|
Sıcak bir temmuz öğleden
sonrası, ofisten çıkıp Avcılar’daki Emel Eczanesi’ne doğru
röportaj yapmak için yola çıktık. İçeri girer girmez,
gülümseyen yüzleriyle röportaj yapacağımız Emel Eczanesi’nin
sahibesi Eczacı Emel Hanım ve kendisi gibi eczacı olan
kıymetli eşi Seyfettin Bey bizleri karşıladı. Bizi bu
eczaneye çeken oldukça geniş bir mekânda, farklı hizmet
modellerinin deneniyor olmasıydı. Örneğin eczanede çocuklar
için bir oyun parkı var. Anneleri alışveriş yaparken,
çocuklar kaydırak kayıyorlar… Gelin eczaneyi ve
eczacılarımızı daha yakından tanıyalım.
Hedef Sağlık
Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Ben
Emel Kabacaoğlu, 20 yıldır Avcılar’da eczacılık yapmaktayım.
Sizi eczacı olmaya yönelten sebepler nelerdi?
Eczacı
olmam, babamın arzusuydu. O yüzden ilk tercihimdi ve okula
girip mezun olduktan sonra serbest eczacı olarak çalışmaya
başladım. Evlilik nedeniyle mesleğe bir süre ara vermek
zorunda kalmıştım. Ama daha sonra bu günlere kadar geldik.
Eczanenizi, diğerlerinden ayıran özellikler nelerdir?
Emel Hanım: Eczaneye girdiğiniz zaman sizi ferah bir
ortamla, güleryüzlü, mesleğinden zevk alan kişiler
karşılıyor. Bu ferahlık, 20 yıl boyunca çok küçük bir
mekânda çalışmanın etkisi ve eşimin de eczacı olmasıyla, 20
yıllık bir hayalin neticesi. Geniş mekânda konumlanarak,
eczanemizi Avrupa standartlarına yakın hale getirmek için,
ilacı ayırdık ve tamamen arka bölüme aldık. Hem göze, hem
ruha hitap etmek istedik. Farkımız herhalde, iyi hizmet,
güleryüz ve rahat, huzurlu bir mekân olarak sıralayabiliriz.
Eczaneniz, iç rahatlatıcı bir atmosferde dizayn edilmiş…
Dekore ederken nelerden esinlendiniz ya da hangi faktörler
sizi böylesine rahatlatıcı bir eczane açmaya sevk etti?
Seyfettin Bey: Biz birkaç ülke gezip dolaştık. Bu
ülkeleri gezip gördüğünüz zaman, ister istemez gözünüz
yabancı eczanelere ilişiyor. Bir bakıyorsunuz gayriihtiyarî
olarak. İçerinin yerleşim şekline bakıyorsunuz, işleyiş
sistemini kabataslak görmeye çalışıyorsunuz ve tüm bunlar
bir şeyleri toplamanıza neden oluyor. AB ülkelerinde ilaç,
hastanın görüş alanı dışında. Bizim buradaki temel amacımız
önce eczacılık mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini,
müşteriye nasıl hizmet edilmesi gerektiğini insanlara
sunmaktı. Artık bu mesleğin sefertası gibi eczanelerden
kurtulması lazım. Çünkü bu rekabet ortamında müşteriye iyi
hizmet vermek istiyorsanız, vizyon değişikliği gerekli. Eğer
mesleki açıdan kendinizi yenileyemiyorsanız, artık bu
meslekte işiniz yok demektir. Dolayısıyla burayı kurarken
temel amacımız oydu. Müşteriye en iyi hizmeti, en iyi
şekilde, en ferah şekilde vermek. Ben kendi eczanem için
bazı değişiklikler düşünüyorum. 11 yıl önce benim eczanem
İstanbul’un en güzel eczanelerinden biriydi. Ama şimdi çok
geri kaldı. 11 yılda pek çok şey değişti. 11 yıl sonra
burayı yaptık ve şu anda sanıyorum İstanbul’un en güzel
eczanelerinden biri. Birkaç yıl sonra burayı da geçecekler.
Geçilmesi de gerekli zaten. Bu sefer ben kendi eczanemi ona
göre dizayn edeceğim. Orasını da birkaç yıl sonra
İstanbul’un en güzel eczanelerinden biri diye sunacağız. Bu
nereye kadar diye sorarsınız, bu, meslektaşlarımızın ufkuna
bağlı olmakla birlikte, maddiyata da bağlı. Dekorasyonuydu,
yerleşimiydi, içini doldurmasıydı… Çok ciddi bir sermaye
istiyor.
Avrupa’daki eczaneleri gezmekten söz ettiniz. Hedef
Alliance’ın organize ettiği eczacılarımıza yurt dışındaki
eczacılık mesleğini ve mesleğin akışını tanıtmak amacıyla
Avrupa’daki eczaneleri tanıtım turları var. Bu konuda ne
düşünüyorsunuz?
Seyfettin Bey: Bu fırsatı elde eden birkaç arkadaşım
var. Kendilerinde, mesleğe yönelik bir vizyon genişlemesinin
olduğunu hem ben görüyorum, hem de kendileri bu gezilerinin
çok faydalı olduğunu kabul ediyorlar. İnşallah bu tarz
çalışmalar devam eder.
Geçmişteki eczacılık mesleği ile günümüzdeki eczacılık
mesleği arasındaki farklılıklar konusundaki düşünceleriniz
nelerdir?
Seyfettin Bey: Mesleğe başladığımız günden bu yana sanırım
dünyayı birkaç tur atacak kadar gelişme oldu. Düşünün ki,
elle alınan siparişler, elle kesilen faturalar, haftada bir
gün gelen siparişçi arkadaşımız ve o sipariş alındıktan üç
beş gün sonra gelen siparişlerimizden; günde üç-beş servis,
hattâ onbeş dakikada gelen acillere dönüştü ki, bu çok ciddi
bir gelişme. Bunun yanında hasta potansiyelinde de ciddi
gelişmeler oldu. Kurumsal olarak da büyük gelişmeler oldu.
SSK’nın serbest eczanelere geçmesi çok ciddi bir gelişmedir.
Bununla birlikte, değişime ayak uydurabilen arkadaşlarımız
ciddi bir pay aldı. Uyduramayanlar da dağılıp gittiler. İşin
bir de ürün açısından farklılıkları var. Mesleğe
başladığımız 1986 yılından bu yana, ilaç çeşitliliğinde
%500’lük bir artış oldu.
Bazı
eczaneler, yaşanan gelişmeler neticesinde muhasebe elemanı,
stok kontrol elemanı tutmaya başladılar. Biz de bu konuda ön
hazırlıklarımızı muhasebe ve stok kontrol programları alarak
tamamlıyoruz. Eczacı, kalfa ile eczanenin işlerini yürütme
olayı bitti artık. Sektör artık bunu zorunlu hale
getiriyor. Bir serbest muhasebeciyle bu işi yürütme şansınız
yok, içeride muhasebe kayıtlarınızı tutacak birini
bulundurmalısınız. Eskiden belirli bir standart kârınız
vardı, şimdi çok değişken bir yapı var. %9.5’lardan başlayan
kârlılık, %80’lere kadar ulaşabiliyor. Bunları ciddi anlamda
takip etmemiz gerekiyor. Takip etmezseniz, batarsınız.
Son
günlerde bazı ilaç firmalarının kurum iskontolarını
kaldırmaya yönelik çabaları var. Bu konudaki fikirleriniz
nelerdir?
Seyfettin Bey: Bunu daha önce de deneyen firmalar oldu. %10
olan iskontoları, sıfıra indirgediler, ancak %7 olarak
değiştirdiler. Eczacının yaşayabilmesi için %20’li rakamlar
artık yetmez, mümkün değil. Hele modern eczaneler
kuracaksanız, buralarda %20’lerle çalışmanız mümkün değil.
Orta ölçekli kiranız var ise, bugün bir eczanenin masrafı
cirodan %15 civarında, kiranız yüksekse %18’lere çıkıyor bu
rakam. Bu koşullarda çalışmanız ve hayatta kalmanız mümkün
değil, anlamına geliyor. Dolayısıyla iskontoların iptali
demek, meslektaşlarım mesleğine sahip çıkarsa, o firmaların
iflası demektir. Bunlar bireysel olmaktan ziyade, bizi
temsil eden odalarımızın, kurumlarımızın, mesleki
teşkilatlarımızın, birliğimizin önayak olarak yapması
gereken işler. İskonto iptalini ben 20 yıllık bir eczacı
olarak kesinlikle boykot ederim. Ayakta kalmamız, alacağımız
o iskontolara bağlıdır. Hele ki kurum ağırlıklı
çalışıyorsanız, bu da ortalama kuruma %4 iskonto
yapıyorsunuz demektir. Yani hiç ayakta kalma şansınız yok
demektir.
Gelişen teknolojinin mesleğinize kattıkları ya da
mesleğinizden götürdükleri nelerdir?
Seyfettin Bey: Teknolojinin mesleğimize kattıkları inkâr
edilemez. İlk olarak hastanıza hizmet kolaylığını
yakaladınız, en önemlisi o bir kere. Geçmiş dönemdeki hasta
sayımızla, bugünkü arasında çok büyük fark var. Hastanın o
artışına teknoloji sayesinde yetişebiliyoruz. Teknoloji
olmasa, buna eski sistemle yetişme imkânımız yok.
Hatırlıyorum, Emekli Sandığı’na reçete göndereceğimiz zaman,
oturup iki gün reçete yazıyorduk. Şimdi öyle değil ki, tek
tuşla gönderebiliyoruz. Bunun yanında istihdam açısından
bazı sıkıntılar oluşuyor. Teknolojinin artmasıyla istihdam
edeceğiniz kişi sayısı yavaş yavaş azalıyor. Bu da
teknolojinin dezavantajıdır.
Günümüzde eczacının ve eczanenin sorunları nelerdir ve bu
sorunlar nasıl çözülebilir?
Seyfettin Bey: En önemli sorunumuz, kurumların finans
problemi. Eczacı, kurumların taahhüt ettiği zamanda parasını
alsa, eczacının hiçbir problemi kalmaz. Bir diğer sorun,
bazı ilaç firmalarının devletin kurumlarıyla gerekli
koordinasyonu kurmadan bir takım kararlar almasıdır. Az önce
söylediğimiz gibi, %10 kâr marjı tanıdığınız bir ilaçtan,
devletin bir kurumu olarak %4 bir iskonto istiyorsanız, bu,
eczacıyı batırmaya yönelik bir harekettir. Pek çok
arkadaşımız bunu takip etmez, durumun farkına vardıklarında
da iş işten geçmiştir. Onun dışında ilaç tedariki bizim için
ciddi bir sorundur. Son dönemde ciddi dağıtım kanalları bu
sorunu ortadan kaldırdılar ama ne olursa olsun, zaman içinde
bir takım ilaçların yok olması, hastayla bizi karşı karşıya
getirir. Doktor reçeteyi yazar, ama hesabını siz verirsiniz.
Hasta gidip doktora bu ilaç niye yok diye sormaz ama, size
sorar. Siz hastaya üstünüze vazife olmayan yanıtı vermek ve
onu ikna etmek zorundasınızdır.
Yurtdışındaki meslektaşlarınızla, Türkiye’deki
meslektaşlarınızı değerlendirmeniz ne yönde olur?
Emel
Hanım: Avrupa’da insan ilişkileri yok. Meslektaşlarımızın
bir çoğu tezgâhtar gibi hizmet veriyorlar. Reçeteyi direk
karşılamak, raftan alıp müşteriye vermek şeklinde yaparlar
işlerini. Çok azı insan ilişkilerine önem verirler. Ama
bizde böyle değil, hastalarımız eczacıyı aileden biri gibi
görür, biz de hastalarımızı öyle kabul ederiz.
Avrupa’da reçetesiz ilaç satımı da yok OTC’nin dışında. Bu
Türkiye’de uygulanabilir mi, inşallah uygulanır, diyoruz.
Avrupa’daki sistemle Türkiye’deki sistem arasında dağlar
kadar fark var. Orada reçeteyi bilgisayara girdiğiniz anda,
para hesabınıza yatar ama biz, acaba ne zaman geçer, diye
bekleriz. Hattâ depoya ödeme yapmanıza da gerek yoktur,
otomatik olarak deponun ücreti kesilir ve aktarılır. Size
sadece hesaplara bakmak kalır.
Son
olarak Hedef Sağlık okuyucularına ne söylemek istersiniz?
Seyfettin Bey: Hedef Alliance’ın 20. yılını kutluyor ve nice
20 yıllar diliyoruz.
Emel Hanım: Ben de eşimin
dileklerine katılıyorum.
|