|
Canan
Tan, Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi mezunu. Değişik edebiyat türlerindeki yarışmalarda
dereceler ve ödüller aldı. Yeni Asır (İzmir) Gazetesi’ne iki
yıl köşe yazarlığı yaptı. Milliyet Pazar’da, güncel olayları
esprili bir dille yorumlayan yazıları yayımlandı. Mimoza
dergisinde Çuvaldız, Kazete adlı kadın gazetesinde Kazete-Mazete
adlı köşelerde yazılar yazdı. Öykü, roman, mizah ve çocuk
edebiyatı çerçevesinde çok sayıda kitabı var.
Bize
kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
En kısa
şekliyle Canan’ım ben. Tan soyadı; eczacı, yazar ve gazeteci
tanımlamaları sonradan eklenmiş. Hepsini de onurla ve
gururla taşıyorum. Eczacılık, eğitimini aldığım meslek.
Nikâhlım sayılır. Yazarlık ve edebiyat, yüreğimi ele
geçirmiş yakıcı bir aşk. Gazetecilik ise, içimde sevgi
tomurcukları açtıran cıvıl cıvıl bir sevgili.
Eczacı kimliği ile edebiyatçı kimliğinizin buluşmasının
öyküsünü anlatabilir misiniz? Eczacı Canan Tan nasıl
Edebiyatçı Canan Tan oldu?
Aslında,
Eczacı Canan Tan edebiyatçı olmadı, Edebiyatçı Canan Tan
eczacı oldu. Çünkü edebiyat, doğuştan, genlerimle gelen
vazgeçilmez bir tutkuydu benim için. Yazın serüvenim çok
küçük yaşlara dayanır. Lise son sınıfta, o zamanların gözde
edebiyat dergisi Hisar yazarlarının jüri üyesi olduğu bir
yarışmada birincilik kupası aldım. Yine lise yıllarında fen
kolunda olduğum halde, okul gazetesini, bir grup arkadaşımla
beraber ben yönetiyordum. Diyeceksiniz ki, o halde neden
eczacı oldun? Evet, gönlümde yatan Siyasal Bilgiler
Fakültesi Basın Yayın Bölümü’ydü. Türkiye derecesiyle girdim
üniversiteye. En yüksek puan, eczacılıktı. Yakınlarımın
önerileriyle, eczacılığı meslek, edebiyatı yan uğraş edinmek
durumunda kaldım. Pişman değilim. Ankara Üniversitesi
Eczacılık Fakültesi’ni de derece ile bitirdim. Ve...
eczacılığı çok sevdim! Mesleğime tek sitemim, edebiyatçı
kimliğimle okurlarıma ulaşmamı geciktirmesidir yalnızca...
Farklı
türlerde eser vermenizin yanında Türkiye’nin ilk, belki de
tek kadın mizah yazarı olarak tanındığınızı görüyoruz.
Bildiğimiz kadarıyla edebiyat dünyasına ilk adımınızı bu
yönde bir eserle atıyorsunuz. “İster Mor, İster Mavi” isimli
eserinizle Aziz Nesin adına verilen bir ödülü alıyorsunuz.
Mizah yazarlığınız hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Mizah bir
yaşam biçimidir! En azından benim yaşam biçimim...Yaşanan
her ayrıntıya esprili bir bakış açısıyla yaklaşabilmektir.
Ve benim en sevdiğim edebiyat türüdür.
Çocukluğum Aziz Nesin kitapları okumakla geçti. Onlarla
büyüdüm diyebilirim. Çünkü babam, fanatik bir Aziz Nesin
okuruydu. Zaman içinde ben de mizah öyküleri yazmaya
başladım. Bu konudaki ilk ödülüm, Nasrettin Hoca Mizah
Öyküleri Yarışması’nda aldığım mansiyondur. “İster Mor,
İster Mavi” benim ilk kitabım. Aziz Nesin’in birinci ölüm
yıldönümünde açılan yarışmanın sonuçlarını açıklayan editör,
“Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk ve tek kadın
yazar” olacağımı söyledi. Böyle bir iddiam yoktu. Ayrıca,
yazın hayatında kadın-erkek ayrımına da karşıyımdır. Ancak,
araştırınca gerçekten de bu dalda eser veren kadın yazarımız
olmadığını gördük. Hâlâ da yok!
Adam
Yayınları tarafından yayımlanan “Cumhuriyet Dönemi Türk
Mizahı” adlı, 107 yazarın eserlerinde alıntı yapılan,
antoloji türündeki kitapta da tek kadın mizah öykücüsü
olarak yer aldım. Ardından, ““Rıfat Ilgaz Gülmece Öykü
Yarışması Birinciliği” geldi. Burada bir noktayı vurgulamak
istiyorum: Türkiye’de mizah yapan, senaryo ya da görsel
sanatlarda eser ve emek veren kadınlarımız var. Benim
yaptığım, Aziz Nesin ekolünden gelen, mizah edebiyatı
öykücülüğü...
Bir
önceki sorumuzla ilgili olarak aldığınız ödülleri
incelediğimizde, mizahın yanında farklı türlerde
eserlerinizle aldığınız ödüllerle karşılaşıyoruz. Örneğin
çocuk kitapları ile aldığınız ödüllerin yanısıra, uzun
metraj film öyküsü dalında birincilik ödülünüz bulunuyor. Bu
kadar çok yönlü bir yazar olmayı nasıl başarıyorsunuz? Bunun
sırrı nedir?
Yalnız
bana has bir özellik olduğunu düşünmüyorum ama, çok değişken
bir yapım var. Duygu ve düşüncelerimin yoğunlaştığı konular
da değişken oluyor haliyle. Dramatik bir romandan, mizah
öykülerine veya bir film öyküsüne geçivermek, hiç de zor
değil benim için.
Çocuk
edebiyatı da çok severek yazdığım ve her yaştan (yetişkinler
de çocuk kitaplarımı severek okuyabiliyorlar!) binlerce
okurumun olduğu bir dal.
“Eroinle Dans” en çok ses getiren eserleriniz arasında yer
alıyor. Ayrıca burada her zamankinden farklı ve aslında
oldukça sorumluluk isteyen bir konuda yazdınız. Bu eseriniz
hakkında bize neler anlatabilirsiniz?
“Eroinle
Dans”, Türkiye’de uyuşturucu, özellikle de eroin konusunda
yazılmış ilk ve tek roman! Diğerleri bilimsel ağırlıklı ya
da günlük tarzında, edebiyat kaygısı güdülmeden yazılmış.
Hep parçalanmış ailelerden gelen gençlerin bu illete
yakalandığı düşünülür ya... Ne büyük bir yanılgı! Romanımda,
Amerikan Koleji mezunu pırıl pırıl bir genç kızın da aynı
batağa saplanabileceği görülüyor. Eroinle Dans, değişik
çevrelerde çok büyük yankı buldu. Uyuşturucu kullanma
yaşının ilköğretim çağına indiği günümüzde, hepimizi
ilgilendiren ürkütücü bir sorun. Ancak ben bir edebiyatçıyım
ve yazarken bir misyon yüklendiğimi düşünmüyordum açıkçası.
Bir roman sunuyordum okura, ders vermek haddim değildi. Ama
gördüm ki, kitap kendi başına misyonunu yüklenmiş, gidiyor.
Bursa ve İzmir Kitap Fuarları’nda, Kıbrıs Yakın Doğu
Üniversitesi’nde, İzmir Eczacılık Günleri’nde konuyla ilgili
söyleşilerim oldu. TRT 1’de, madde bağımlılığıyla ilgili üç
saatlik tartışma programına katıldım. Ve Eroinle Dans,
okullara tavsiye kitabı oldu. Tüm anne babaların, gençlerin
ve konuya duyarlı her yaştan insanın beynine, yüreğine
ulaştı.
Kitap
için aldığım e-posta adresine mesaj yağıyor. Aralarında
kullanıcılardan gelenler de var. Söyleşilerimde bu mesajlara
yer veriyorum. Keşke size de iletebilseydim...
Eczacılık mesleği, edebiyat yaşamınızı nasıl etkiliyor?
Örneğin Eroinle Dans’ı yazarken size faydası oldu mu?
Eczacılık, ölçü ve dengenin simgesi! Edebiyat için önemli
kavramlar bunlar. Örneğin mizahta esprinin dozunu
ayarlamakta baş yardımcım. Mesleğimden en çok yararlandığım
kitabım ise, “Eroinle Dans” oldu. Ancak, mesleğim de
yetersiz kaldı yazarken. İki yılı aşkın bir süre inceleme ve
araştırma yaptım. Çünkü konu, yapılacak en ufacık bir hatayı
bile affetmeyecek kadar önemliydi. Eroin ve uyuşturucu
konusunda çok sayıda kitap okudum. Bu işin önde gelen
uzmanlarıyla ve AMATEM’le konuştum. Yetmedi, psikiyatrlara
okuttum dosyayı. “Tıbbi yönden hatasızdır” kanısını
pekiştirmek için.
Sağlam
verilerden yola çıkarak, roman kurgusu içinde, edebiyat tadı
içeren, farklı bir kitap çıktı ortaya. Romancı yönüm biraz
buruk. Bu romanın sosyal içerik yönü öne çıktı. Eczacılık
yönüm bayram ediyor, kendisine ilk kez bu kadar iş düştüğü
için. Ve insancıl yönüm mutlulukların en güzelini
yudumluyor, verilen mesajların yerine ulaştığını görmenin
sevinciyle...
Yeni
projelerinizden bahseder misiniz?
Şu anda,
İstanbul-Bursa-Amerika üçgeninde yaşanan bir aşk romanı
üzerinde çalışıyorum. Yeni kitabımı bekleyen okurlarımın, bu
romanı da çok seveceklerini umuyorum. Ancak bambaşka bir
konu, tüm çalışmalarımın önüne geçti: PİRAYE dizi oluyor!
Piraye, benim en çok satan kitabım. Yedinci baskıda. 20 bin
yasal, gerisi maalesef korsan olmak üzere 100 bin okura
ulaştı. Çok sevildi. 430 sayfayı bir günde bitiriyorlar.
Hayranları fan kulüp kuracak neredeyse. Ve geçtiğimiz
günlerde, “Yanık Koza” dizisine imza atan Limon Yapım’la
anlaşma yaptık. Normal şartlarda Kasım döneminde yayında
olacak. İstenilen nitelikte oyuncu kadrosu oluşturulamazsa,
bir sonraki dönemde... Bu konuyu ilk kez siz
meslektaşlarımla paylaştığımı da söylemeden geçemeyeceğim.
Eklemek istedikleriniz…
İnsan
ilişkileri ve iletişim çok önemli benim için. Kitabını
okurlarıyla buluşturup bir kenara çekilen yazarlardan
değilim. Kitaplarımın arkasında e-posta adreslerim var. Okur
görüşleri, en iyi yol göstericim oluyor çünkü. Değerli
meslektaşlarım, vereceğim adreslerden bana ulaşabilirler.
Olumlu ya da olumsuz tüm görüşler yoluma ışık tutacaktır. Bu
güzel söyleşiyle, onlarla iletişim fırsatı verdiğiniz için,
size teşekkür ediyorum.
canantan@hotmail.com,
eroinledans@yahoo.com
|