|
Ecz. Ali Can ve Canan
Akdal’ın kızı olan Cana Akdal’ı yeni çıkan kitabını bizlerle
paylaşmak için anne ve babasıyla dergimizi ziyaret ettiğinde
tanıma fırsatı bulduk. "Karpuz Kesmeden Nereye" isimli
kitabının girişinde okul sonrası zamanının anne ve babası
ile eczanede geçtiğini anlatıyor. Kitap Günizi Yayıncılık
tarafından yayınlandı.
Hedef Sağlık: Bize biraz
kendinden bahseder misin?
Cana Akdal: 13 yaşındayım.
Gaziosmanpaşa Dobruca İlköğretim Okulu’na gidiyorum. 7.
sınıf öğrencisiyim. Kendimi şiir ile tasvir etmem gerekirse,
farklı duyguları şiirle anlatabildiğim için şiir yazıyorum.
Bu nedenle benden sadece bir tane yok, benden binlerce var.
Kendimdeki ben, çevre içindeki ben, ailemdeki ben, sınıftaki
ben. Dolayısıyla iyi bir hayata sahip olduğumu düşünüyorum.
O kadar çok farklı kişiliğe bürünebiliyorum ki, Canan’ı
tarif edin diye birine sorsanız, biri çok neşeli olduğumu
söylerken diğeri, çok hüzünlü ve sulu gözlü olduğumu söyler.
Bu nedenle ben kendimi tanımlarken, klişeleri kullanmayı
sevmiyorum.
Ne zamandır şiir
yazıyorsun?
9 yaşından beri. Yani yaklaşık
3-4 yıldır şiir yazıyorum. İlk şiirlerim basit dille yazıldı
diye onları kötü şiirler olarak addetmiyorum ama, o zamanlar
duygularımı yeteri kadar dile getiremiyordum. Ancak
duygularımı düzgün bir üslup içinde dile getirmeye
başladığım zamanlardan itibaren iyi şiir yazdığım
kanaatindeyim. Bunun ne zaman başladığını bilmiyorum, belki
on yaşımdayken, belki on bir, belki on iki. Bunun ne zaman
olduğunu ben değil, şiirlerimi okuyan, çevremdeki kişiler
bilir. Son zamanlarda yazdığım şiirlerimi, nadiren de olsa
ben de beğeniyorum.
Bu yazma isteği nasıl
başladı?
Okuma yazma öğrendiğim andan
itibaren, insanlar niye okuyorlar diye bir şeyler
karıştırmaya başladım. Bu ilgimi gören ağabeyim, tavsiye
ettiği kitaplarla beni yönlendirdi. Kendi okuduğu kitapları
yorumlayarak bir yol çizmemi sağladı. Onun okuduğu kitapları
okuyarak başladım, daha sonra ondan daha çok kitap tükettim.
O zamandan sonra, o bana kitapları anlatmaya değil, ben ona
sormaya başladım, hangi kitabın nasıl olduğu konusunda. 9
yaşında sarı bir defterim vardı, oraya bir şeyler karalamaya
başlamıştım. "Vatan İçin" diye bir şiirim vardı, 18 Mart
için okuldan istenen bir şiiri kendimden alt sınıflarda
birine verdim ve o şiir üçüncülük kazandı.
Şairler genelde ‘ilham
geldi’ derler, sana da olur mu? Yoksa masaya oturup hadi bir
şiir yazayım mı diyorsun? Şiir yazarken, yaratıcılığını
etkileyen favori saatlerin var mı?
Yoğun dönemlerimizin olduğu
zamanlarda şiir yazmak kolay değil, zira aynı duygular
içinde olduğunuzda çok fazla şiir yazamazsınız. Farklı
duygular içinde olmadan şiir yazamaz ve sıradanlaşır ve
sıkıcı olursunuz. Eğer tarihleri olsaydı kitapta fark
edersiniz, üç ay şiir yazamadığım da olmuştur, bir hafta
içinde yirmi tane şiir yazdığım da olmuştur. Yalnız olmayı
sevdiğim için, herkes yatağına çekildiğinde gece kalkıp
şiirler yazarım. Sessizliğin huzuru içinde, yaşadığınız günü
değerlendirir ve yaşadığınız duygu patlamasıyla kelimeler
kaleminizden dökülür. Herkesin tanıdığı Cana orada kendini
içindeki Cana’ya bırakmış olur.
‘Şiirin karşılığı olmalı’
derken neyi kastediyorsun?
Şiirimi birisi okuduğu zaman
bir şeyler hissetmeli, ya benim ne hissettiğimin farkına
varmalı, ya da kendinden bir şeyler bulmalı. Bir şiiri
okuduğunuzda bir şeyler hissedersiniz ve gün bitmeden
unutursunuz. Bu çok yapay bir şiir olduğunun göstergesidir.
Şiirler samimi ve içten olmalı ki, kalıcı olsun. Önemli olan
şiirin beğenilip, şairi ünlü etmesi, kitabının çıkmasını
sağlaması değildir olay. Önemli olan şiiri okuyan kişinin
kendini şiirlerimde bulup, benim de bazı günlerim böyle
geçti demesidir. Geçmişte yaşadığı ve anılarına gömülmüş
olan bir olayın, okuduğu bir şiirle su yüzeyine çıkmasını
sağlaması önemlidir.
Kadın şair parmakla sayılacak
kadar azdır, hatta bazı otoriteler kadınlar şiir yazamaz
derler, bunun bir tesadüf olmadığını söylerler. Türkiye’de
de çok az sayıda kadın şair var; Gülten Akın, Lale Müldür,
Nilgün Marmara aklıma ilk gelenler. Erkeğin ve kadının
toplum içindeki yeri bunun nedenlerinden biri olabilir.
Sence daha başka ne gibi faktörler bunu etkilemektedir?
Neden aşk şiirlerini daha çok
erkekler yazar, merak ettiniz mi hiç? Çünkü ilişkilerde,
kaçan ve kovalanan her zaman kadınlardır. Erkekler
kaybetmekten korktukları için, kadınlar kendilerini sürekli
naza çektikleri için şiir yazarlar. Onlar isterler ki,
kadınlar kendilerini fark etsinler, burada seni seven biri
var, seni istiyor, bekliyor diye o nedenle kaleme alırlar
şiirlerini. ‘Seni seviyorum, seni bekliyorum’ diye şiirleri
neden kadınlar yazmazlar? Çünkü her zaman bu şiirlerin
kendilerine yazılmasını bekleyen taraftırlar. Aslında
erkekler de bu tarz şiirler kendilerine yazılsın isterler
ama toplumdaki ataerkil karakterleri yüzünden, bunu
istemiyormuş gibi davranırlar.
Diğer türdeki şiirlere geçecek
olursak, dünyadaki nedenini bilmiyorum ama Türkiye’de nedeni
çok açıktır. Her zaman erkekler ön planda oluyor. Kadınlar
bastırılmış kişiliklere sahip oluyorlar. Toplumca uyulan
şeylere uymak zorunda hissediyorlar kendini, kadın evde
oturur ev işi yapar, çalışan kadın dahi evinde olmak
zorundadır. Ama erkek için bu geçerli değildir, toplumsal
hayatta kadından daha çok yer alır.
Nazım Hikmet’in şiir
dünyanda özel bir yeri var galiba?
Ben şiir okumaya ve şiir
ezberlemeye Nazım Hikmet ile başladım. Son zamanlarda
seyrekleşmiş olsa da, şiir gecelerimiz olurdu. O geceler
için annemin kitaplığını karıştırdığımda en çok Nazım’ın
kitapları vardı ve neden diye sordum. Annem babama,
ağabeyime, bana Nazım’ın dizelerinden okurdu. Belki o
nedenle Nazım’ı çok sevdim.
Bir de Orhan Veli var değil
mi?
Orhan Veli’yi sevmek Nazım’ı
sevmek gibi değil, Nazım benim için sanki artık aileden biri
gibi, ne söyleyeceğini biliyorum, yaşadıklarını biliyorum ve
bir şiirini okuduktan sonra acaba ben bu şiiri yaşadım mı
diye soruyorum kendime. Ama Orhan Veli’yi sevmek…
Hüzünlerle, acılarla şiirlerinde öyle dalga geçmiş ki
hayatla, hayatla yaşarken oyun oynamış ve oynadığı oyunları
şiir haline getirmiş gibi. Ben de onun gibi kendi kendime
oyun oynamayı sevdiğim için Orhan Veli’yi seviyorum.
Ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen, hâlâ okunuyor ve
insanlar kendilerinden bir parça bulabiliyorsa, bu onun
oyununun ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor.
Şiirden önce başka sanat
dallarında kendini ifade etmeyi denedin mi?
Öykü yazmayı denedim ama, çok
kısa anekdotların ötesine geçemedi. Bunu yaparken de bir
olay üstündeki birden fazla bakış açısını ele alıp, onların
gözlerinden farklı gözlükler çerçevesinde bunu anlatıyorum;
ancak ben bir olayı anlatırken bu kadar çok kelime kullanmak
istemiyorum. O nedenle de hikâye yazmaktan ziyade, şiir
yazmayı tercih ediyorum.
Derler ki iyi şair yoktur,
iyi şiir vardır? Ne düşünüyorsun bu konu hakkında?
Bütün şairlerin, iyi ve kötü
şiirleri vardır ve bunların sadece iyileri hatırlanır.
Kötülerin arasından, iyileri bulup çıkartmak ise okuyucunun
vazifesidir. Bu nedenle şairden, şiirden değil, okuyucudan
bahsetmek gerekir. Neden bu şiiri seçti, onu seçerken ki ruh
hali nasıldı, neden diğer şairler ya da şiirler değil de, o
şiir ya da şairi kendine yakın buldu gibi soruların
cevaplarını aramak gerekli.
Öz evladım diyebileceğin
şiirlerin var mı, yoksa hepsinin kıymeti senin için bir mi?
Hepsinin benim için aynı
olduğunu söylemek zor, her ne kadar şiir benim için çok
önemli olsa da. Kitaplar benim sevdiğim insanlar gibidir,
onlara bir şey olursa üzülürüm, başka eşyalarıma bir şey
olursa üzülmem, ama kitaplarıma olursa üzülürüm. Kitapların
içindeki hikâyelerden dolayı üzülürüm, yaşayan insanların
hikâyelerini bize anlattığı için. Ama onların içinden de
bazılarına bir şey olmasına daha da çok üzülürsün. Sevdiğin
bir arkadaşına bir şey olursa üzülürsün ama annene bir şey
olursa çok daha fazla üzülürsün. O nedenle benim için de
şiirlerim arasında bana özel şiirler, benim göz ağrım olan
şiirler var.
|