| |
Sağlık sektörü, mevzuatıyla, kurumlarıyla yeniden
yapılanıyor. Benzetme yerindeyse sektör bir ‘inşaat yeri’
görünümünde. Bu koşullarda eczacılarımız bürokratik
mağduriyetler yaşıyorlar. Bir taraftan sık sık değişen ve
kimi hayatla çelişen maddeleriyle Bütçe Uygulama
Talimatları, raporlarda yer alacak konuların sık sık
değişmesi, öte yandan geri ödemelerde yaşanan gecikmeler ve
keyfi bir şekilde kurumlarca iade edilen reçeteler.. Siz bu
süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlık
sektöründeki yeniden yapılanmayı hükümet çok kapsamlı bir
biçimde ele alıyor. Dediğiniz gibi, hem kurumlarda, hem de
mevzuatta ciddi bir dönüşüm söz konusu. Sağlık alanında
yeniden yapılanmanın bir gereklilik olduğu şüphe götürmez.
Bütün taraflar bu fikri paylaşıyor. Ancak bu yeniden
yapılanmanın nasıl gerçekleşeceği konusunda tüm tarafları
kapsayan bir uzlaşmanın yaratılmasının yolu, diyalogdan
geçiyor.
Reçete
göçlerinin ilaç tüketim kalıplarını değiştirdiğini ve sosyal
güvenlik kurumlarının harcamalarını farklılaştırdığını
görüyoruz. Meslektaşlarım da bunu yakından izliyorlardır.
Bütçe Uygulama Talimatı’nda alınan önlemlerin büyük bir
kısmı reçete göçlerinden ortaya çıkan sıkıntıların
çözülmesine yönelik. Ancak çok başarılı olduğu söylenemez.
Kamu
sigorta kurumlarında ilaç alımlarını düzenleyen
protokollerin tekleştirilmesi, eczacıyı çok büyük oranda
rahatlatacak. Elbette bizi de. Bu noktada, bizim
görüşlerimiz de dikkate alınarak eczanelerin formalitesini
azaltacak, vatandaşın ilaca kolay ulaşımını sağlayacak
şekilde düzenlemeler gerekiyor. Buradaki sıkıntımız, ilaç
alım kurallarının sürekli değiştiriliyor olması. Bu durumun
da vatandaş ve bizi karşı karşıya getirmesi. Devletin bu
yaklaşımı eczanelerdeki hizmet kalitesini düşürüyor. Daha
planlı, önerilerimizin dikkate alındığı ve kararlı bir
uygulama bekliyoruz. Kurumlar arasında uygulama birliği
sağlanmadan Bütçe Uygulama Talimatı’nın yürürlüğe sokulması,
kamu sigorta kurumlarındaki vatandaşların farklı hizmet
almalarının devam ettiğini gösteriyor. Bu durum da
vatandaşların şikâyetlerinin artmasına neden oluyor. Sürekli
kural değiştiğinden, Tebliğ’in yazılım biçimini anlamak
ciddi bir uzmanlık gerektirmeye başladı. Uygulanması ise bir
bulmacaya döndü. Örneğin, son yayımlanan Bütçe Uygulama
Tebliği’nde beş çeşit rapor ifadesi yer alıyor. Bu raporlar
Tebliğ’de açıkça tanımlanmadığı için, hangi rapora göre, ne
tür bir ilacın verileceği içinden çıkılmaz hale geldi. Bazı
ilaçlarda ise tasarruf amacı ile yapılan ödenme
koşullarındaki değişiklikler, tasarruf amacını da aşıyor.
Bütçe
Uygulama Tebliği’nin uygulanabilir, sağlık çalışanlarının
kolayca anladığı, tuzaklardan uzak, uygulama birliği
sağlanmış, rapor tanımlarına açıklık getirilmiş, kişilerin
ilaca ulaşmasını engellemekten çok, rasyonel tedavinin
yapılmasına katkı sağlayan hale getirilmesinin vakti geldi
de geçiyor.
SSK ve
Yeşil Kart hak sahiplerinin serbest eczanelerden ilaç alması
son dönemde yaşanan en büyük dönüşümlerden bir tanesi idi.
Uygulama ile, verdiğimiz hizmetin hacmi büyük oranda
genişledi. Fakat reçete kontrollerindeki sorunlar henüz
aşılmış değil ve eczacıyı büyük sıkıntıya sokuyor. Bu
sıkıntının aşılması için kontrollerin tek tip hale
getirilmesi, yapılan kontroller hakkında bilgi verilmesi,
iade edilmesi gereken reçetelerin hızla iade edilmesi ve
ayrıca bilgisayar ortamında kontrol edilen reçetelerin
oranının artması gerekiyor.
Yeşil
Kart’a verilen ilaçların geri ödemesinde önemli sıkıntılar
yaşanıyor. Tabii bir de konsolide bütçeye dahil kurumların
tam olarak dijital ortama geçememesinden kaynaklı sorunlar
var. Ayrıca yüzde 10’ların ödenmesi ile ilgili ciddi
sıkıntılarımız var. Bu sistemin bir noktada oturmasını
bekliyoruz. Oturması için kendi çözümlerimizi üretiyoruz,
çözüm yaratılması için çaba gösteriyoruz. Dönüşüm her zaman
sancılıdır. Fakat, dönüşümün ne yönde gerçekleşeceği
konusunda sektör içi bir uzlaşma şarttır.
Biz de
dönüşümden yanayız. Ama nasıl bir dönüşüm? Bunu biraz açmaya
çalışalım:
Biz
yeniden yapılanmanın temel ekseninin hasta odaklı sağlık
hizmeti olması gerektiğini düşünüyoruz. Sağlık hizmetleri
etkili, yani bilimsel bilginin üzerine kurulu,
yararlanabilecek herkes için ulaşılabilir; diğer taraftan
yarar görmeyeceklere uygulanmayan, eksik, aşırı, ve gereksiz
kullanımı da engelleyen bir ilke üzerine oturmalıdır. Hasta
tercihlerine, gereksinimlerine ve değerlerine saygılı ve bu
isteklere uyabilecek; karar noktalarında hastanın kendisinin
rol alabildiği ve yönlendirebildiği bir yaklaşım geçerli
olmalıdır. Başka bir deyişle, sağlık hizmetleri, hasta
merkezli olmalıdır. Ayrıca bekleme ve tehlikeli gecikmelerin
önleneceği bir sisteme kavuşturulmalı, hastanın gerekli
hizmete uygun zamanda ulaşabilmesi garanti edilmelidir.
Sağlık hizmetleri verimli ve yeterli olmalı, her türlü
ekipman, tüketim malzemesi, aynı zamanda enerji ve fikir
israfı da önlenmelidir. Sağlık hizmetleri, tarafsız ve adil
olmalıdır. Yaş, cinsiyet, etnik köken, sosyo-ekonomik düzey,
coğrafi yerleşim gibi özellikler, sağlık hizmetinin
niceliğini ve niteliğini etkilememelidir. Son olarak, sağlık
hizmetleri, hastaya zarar vermeyecek, yaralanma, sakatlanma
ve ölüme yol açmayacak biçimde güvenli olmalıdır. Ancak o
zaman insanlara bakıma muhtaç hastalar gibi değil de, kendi
özgürlüklerini bizzat yönetecek sağlıklı özneler olarak
görebilir ve onları üretken kılabiliriz. Sağlığa ve koruyucu
sağlık hizmetlerine daha fazla pay ayırarak, sağlık
çalışanları lehine özlük haklarını geliştirerek ve ülkenin
ihtiyaçları doğrultusunda eğitim veren tıp ve eczacılık
fakültelerinin gelişimini sağlayarak işe başlayabiliriz.
Sağlık sektörü, son günlerde yine, 'ilaçta tasarruf ve
yolsuzluk' temalı haberlerle gündemde. Son gelişmelerde
‘ilaçta tasarruf’ deyince, vatandaşın ilaca ulaşmasını
zorlaştırmaktan başka bir yol düşünemeyen zihniyetin
izlerini görüyor musunuz?
Türkiye’de sağlık harcamaları 2005 yılında 38 milyar dolar
olarak gerçekleşti. Bunun GSMH’ye oranı ise yıllara göre
yüzde 6,5-7 arasında değişiyor. Bunun yüzde 25’ten fazlası
ilaç harcamasıdır. İlaç harcamasının sağlık harcamaları
içindeki payı diğer OECD ülkelerine göre yüksek. Ancak kişi
başına ilaç harcaması bakımından değerlendirildiğinde,
Türkiye özellikle Avrupa Birliği ülkelerine göre geri
durumdadır. Kişi başına ilaç harcamalarımız bugün üretici
fiyatlarıyla 92 dolar, tüketici fiyatlarıyla 138 dolar
düzeyinde. Avrupa ortalaması ise yaklaşık 350 dolar.
Türkiye’de ilaç harcamasında kesinti yapma tartışmasına
girmeden önce, ilaç harcamasının payının neden bu kadar
olduğu konusu üzerinde durmak gerekiyor. Türkiye’de toplam
ilaç harcamasının yüksek görünmesinin nedeni, birincisi
milli gelirin düşük olması, ikincisi toplam sağlık
harcamasının milli gelir içindeki payının düşük olmasıdır.
İlaç zorunlu bir sağlık ürünü olduğundan; ilaç harcamalarını
kısamazsınız, ama personel harcamalarını kısabilirsiniz. O
yüzden de sağlığın payı düşebilir ama, ilacın payı neredeyse
hep sabit kalır. Diğer yandan, ilaç harcamalarını düşürmenin
tek bir yolu vardır: O da önleyici sağlık hizmetlerini
artırmak. Şimdi Türkiye’de önleyici sağlık hizmetinin düzgün
bir biçimde verildiğini kim söyleyebilir ki? Temiz içme
suyuna ulaşım kısıtlıysa, sağlık personeli tarafından
yaptırılan doğum oranı yüzde 80’se, her beş çocuktan biri
kızamık aşısı olmadıysa, önleyici sağlıkta bir aksama olduğu
aşikârdır. Önleyici hizmet vermiyorsanız, tedavi edici
hizmet vermek zorundasınız. Her ikisini de vermediğiniz
durumda, siz Anayasal bir ödevi yerine getirmiyorsunuz ve
insanların Anayasal haklarını kullanmasını engelliyorsunuz
demektir.
İlaç
gibi onsuz olunmaz bir ürünü, sırf IMF istedi diye tasarruf
kalemine atamazsınız. Bu, orta ve uzun vadede çok daha büyük
bir masraf kalemi anlamına gelir. Aslında sağlıksız nüfus,
sağlık harcamalarını yükseltir. Zamanında tedavi edilmemiş
hastalıkların tedavi masrafları artar, bunlarla ilgili
işgücü kaybı ekonomiye ek bir yük bindirir. Başka kalemleri
hiç anmıyorum bile… Elbette sadece ekonomik etki önemli
değil. Hatta insan sağlığı ile karşılaştırıldığında, bunun
adı bile anılmaz. Ekonomi, insanların daha iyi, daha
kaliteli, daha sağlıklı yaşamasına hizmet etmek için vardır.
Kendi başına bir amaç haline getirilmesi doğru bir yaklaşım
değildir. Eğer insanlar yeterli sağlık hizmeti
alamıyorlarsa, bir ülkenin gelişmiş bir ekonomisi olup
olmaması ne işe yarar? Toplumun ilaca erişmesinin önünde
engel olabilecek her türlü tasarrufa karşı olduğumuzu bugün
bir kez daha sizin huzurunuzda ilan etme ihtiyacı duyuyorum.
Ekonominin düzlüğe çıkmasının, milli gelir artışının yolu
bellidir: Vergilendirilmeyen kazançları ortadan kaldırmak.
Türkiye
ilaç sektörü, 2005 yılı itibariyle kesin rakamlar henüz
belirli olmamakla birlikte, tüketici fiyatları ile 9 milyar
dolar düzeyindedir. İlacın üçte ikisinden fazlasının
alıcısı, devletin geri ödeme kurumlarıdır. 2006 yılındaki
büyümenin özellikle SSK’lıların ve Yeşil Kart’lıların
serbest eczanelerden ilaç alımı nedeniyle, önceki yıllara
oranla artacağını tahmin ediyoruz. Şimdi, insanların ilaca
erişimi arttığı için, ilaç pazarı büyümeye başladı.
SSK’lıların 2004 yılı reçete sayısı 60 milyon iken, bu 90
milyona tırmandı. Hastane eczanesinden ilaç almayan
SSK’lılar, serbest eczanelerden ilaç almaya başladılar.
Diğer yandan, SSK hastanesinden yararlanamayanlar, devlet
hastanelerinde tedavi görmeye başladılar. Bu, ülkemiz
açısından çok sevindirici bir gelişmedir. İşin bu yönüne
sağlık çalışanları olarak biz de seviniyoruz. Herkesin de
sevinmesi gerektiğini düşünüyoruz. Devletin ilaç
harcamalarını artırıyorsunuz diye bağıranlar kadar Türkiye
ekonomisini düşünüyoruz ama, insan sağlığını daha çok
önemsiyoruz. Ancak geri ödeme kurumları elbette bu artış
karşısında refleks göstererek, harcamaları kısmak için
belirli yöntemlere başvuruyorlar. Bu yöntemler rasyonel
olduğu sürece, bunlarla ilgili hiçbir sorunumuz olamaz. Biz
ilaç harcamalarını azaltmak için eşdeğer ilaç uygulaması ve
referans fiyat sistemini her zaman savunduk. Hem sadece ilaç
harcamalarını azaltmak için değil, yerli ilaç sanayiini
koruma görevimizi yerine getirmek için de… Fakat, bir kez
daha tekrarlamak istiyorum; hasta sağlığından fedakârlık
edilerek ilaç harcamalarının azaltılması yaklaşımı, sağlık
sektörünün kabul edemeyeceği bir yaklaşımdır.
|