Avrupa’da Klinik Eczacılık ve Farmasötik Bakım

 

“...klinik eczacılık ‘eczacılık uygulamalarında ve eczacılık literatüründe sıkça kullanılan bir terim olup, tıbbi ürünlerin ve cihazların rasyonel ve uygun kullanımını geliştirmek ve yaymak için gerekli olan aktiviteleri ve hizmetleri kapsayan bir sağlık uzmanlığı’ olarak tanımlanmaktadır”.

Yrd. Doç. Dr. Mesut Sancar / Prof. Dr. Fikret Vehbi İzzettin

M.Ü. Eczacılık Fakültesi Klinik Eczacılık Bilim Dalı

1960’lı yıllardan beri uygulanan klinik eczacılığın ilk olarak ABD’de başladığını ve geliştiğini daha önceki yazılarımızda birçok kez anlattık. Klinik eczacılığın 1980’lerden itibaren Avrupa’da da gelişmeye başladığını biliyoruz. Bu yazımızda Avrupa’da klinik eczacılıkla ilgili gelişmelere değinmeye çalışacağız. Geçtiğimiz Mayıs ayında Litvanya’da katıldığımız Avrupa Klinik Eczacılık Konferansı’nda da tartışılan bu gelişmeleri sizinle paylaşmak ve Avrupa Birliği’ne aday bir ülke olarak, bizdeki durumu saptamak istedik. 

Avrupa’da klinik eczacılıkla ilgili ilk somut adımlar 1979 yılında kurulan Avrupa Klinik Eczacılık Derneği’yle başlamıştır. Uzun yıllar merkezi Hollanda’da bulunan ve birkaç yıl önce Brüksel’e taşınan Avrupa Klinik Eczacılık Derneği (ESCP), bugüne kadar 40’ı aşkın sempozyum ve konferans düzenlemiş ve çok sayıda eğitim kursu gerçekleştirmiştir. Bizim de üyesi bulunduğumuz derneğe Türkiye’den mevcut üye sayısı 5-10’u, sempozyumlarına katılan eczacı sayımız da 6-7’yi ne yazık ki geçmemektedir. Son 7-8 yıldır, yılda iki kez yapılan ve her defasında farklı bir klinik eczacılık konusunun ele alındığı sempozyumlarda Avrupa’nın her yerinden eczacılar farmasötik bakım, farmakoekonomi, ilaç izlemi, ilaç bilgisi, farmakoterapi, hastane uygulamaları ve klinik eczacılığı ilgilendiren diğer tüm hasta odaklı uygulama ve çalışmaları, bir arada tartışma imkânı bulmaktadırlar.

ESCP’ye göre klinik eczacılık “eczacılık uygulamalarında ve eczacılık literatüründe sıkça kullanılan bir terim olup, tıbbi ürünlerin ve cihazların rasyonel ve uygun kullanımını geliştirmek ve yaymak için gerekli olan aktiviteleri ve hizmetleri kapsayan bir sağlık uzmanlığı” olarak tanımlanmaktadır. Klinik eczacılığın sadece hastanelerde uygulanan bir hizmet olmadığı, serbest eczane, bakım evi, evde bakım hizmetleri, klinikler, endüstri ve ilacın yazıldığı ve kullanıldığı her yerde uygulanabilen bir eczacılık sistemi olduğu vurgulanmaktadır. Danışmanlık, ilaç seçimi, ilaç danışmanlığı, formülasyon ve hazırlama, ilaç kullanımıyla ilgili çalışmalar ve araştırmalar, farmakokinetik ve terapötik ilaç izlemi, klinik araştırmalar, farmakoekonomi, ilaç ve medikal ürün/cihazların dağıtımı, eğitim ve staj, ESCP tarafından klinik eczacının yapması gereken görevler arasında gösterilmektedir. Görüldüğü gibi, klinik eczacılık konusunda Avrupa’nın en yetkin kuruluşunun, klinik eczacılıkla ilgili tanımlamaları ABD’deki tanım ve uygulamalardan farklı değildir; ancak yukarıda sözü edilen uygulamaların Avrupa’da çok yaygın olmadığı görülmektedir.

ESCP’ye göre Avrupa’daki eczacılık fakültelerin çoğu, bu nitelikte bir eczacı yetiştirecek bir eğitim programından çok, daha klasik bir eğitim modeline sahiptirler. Bazı üniversiteler eğitim programlarında epidemiyoloji, farmakoekonomi, klinik bilimler, iletişim becerileri gibi yeni derslere yer vermeye başlamışlardır. Avrupa Eczacılık Fakülteleri Birliği (EAPP)’nin 2005 bildirgesine göre eğitimde teorik dersler, laboratuar uygulamaları ve hasta merkezli uygulamalar dengeli olmalı ve farmasötik bakım, davranış bilimleri, klinik eczacılık, klinik analiz, reçeteli ve reçetesiz ilaç düzenlemeleri, farmakoekonomi, tıbbi cihazlar, endüstriyel eczacılık gibi alanlara yeterince yer verilmelidir.

Klinik eczacılığın Avrupa’daki önde gelen uygulatıcısı olan İngiltere’deki en son gelişme, Mayıs 2006’dan itibaren eczacıya ‘bağımsız reçete yazma’ hakkının tanınması olmuştur. 2003 yılında protokole dayalı olarak başlatılan reçete yazma uygulamasında eczacıya önce bir doktorla birlikte veya doktor onayıyla reçete yazma hakkı tanınmıştır. Bu ilk uygulamanın erken dönem sonuçlarının pozitif yönde olması üzerine, bu kapsam genişletilmiş ve bazı ilaçlar için doktordan bağımsız olarak reçete yazabilme imkânı tanınmıştır. Bunun için eczacının eğitim programına katılması ve en az 2 yıl bir klinik ortamda, hastane veya serbest eczanede eczacı olarak deneyim kazanmış olması gerekmektedir.

Avrupa’da hasta odaklı uygulamalarla ilgili diğer bir gelişme, 1992 yılında Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı olarak kurulan ve 33 ülkeden, aralarında Türk Eczacıları Birliği’nin de bulunduğu, 43 üye birliğin yer aldığı ‘EuroPharm Forum’dur. Foruma göre Avrupa’da yaşayanların çoğu bir eczaneden eczacı aracılığıyla, olabilecek en iyi hizmeti alabilmelidir. Forumun aktiviteleri genellikle WHO’nun eczacının rolü ile ilgili dokümanlarına, İyi Eczacılık Uygulamaları Kılavuzu’na ve diğer farmasötik bakım konseptlerine dayanmaktadır. EuroPharm Forum’un halk sağlığıyla yakından ilişkili projeleri aşağıdaki tabloda verilmiştir. Bu projelerden yeni tamamlanmış olan ‘Eczane Tabanlı Hipertansiyon Tedavi Modeli’ projesi, WHO tarafından Avrupa için kabul edilmiştir. Bu kılavuza göre, eczacı hipertansiyon tedavisinin 3 aşamasında rol alabilmektedir:

• Hastayı risk faktörleri konusunda eğitmek,

• Yüksek kan basıncını da kapsayan bir kardiyovasküler risk faktörleri taraması yapmak,

• Uyuncu artırmak, ilaç önerileri ve yaşam tarzı önerileri yapmak ve kan basıncını ölçmek. 

İngiltere’de mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıklarında eğitim alan ve uygulamalara katılan klinik eczacılar ‘antibiyotik eczacısı’ veya ‘enfeksiyon hastalıkları eczacısı’ unvanlarıyla farklı hastane servislerinde ve antibiyotik komitelerinde hizmet vermektedirler. Bu klinik eczacılık uzmanları eczacılara, doktorlara ve hemşirelere antibiyotik endikasyonları ve maliyet etkili antibiyotik tedavilerinin yanı sıra, direnç ve akılcı antibiyotik kullanımı hakkında eğitim vermekte, reçete kontrol sistemlerinin sürdürülmesini sağlamakta ve antibiyotik kullanımını izlemektedirler.

İngiltere’deki bu gelişmelerin yanısıra, diğer bazı Avrupa ülkelerinde farmasötik bakımla ilgili uygulamaların hız kazandığı görülmektedir. Avrupa’da 1990’lardan itibaren gelişen farmasötik bakımın, klinik eczacıların hasta tedavisinde sorumluluk alması anlamına geldiğini biliyoruz

İsveç’te özel hasta gruplarına belli aralıklarla yıllık eğitimler düzenlenmektedir. İlaç kaynaklı problemlerin belirlenmesi ve eczacı müdahaleleri için 1995’te bir sınıflandırma sistemi geliştirilmiş, 2004’te bu sistem ulusal veri tabanı haline çevrilmiştir. Serbest eczanelerde farmasötik bakım uygulamalarında temel olarak ‘Hasta İlaç Profili’ ve veri tabanı oluşturulmuştur.

Almanya’da farmasötik bakım hizmetleri 12 yıldan beri geliştirilmeye devam edilmektedir. 2003’te serbest eczane sahipleriyle sigorta şirketi arasında ‘aile eczacılığı’ adlı bir sözleşme imzalanmış ve bu sözleşmeye 2004’te aile hekimleri de dahil edilmiştir. Sözleşme aile eczacılarını ve aile hekimlerini bakım için ortak çalışmaya sevk etmektedir.

Hollanda’da farmasötik bakım, diğer ülkelere göre daha ileri düzeydedir. ESCP’ye uzun yıllar ev sahipliği yapmış olmasının da bunda rolü olduğu düşünülmektedir. Yine de tüm eczaneler aynı düzeyde farmasötik bakım sağlayamamaktadırlar. Eczacıların sağladığı yüksek kalitede danışmanlık ve iyi bir ilaç gözetimi, hastanın hep aynı eczaneyi tercih etmesine neden olmuş ve bu hizmetler sayesinde ilaç kaynaklı problemler azalmıştır.

İsviçre’de son 10 yılda Eczacılar Birliği’nin birçok reform yaptığı görülmektedir. Farmasötik bilişsel (kognitif) hizmetlere dayalı geri ödeme sistemleri, kaliteli bakım programları (QMS-Pharmacy), mezuniyet sonrası eğitim programları ve zorunlu sürekli eğitim programları, bu atılımlara örnek olarak gösterilebilir.

Norveç’te son birkaç yıl içinde bazı hastane eczacıları (yaklaşık 40), servislerde klinik eczacılık hizmeti vermeye başlamışlardır. Bu hizmetleri doktor ve hemşirelerle birlikte ilaç kaynaklı problemleri çözerek ve tedaviye yoğunlaşarak gerçekleştirmektedirler.

Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz gibi ülkelerde de hastanelerdeki klinik eczacılık uygulamalarının arttığını görmekteyiz. Avrupa’da durum böyleyken, ülkemizde de klinik eczacılık ve farmasötik bakımla ilgili gelişmelerin olması, mesleğimiz açısından sevindiricidir. Özellikle eğitim alanında yoğunlaşan bu gelişmelerin başında, Türk Eczacıları Birliği Eczacılık Akademisi tarafından 3 yıldır sürdürülen klinik eczacılık – farmasötik bakım eğitimlerinden 750’ye yakın eczacının sertifika alması gelmektedir. Klinik Eczacılık Derneği olarak İstanbul’da yeni başlattığımız seminerler, geçen sene düzenlediğimiz I. Ulusal Farmasötik Bakım ve Klinik Eczacılık Kongresi, üniversitemiz bünyesinde 2 yıl önce başlattığımız tezsiz yüksek lisans programı da bu gelişmeler arasında gösterilebilir.