|
Sağlık
Zinciri’nin Önemli Halkası;Ecza Depoculuğu’nun Tarihi-Bugünü
Hedef
Sağlık Dergisi bu sayısında eski deyimiyle ‘ecza
depoculuğuna’, yeni adıyla ilaç dağıtım kanallarına
sayfalarını açıyor. Mali kapasitesi, sahip olduğu lojistik
olanaklar, donanım gücü ve ileri teknolojik alt yapısı ile
ilaç dağıtım kanalları sağlık sektöründe son derece önemli
bir rol oynuyor. Türkiye’nin her köşesindeki eczanelere iki
saatte ilaç ulaştırma kapasitesiyle, insan sağlığına hizmet
ediyor. Böyle önemli bir görev ifa eden ilaç dağıtım
kanallarını okuyucularımıza tarihsel evrimi içinde tanıtmak,
bugün ulaştıkları seviyeyi ve boğuştukları sorunları
aktarmak istedik.
Şimdiye kadar sağlık sektörü, ilaç sanayii ile tedavi
hizmetleri kurumlarıyla ve en fazla eczanelerimiz ile
gündeme geldi. Biz bu sayımızda, yaşam zincirinin bu
bilinmeyen, mütevazı ancak aynı oranda da önemli halkasını
okurlarımıza tanıtmak istiyoruz.
O
zamana kadar genel kamuoyu tarafından çok fazla bilinmeyen
ve medyanın da gündemine girmeyen bu sektör, ilk olarak 2001
yılında, pazar lideri olan eski adıyla Hedef Grubu’nun
Avrupa’nın en büyük iki dağıtım kanalından biri olan
Alliance Boots ile stratejik ortaklık kurmasıyla basında yer
buldu. Bu uluslararası ortaklık, 2001 krizinin ortalığı
kasıp kavurduğu bir ortamda gerçekleşmesiyle dikkatleri
çekmişti. Bu ortaklıkla birlikte Hedef Alliance adını alan
şirket, ülkede, ilaç dağıtımında pazar liderliğini
sürdürürken, uluslararası pazarlara da açıldı. Şu anda Mısır
başta olmak üzere, Rusya’da ortaklıkları bulunan Hedef
Alliance, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa pazarlarında da
görüşmelerini sürdürüyor.
İlaç
dağıtım kanallarının ülke gündemine ikinci girişi,
Türkiye’nin eski ecza depolarından ve ilaç dağıtım pazarının
ikinci büyüğü Selçuk Grubu’nun 2006 yılındaki ‘halka açılma’
kampanyası ile gerçekleşti. Yürütülen reklam kampanyası da
‘ecza depoculuğunun’ geniş kitleler tarafından tanınmasına
yol açtı. Selçuk Grubu başarılı bir kampanya ile halka
açıldı.
Bugün,
ilaç dağıtımının %85’ine, başta Hedef Alliance ve Selçuk
Grubu’na bağlı ecza depoları ile, ecza kooperatiflerinin
hakim olduğu görülüyor. Türkiye’nin her tarafına dağılmış
binlerce araçlık filoları, yüzlerce dağıtım noktaları ve
onbini aşkın istihdam olanaklarıyla Türkiye’nin 6 milyar
dolarlık yıllık ilaç pazarını sırtlarında taşıyorlar. Yirmi
sene öncesine kadar apartman altlarına, merdiven altlarına
sıkışmış ecza depolarının yerini, şu anda yüksek teknolojik
olanaklara sahip, kurumsallaşmış, eczaneye ve eczane
vasıtasıyla halka Avrupa standartlarında hizmet olanakları
sağlayan modern kurumlar almış durumda.
İnsan
sağlığına hizmet faaliyetinin damarları görevini ifa eden
ilaç dağıtım kanallarımızın tanınmış önderlerinin
görüşlerini ilerleyen sayfalarımızda bulacaksınız. Bu
görüşler vasıtasıyla okuyucularımız, sağlık zincirine ait
önemli bir halkayı yakından tanıma fırsatı bulacaklar.
Hedef
Sağlık
Ecza
Depocuları Derneği ve Hedef Alliance Holding’in Yönetim
Kurulu Başkanı olarak ecza depoculuğunun tarihsel süreç
içerisinde evrimini anlatır mısınız?
Ethem
Sancak: Depo etmek, depoculuk statik kavramlardır.
Tarihsel süreç içerisinde irdelersek, ecza depoculuğunun da
başlangıçta çok statik olduğunu görürüz. Depoculuk kavramı
önceki dönemin ürünüdür. Bu kavram, bugün bizim yaptığımız
işi açıklamıyor. Bugün bizim yaptığımız iş, ilacı bir yerden
alıp bir yere yığmak değil. Son derece hareketli, dinamik ve
gelişkin teknolojiye sahip bir iş yapıyoruz. Bu anlamda
artık, ‘İlaç Dağıtım Kanalları’ kavramı ortaya çıktı.
Hastalıklara karşı mücadele ve ilaç olgusu insanlık
tarihiyle yaşıttır. Bugün anladığımız anlamda ‘ilaçların’
saklandığı yer itibarıyla depo ve depoculuk ilk kez birinci
yüzyılda Tarsus’ta başlıyor. Arkeolojik verilerden ortaya
çıkan bulgular bu yönde. 18. yüzyıla kadar aktarlar
vasıtasıyla sürdürülen bu faaliyet, sanayi devriminin
etkisiyle fabrikasyon üretim haline geldi. Bizim anladığımız
anlamda ilk modern depolar da 18. yüzyılın sonlarına doğru
Avrupa’da kuruluyor. Bu ürünler, aynı yüzyılda Askeri
Tıbbiye vasıtasıyla birlikte ülkeye giriyor. Osmanlı’da ilk
modern ecza depoları askeriyenin sıhhiye sınıfı tarafından
üretilen, ithal edilen ürünlerin saklandıkları yer olarak
ortaya çıkıyor. O dönemin eczaneleri de ilaç firmalarının
işlevini görüyor.
Özetleyecek olursak, doktorlar eliyle başlayan ilaç üretimi
ve ‘depoculuğu’ zamanla eczanelere taşınıyor. Uzunca bir
dönem eczaneler ilaç üretiminin ve dağıtımının merkezi
olarak kalıyor. İlaç üretiminin sanayileşmesi ise, dağıtım
işinin de uzmanlaşarak ecza depoculuğu şeklinde ayrışmasına
neden oluyor.
1950’li yıllar galiba dönüm noktası…
1950’lerde dünyanın belli başlı ilaç firmaları(Pfizer, Roche,
Sandoz) ülkemize geldiler. Bu yıllar modern ecza
depoculuğunun ortaya çıktığı yıllardır. İzmir’de Sıhhat Ecza
Deposu(1952), İ958 Selçuk Ecza Deposu bu dönemin
ürünleridir. Zamanla bir çok yerel ecza deposu kuruldu.
Giderek sayıları artan yerli ve ithal ürünleri temin ederek
depolayan bu kuruluşların esas faaliyetleri taleplere cevap
vermekti. Eczacı reçetede yazılı olan ilacı, depoya gelerek
temin ediyordu. Yani depoculuk, temin etmek ve depolamaktan
ibaret olan statik bir faaliyetti. 1980’lere gelene değin
ilaç hammaddesi üretimimiz son derece sınırlı olduğundan,
ilaç sanayii neredeyse %100’e yakın nispette dışa bağımlı
hale gelmiştir. Bu durum ikinci petrol şokunun akabinde
yaşadığımız ambargo ve döviz darboğazı sırasında, ilaç
sanayiinde de büyük ölçüde yokluklara ve karaborsaya neden
olmuştur.
70’lerin sonuna doğru petrol ambargosunun yarattığı
sıkıntılar bir çok şeyi değiştirdi…
O
dönemde(1978-80) eczacılar günlerce önceden parasını
ödedikleri ilaçlarını sıraya girerek, çeşitli sıkıntılardan
sonra ancak alabiliyorlardı. Demek ki 1980’e kadar olan
depoculukta eczacılar gerçekten zor bir dönem yaşamışlar.
Peşin peşin ve hattâ 15 gün önce parasını verdiği ilacını da
istediği gibi alamamıştır eczacı, o dönemde. Eczacı istediği
ilacı değil, benzerini almak zorunda kalmıştır. Çünkü ilaç
kıt ve son derece kıymetli bir meta o dönemde. 1980’den
sonra dünyanın neredeyse bütün ilaç devleri bir şekilde
Türkiye’ye geldiler. 1978-80 arasındaki sıkıntılardan dolayı
yaşanan ve karşılanamayan talep patlaması, ecza depoculuğuna
büyük bir alan yarattı. Zira depoculukta kâr hadleri son
derece yükselmişti o dönemde. Bu arada yaşanan bir başka
olgu da, sanayi cephesindeki kapasite artırımları idi.
Sanayinin, pazarın ihtiyacının üzerinde mal üretiyor oluşu,
tavizlerin artmasına yol açtı. Bir taraftan sayıları
ihtiyacın çok üzerine çıkan ecza depoları, öte yandan
sanayinin rahatsızlık verici boyutlara ulaşan kapasite
fazlası, eczacıya sunulan maddi imkânların artmasına yol
açmıştır. Öyle ki depo sayısı yüzler mertebesinden üç yüzler
mertebesine doğru hareketlenmiştir.
1980’den
sonra enflasyon, 1978-79 döneminde yaşadığımız döviz krizi
ile de beslenince, 80’lere inatçı bir olgu olarak devroldu.
Enflasyon 1980’li yıllarda yaşam tarzımız haline geldi.
Enflasyon ekonomik sahaya ikiz kardeşi olan devalüasyonu da
çağırır mutlaka. Bütün bu gelişmelerden sonra ortaya çıkan
sonuç, ecza depoları bazında yoğun bir rekabettir. Müşteriyi
ayağa getiren zihniyetten, müşterinin ayağına giden 'Müşteri
Odaklı Depoculuk, Hizmet Odaklı Depoculuk' anlayışına geçiş,
bu rekabetle ortaya çıkmıştır. Ben 80'lerin başında
depoculuğa başladığımda, eczacının depoya gelip malını
alması olayından, eczaneye servise yeni yeni geçilmişti.
Öyle ki, eczane verdiği siparişi iki gün içinde alabiliyordu
ve bu pek de yadırganmıyordu. O noktada ortaya çıkan nakliye
masrafları bile yüksek kâr marjlarına alışmış ecza deposu
sahiplerine fazla geliyordu.
Özal’lı yıllar, depoların sayısının ve rekabetin artması…
80’li
yıllar ile beraber ilaç dağıtım kanallarının gündemine giren
yeni bir olgu var: Ecza Kooperatifleri. Kooperatifler,
eczacıya gerçekten çok zor koşulların yaşatıldığı 70’li
yılların sonunda ortaya çıkmıştır. 80’li yıllar ecza
depoları için son derece önemlidir. Zira sanayi tam bu
sırada eczacı kâr haddini aşağıya çekme operasyonuna
başlamıştı. O güne kadar çok da etkili olmayan kooperatif
örgütlülükleri, bu tarihten itibaren eczacılar tarafından
daha çok sahiplenilmeye başlanmıştır. İşte tam bu sırada
pazarı eczacının lehine regüle eden, kârı hedeflemeyen
kooperatifler piyasada etkinliklerini arttırdılar. Ecza
depoları ecza kooperatifleri ile başa çıkabilmek için,
hizmet kalitesini artıracaklarına, taviz yarışına girince öz
kaynakları erimeye başladı. Diğer bir ifade ile enflasyon
muhasebesini yapmayan, stok maliyetini göz önüne almayan
depoların zor durumda kalarak sektörden çekilmek zorunda
kaldıklarına şahit olduk. 1980 sonrasında ilaca yapılan
zamları sürşarj ile eczaneye yansıtan depo, bütün bu
gelişmelere rağmen yüksek oranda kâr elde edebiliyordu.
1990’ların başından itibaren başında olduğum ecza
depolarının sürşarj yapmayarak, enflasyondan doğan
olanakları eczacıya devretme kararı almaları dolayısıyla
diğer depolar, verdikleri hesapsız tavizlerin sıkıntılarını
derin bir şekilde hissetmeye başladılar. Ve arka arkaya pek
çok depo sektörden çekilmek zorunda kaldı. Bu ölçüsüz,
hesapsız, kitapsız depoculuk anlayışı, KİT anlayışıyla
yönetilen bazı ecza kooperatiflerine ve binlerce eczacımıza
da yansıyarak yıkımlara yol açtı. Aynı dönemde ‘müşteriye
hizmet odaklı’ depoculuk anlayışını temsil eden depoların da
önü açılıyordu.
2002’den
itibaren başlayan enflasyonun hızla azaldığı dönemde de bu
gelişme büyük ölçüde tamamlandı.
Bugünkü durumu nasıl görüyorsunuz?
‘Ecza
depoculuğu’ dönemi tamamlanmış, ‘depoculuk’ rüştünü ispat
ederek ‘İlaç Dağıtım Kanalları’ haline dönüşmüştür. Sahip
olduğu teknolojik altyapı ve donanım itibarıyla Avrupa
standartları düzeyinde tesislere ve organizasyonlara sahip
ilaç dağıtım kanalları oluşmuştur. Şunu gururla
söyleyebilirim ki, eczacıya sunduğu hizmet olanakları
açısından kuruluşlarımız Avrupa standartlarının da
üstündedir.
Modernleşme sürecinin bugünkü aşamasında İlaç Dağıtım
Kanalları ne tür sorunlarla boğuşuyorlar?
Bizim
sorunlarımız, eczacılarımızın sorunlarından ayrı
düşünülemez. Biz onlar sayesinde ve onlarla birlikte varız.
İçinde yaşadığımız sağlık sektörünün yeniden yapılanma
süreci, sektörün bütün unsurlarını yakından etkiliyor. 40-50
yıllık mevzuat değişiyor. Sık sık değişen bütçe uygulama
talimatları ve mevzuat, akılalmaz bürokrasi, provizyon alma
güçlükleri, geri ödeme süreçlerinde yaşanan sıkıntılar,
arkaik ticari ilişkiler, eczacıdan başlayarak dağıtım
kanallarını ve sanayiyi zorluyor.
Enflasyonun hızla düştüğü dönemler, hesabın, kitabın her
zamankinden daha fazla önem kazandığı zamanlardır. Devlet
bütün nüfusa yaygınlaştırmayı düşündüğü sigorta yükünün
yarattığı maliyeti azaltmanın tedbirlerini almaya devam
edecektir. İlaç Dağıtım Kanallarımız için operasyon
maliyetleri, hizmet kalitesini zorlayacak noktalara
gelmiştir. Diğer yandan sahip olduğumuz ürün skalasında
pahalı ürün miktarının oranı hızla artarken, bu ürünlerdeki
kâr oranlarının operasyon maliyetlerini bile karşılayacak
durumda olmaması, ciddi sorun yaratıyor.
Ayrıca,
devletin geri ödemelerdeki gecikmesinin faturası eczaneyi
zor durumda bırakmakta, bu sürecin faturası da önemli ölçüde
ilaç dağıtım kanallarına yansımaktadır. İlaç dağıtım
kanalları yüzlerce trilyonla piyasayı fonlamaktadır.
Kanun
yapıcılarının, siyasetin; sektörün meslek kuruluşlarının ve
temsilcilerinin sesine kulak vermesi gerekiyor. Ülkemiz ve
sektörün gerçeklerine uygun kararların bu şekilde
alınacağını düşünüyorum. Bütün gözlemciler ve uzmanların
hızla büyümesinin devam edeceğini öngördüğü ilaç
piyasasının, halk sağlığına artan kalitede hizmet
verebilmesinin yolu, sektörün bileşenlerinin kendi
aralarında olduğu kadar, kanun yapıcılarla olan diyalogunun
da sağlıklı işlemesine bağlı olduğu unutulmamalıdır.
Eczacılarımıza mesajlarınız nedir?
Türkiye
ekonomisinin yaşadığı değişim ve gelişmeler, AB süreci ve
devletin kurumlarının yeniden yapılanması, sadece dağıtım
kanallarını değil, eczacılarımızın işletmelerini de
kaçınılmaz olarak etkiliyor. Önümüzdeki dönem, sektörümüz
açısından devletin müdahalelerinin daha çok hissedileceği
bir dönem olacak. İlaç dağıtım kanalları sahip ve
yöneticileri olarak bizim kadar, eczacılarımız için de
geleceğe hazırlanma konusunda tedbirler alma zamanı. İlaçta
azalan kârlılık oranlarını kompanse edecek ürünlere yönelmek
gerekir. Eczane işletmesinin güçlenmesi böyle sağlanabilir.
Dağıtım kanallarının, eczacılarımızın bu tür ürünlere olan
ihtiyacını karşılayacak şekilde organize olmaları gerekiyor.
Düşük enflasyon, düşük kârlar, önümüzdeki dönemin
karakteristikleri olacak gibi görünüyor. Yatırımlarımızı,
işletmelerimize yöneltmeliyiz. Hedef Alliance ilk yirmi
yılında olduğu gibi, bundan sonraki yıllarda da eczacının
yanında ve hizmetinde olmaya devam edecektir.
Eczacılarımızın aldıkları hizmetin kalitesini ve etkinliğini
artırma çabalarımız devam edecek.
|