| |
Son
günlerde, yeniden, sağlık sektörü görsel ve yazılı medyanın
önemli gündem maddelerinden. Kamuoyunda olumsuz izlenimler
yaratan haberler genellikle üç ana konuda yoğunlaşıyor.
Abartılı rakamlarla dile getirilen ‘yolsuzluk’ iddiaları,
‘ilaç israfı ve ilaçta tasarruf’ ve ‘ilaç fiyatlarının
yüksekliği’. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz? 'İlaçta
tasarruf' olur mu?
Böylesine hassas bir konuyu değerlendirirken kelimeleri
doğru seçmek ya da doğru kullanmak gerekir, diye
düşünüyorum. Tasarrufun bir anlamı ‘tutum’ ise, diğer bir
anlamı da ‘para biriktirme, artırma’ değil midir? O halde
‘harcama’nın olduğu her yerde ‘tasarruf’ da olur. Ancak
bunu, hep yapılageldiği gibi, ‘kısıtlama’ ile karıştırmamak
gerekir. Konumuza dönersek; Türkiye’de ilaç harcamalarının
(daha doğrusu kamuya maliyetinin) tartışılmasından, sosyal
güvenlik kuruluşlarının ‘hizmeti ucuza alma’ arayışından
rahatsız olmamak gerekir. Sonuçta bu kurumlar, dolayısıyla
da bu kaynaklar, ülkede yaşayan herkesin, hepimizin ortak
varlığıdır.
Ayrıca
bugün ülkemizde büyük boyutta bir ilaç israfından,
dolayısıyla bir tasarruf potansiyelinden söz etmek mümkün
değildir. Yanlış kullanım sonucu elde kalmış üç-beş ‘tane’
ilaçtan yola çıkılarak, abartılı bir kaynak israfı yorumuna
ulaşmak, tıp bilimini yok saymak olur. Bir haftalık tedavi
için verdiğiniz bir antibiyotiği hasta ‘iyi oldum’ zannıyla
üç gün sonra bırakıyor ve evde ‘stok’ oluşuyorsa, buna
-hastaya olduğu kadar- kamunun yükü artacağı için de üzülmek
gerekir. Çünkü o hasta yeniden muayene ve tedavi ihtiyacı
duyacaktır. Bu durumda doğru olan, ilacı kısmaya çalışmak
değil, hastayı gereği gibi ilaç kullanmaya teşvik etmektir.
Zaten
kişi başına düşen ilaç tüketim rakamları, bu konuda aslında
nerede olduğumuzu gösteren en doğru veridir. Gelişmiş
ülkelerin kişi başı ilaç harcamaları bizim üç-dört katımız
düzeyindedir. Farkın bir kısmı, oralarda ilacın daha pahalı
satılmasından kaynaklansa da, asıl neden, kutu miktarı
olarak fazla tüketimdir.
Pahalılık sorusuna da böylece cevap vermiş oluyorum.
Türkiye’de ilaç pahalı değil. Ayrıca iki yıldır reel olarak
da ucuzladı. Yeni sistem gereği, ‘ilaç en fazla Avrupa’nın
en ucuzu kadar pahalı’ deniyor ki, bu da doğru değil. En
ucuz ülkeyi seçip, oradaki fiyatları Türkiye’de kullanıyor
değiliz ki… Her molekül, hatta her form için ucuz ülke
araştırması yapılıyor. Bir ‘bütün ürünler için en düşük
fiyatlar’ listesi yapınız. A ilacını X ülkesinden, B ilacını
Y ülkesinden alarak… Referansımız, şu ya da bu ülke değil, o
listedir. Jenerik ilaçlar için bir de bunun % 80’ini
alacaksınız… Pahalılıktan söz etmek mümkün değil.
Ayrıca
sağlığa para harcama kültürümüzü de mercek altına almamız
gerekiyor. Sigaraya, alkollü içeceklere, silaha, eğlenceye
harcarken, keyif duyduğumuz miktarın daha azını sağlığa
ayırmamız gerektiğinde yüzümüz buruşuyor. ‘Olmaya devlet
cihanda bir nefes sıhhat gibi’ ise, bunun kaynak ayırmadan
olamayacağı akıldan çıkarılmamalı.
Yolsuzluk konusu ise yargının işi, diye düşünüyorum. Ancak
‘dezenformasyon’a dikkat etmek, gerekli uyarı ve
bilgilendirme çabasını göstermek gibi sorumluluklarımızı da
unutmamalıyız. Bir büyük gazetenin yakın geçmişte attığı bir
manşeti hatırlıyorum: ‘İlaçta yıllık vurgun 6 milyar
dolar!...’ O yıl tüm sektörün cirosu, imalatçı fiyatları
ile, 4 milyar dolar civarında… Neyi konuşuyoruz?..
İlaç
geri ödeme listelerinin hazırlanmasında yeterli titizliğin
gösterildiğini düşünüyor musunuz?
Öncelikle şunu kabul etmek gerekir ki, bu kadar fazla
‘taraf’ın, bu kadar çok sayıda çeşidin, bu kadar çetrefilli
ayrıntının bulunduğu, şu kadar uzun yıldır da bu ciddiyette
ele alınmamış bir konuda, kısa süre içinde herşeyi hatasız
yapabilmek, kolay iş değil. Dolayısıyla geri ödeme
listelerinin hazırlanmasında gösterildiğini bildiğimiz
titizlik, hataları önlemeye yetmiyor. En büyük şansımız,
ilgili kurumların sorunların çözümü için diyaloğa açık
olmaları. Kamu maliyesi önceliklerini de gözardı etmeden,
gerekli katkıyı bizim de sağlamamız gerekiyor.
Uluslararası standartlarda performans gösteren ilaç
sanayiinin bir temsilcisi olarak kamuoyundaki yanlış
izlenimin nasıl giderileceğini düşünüyorsunuz?
Doğru
iletişim ile… Ben her zaman, doğru mecra ile aktarılmış
doğru bilginin, kamuoyunda er ya da geç doğru algılanacağını
düşünürüm. ‘Bizim gibi toplumlarda göz boyama ile her şeyin
istendiği gibi gösterilebileceği’ türünden teorilere asla
itibar etmem. Olumlu ya da olumsuz, hak edilmemiş bir
‘imaj’ın, insanların sağduyu eleğinden geçemeyeceğine
inanıyorum. Sağlık gibi, ilaç gibi, tanıtımı dahi çok özel
şartlara bağlı bir alanda, kamuoyu önünde bangır bangır
bağırmanız da zaten mümkün değil. Ancak belki,
yaşadıklarımızı, sıkıntılarımızı, önceliklerimizi kamuoyuna
daha çok, daha sık anlatabilmeliyiz. Böylece zaman içinde
yanlış izlenim giderilir, diye düşünüyorum.
Eklemek istedikleriniz…
Önceki
soruda vurguladığınız yanlış izlenimin giderilmesi
konusunda, oluşturduğunuz ‘doğru mecra’ ile yaptığınız katkı
için sizi ve derginizi kutluyorum. Teşekkür ederim.
|