eri

Mazhar Osman Uzman

 

 

Bu çalışmada Türk tıbbının abidevi simalarından Mazhar Osman Uzman’ın biyografisine yer verilecektir. Osman’ın hayatının çok renkli ve bir o kadar da ibret verici ve aynı zamanda da dönemine tanıklık eden kimi anekdotlarını ise bir sonraki çalışmamızda paylaşacağız.Osmanlı İmparatorluğunun son dönemi ve genç Türkiye Cumhuriyetinin ilk dönemleri arasında adeta köprü vazifesi gören bir dizi aydının, bilim ve tıp adamının en önemli ve karakteristik simalarından olan Mazhar Osman’ın hayatı, popüler ifadeyle, kendisinden rahatlıkla heyecanlı bir dökümanter drama yapılabilecek denli zengindir.

Macera başlıyor

Yusuf Mazhar (Osman Uzman) 5 Mayıs 1884’te Meriç kıyısındaki Sofulu’da doğdu. Annesi Çerkes Süleyman Bey’in kızı Atiye Hanım, babası Ferecikli Hurşit Ağa’nın oğlu Osman Zühtü Efendi idi. Babasının Ziraat Bankası Kırkkilise şubesine tayini için gittikleri beldede Mazhar, iptida ve rüştiye eğitimlerini tamamladı. Ailesiyle birlikte depremden önce, 1894’te Üsküdar’a taşındı. 1897’de hayatının en büyük acısı olarak nitelediği annesinin kaybını yaşadı. 1898’de Üsküdar Mülki İdaresi’ni iyi dereceyle bitirip Mekteb-i Mülkiye’ye girmeye heves etti. Yaşı tutmadı. Mühendisliğe özendi, lakin bütün sanayi kuruluşları yabancıların elindeydi ve Türklerin buralarda mühendis olarak çalışma şansları çok azdı.

Tababet dünyasıyla tanışma

Gönülsüzce Askeri Tıbbiye sınavlarına girdi ve kazandı. Besim Ömer Paşa onu doğumhanesine istemediği için, Nisaiyeci olamadı. 1903’te Zoeros Paşa’nın yanında dahiliyeci oldu. Haydarpaşa Askeri Tıbbiyesi’ni Doktor Yüzbaşı olarak, dereceyle bitirdi. Hicaz’a tayini çıktı, gidişi 1 sene ertelendi. Alman imparatoru Kaiser Wilhelm’in teşvikiyle Gülhane Tatbikat Mektebi ve Seririyat (Klinik) Hastanesi’nin Akliye ve Asabiye şubesine stajyer olarak girdi.

Akliye ve Asabiye şubesini tercihi arkadaşları arasında ‘zekâ intiharı’ olarak tavsif edildi. Bahse konu sahada o gün için elle tutulur teşhis ve tedavi yolları olmadığından, bu tepkiyi anlamak mümkündür.

1905’de Hicaz’a gitmesi yeniden sözkonusu olduysa da, kürsü kurucusu, hocası Raşit Tahsin, devlet ricalinden birisiyle İsviçre’ye gittiğinden, Mazhar Osman, muallim muavini olarak hem Askeri Tıbbiye’de ve hem de Gülhane Tatbikat Mektebi ve Seririyat Hastanesi’nde ruh ve sinir hastalıkları hocası oldu. Akabinde gönderildiği Manastır’da yoğun olarak akıl hastalıkları emareleri gösteren komitacıları izlemeye aldı.

1906’nın sonuna doğru döndüğü İstanbul’da girdiği muallim muavini sınavını birincilikle kazandı. Aynı sırada ilk eserini kaleme almaya başladı. Gülhane’deki Alman hocalarının teşvikiyle namlı Toptaşı Bimarhanesi’ni ilk kez gezdi. İmparatorluğun akıl hastalarına reva gördüğü muamele onu önce dehşete, ardından da bunlar için bir şeyler yapmanın gerekliliğine ikna etti.

İlk eseri basılıyor

23 Temmuz 1908’de ilan edilen 2. Meşrutiyet’in hemen ardından ‘Tababet-i Ruhiye’ eserinin ilk cildini yayıncısına teslim etti, bir miktar avans aldı. Bu para ve yanısıra da fakültesinin destekleriyle, mesleki saiklerle Almanya’ya gitti. Charitee Kliniği’nde Prof. Ziehen’le, ardından da Münih’te Organik Psikiyatri’nin ‘kurucu babaları’ndan Prof. Kraepel’le teşrik-i mesaide bulundu. Mart 1909’a kadar 6 ay Almanya’da çalıştı. Tam bu sırada Askeri ve Mülki Tıbbiye, "Tıp Mektebi" çatısı altında birleştirilince, kadrosu iptal edilen bir grup hoca arasında yer aldı, maaşı kesildi ve Yemen’e tayini çıktı. Gülhane Tatbikat Mektebi’nden aldığı teklif üzerine burada asistan olarak çalışmaya başladı.

Mart 1909’da yurda dönen Mazhar Osman, önce Emraz-ı Dahiliye Fahri Asistanı, arkasından da Akliye ve Elektroterapi Asistanı olarak çalıştı. Bu sırada Tevfik Fikret’in isteği üzerine, Dr. Adnan Adıvar’dan boşalan Galatasaray Sultanisi okul hekimliğine atandı.

1910’da Divanyolu’nda Nüzhet Eczanesi’nin üstünde muayenehane açtı.

Bu serbest hekimliğinin ardından, 1911- 1912 Trablus Harbi öncesinde yeniden gittiği Berlin’de Charitee Kliniği’nde Prof. Ziehen ve Oppenheim’la çalıştı. 1912’de askeri hekim olarak Balkan Harbi’ne katıldı. Lüleburgaz ve Çatalca’da harp sahalarında koleraya karşı verilen mücadeleye katıldı. İstanbul’a döndüğünde, Akliye ve Asabiye Şubesi askeri hastanelerden kaldırılınca, Gülhane’den ve Askeriye’den istifa etti. 

Kariyerinde sıçrama, başhekim oluyor

1914 Haziran’ında Haseki Hastanesi Başhekimi oldu. Aynı yılın Ekim ayında, ilk defa olarak Emraz-ı Akliye ve Asabiye Kongresi’ne katıldı. 1. Dünya Savaşı’nın patlaması üzerine yeniden askere alındı ve Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde Akliye ve Asabiye Mütehassıslığı’na atandı. Bu sırada, esas olarak akıl hastası numarası yapanların oyunlarını açığa çıkararak, onları askere sevk etmekle uğraştı. Bir başka işi de, Akliye ve Asabiye’yi tanıtacak konferanslar vermekti. ‘Şişli Müsamereleri’ denilen ve gece yapılan seminerlere hem geniş halk yığınları, hem de Cenap Şehabettin, Süleyman Nazif, Abdülhak Hamit, Rıza Tevfik, Abdullah Cevdet gibi dönemin en önemli aydınları ilgi gösterdiler. Seminerler bir yanda bu genç doktorun popülaritesini artırırken, öte yandan da akıl hastalıkları sahasında ciddi bir bilinçlenmeye yol açıyordu. Haseki’deki hastalarını Şişli Şehremaneti Emraz-ı Akliye ve Asabiye Hastanesi (eski Fransız La Paix)’ne taşıdı.

Sıhhiye Umumi Müfettişi Tevfik Rüştü Bey’in emriyle, Edirne’deki ilk Osmanlı Bimarhanesi olan Darüşşifa’yı ziyaret etti. Zincirlerle bağlı akıl hastalarını bu perişanlıktan kurtardı ve onları Kıyık’taki Fransız Hastanesi’ne taşıdı. 

Parlak kariyer taçlanıyor

1916’da Tıp Fakültesi Nöroloji bölümünde akşamları fahri dersler vermeye başladı. 1917’de La Paix’in başhekimliğine atandı. Aynı yıl ‘Academie İmperiale de Medecine de Constantinople’e aza seçildi.

1918’de imzalanan Mondros  Mütarekesi, Mazhar Osman’ın hayatında bir dönüm noktası oldu. Anlaşmayla La Paix yeniden Fransızlara verildi, Haydarpaşa Askeri Hastanesi boşaltıldı. Savaş sırasında Fransız rahibelerin vazifelerine devamını sağladığı için Fransa tarafından madalya ile taltif edildi. Mazhar Osman, La Paix’teki başhekimlik görevine devam etti. Bu arada Türk Tıp Cemiyeti Başkanı seçildi. Ardından da Tababet-i Akliye ve Asabiye Cemiyeti başkanlığına getirildi.

Tıp yayıncılığında bir dönemeç

1 Mayıs 1919’da, Türkiye dergicilik tarihinde eşine ender rastlanan bir şekilde, 32 yıl boyunca yayınlanacak olan İstanbul Seririyatı Dergisi’ni çıkarmaya başladı. Derginin başyazarı da Mazhar Osman’dı.

5 Mart 1920’de Yeşilay Cemiyeti’ni kurdu. Aynı yıl Sıhhiye Müdürü Abdullah Cevdet, Mazhar Osman’ı Toptaşı başhekimliğine atadı. 14 aylık bu ilk başhekimliği döneminde, Osman Toptaşı Bimarhanesi’ni çağdaş bir modern bir psikiyatri kliniği haline getirmek için uğraştı. Bu sırada Karacaahmet Miskinler Tekkesi’nde barınan cüzzamlılar için Toptaşı’nda pavyon ayırdı. Tekke’yi de kapattı. Haydarpaşa Askeri Hastanesi ve Şişli Konferansları’ndan ciddi bir mesleki çevre edinmişti. Bunlardan İhsan Şükrü Aksel, Fahrettin Kerim Gökay, Ahmet Şükrü Emet gibi genç, idealist ve coşkulu hekimlerle birlikte Toptaşı’nı ‘adam etmek’ için canla başla çalışmaya başladılar.

Akıl hastalıklarının modern tedavisinde önemli adımlar

1921’de genç cumhuriyetin mahsulü olan ‘Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı) tarafından Toptaşı ve özel Zeynep Kamil Hastaneleri birleştirildi ve yönetimi Mazhar Osman’a verildi. Sıhhiye Müdürü değişince Toptaşı’nın idaresi Osman’dan alındı. Tasarruf alanında sadece Zeynep Kamil Hastanesi kalan Mazhar Osman istifa etti. Buna benzer ufak tefek iktidar oyunları ve küçük hesaplar, cumhuriyet idaresiyle sona erdi. Mazhar Osman, Dr. Tevfik Rüştü tarafından, bir daha rahatsız edilmemek üzere, Toptaşı ve Zeynep Kamil başhekimliğine getirildi. Cumhuriyet idaresinin tek akıl hastanesinin başında artık o vardı.

1924’te Mazhar Osman bir bakıma hayatının en büyük amacına erişti sayılabilir. Osman, yıllardır yazdığı yazılarda, verdiği seminerlerde, hükümete verdiği raporlarda, istidalarda sürekli olarak akıl hastalarının Toptaşı Bimarhanesi’nden daha elverişli, tıbbi bakımın ve genel hizmetlerin daha rahat sunulabildiği, daha modern bir mekana taşınması gerektiğine işaret ediyordu. Yıllardır bu haklı, rasyonel, ilmi ve vicdanlı talebe kulaklarını tıkayan çevreler, nihayet, 1924’ün Kasım’ında olumlu cevap verdi. Dönemin Tabip Başbakanı Refik Saydam, Osman’a beklediği müjdeyi vermişti: Hükümet, Toptaşı Bimarhanesi’nde tedavi edilen hastalara Bakırköy’deki Reşadiye kışlalarını tahsis ediyordu. Mazhar Osman, örneklerini Avrupa’da görüp tetkik ve mesai şansı bulduğu insancıl, modern ve ilmi akıl hastanesinin bir numunesini nihayet genç Türkiye Cumhuriyeti’nde yaratmak şansını bulacaktı. 3 yıla yakın sürecek olan tadilat ve inşaat sonrasında taşınma işlemlerine başlayan Mazhar Osman ve idealist, coşkulu ekibini hummalı, zor ve gerçekten çetin bir mesai beklemekteydi.

Haziran 1926, Mazhar Osman’ın belki de hayatının en mutlu günüydü. Bakırköy Emraz-ı Akliye ve Asabiye Hastanesi’nin resmi açılışı o gün yapılmıştı.

Genç Cumhuriyet kurumlarını konsolide ediyor

1933 yılı, kurumlarını konsolide etmeye ve Kemalist devrimleri oturtmaya çalışan genç Türkiye Cumhuriyeti için olduğu kadar, Mazhar Osman için de ciddi dönemeçlerden birisi olmuştu. O yıl, yüksek öğrenime yapılan radikal bir müdahale ile, İstanbul Dar’ül-Fünunu lağvedilerek, İstanbul Üniversitesi kurulmuştu. Yapılan reform sonucunda Osman, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’ne Ordinaryüs Profesör olarak atandı. 1933 yılı aynı zamanda Mazhar Osman’ın ‘Uzman’ soy ismini alması hasebiyle de önem arz eder.

Başarılı hizmetlerinin ardından değişen siyasal dengeler, Mazhar Osman’ı zor durumda bıraktı. Öyle ki, aynı yıl Bakırköy Emraz-ı Akliye ve Asabiye Hastanesi Başhekimliği’nden istifa etmek zorunda kaldı. Bu sırada ortaya çıkan bir gelişme, üzüntüsünü bir nebze olsun azalttı: Osman’ın uzun süredir kurulması için gayret sarf ettiği lepra (cüzzam) hastanesi Nihayet Elazığ’da açılmıştı.

Efsane olmuştu, lakin çok yorulmuştu

Daha öğrencilik yıllarından itibaren başlayan ve neredeyse yarım asrı bulan tababet alanındaki çok yoğun ve tabiri caizse misyonerce çalışmaları, Mazhar Osman’ın maddi manevi yorulmasına, yıpranmasına yol açmıştı. Öyle ki, 1947’de sağlığı ilk ciddi ihtarını verdi. Bu arada, evliliğinin 25. yıl jübilesinin kutlandığı aynı yıl, otobiyografisini de plağa okumayı ihmal etmeyerek bir ilke daha imza attı. Sağlık durumu vahametini giderek artırdı ve 1948’de kısmi felç geçirdi. Sağlık problemleri artık sadece çalışması için değil, özel hayattaki konforu bakımından da ciddi handikap oluşturuyordu. Azan prostatı yüzünden 1949’da Londra’da bir cerrahi müdahale geçirdi. Sağlık problemleri Mazhar Osman’ın yakasından bir daha düşmedi. Diyabet, hipertansiyon, kalp yetmezliği gibi sistemik rahatsızlıklar onu bütün sosyal ve mesleki aktivitelerden menettiğinde, takvimler 1950 yılının ortalarına işaret ediyordu. Nihayet, Osmanlı’yı kurtaramayan, lakin yerine yeni bir devlet ve ülke inşa etmeyi beceren bir münevver kuşağının bu parlak numunesi; Türk Aydınlanması’nın ve modern ruh ve akıl hastalıkları tedavisinin bu öncü siması 31 Ağustos 1951’de ebediyete intikal etti.

 Eserleri

İstanbul Seririyatı Dergisi, 1919–1951. Akıl hastalıkları, 1929. Sıhhat Almanakı, 1933. Keyif Veren Zehirler, 1934. Sinir Hastalıkları–Asap Hastalıkları: Muayene Usulleri, 1934-1936. Tababet-i Ruhiye. Medikal, Paramedikal konferanslarım, 1941 (1942?). Lepra ile Mücadele, 1941. Sıcak Çarpması ve Donma. Sıhhi Hitabeler. Spiritizma Aleyhine. Sıhhi Sahifeler. Bakırköy’de 10 yıl (komisyonla ortak). Şişli Müsamereleri. Seriri cepheden alkolizm, 1935. Eugene idiş, Kısır iyi çocuk yetiştirme hakkında iki konferans, 1935. Öjenik, 1939. Cinnet-i meşahirden, 1957. Heroinciler, 1957. Psychiatria, 1944.

 

Kaynakça:

Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi; Türk Ansiklopedisi; İslam Ansiklopedisi; Meydan Larousse; Mazhar Osman, Kapalı kutudaki fırtına, Liz Behmoaras, 2001; Tababeti Ruhiye, Mazhar Osman; Sıhhat Almanakı; Mazhar Osman; AnaBritannica