Ecz. Mehmet Domaç:“Toplumun ilaca erişmesinin önünde engel olabilecek her türlü tasarrufa karşıyız…”

 

Sağlık sektörü, mevzuatıyla, kurumlarıyla yeniden yapılanıyor. Benzetme yerindeyse sektör bir ‘inşaat yeri’ görünümünde. Bu koşullarda eczacılarımız bürokratik mağduriyetler yaşıyorlar. Bir taraftan sık sık değişen ve kimi hayatla çelişen maddeleriyle Bütçe Uygulama Talimatları, raporlarda yer alacak konuların sık sık değişmesi, öte yandan geri ödemelerde yaşanan gecikmeler ve keyfi bir şekilde kurumlarca iade edilen reçeteler.. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sağlık sektöründeki yeniden yapılanmayı hükümet çok kapsamlı bir biçimde ele alıyor. Dediğiniz gibi, hem kurumlarda, hem de mevzuatta ciddi bir dönüşüm söz konusu. Sağlık alanında yeniden yapılanmanın bir gereklilik olduğu şüphe götürmez. Bütün taraflar bu fikri paylaşıyor. Ancak bu yeniden yapılanmanın nasıl gerçekleşeceği konusunda tüm tarafları kapsayan bir uzlaşmanın yaratılmasının yolu, diyalogdan geçiyor. 

Reçete göçlerinin ilaç tüketim kalıplarını değiştirdiğini ve sosyal güvenlik kurumlarının harcamalarını farklılaştırdığını görüyoruz. Meslektaşlarım da bunu yakından izliyorlardır. Bütçe Uygulama Talimatı’nda alınan önlemlerin büyük bir kısmı reçete göçlerinden ortaya çıkan sıkıntıların çözülmesine yönelik. Ancak çok başarılı olduğu söylenemez.

Kamu sigorta kurumlarında ilaç alımlarını düzenleyen protokollerin tekleştirilmesi, eczacıyı çok büyük oranda rahatlatacak. Elbette bizi de. Bu noktada, bizim görüşlerimiz de dikkate alınarak eczanelerin formalitesini azaltacak, vatandaşın ilaca kolay ulaşımını sağlayacak şekilde düzenlemeler gerekiyor. Buradaki sıkıntımız, ilaç alım kurallarının sürekli değiştiriliyor olması. Bu durumun da vatandaş ve bizi karşı karşıya getirmesi. Devletin bu yaklaşımı eczanelerdeki hizmet kalitesini düşürüyor. Daha planlı, önerilerimizin dikkate alındığı ve kararlı bir uygulama bekliyoruz. Kurumlar arasında uygulama birliği sağlanmadan Bütçe Uygulama Talimatı’nın yürürlüğe sokulması, kamu sigorta kurumlarındaki vatandaşların farklı hizmet almalarının devam ettiğini gösteriyor. Bu durum da vatandaşların şikâyetlerinin artmasına neden oluyor. Sürekli kural değiştiğinden, Tebliğ’in yazılım biçimini anlamak ciddi bir uzmanlık gerektirmeye başladı. Uygulanması ise bir bulmacaya döndü. Örneğin, son yayımlanan Bütçe Uygulama Tebliği’nde beş çeşit rapor ifadesi yer alıyor. Bu raporlar Tebliğ’de açıkça tanımlanmadığı için, hangi rapora göre, ne tür bir ilacın verileceği içinden çıkılmaz hale geldi. Bazı ilaçlarda ise tasarruf amacı ile yapılan ödenme koşullarındaki değişiklikler, tasarruf amacını da aşıyor.

Bütçe Uygulama Tebliği’nin uygulanabilir, sağlık çalışanlarının kolayca anladığı, tuzaklardan uzak, uygulama birliği sağlanmış, rapor tanımlarına açıklık getirilmiş, kişilerin ilaca ulaşmasını engellemekten çok, rasyonel tedavinin yapılmasına katkı sağlayan hale getirilmesinin vakti geldi de geçiyor.

SSK ve Yeşil Kart hak sahiplerinin serbest eczanelerden ilaç alması son dönemde yaşanan en büyük dönüşümlerden bir tanesi idi. Uygulama ile, verdiğimiz hizmetin hacmi büyük oranda genişledi. Fakat reçete kontrollerindeki sorunlar henüz aşılmış değil ve eczacıyı büyük sıkıntıya sokuyor. Bu sıkıntının aşılması için kontrollerin tek tip hale getirilmesi, yapılan kontroller hakkında bilgi verilmesi, iade edilmesi gereken reçetelerin hızla iade edilmesi ve ayrıca bilgisayar ortamında kontrol edilen reçetelerin oranının artması gerekiyor.

Yeşil Kart’a verilen ilaçların geri ödemesinde önemli sıkıntılar yaşanıyor. Tabii bir de konsolide bütçeye dahil kurumların tam olarak dijital ortama geçememesinden kaynaklı sorunlar var. Ayrıca yüzde 10’ların ödenmesi ile ilgili ciddi sıkıntılarımız var. Bu sistemin bir noktada oturmasını bekliyoruz. Oturması için kendi çözümlerimizi üretiyoruz, çözüm yaratılması için çaba gösteriyoruz. Dönüşüm her zaman sancılıdır. Fakat, dönüşümün ne yönde gerçekleşeceği konusunda sektör içi bir uzlaşma şarttır.

Biz de dönüşümden yanayız. Ama nasıl bir dönüşüm? Bunu biraz açmaya çalışalım:

Biz yeniden yapılanmanın temel ekseninin hasta odaklı sağlık hizmeti olması gerektiğini düşünüyoruz. Sağlık hizmetleri etkili, yani bilimsel bilginin üzerine kurulu, yararlanabilecek herkes için ulaşılabilir; diğer taraftan yarar görmeyeceklere uygulanmayan, eksik, aşırı, ve gereksiz kullanımı da engelleyen bir ilke üzerine oturmalıdır. Hasta tercihlerine, gereksinimlerine ve değerlerine saygılı ve bu isteklere uyabilecek; karar noktalarında hastanın kendisinin rol alabildiği ve yönlendirebildiği bir yaklaşım geçerli olmalıdır. Başka bir deyişle, sağlık hizmetleri, hasta merkezli olmalıdır. Ayrıca bekleme ve tehlikeli gecikmelerin önleneceği bir sisteme kavuşturulmalı, hastanın gerekli hizmete uygun zamanda ulaşabilmesi garanti edilmelidir. Sağlık hizmetleri verimli ve yeterli olmalı, her türlü ekipman, tüketim malzemesi, aynı zamanda enerji ve fikir israfı da önlenmelidir. Sağlık hizmetleri, tarafsız ve adil olmalıdır. Yaş, cinsiyet, etnik köken, sosyo-ekonomik düzey, coğrafi yerleşim gibi özellikler, sağlık hizmetinin niceliğini ve niteliğini etkilememelidir. Son olarak, sağlık hizmetleri, hastaya zarar vermeyecek, yaralanma, sakatlanma ve ölüme yol açmayacak biçimde güvenli olmalıdır. Ancak o zaman insanlara bakıma muhtaç hastalar gibi değil de, kendi özgürlüklerini bizzat yönetecek sağlıklı özneler olarak görebilir ve onları üretken kılabiliriz. Sağlığa ve koruyucu sağlık hizmetlerine daha fazla pay ayırarak, sağlık çalışanları lehine özlük haklarını geliştirerek ve ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim veren tıp ve eczacılık fakültelerinin gelişimini sağlayarak işe başlayabiliriz.

Sağlık sektörü, son günlerde yine, 'ilaçta tasarruf ve yolsuzluk' temalı haberlerle gündemde. Son gelişmelerde ‘ilaçta tasarruf’ deyince, vatandaşın ilaca ulaşmasını zorlaştırmaktan başka bir yol düşünemeyen zihniyetin izlerini görüyor musunuz?

Türkiye’de sağlık harcamaları 2005 yılında 38 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bunun GSMH’ye oranı ise yıllara göre yüzde 6,5-7 arasında değişiyor. Bunun yüzde 25’ten fazlası ilaç harcamasıdır. İlaç harcamasının sağlık harcamaları içindeki payı diğer OECD ülkelerine göre yüksek. Ancak kişi başına ilaç harcaması bakımından değerlendirildiğinde, Türkiye özellikle Avrupa Birliği ülkelerine göre geri durumdadır. Kişi başına ilaç harcamalarımız bugün üretici fiyatlarıyla 92 dolar, tüketici fiyatlarıyla 138 dolar düzeyinde. Avrupa ortalaması ise yaklaşık 350 dolar. Türkiye’de ilaç harcamasında kesinti yapma tartışmasına girmeden önce, ilaç harcamasının payının neden bu kadar olduğu konusu üzerinde durmak gerekiyor. Türkiye’de toplam ilaç harcamasının yüksek görünmesinin nedeni, birincisi milli gelirin düşük olması, ikincisi toplam sağlık harcamasının milli gelir içindeki payının düşük olmasıdır. İlaç zorunlu bir sağlık ürünü olduğundan; ilaç harcamalarını kısamazsınız, ama personel harcamalarını kısabilirsiniz. O yüzden de sağlığın payı düşebilir ama, ilacın payı neredeyse hep sabit kalır. Diğer yandan, ilaç harcamalarını düşürmenin tek bir yolu vardır:  O da önleyici sağlık hizmetlerini artırmak. Şimdi Türkiye’de önleyici sağlık hizmetinin düzgün bir biçimde verildiğini kim söyleyebilir ki? Temiz içme suyuna ulaşım kısıtlıysa, sağlık personeli tarafından yaptırılan doğum oranı yüzde 80’se, her beş çocuktan biri kızamık aşısı olmadıysa, önleyici sağlıkta bir aksama olduğu aşikârdır. Önleyici hizmet vermiyorsanız, tedavi edici hizmet vermek zorundasınız. Her ikisini de vermediğiniz durumda, siz Anayasal bir ödevi yerine getirmiyorsunuz ve insanların Anayasal haklarını kullanmasını engelliyorsunuz demektir.

İlaç gibi onsuz olunmaz bir ürünü, sırf IMF istedi diye tasarruf kalemine atamazsınız. Bu, orta ve uzun vadede çok daha büyük bir masraf kalemi anlamına gelir. Aslında sağlıksız nüfus, sağlık harcamalarını yükseltir. Zamanında tedavi edilmemiş hastalıkların tedavi masrafları artar, bunlarla ilgili işgücü kaybı ekonomiye ek bir yük bindirir. Başka kalemleri hiç anmıyorum bile… Elbette sadece ekonomik etki önemli değil. Hatta insan sağlığı ile karşılaştırıldığında, bunun adı bile anılmaz. Ekonomi, insanların daha iyi, daha kaliteli, daha sağlıklı yaşamasına hizmet etmek için vardır. Kendi başına bir amaç haline getirilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Eğer insanlar yeterli sağlık hizmeti alamıyorlarsa, bir ülkenin gelişmiş bir ekonomisi olup olmaması ne işe yarar? Toplumun ilaca erişmesinin önünde engel olabilecek her türlü tasarrufa karşı olduğumuzu bugün bir kez daha sizin huzurunuzda ilan etme ihtiyacı duyuyorum. Ekonominin düzlüğe çıkmasının, milli gelir artışının yolu bellidir: Vergilendirilmeyen kazançları ortadan kaldırmak.

Türkiye ilaç sektörü, 2005 yılı itibariyle kesin rakamlar henüz belirli olmamakla birlikte, tüketici fiyatları ile 9 milyar dolar düzeyindedir. İlacın üçte ikisinden fazlasının alıcısı, devletin geri ödeme kurumlarıdır. 2006 yılındaki büyümenin özellikle SSK’lıların ve Yeşil Kart’lıların serbest eczanelerden ilaç alımı nedeniyle, önceki yıllara oranla artacağını tahmin ediyoruz. Şimdi, insanların ilaca erişimi arttığı için, ilaç pazarı büyümeye başladı. SSK’lıların 2004 yılı reçete sayısı 60 milyon iken, bu 90 milyona tırmandı. Hastane eczanesinden ilaç almayan SSK’lılar, serbest eczanelerden ilaç almaya başladılar. Diğer yandan, SSK hastanesinden yararlanamayanlar, devlet hastanelerinde tedavi görmeye başladılar. Bu, ülkemiz açısından çok sevindirici bir gelişmedir. İşin bu yönüne sağlık çalışanları olarak biz de seviniyoruz. Herkesin de sevinmesi gerektiğini düşünüyoruz. Devletin ilaç harcamalarını artırıyorsunuz diye bağıranlar kadar Türkiye ekonomisini düşünüyoruz ama, insan sağlığını daha çok önemsiyoruz. Ancak geri ödeme kurumları elbette bu artış karşısında refleks göstererek, harcamaları kısmak için belirli yöntemlere başvuruyorlar. Bu yöntemler rasyonel olduğu sürece, bunlarla ilgili hiçbir sorunumuz olamaz. Biz ilaç harcamalarını azaltmak için eşdeğer ilaç uygulaması ve referans fiyat sistemini her zaman savunduk. Hem sadece ilaç harcamalarını azaltmak için değil, yerli ilaç sanayiini koruma görevimizi yerine getirmek için de… Fakat, bir kez daha tekrarlamak istiyorum; hasta sağlığından fedakârlık edilerek ilaç harcamalarının azaltılması yaklaşımı, sağlık sektörünün kabul edemeyeceği bir yaklaşımdır.