesinti yapılmaktadır. Sözkonusu durumu ilgili uzmanlarla görüştüğümde, şizofreni tanımının psikotik hastalıklar grubuna girdiğini belirtmelerine rağmen, S.S.K., bu ilaçlarda "Tedaviye Dirençli Şizofreni" teşhisi istemektedir. Tedaviye hekimin bakış açısı değil, kurumların ödemedeki bakış açısı esas teşkil ediyor.

İnsan yaşamında tasarruf yapılmayacak tek husus, sağlıklı kalma hakkıdır. Ancak sağlığı kazandırmanın en ekonomik yolu tartışılabilir.

Son yıllarda jenerik ilaç uygulamasının ön ayağı olan uygulamalarla, ilacın sunumu oldukça ekonomik şekilde gerçekleşmektedir. Bunu da gözardı ederek, hastalık endikasyonlu ilaçların ödeme kapsamından çıkartılması düşüncesi kabul edilemez ve anayasaya aykırı bir durumdur.

Hükümetin sağlıkta dönüşüm projesi, sağlık sektörünün görüşlerinin ve önerilerinin tam olarak değerlendirilmediği bir projedir. Hükümet öncelikle, sağlıkta dönüşüm projesinin oluşturacağı ekonomik maliyetlerin kaynaklarını yaratmalıdır. Tüm sağlık sistemi provizyon alınarak yapılmalı, belli bir "Sağlık Bilgi Bankası" oluşturulmalıdır. Burada tetkik, tedavi, operasyon, ayakta tedavi, protez uygulaması vb... uygulamaların hepsi referans uygulamalar esas alınarak yeniden belirlenmelidir. İlacın sunumu ile ilgili uygulamalarda reçetenin yazımı, raporların oluşturulması gibi konular, tamamen sağlık bilgi bankasında provizyon alınarak yapılmalıdır. Bu sayede insandan kaynaklanan hataların sıfırlanması mümkün olabilecektir. Artık sağlıklı bir elektronik reçete uygulamasına geçilmelidir. 

 Ecz. Figen Ertürk Ertürk Eczanesi İstanbul

Yakın zamanda bir hastamız, iki yıl geçerli olduğunu düşündüğü raporu ile ilaçlarını almak üzere bize geldi. Ancak bir önceki Bütçe Uygulama Talimatı’nda, iki yıl için geçerli olan bu raporların geçerlilik süresi bir yıla indirildi. Bundan haberi olmayan hasta, ben kendisine durumu izah etmeye çalıştığımda, beni uygulamayı bilmemekle suçlayarak, reçetesini alarak çıktı. Ancak hasta gittiği diğer eczanelerde de aynı cevapla karşılaşınca, durumu Sağlık Bakanlığı’na bir yazı ile bildirmeye karar vermiş. Ardından, gelen cevabı bizimle paylaştı. Bakanlık oldukça kuru bir dille, nedenlerini açıklama gereği duymadan, bu raporların yeni talimatla süresinin bir yıla indirildiğini belirtmiş.

Buradaki uygulamalar doktorlara yeteri kadar iyi anlatılamadığı halde, kısıtlamaları eczanelere getiriyorsunuz. Ben şahsen bu durumda hastama şunu anlatmaya çalışıyorum; “Ben sizden tarafım, lütfen beni suçlamayın. Siz ilacınızı almak istiyorsunuz, ben de bu ilacı size vermek istiyorum”. Bu noktada beni en rahatsız eden durum, karşımızdaki kurumun bize duyduğu güvensizlik sonucu, bizi adeta hırsız olarak görmesi.

Biz, SSK reçete teslimlerinde sayfalarca evraklar hazırlamak zorunda kalıyoruz. Biz bu kadar bürokrasi ile uğraşırken, SSK’nın ödeme yaptığı faturalarda, fatura numarasını belirtmesini istiyorum. Benim gibi bir çok eczacı, bir çok kurumun ödemesini, farklı bankalarda takip etmeye çalışıyor. Burada tek tek faturaların üzerindeki rakamlardan, yapılan kesintileri tahmin ederek, takip etmeye çalışıyoruz.

Sağlıkta tasarruftan önce, galiba bizim öncelikle eğitim sorununu çözmemiz gerekli. Bir taraftan bakınca ilaç yönünden bir israf söz konusu olabilir. Örneğin ben burada kendi eczanemde hastalarımın evindeki fazla, kullanılmayan ve miadı yakın olmayan ilaçları getirmelerini istiyorum. Burada biriktirdiğim ilaçları daha sonra Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği vasıtasıyla, ihtiyacı olanlara ulaştırıyorum. Ancak burada tasarruf adına insanların ilaca ulaşmalarını engellemek, kesinlikle yanlış bir karardır. Örneğin ben şahsen vitaminlerin ödenmemesini kesinlikle anlayamıyorum. Örneğin bir hastaya kanser teşhisi konulmuş ve bu yönde bir rapor verilmişse, artık bu hastanın tedavisi üzerinde oynayamazsınız. Tabii aslında buraya gelene kadar, insanların kanser olmaması için mücadele etmenin daha akılcı bir davranış olduğunu düşünüyorum. Koruyucu hekimlik kavramına önem vermek zorundasınız. Ancak Bütçe Uygulama Talimatı’na bakarsanız, koruyucu hekimliğe yönelik 106 kalem ilaç, geri ödeme listesinden çıkarılıyor. Siz bugün obezite ilaçlarını ödemiyorsunuz belki, ancak yakında bu hastaların karaciğer rahatsızlıkları ve kalp damar hastalıkları yaşamasına neden olacaksınız. Örneğin 35 yaşından sonra her hastaya kalsiyum vermelisiniz ki, ileride bu kişilere 70 liralık osteoporoz ilacı vermeyelim.

Tasarruf kararları daha akılcı noktalarda verilsin. Bir israf varsa, bunun sebebi ne eczacı, ne de hasta. Bu nedenle, ben devlet tarafından hırsız olarak görülmek istemiyorum. Artık ilaç prospektüsü okumak istiyorum. Meslektaşlarımla mesleğim üzerinde sohbetler etmek istiyorum. Tek isteğim, işimde mutlu olmak.

 Ecz. Yurdunsur Tolga Tolga Eczanesi / İzmit

Raporlu bir hasta, seredite ürününü almak için raporu ile geldi. Ancak göğüs hastalıkları uzmanı olmadığı için, reçete ödenmedi. Rapor başka bir ilin devlet hastanesinden çıkmış. Başka ilden çıkan rapor, farklı bir ilde düzelttirilemiyor. Ayrıca astım ve koah raporu, ilgili uzman tarafından çıkmadığı için, hasta ilacını alamamakta. Bu gibi durumlarda rapor çıkaran kurum, mevzuatı tam bilmediğinden, eksik ya da yanlış çıkartıldığı için, hasta, ilacını alamamakta. İzmit SSK kabul etmezken, Konya SSK aynı reçeteyi kabul etmekte. Türkiye’de kurumlarda standart olmadığı halde, eczacı nasıl sorumlu tutulup mağdur edilir?

Sosyal bir devletin sağlık ve eğitimden tasarruf yapmasının doğru olmadığını, hatta anayasa ihlali içine girdiğini düşünüyorum. Devletin birinci görevinin, halk sağlığını korumak olduğunu düşünüyorum. Diğer konularda tasarruf yapılmalıdır. Bu uygulamaların, vatandaşın ilaca ulaşmasını kesinlikle zorlaştırdığını düşünüyorum. Eczacı, eczanesini halkın ilaç ihtiyacını karşılamak üzere açmıştır. Devlet tasarruf yapmak istiyorsa, yararsız olduğunu düşündüğü ilaçların ruhsatını iptal etmelidir.

Eczacıların, kamuoyunun, onların yan kuruluşu olan depoların ve ilaç tedarikçilerinin, bürokrasi üzerinde yaptırım gücü yoktur. Sosyal devlet, kendi bürokrasisine bu konuda egemen olmalıdır. Halk devlet için değil, devlet halk için vardır. Cumhuriyet’in anlamı budur. Halk sağlığının kâr edilecek ticari bir meta olarak görülmesi, her şeyin kötü gitmesine neden olur.

 Ecz. Turan Dumlu Derman Eczanesi Gölcük / İzmit

SSK’ya reçete vermeye başlayınca, Başbakan’ımız çıkıp şöyle konuştu: “Geçiş dönemidir. Reçetede teşhis eksik olabilir, raporda eksik bir şey olabilir. Hastayı mağdur etmeyin, ilacını verin”. Biz de Başbakan’ımızın bu sözü üzerine, vatandaşlara yardımcı olduk, fakat milyarlarca reçete bedelimiz ödenmedi.  Kronik Hepatit B virüsü taşıyan hastaya doktor Zeffix (Lamivudin) ve Hepsera (Adefovir) birlikte yazmış. Raporda Lamivudin yetersiz, Adefovir de başlaması gerekli diyor. Adefovir 1000 YTL. Lamivudin 195 YTL. Pahalı olan ödenmedi. Her ilaca ayrı teşhis istenmesi, Vermidon tablet, Tantum sprey gibi ilaçların uygun teşhis yok diye ödenmemesi,, insanı kahrediyor.

İlaçta tasarruf adı altında yapılan uygulamalar, vatandaşın ilaçlara ulaşmasını zorlaştırıyor. Örnek; kolesterol hastası olan biri, ilacı devamlı kullanmak zorundadır. Diyorlar ki, ilacı kullanırken tetkik yapılsın, LDL=160 ise, ilacı alabilsin. Bu kadar saçma bir karar olabilir mi? İlacı bıraktıktan bir kaç gün sonra değerler hemen yükseliyor. Obezite ilaçları keza öyle. Şişmanlığı önlenemeyen hasta, tansiyon ve şeker hastalığına adaydır. Bunun maliyeti devlete kat kat yük getirir. Ambroksol şurup çok güzel bir ekspektorondur, fiyatı çok ucuzdur. Doktorlarımız ilk etapta bir şurup yazıp gönderiyorlardı. Bu ödenmeyince antibiyotik yazmak zorunda kalacaklar, bu hem hastaya zarar verecek, hem de devlet bütçesine.

Sıkıntılarımız çok. Özellikle bir ilacın 10’luk, 14’lük, 20’lik tablet formları vardır veya 35’lik, 50’lik, 70’lik, 100’lük şurup formları vardır. Bunların hepsi 7 günlük doza göre ayarlanırsa, bir şuruptan dört çeşit alıp rafımıza koyma sıkıntısı yaşamayacağız.

Pantoprazol grubu mide ilaçları için endoskopi isteniyor. Geçen gün üniversiteye endoskopi yaptırmak için gitmiştim, param olduğu içi aynı gün yaptırabildim. Parası olmayan bir vatandaşa beş ay sonrasına gün verildi. Pantoprazol grubu ilaç almak için yapılan endoskopi  devlete daha pahalıya mal olacaktır.

Raporlarda “aslının aynıdır” onayının eczacılara verilmesini istiyorum. Devlet, eczacısına güvenmelidir. Doktor hastaya bakıyor, dört kalem ilaç yazıyor, bu onun yeterli zamanını alıyor, dört değişik ilaç için de dört ayrı teşhis isteniyor. Doktor bunlardan birini yazmayı unutmuşsa, hasta, İstanbul’dan Gölcük’e gelip ilacını almak isterse, tek teşhis için İstanbul’a geri mi dönsün?

İstismar eden doktor ve eczacılarımız olabilir. Devleti zarara uğratmışlarsa en büyük ceza verilsin. Fakat onlarca insan istihdam eden dürüst ve onurlu çalışan eczacılara da, doktorlara da devletimiz sahip çıksın.         

 Ecz. İbrahim Uygun Uygun Eczanesi / İzmit

07/06  tarihli raporu olan MS hastası 3 yıldır Rebif isimli ilacı kullanmakta. Hatta bu hasta evinden çıkamıyor ve üniversiteye ambulansla ilaç yazdırmaya gidiyor. Daha sonra reçetesi iade ediliyor. 15 Mayıs’ta kanun değişmiş olduğundan, hasta ve eczacı mağdur ediliyor.

İlaçlar ve ödeme koşullarındaki değişikliğe hasta, doktor ve sağlık kuruluşları ayak uyduramıyor, dolayısıyla sıkıntı yaşanıyor. Üzerinde ciddi çalışma yapılmadan, ilaç tasarrufu adı altında listeler belirleniyor. Vitaminlerle birlikte Adant, Ortavist gibi hasta için çok gerekli ilaçların listeden çıkartılması çok anlamlı değil.

İlaç listelerinde değişiklik yapılırken, süreçte çok ciddi kurullar bulunmalı. Konu sağlık ise artık devlet, doktor ve eczacı  arasındaki  güvensizlik ortadan kaldırılarak, karşılıklı güven ortamı oluşturulmalı. Devlet ile sağlık sektörü arasında bir güven