Nobel İlaç Sanayii Satış Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Numan Balkı: “Doğru olan, ilacı kısmaya çalışmak değil, hastayı gereği gibi ilaç kullanmaya teşvik etmektir.”

 

Son günlerde, yeniden, sağlık sektörü görsel ve yazılı medyanın önemli gündem maddelerinden. Kamuoyunda olumsuz izlenimler yaratan haberler genellikle üç ana konuda yoğunlaşıyor. Abartılı rakamlarla dile getirilen ‘yolsuzluk’ iddiaları, ‘ilaç israfı ve ilaçta tasarruf’ ve ‘ilaç fiyatlarının yüksekliği’. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz? 'İlaçta tasarruf' olur mu?

Böylesine hassas bir konuyu değerlendirirken kelimeleri doğru seçmek ya da doğru kullanmak gerekir, diye düşünüyorum. Tasarrufun bir anlamı ‘tutum’ ise, diğer bir anlamı da  ‘para biriktirme, artırma’ değil midir? O halde ‘harcama’nın olduğu her yerde ‘tasarruf’ da olur. Ancak bunu, hep yapılageldiği gibi, ‘kısıtlama’ ile karıştırmamak gerekir. Konumuza dönersek; Türkiye’de ilaç harcamalarının (daha doğrusu kamuya maliyetinin) tartışılmasından, sosyal güvenlik kuruluşlarının ‘hizmeti ucuza alma’ arayışından rahatsız olmamak gerekir. Sonuçta bu kurumlar, dolayısıyla da bu kaynaklar, ülkede yaşayan herkesin, hepimizin ortak varlığıdır.

Ayrıca bugün ülkemizde büyük boyutta bir ilaç israfından, dolayısıyla bir tasarruf potansiyelinden söz etmek mümkün değildir. Yanlış kullanım sonucu elde kalmış üç-beş ‘tane’ ilaçtan yola çıkılarak, abartılı bir kaynak israfı yorumuna ulaşmak, tıp bilimini yok saymak olur. Bir haftalık tedavi için verdiğiniz bir antibiyotiği hasta ‘iyi oldum’ zannıyla üç gün sonra bırakıyor ve evde ‘stok’ oluşuyorsa, buna -hastaya olduğu kadar- kamunun yükü artacağı için de üzülmek gerekir. Çünkü o hasta yeniden muayene ve tedavi ihtiyacı duyacaktır. Bu durumda doğru olan, ilacı kısmaya çalışmak değil, hastayı gereği gibi ilaç kullanmaya teşvik etmektir.

Zaten kişi başına düşen ilaç tüketim rakamları, bu konuda aslında nerede olduğumuzu gösteren en doğru veridir. Gelişmiş ülkelerin kişi başı ilaç harcamaları bizim üç-dört katımız düzeyindedir. Farkın bir kısmı, oralarda ilacın daha pahalı satılmasından kaynaklansa da, asıl neden, kutu miktarı olarak fazla tüketimdir.

Pahalılık sorusuna da böylece cevap vermiş oluyorum. Türkiye’de ilaç pahalı değil. Ayrıca iki yıldır reel olarak da ucuzladı. Yeni sistem gereği, ‘ilaç en fazla Avrupa’nın en ucuzu kadar pahalı’ deniyor ki, bu da doğru değil. En ucuz ülkeyi seçip, oradaki fiyatları Türkiye’de kullanıyor değiliz ki… Her molekül, hatta her form için ucuz ülke araştırması yapılıyor. Bir ‘bütün ürünler için en düşük fiyatlar’ listesi yapınız. A ilacını X ülkesinden, B ilacını Y ülkesinden alarak… Referansımız, şu ya da bu ülke değil, o listedir. Jenerik ilaçlar için bir de bunun % 80’ini alacaksınız… Pahalılıktan söz etmek mümkün değil.

Ayrıca sağlığa para harcama kültürümüzü de mercek altına almamız gerekiyor. Sigaraya, alkollü içeceklere, silaha, eğlenceye harcarken, keyif duyduğumuz miktarın daha azını sağlığa ayırmamız gerektiğinde yüzümüz buruşuyor. ‘Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi’ ise, bunun kaynak ayırmadan olamayacağı akıldan çıkarılmamalı.

Yolsuzluk konusu ise yargının işi, diye düşünüyorum. Ancak ‘dezenformasyon’a dikkat etmek, gerekli uyarı ve bilgilendirme çabasını göstermek gibi sorumluluklarımızı da unutmamalıyız. Bir büyük gazetenin yakın geçmişte attığı bir manşeti hatırlıyorum: ‘İlaçta yıllık vurgun 6 milyar dolar!...’ O yıl tüm sektörün cirosu, imalatçı fiyatları ile, 4 milyar dolar civarında… Neyi konuşuyoruz?..

İlaç geri ödeme listelerinin hazırlanmasında yeterli titizliğin gösterildiğini düşünüyor musunuz?

Öncelikle şunu kabul etmek gerekir ki, bu kadar fazla ‘taraf’ın, bu kadar çok sayıda çeşidin, bu kadar çetrefilli ayrıntının bulunduğu, şu kadar uzun yıldır da bu ciddiyette ele alınmamış bir konuda, kısa süre içinde herşeyi hatasız yapabilmek, kolay iş değil. Dolayısıyla geri ödeme listelerinin hazırlanmasında gösterildiğini bildiğimiz titizlik, hataları önlemeye yetmiyor. En büyük şansımız, ilgili kurumların sorunların çözümü için diyaloğa açık olmaları. Kamu maliyesi önceliklerini de gözardı etmeden, gerekli katkıyı bizim de sağlamamız gerekiyor.

Uluslararası standartlarda performans gösteren ilaç sanayiinin bir temsilcisi olarak kamuoyundaki yanlış izlenimin nasıl giderileceğini düşünüyorsunuz?

Doğru iletişim ile… Ben her zaman, doğru mecra ile aktarılmış doğru bilginin, kamuoyunda er ya da geç doğru algılanacağını düşünürüm. ‘Bizim gibi toplumlarda göz boyama ile her şeyin istendiği gibi gösterilebileceği’ türünden teorilere asla itibar etmem. Olumlu ya da olumsuz, hak edilmemiş bir ‘imaj’ın, insanların sağduyu eleğinden geçemeyeceğine inanıyorum. Sağlık gibi, ilaç gibi, tanıtımı dahi çok özel şartlara bağlı bir alanda, kamuoyu önünde bangır bangır bağırmanız da zaten mümkün değil. Ancak belki, yaşadıklarımızı, sıkıntılarımızı, önceliklerimizi kamuoyuna daha çok, daha sık anlatabilmeliyiz. Böylece zaman içinde yanlış izlenim giderilir, diye düşünüyorum.

Eklemek istedikleriniz…

Önceki soruda vurguladığınız yanlış izlenimin giderilmesi konusunda, oluşturduğunuz ‘doğru mecra’ ile yaptığınız katkı için sizi ve derginizi kutluyorum. Teşekkür ederim.