|
Selçuk
Ecza Deposu’nun kuruluşuna denk gelen 50’li yılların
sonlarına doğru "depoculuk hizmeti" ne durumdaydı?
Ahmet
Keleşoğlu: O yıllarda Türkiye’de 30-35 civarında ecza deposu
bulunuyordu. Bunların çoğu İstanbul’da idi. İstanbul dışında
sadece birkaç ilde ecza deposu vardı. Yani bir anlamda İlaç
Sektörü’nün nabzı İstanbul’da atıyordu. Yerli ve yabancı 50
civarında ilaç firması vardı. İlaçların çoğu ithaldi ve
zaman zaman temininde sorunlar yaşanıyordu. Depocular
Derneği de çok etkindi. Temininde sıkıntı bulunan ilaçlar,
depoların cirolarına göre tevzi edilirdi. Bu yüzden yeni
kurulan depoların yaşaması için, kısa sürede belli ciro
büyüklüklerine ulaşmaları çok önemliydi. Allah’a şükür biz
Selçuk Ecza Deposu olarak kısa sürede iş hacmimizi büyüterek
ve ilaç firmalarıyla kurduğumuz iyi ilişkiler sayesinde,
eczacılarımızın ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda ilaç
temin etmede hiçbir zaman sorun yaşamadık.
İlaç
dağıtımı da bugünkünden farklıydı. Depolarda "sandıkçı"
tabir edilen elemanlar vardı. Şimdi "bu ne demek?"
diyeceksiniz. O yıllarda bugünkü gibi karton koliler
olmadığından, şehir dışına veya uzak kasabalara gönderilecek
ilaçlar tahta sandıklara konur, üzerleri kapatılıp
çivilenir, eczanelere öyle gönderilirdi. Bu işi yapan
elemanlar da "sandıkçı" diye anılırdı. Şehir içine de üç
tekerlekli ve sepetli bisikletlerle, hattâ küfelerle ilaç
dağıtılırdı. Bugün İlaç Dağıtım Sektörü’müzün AB ülkeleri
düzeyinde, hattâ ondan da ileri düzeydeki hizmet kalitesi ve
teknik olanaklarını düşününce, o yıllardaki uygulamalara
tebessümle bakmamak elde değil.
O
yıllardan bu yana geçen 50 yıllık süreci bize anlatabilir
misiniz? Depoculuk hangi dönemlerden ve aşamalardan geçerek
bu günlere geldi? Ülkemizin siyasi ve ekonomik krizlerine de
denk gelen bu 50 yıllık dönemde ne tür sorunlarla uğraşmak
durumunda kaldınız?
Özellikle
70’li yıllardan sonra ecza depoculuğu hızla gelişti. Ecza
depolarının sayısı geometrik olarak arttı. 1990 yılına kadar
bu artış devam etti. Öyle ki, bir dönem ithal ilaç ve ihale
işi yapan depolarla birlikte, depo sayısı 500’ün üzerine
çıktı. Ancak bu, sağlıklı bir gelişme olmadı. Takip eden
yıllardaki ekonomik krizler ve ilaç sektörünün kendine özel
sorunları nedeniyle, pek çok meslektaşımız ecza depoculuğunu
bırakmak zorunda kaldı.
Bugün
"İlaç Dağıtım Sektörü", gelişmiş ülkelerdekine çok benzeyen
ve istikrarlı bir yapıya ulaşmıştır. Selçuk Ecza Deposu
olarak her zaman dengeli büyümeyi ve istikrarı ön planda
tuttuk. Bu sayede sektörün ve müşterilerimizin güvenini
kazandık. Düşünün ki; 1960 – 1980 yılları arasında ülkemiz,
3 darbe ve sayısız ekonomik kriz yaşamış ve biz Selçuk Ecza
Deposu olarak her yıl bir önceki yıldan daha fazla
büyüyerek, bu sorunları aşmışız. Dediğim gibi, dengeli ve
istikrarlı büyüme politikalarımız ve sektörde oluşturduğumuz
güven sayesinde bugünkü konumumuza gelebildik. Diğer ecza
depolarını rakibimiz olarak değil, meslektaşımız olarak
gördük. Hiçbir zaman kendi gücümüzü piyasa dengelerini
bozmak için kullanmadık. Bugün İlaç Dağıtım Sektörü sağlıklı
bir yapıda ise, bunda bizim de önemli payımız var, diye
düşünüyorum.
2006
yılında gerçekleştirdiğimiz "Halka Arz" ile, şimdi her türlü
dış denetime açık bir kuruluş olarak, kurumsallaşma ve
profesyonelleşme sürecimizin sürdürülebilirliğini garanti
altına aldık. Bu da geleceğe daha güvenle bakmamızı
sağlıyor.
Bugün
"Ecza Depoculuğu"nda Avrupa standartlarında kurumlar
yaratıldı.
"Depoculuk"tan
"İlaç Dağıtım Kanalları" sektörüne giden modernleşme
sürecinin bugünkü aşamasında İlaç Dağıtım Kanalları ne tür
sorunlarla boğuşuyor?
Gerçekten
bugün ecza depoculuğunun yakalamış olduğu standartlar AB
ülkeleri düzeyindedir. Hattâ hizmet kalitesi bakımından daha
da üstündedir, diyebiliriz. Tabii ki yenilikler ve
gelişmeler sürdükçe, sektörümüzün buna ayak uydurması
kaçınılmazdır. Ancak yeni teknolojiler, yeni maliyetler
demektir. Gelişmeyi sürdürebilmek ve yeniliklere ayak
uydurabilmek için İlaç Dağıtım Kanalları’nın da ciro ve
kârlılıklarını artırmaları gerekir. Sağlık sektörümüzde
fiyatlar ve kârlar devlet tarafından kontrol edildiğinden,
büyümek ve gelişmek için İlaç Dağıtım Kanalları’nın her
sene, önceki yıldan daha fazla ciro yapmaları ve kârlılık
sağlamaları gerekir. Yoksa gelişmelere ayak uyduramazlar.
Bu, "İlaç Dağıtım Kanalları"nın en önemli sorunlarından
biridir. Bir de, yaygın hizmet sağlamak ve ülkenin en ücra
köşesine ulaşmak için yapılan insan ve araç yatırımları
büyük maliyetler oluşturmakta ve zaten yasayla sınırlanmış
kârlılıkları daha da düşürmektedir.
İkinci
önemli sorun ise; sağlık sektörünün kendine özgü finansal
yapısıdır. İlaç firmaları-ecza depoları-eczaneler üçgeninde,
eczanelerin ilaç alımlarından kaynaklanan finansal risk ve
sorumluluk daha ziyade ilaç dağıtım kanallarının üstündedir.
Ülkemizde toplam ilaç ödemelerinin yaklaşık %80’i devlet
tarafından yapılmaktadır. Bu ödemelerde geçmiş dönemlerde
zaman-zaman yaşanan gecikmelerden kaynaklanan finansman
açıkları, büyük ölçüde İlaç Dağıtım Kanalları tarafından
karşılanmaktadır. Doğal olarak bu finansman yükü belli bir
miktara ya da süreye kadar, yukarıda bahsettiğim üçlü yapı
içinde karşılanabilir. Ancak süre ya da miktarın aşılması,
İlaç Dağıtım Kanallarını da sıkıntıya sokabilir.
Üçüncü
olarak da ülkemize yabancı sermaye girişindeki artışı
söyleyebiliriz. Yakın gelecekte ilaç dağıtım işinde de
yabancı yatırımcıları görebiliriz. Bunlar ya kendi sermaye
ve bilgi birikimleriyle, ya da Türkiye’deki yerli firmalarla
ortaklıklar kurarak dağıtım sektörüne girebilirler. Her iki
durumda da yerli dağıtım kanallarının yabancı firmalarla
rekabet edebilecek mali altyapıya, teknolojik olanaklara ve
araç gereçlere sahip olmaları gerekir.
Sağlık
sektörü açısından ve İlaç Dağıtım Kanalları açısından
geleceği nasıl görüyorsunuz? Eczacılarımıza mesajlarınız
nelerdir?
İlaç
sektörümüz dünyada gelişimini sürdüren sektörlerden
birisidir. IMS tahminlerine göre 2010 yılına kadar bu büyüme
devam edecek gözüküyor. Zaten kişi başı ilaç harcamalarının
hâlâ 100 Dolar’ın altında olması bunun en önemli
göstergesidir. Bu da İlaç Dağıtım Sektörü açısından önemli
bir fırsattır. Sektöre paralel olarak, dağıtım işinin de
büyüyeceğini öngörüyorum. Tabii ki dengeli büyüme, istikrar
ve güven uyandırıcı ticari faaliyetlerde bulunmayı önemseyen
firmalar içindir. Ayrıca, yukarıda değindiğim gibi, ülkemize
gelecek yabancı dağıtım kanalları ile rekabet edebilecek
şekilde çağın ve sektörün yeniliklerine ayak uydurmak,
kurumsallaşmak ve profesyonel yönetim anlayışını benimsemek
gerekir.
Eczacılarımız için çok aydınlık bir tablo çizemediğim için
üzgünüm. Hesabını iyi yapan, kâr-zararını ve bilançosunu iyi
hesaplayan, masraflarına hakim olan eczacılarımız için
sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Ancak bütün bunlara dikkat
etmeyen eczacılarımızın sıkıntıya düşmeleri muhtemeldir.
Bu vesile
ile, ilaç üreticilerimize ve ithalatçılarımıza, ecza
depoculuğu yapan meslektaşlarımıza, değerli eczacılarımıza
ve ilaç sektöründe faaliyet gösteren tüm çalışanlara başarı,
sağlık ve mutluluklar dilerim. Ayrıca, Hedef Sağlık Dergisi
mensuplarına da, başarılarının devamını temenni ederim.
|