Prof. Dr. Erdem Yeşilada:

Gıda Destekleri ve “Devekuşu Fenomeni”

 

 

İster adı “Gıda desteği”, isterse “ilaç” olsun, vücut fonksiyonları üzerinde koruyucu veya tedavi amacıyla kullanılan tüm ürünler İLAÇ’tır ve ilacın adresi ECZANELERDİR, ECZACILARDIR.

Gıda destekleri, son yıllarda en sık gündeme gelen konulardan biri. Bitkisel veya hayvansal, doğal kaynaklı her ürün, bu sınıf altında değerlendirilerek yoğurt, içecek, gibi çeşitli gıda şekillerinin yanısıra, gıda ile ilaç arasında ara bir şekil olan bitkisel çay, ya da ilaç şekli olarak bilinen; tablet, kapsül, şurup, vb. formlar halinde satışa sunuluyor. Gerekçe, günümüzde vitaminler, mineraller, proteinler, yağlar ve bazı işlevsel gıda bileşenlerinin insan sağlığının korunmasında rolü bulunduğu ve günlük beslenmede bu maddelerin destek olarak dışarıdan verilmesinin insan sağlığı üzerinde önemli katkıları bulunabileceği yönündeki bazı bilimsel bulgular. Buraya kadar tamam belki, ama bu tip ürünlere izin veren kurum; Tarım Bakanlığı. Sonuçta şimdiye kadar ilaç olarak bildiğimiz ve kabul ettiğimiz bir çok ürün; vitaminler, mineraller,  vd. “gıda desteği“  olarak “Tarım Bakanlığı“ tarafından verilen izin ile pazarlanıyor.  Dolayısıyla bu tip bileşenlerin hangi grup altında sınıflandırılması gerektiği konusu tartışmalı hale geldi; “Gıda” mı? yoksa “İlaç” mı? DEVEKUŞU gibi! hani “uç“ demişler “deveyim uçamam“, “koş“ demişler “kuşum koşamam“ demiş!

Bu ilaç formları (tablet, kapsül, vd..) halinde sunulan gıda bileşenleri için kullanılan bir diğer isim de «Nutrasötik». Kaynaklarda çok sayıda farklı anlamlara gelebilen tanımlar yapılmış, ancak benim en akla yakın bulduğum Zeissel’in tanımı; “Bir gıdada biyoaktif olduğu düşünülen bir etken maddeyi, gıda olmayan bir taşıyıcı içerisinde, konsantre formu halinde normal gıdadan sağlanandan çok daha fazla miktarlarda sağlayan, sağlığı koruyucu veya tedaviye yardımcı olarak kullanılan diyet destekleri”.

Bu tanımı daha iyi kavramak için, domates, karpuz, ayrıca kanlı portakal veya greyfurt olarak adlandırdığımız kırmızımsı renkli narenciyelerde bulunan ve kuvvetli antioksidan etkisi ile ön plana çıkan likopeni gözünüzün önüne getirin. Likopen taşıyan gıdaların yanı sıra, likopen müstahzarları da ilaç gibi pazarlanıyor. Gazetelerde belki dikkatinizi çekmiştir; geçen sene tanınmış bir salça/ketçap markası sanki ilaç gibi reklamı yapmıştı. Tanınmış bir hekimin likopenin etkileriyle ilgili ifadelerine geniş yer verilmişti; salçanın kanserden, bağışıklık ve kalp damar hastalıklarına kadar geniş bir etki alanı üzerinde yararları belirtiliyordu. Kansere karşı ketçap veya domates püresi! Aynı kolesterole karşı üzerine yağ sürülmüş dilim dilim ekmek veya yoğurt içeceği gibi! Diğer taraftan, Dünya Sağlık Örgütü’nün “Bitkisel ilaç” tanımı yukarıdaki nutrasötik tanımı ile taban tabana zıt. “Bitkisel ilaç, bitki kısımları, salgıları veya bunların ekstreleridir; bitkiden elde edilen saf maddeler bitkisel ilaç olarak kabul edilemez”. Yani bitkilerden elde edilen mesela atropin veya morfin bitkisel ilaç değil, artık bir ilaç etken maddesidir. Bu durumda likopenin bitkisel bir ürün, gıda veya ilaç olarak değerlendirilmesi mümkün değil. Bunu dünyanın en önemli sağlık otoritesi söylüyor. Ayrıca, müstahzarlarda yer alan likopen, artık sentetik olarak elde ediliyor. Aynı çelişki üzüm çekirdeğinin kuvvetli antioksidan etkili bileşeni resveratrol için de geçerli. Bu tanıma göre vitaminlerin de “gıda desteği” olarak kabul edilmesi mümkün değil. 

Asıl önemli olan husus, Tarım Bakanlığı’nın izin verdiği ürünlerde hiç bir kalite veya etkinlik denetiminin bulunmaması. Bir kaç sayfalık bir dosya ile müracaat ücretini yatırdıktan sonra, ürün piyasaya sunulabiliyor. Ambalaj üzerinde bir tedavi endikasyonu belirtilmesine izin  verilmiyor ama, dağıtılan broşürler ve web-sayfalarında asılsız iddialar ile satışı yapılıyor. Mesela, son yılların en popüler bitkilerinden biri olan Ginkgo Biloba ürünlerini inceleyelim. Sağlık Bakanlığı “Ana İlaç Komisyonu”ndan izin alan ürünler (Tebokan, Ginkgobil, Bilokan, ....) gerek kalite ve gerekse etkinlik bakımından tam ilaç özelliklerine sahip ve bu etkinliği bilimsel klinik çalışmalar ile de ortaya konulmuş, standart bir etkin madde içeriğine sahip. Hekimler tarafından da sık sık reçeteleniyor. Bazı Ginkgo Biloba preparatları ise, yine Sağlık Bakanlığı “Araürün Komisyonu” tarafından verilen izin ile satışa sunuluyor. Bu tip ürünlerin diğerlerinden ilaç kalitesi bakımından farkı bulunmuyor. Tek farkı, klinik etkinliği gösterilmiş ve Ana İlaç Komisyonu’ndan izin almış ürünler ile “biyoeşdeğerlilik veya fitoeşdeğerlik” çalışmalarının yapılmamış olması. Ayrıca piyasada bir de Tarım Bakanlığı’ndan izin alarak satışa sunulan Ginkgo Biloba formülleri var ki, durum içler acısı. Ürün kalitesi ile ilgili hiç bir denetim yapılmıyor. Hatta tam ilaç olarak sunulan Ginkgo preparatlarının etkilerinden daha fazla iddialar ile pazarlanıyor. Mesela, internette bir ürün ile ilgili etki profili şu şekilde abartılı olarak verilmiş;  

 Faydaları ve Kullanım Alanları:

 • Vitiligonun (ala) durdurulmasına ve yeniden pigment oluşumuna yardımcı olabilir.

• Tiroid bezinin düzenli çalışmasına katkıda bulunur (özellikle hipertiroid durumunda).

• Zihni açar, yorgunluk ve stresi azaltır.

• Beynin beslenmesine yardımcı olur ve hafızayı güçlendirir.

• Öğrenme yeteneğini arttırır, aktif ve zinde bir vücut oluşmasına yardım eder.

• İktidarsızlık ve sertleşme problemlerinde faydalıdır.

• Bağışıklık sistemini güçlendirir.

• Grip ve soğuk algınlığına karşı koruyucudur.

• Metabolizmayı hızlandırabilir ve sindirime yardımcı olur.

• Sinerjetik etki ile vücut dayanıklılığını arttırır, enerji verir, yorgunluğu azaltır.

• Vücudun enerji muhafaza etmesine yardımcı olur, nükleik asit ve protein sentezini hızlandırır.

• Kan şekerininin dengelenmesine yardımcı olur.

• Çiçeklerin tozlanma zamanında alerjik reaksiyonların önlenmesinde faydalıdır. Anti-alerjik özelliği vardır.

• Zihinsel dayanıklılığı artırır.

• Serbest radikallerin hücre tahribatını azaltır.

• Kan yapıcıdır. Soğuk el ve ayaklarda faydalı olabilir.

• Yaşlılarda,bunama belirtilerini azaltabilir. Alzheimer hastalığında yardımcıdır.

• Kulak çınlamasını önlemede faydalı olabilir. 

Peki bu belirtilen endikasyonlar ile yukarıda belirttiğimiz “Gıda desteği” tanımı arasında nasıl bir bağlantı bulunuyor? Yeryüzünde Ginkgo Biloba yapraklarını gıda olarak kullanan bir toplum var mı ki, gıda olarak değerlendiriliyor?

Tezgah-üstü satış (TÜS)

Kanımca “Gıda desteği” kavramı altındaki bu karışıklık, Avrupa ve Amerika’da tezgah-üstü satış (TÜS) (over-the-counter; OTC) uygulamasının yürürlükte olmasına karşılık, Türkiye’de henüz uygulanmaması. Aslında Türkiye’de üstü örtülü bir TÜS uygulaması var. Günümüzde ticari sınırların kalkması nedeniyle yurtdışından ithal edilen çok sayıda ürün yukarıda tanımladığımız “Devekuşu fenomeni” ile karşı karşıya kalıyor. Mesela, klinik olarak etkinliği gösterilememiş doğal, yarı-sentetik ve hatta sentetik maddeler yurtdışında OTC olarak market raflarında satılırken, ülkemizde kendilerine “Gıda desteği” şemsiyesi altında bir yer edinmeye çalışıyorlar.

TÜS henüz ülkemizde uygulanmasa da, Avrupa Topluluğu entegrasyonu kapsamında er veya geç kabul etmemiz gereken bir gerçek. Yani ilaçlar, eczaneler dışında, marketlerden de satılabilecek. Diyeceksiniz ki zaten; Amerikan Pazarı denilen yerlerde, modern aktar dükkanlarında ve internette satılıyor. Zaten bu da üstü örtülü TÜS uygulaması.

Peki bu durum eczacıları, eczaneleri nasıl etkiler?

Almanya, bir Avrupa Birliği üyesi ve TÜS uygulamaları uzun bir süredir mevcut. Almanya’da halkın bitkisel ilaçları nereden satın aldığını gösteren bir grafik bana hep keyif  verir! %84’ü Eczanelerden, %11’i herbalistlerden ve sadece %5’i hipermarketlerden satın alıyor. Peki sizce bunun sırrı nedir? Bence “Bilgi ve Güven”. Halk, eczanelerden satın aldığı ürünlerin güvenilir olduğunu ve ürünle ilgili doğru bilgiyi eczacıdan alabileceğini bilmektedir.

Eczacılık, lisans eğitimleri sırasında, tüm ilaçlarla olduğu gibi, doğal ilaçların bileşimleri, analizleri, etkileri ve güvenilirlikleri konusunda bilgi alan tek meslek grubudur. Ancak “İlaç Bilgisi” son derece nankör bir bilgidir, hızla eskir. Sürekli olarak yenilenmesi, gelişmelerin izlenmesi gerekir. Özellikle son yıllarda doğal ilaçlar alanında sağlanan bilimsel gelişmeler önemli boyutlardadır. Bu nedenle, meslekiçi eğitim programlarının daha etkin uygulanması ve eczacıların bu programlara katılımlarının zorunlu hale getirilmesi önemlidir. Aksi takdirde, artık mesleğimizin değişmeye başlayan tanımı “ilacı raftan alıp veren, kupür kesip, fatura yazan kişi” kalıcı olacaktır. Bence hızla üstümüzü örtmeye başlayan bu kabuğu kırarak sıyrılmamız gerekiyor.      

Bilmem dikkatinizi çekti mi? Kurum ödemeleri veya fiyatlandırma dışında, konu “İlaç bilgisi” olduğunda, yazılı veya sözlü basında en son ne zaman eczacıların bilgisine başvurulduğunu hatırlıyorsunuz? Hele doğal ilaçlar konusunda eczacılar dışında herkes kendini ehil olarak gösteriyor; diyetisyen, gıda ve ziraat mühendisi, hekim, fizyoterapist... Haydi bunlar doğal ürünler ve bunlarla tedavi kavramlarına göreceli olarak yakın kişiler diyelim, siz hiç gıda desteği satan yerlerdeki elemanların meslek veya deneyimlerini sordunuz mu?

“Gülün adı gül olmasaydı, güzel kokmayacak mıydı?” William Shekspeare’in bu sözlerini çok beğenirim. İster adı “Gıda desteği”, isterse “İlaç” olsun, vücut fonksiyonları üzerinde koruyucu veya tedavi amacıyla kullanılan tüm ürünler İLAÇtır ve ilacın adresi ECZANELERDİR, ECZACILARDIR.

Prof. Dr. Erdem Yeşilada

Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi