Önce İnsanız,

Sonra Depocu…

 

“Biz tarihi ipek yolunun modern kervancılarıyız.”

Ethem Sancak

Türk eczacısına hizmet veren köklü bir ilaç dağıtım kanalı: Hedef Alliance

Bu ecza deposu 20 yılı aşan bir maziyle, geleceğe doğru yol alıyor. Ülkemizin her noktasındaki eczaneye ilaç dağıtıyor, hizmet veriyor.

Bu ecza deposunun araçları her gün Türkiye’nin dağlarını, ovalarını, yollarını defalarca turluyor. Bu deponun çalışanları hem eczacının, hem de insan sağlığının önemini her gün bir kere daha keşfediyor.

Sürat, soğuk zincir, ilaç, eczacı, hizmet, fedakârlık, sağlık… Bunlar, Hedef Alliance çalışanlarının zihinlerinde en sağlam yeri edinmiş kelimeler.

Az değil, 20 yıl… Bu yirmi yıla sığan ibretli, düşündüren, güldüren veya kimi zaman da duygulandıran pek çok hatıra var. Kuruluşundan günümüze kadar yaşanmış bir çok öyküyü bizzat Hedef Alliance çalışanlarından dinledik ve merak edenlere de ulaştırmak istedik.

İlaç ve ecza depoculuğu neymiş?

Fedakârlık nasıl olurmuş?

Ekip çalışması ile sürat nasıl bir araya gelirmiş?

Eczacılık neden bu kadar önemli ve değerli bir meslekmiş?

Ecza depocusu olabilmek ne anlama geliyormuş?

Paradan daha önemli kelimeler ve kavramlar nelermiş?

Gelin, hep birlikte hem Hedef Alliance’ın 20 yıllık geçmişini, hem de azmin ve ideallerin ecza depoculuğuna maddenin ötesinde neler kazandırdığını canlı şahitleriyle takip edelim…

Her büyük oluşumun temelinde küçük ayrıntılar, çekirdekler vardır. Bu çekirdekler ne kadar güçlü ise, gelecekte ortaya çıkacak meyveler de o oranda güzel ve doyurucu olur.

Bugün dalları ülkemizin bütün şehirlerine ve ilçelerine kadar uzanan Hedef Alliance’ın çekirdeğinde de hiç şüphesiz böyle güçlü çekirdekler vardı. Bu fedakâr kadronun alınteri, el emeği ve göz nuru vardı…

Fedakârlık ruhu…

Çekirdek kadronun önemli bir ismi Suat Sancak. Suat Bey bugün Hedef Alliance’ın sahibi ve ikinci ismi. Yönetim Kurulu Üyesi.  20 yıl önce hangi şartlarda çalıştığını kendisinden öğreniyoruz:

“Bugünkü imkânlar yoktu tabii ki. Düşünün 87 yılında genel müdür olarak başladım bu işe hem ortak, hem de genel müdür olarak. Benim makam aracım Kartal, ikinci el bir araç. Station, arkası açık. Gündüzleri ilaç sevkiyatında kullanılıyor. O nedenle erkenden  gelmek zorundaydım. Benim makam aracımda şoför vardı, ilaç yükleyip sevkiyata gidiyordu. Akşam da birkaç servis yapıyordu. Akşam depoda bekliyordum ki kullandığım özel araç gelsin. Sevkiyattan sonra bazen 10’da, 11’de dönüyordu. O zaman makam aracı öyleydi. Sekreter yoktu. Sadece santralcı telefonlarımızı bağlıyordu”.

Neredeyse çocukluğundan beri Hedef Alliance’ın doğuşuna ve serpilmesine tanıklık etmiş Birol Ulusoy’un 1987’de Hedef Ecza Deposu’nun Karagümrük’teki ilk binasında yaşadığı olaya kulak verelim:

“Hedef Ecza Karagümrük’teydi, bir yaz ayı idi. Muhasebede çalışıyordum ve bir gökgürültüsü duyduk. Aaa dedik, yaz yağmuru… Yağar, bir iki saat sonra geçer. Fakat baktık ki, sanki gök boşaldı ve hemen deponun önüne çıktığımızda her yer sel olmuştu. Baktık deponun aşağı katına sular girmeye başladı. Ben öyle iki üç kere yağmura denk geldim ömrüm boyunca. Bir anda deponun aşağısı sular altında kaldı. Sular bizim muhasebeye de gelmeye başladı. Biz muhasebeye girmemesi için arkadaşlarla mücadele ettik. Dediğim gibi korkunç bir yağmurdu, o arada herkes yerdeki ilaçları cansiperane bir şekilde yüksek yerlere koyuyorlar. İlaçlar ıslanmasın diye.

O arada borulardan biri patladı. Bir bağırış çağırış.  Ortak endişe ‘ilaçlara zarar gelmesin…’ O arada iki arkadaş çıkan boruyu bir türlü takamıyorlar. Raflara ve aynı zamanda depoya su da doluyor. Ve o an bir arkadaş hemen üstündeki gömleği, diğer arkadaş tişortunu çıkardı ve o boruya tapa yaptı su akmasın diye. Yani üstünü başını hiç düşünmeden, yeni midir, hediye midir demeden. O an yeter ki depoya bir zarar gelmesin diye. O insanlar kendi şirketleri gibi bir azim içindelerdi. Yani ben şahsen orada çok duygulanmıştım. Büyük bir özveriyle fedakârlık yaptı orada çalışanlar…”

Birol Ulusoy şu anda Hedef Alliance’ta Mali İşler Direktörlüğü’nde görevine devam ediyor.

Hedef Ecza Deposu’nun “hangi şartlarda kurulduğunu” anlatan Necat Sancak’ın Ankara Hedef’te yaşadıklarına kulak verelim:

“Biz her depodan toplanmış kişilerdik. İşte İstanbul’dan bir kaç kişi geldik ve öyle bir kaynaştık ki, bu insanlarla oturduk, depo kurguladık. Depoyu kurduğumuzda temizliği dahi kendimiz yaptık. Dışarıdan birine para vererek yaptırmadık. Mesela masalarımız eskiydi onları ayakkabı boyasıyla boyamıştık. Bütün bu insanlar özveriyle hiçbir şekilde hiçbir şeyden gocunmadan… Yeni alalım anlayışıyla değil, her şeyimizi gözden geçirdik, ayıplarını çürüklerini temizledik. Masrafsız bir şekilde bir depo açmaya çalışmıştık. Çünkü daha bir şey kazanmamıştık. Herkes disiplin çerçevesinde işini yapmaya çalışıyordu, gayret ediyordu. Ve bir çığ gibi büyüdük Ankara’da.”

İster arkadaş ol, ister aileden, kariyer merdivenleri ilk basamaklardan başlıyor…

Bu devasa macera aslında, Hedef Alliance’ın kurucu önderi Ethem Sancak’ın 1981 yılının Temmuz’unda Koz Ecza Deposu’nda işe girmesiyle başlar.

Hedef Alliance’ın ilk yıllarına uzandığımızda, multidisipliner bir iş anlayışı da göze çarpıyordu. Yani bir eleman, bir çok alanda görev yapabiliyordu. Şu anda Hedef Alliance’ta Yurtdışı Yatırımlar Direktörlüğü yapan bir başka Hedef Gönüllüsü Ali Dölek’i dinleyelim:

“Muhasebede müşteri kartları tutmaya başladım. Yani müşteriler alışveriş yapıyor. O faturaları bir karta işliyorsunuz. Yeni bir işe başlamak, yeni bir yerde bir işe başlamak, herhangi bir şey değil. Her şeyi öğrendim. Bu sektörde yapılan bütün işleri parça parça öğrendim. Muhasebesine girdim çalıştım. Yer süpürdüm. Koli yaptım. Kolileri kaldırdım, ilaçları yerleştirdim. İlacın mutfağı diye ifade ettiğimiz bölümde de çalıştım. Dışarı gittim, tahsilat yaptım. Dışarı gittim, müşteri bağladım. Yani sürecin her ayağında parça parça bulundum. Bu süreç yaklaşık bir, birbuçuk yılı aldı. Ve sonra esas olarak benim kişiliğime de uyuyor. İşin pazarlama boyutuna geçtim. Yani satış ve satışçılık ayağına geçtim. Ondan sonraki serüven hep o yönde gitti zaten”.

Hedef Alliance’ın bugünkü yönetici kadroları sektörel anlamda ilaç ve eczacılıkla ilgili bir çok konuda bilgi sahibi oluyorlar, eğitimler alıyorlar. Ya ilk yıllarda durum nasıldı? Bu sorunun cevabını Cengizhan Güngör’den öğrenelim:

“Ben ne ecza depoculuğunu bilirdim, ne de ilaçla kullanmışlıktan öte bir tanışıklığım vardı. Koz Ecza Deposu, Ethem Sancak’ın sektöre dahil olduğu şirket.  Şişli Hanımefendi Sokak’ta bir giriş katı, bir asma katı, bir de bodrum katı vardı. Böyle merdivenle inilen, dışarıdan, içeriden yine merdivenle asma kata çıkılan bir tuhaf yerdi. Yani toplasanız 300-400 metrekarelik, belki o kadar bile olmayan bir yerdi orası. Ethem Bey orada genel müdürdü. Ben de tahsildar olarak işe başladım. O zamana kadar depoculukta tahsilat işlerini eczaneye ilacı götüren şoförler tahsil ederdi. Ethem bey depoculuk tarihinin ilk tahsildarı olduğumu söyler… Yani ilacı yine sevkiyat ve şoför götürüyor, ben ise gidip her gün eczaneleri dolaşarak tahsilat yapıyorum. İlk başladığım iş buydu”.

Cengizhan Güngör, şu anda satırlarını okumakta olduğunuz derginin Genel Yayın Yönetmeni ve Hedef Alliance’ın Kurumsal İletişim Danışmanı.

Hedef Alliance yöneticileri bir özelliklerinin üzerinde titizlikle duruyor ve korumaya çalışıyorlar. Ulaştırma şefi Ali Polat bu özelliklerini şöyle anlatıyor:

“Biz Hedef’i yirmi yıldır sahipleniyoruz kendi şirketimiz gibi. Biz çalışanlar olarak Hedef bizimmiş gibi çalıştık, bu şirketin büyümesinin en önemli faktörü de budur. Firma da bu yirmi senede, bizleri sıkıntılarımızı ve isteklerimizi sahiplenme konusunda yalnız bırakmadı.” Başarının temellerinden biri de çalışanlarda yaratılan bu güven duygusu tabii ki…

Yirmi yılda değişenler de var kuşkusuz. Ali Polat bir özlemini şu sözcüklerle belirtmiş.

"Karagümrük’te bir bürokrasi yoktu, insanlar birbirine değerek, karınca gibi çalışırdık. Ethem Bey ile bire bir görüşebiliyorduk. Oradaki sıcaklığı özlüyoruz." 

En temel değer, insan sağlığı…

Ticari anlayışlarının temelinde son derece kuvvetli bir insan sevgisi ve insan sağlığına hizmet ediyor olmanın bilinci var. Hedef Alliance Holding Ticaret Direktörü Mehmet Akpolat bakın, işlerine atfettikleri kutsallığı hangi örnekle anlatıyor:

“Depoculuğun amacı tek başına kârlılık veya bir ticari faaliyet üretmek değil. Bunun yanısıra halka sunduğunuz iyi hizmet de var. Hizmeti dolaylı olarak eczacı üzerinden sunuyorsunuz Bir gün saat gece 3’te bir eczacımız geliyor depoya. Gece üçte eczacı bekçiyi kaldırıyor. Nöbet hizmeti veriliyor ama Anadolu’da pek çok yerde belli bir saatten sonra kapanıyor depo. Bekçiye diyor ki, işte şu şu şu ürün gerekli, çok acil bir hasta için. Zannediyorum bir serum ve bir kan kesici ürün, kanamalı bir hasta için. Bekçi de, ben sana yardımcı olamam, ama depo şefini arayalım, diyor. Depo şefini arıyor. Depo şefi geliyor gece eczaneye. Gecenin üçünde. Bu önemli bir görev, bu paradan çok daha tatmin edici bir haz diye düşünüyorum. Buna benzer pek çok şeyler var. Mesela bir ilaç arıyorsunuz, antide. Antide doğum esnasında kan uyuşmazlığını gidermek için kullanılan bir üründür. Deponuzda yok ve o ildeki depolarda da yok ve hastanın zannediyorum 24 saat içerisinde o ilacı alması gerekiyor. Doğumdan hemen sonra, ama depolarda yok. Antide’nin fiyatı 50 YTL, 100 YTL. Önemli değil ama o hastanın rahatlığı için biz onları uçak kargo yaptırıyoruz. Uçak kargoyla getirtiyoruz. Yani o ilacın o bebeğe, yeni doğmuş bebeğe uygulanmasıyla, bizim elde edeceğimiz haz, o elde edeceğimiz kârdan daha büyük”.

İnsan sağlığı belki de dünyadaki en kutsal değer. Dolayısıyla, sağlığa hizmet eden bütün meslekler de kutsal. Bu kutsal mesleğe gönül veren bir başka Hedef Alliance personeli Döndü Paralı depoculuk mesleğini sevmek konusunda şunları ifade diyor:

“Sevmediğiniz bir işi yapmanız imkânsız. Kendinize zarar verirsiniz ve şirketinize zarar verirsiniz. Şimdi diyelim ki ben satıştayım. Eğer bunu sevmediysem yöneticime gidip şunu diyebilirim: Ben satıcılık yapamıyorum, burası bana uygun bir yer değil, beni farklı bir departmanda değerlendirir misiniz? Bir de hani önü açıktır yani çalışanın, gidersiniz orada sizi değerlendirirler. İşinizi sevdiğiniz için doğal olarak performansınız hep yüksektir. Şunu hiç unutmayız: İnsanın sağlığına hizmet ediyoruz. Sağlık çok kutsal bir şeydir, kutsal olarak görürüz. Hepimizin başına hastalık gelebilir. Çocuğumuzun, ailemizin başına gelebilir. İşimiz kutsal bir iş, bunu bize öğrettiler. Zaman içerisinde eğitimler aldık rahmetli Şahin Şencan hocamızdan. Bu işi yapıyorsanız, performans son derece üst seviyede olmalı”. 

Ecza depoculuğunda değişenler, değişmeyenler

Ülkemizde 20 yıl öncesine kıyasla ecza depoculuğu çok değişti. Bu değişimlere yakından tanıklık etmiş olan Ali Dölek şu ifadelerle geçmişi ve bugünü karşılaştırıyor:

“Geçmişte ecza depoculuğu çok daha emek yoğun bir işti. Şimdi öyle değil. Şimdi bilgisayarlar var. Programlar var. Mesela satın alma diye bilinen ticaret bölümünü anlatayım size kısaca. Mal satın alan insan, bakarak sipariş verirdi. Firmacı gelirdi, diyelim bir ilaç firmasının müdürü gelirdi, raflara bakarlardı. Ne kadar kalmış, ne kadar vereceğiz, ne kadar alacağız, orada hesap yapılırdı icabında. Şimdi bir program var, bilgisayar kendisi belirliyor. Yani kendisi kaç tane sipariş verilmesi gerektiğini makineler kendisi veriyor artık. Öbür adam artık stratejiyle uğraşıyor. Şimdi her şeyde teknoloji ön planda.

Türkiye ilaç pazarı çok büyüdü, ürün sayısı da çok büyüdü. Çeşit sayısını, miktarı bilmiyorum şu anda. O zaman ikibin miydi, tam bilmiyorum ama bugün sayı oldukça yüksek vaziyette. Ve Türkiye’de ilaç sektörü çok çok ileride şu anda”.

Teknoloji sayesinde bu meslekte çok şey değişti, gelişti. Bununla birlikte teknoloji ile beraber değişmeyen bir şey var: Muhataplarınıza verdiğiniz sıcaklık. Bu konuda Döndü Paralı’nın tespiti şöyle:

“Şimdi her telefoncunun hakikaten eğitilmesi gerekiyor. Şöyle ki, diksiyonla birlikte eczacıya alo dediğiniz zaman, sesinizdeki enerjinin mutlaka eczacıya geçmesi gerekiyor. Çok vasat bir sesle eczacıya alo günaydın, diyemezsiniz. Çok içten, çok hoş bir tarzda olmalısınız. İşinizi seviyorsanız, ihanet etme şansınız olmamalı. O enerjiyi eczacıya vermelisiniz. Normal bir ses tonuyla günaydın dersiniz, nasılsınız, işler nasıl, vesaire… Konuşmayı yaptıktan sonra da siparişinizi alabilir miyim, diye noktalarsınız. Ama o enerjiyi mutlaka eczacıya vermelisiniz”.

Ecza deposunda görevli bir telefoncunun normal bir gününde, eczacı ile konuşmalarında bu içtenliği yakalaması zor olmasa da; daha zor şartlarda (hastalık, kaza, vefat, boşanma vb.) aynı telefoncunun halet-i ruhiyesinin hangi seviyede olacağını, maddi veya manevi zorluklarını takdir edebilmeyi, okuyucularımızın ferasetine bırakıyoruz.

Eczaneye ve eczacıya hizmet…

Hedef Ecza Deposu bir ticari işletme olarak, hizmet kalitesini artırmayı gaye haline getirmişti. Bunun için de, kurulduğu günden bu yana belki de en önemli prensibi “eczaneyi depoculuğun en önemli figürü haline getirmek”ti. Bu hizmet anlayışının İstanbul’daki bir şahidi de Eczacı Seyfi Kabacaoğlu. Kendisinin yaşadıklarını aktaralım:

“Önce tek taraflı kazanma amaçlı değil Hedef. Hedef, hem kendisi kazansın hem eczacı kazansın şeklinde bir politikaya sahip. Hedefin politikalarından birisi, üreticiden ekstra ne avantaj sağladıysa, aldığını eczacıya vermekti. Eczacının kazanması yönünde çok ciddi bir merhaleydi yani. Tabii sadece bu değil. Hedef, eczacıya servis hizmetinin önemini gösterdi. Şu anda ben telefon ettikten 15 dakika sonra elime mal geliyor. Ayrıca bir eczaneye lazım olabilecek tüm çeşidi bulundurmak gibi bir özelliğe sahip oldular. Yani çok sayıda depoyla çalışarak bir takım sıkıntılar yaşamaktansa, her şeyi bulabileceğiniz bir tek depoyla çalışmanın avantajını gösterdiler bize. Bu benim için çok ciddi bir avantajdı ki, ben senelerdir bu avantajı kullanıyorum tabii…”

Eczacı Seyfi Bey, kurulduğu günden bu yana Hedef’le çalışan eczacılarımızdan birisi.

Yine 1987 yılında Hedef Ecza Deposu’nun ilk dönemlerinden bir başka hizmet örneği de Eczacı Bilal Toplan’ın yaşadıkları:

“Hedef kuruldu ve ondan sonra müşteri memnuniyeti daha da ön plana çıktı. O zaman piyasada başka ecza depoları ve bir rekabet vardı. İlaç fiyatlarına sık sık zam gelirdi. Bu depoların hepsi fiyat artışlarını ürünlere yansıtıyordu. Hedef burada değişik bir taktik izledi. Bu gelen zamlardan eczacı yararlansın dedi. Bu nedenle hiç fiyat basmadı. Bu tabii ki bir ayrıcalık tanıdı ona piyasada. Bu nedenle hızlı bir gelişim süreci başladı, Hedef açıldıktan sonra. Sonra sırf İstanbul’daydı. İstanbul’dan Anadolu’nun her yakasına servis yapılıyordu. Tabii zordu. Belli yerlerde depolar açma gereğini hissettiler. Çünkü onun bir sloganı vardı. En uzak eczaneye iki saat mesafede olacağız, diyordu”.

Bugün Hedef Ecza Deposu’nun Türkiye’de 40 tane merkezi ve bir çok cep deposu eczacılara hizmet vermeye devam ediyor.

Eczacı Beyhan Akbulut, Hedef Ecza Deposu’nun kendisi için ne anlama geldiğini şöyle özetliyor:

“94 yılında Türkiye bir kriz yaşadı ama gerçeği söylemek gerekirse, eczacılar o krizden en az etkilenen meslek grubuydu bence. Şu anda yaşadığımız daha ciddi bir şey yani o dönem çünki sürsarjsız mal alıyorduk biz ve o krizi depolarda özellikle de Hedef, sürsarj yapmadan bize mal verdiği için, biz çok ciddi sıkıntılar yaşamadık.

Şimdi benim eczanem bir semt eczanesi ve 25 yıllık bir eczane. Yaklaşık. Ben şimdiye kadar yok satmadım. Bu benim konumum itibariyle olabilir belki. Ama ilaç yoktur, ben ertesi güne bekletebilirim hastamı. Ama bu ilacı Hedef bulur, tek depo olduğu için bulur mutlaka. Ben 25 senede eczanemde gerçekten hiç yok satmadım”.

Ankaralı eczacılarımızdan Adnan Özarslan, Hedef Ecza Deposu’nun Ankara’da hizmete başlamasıyla birlikte neler yaşandığını anlatıyor: 

“Eskiden bir eczacının depo yöneticisini bile görmesi neredeyse mucizeydi. Bu uygulama Ankara’da kısmen bazı depolarda devam ediyor. Paranız varsa depo ile görüşebiliyorsunuz. Fakat Hedef’te öyle bir şey yok. Benim eczanem çok büyük bir eczane değil, sıralamada bir değer teşkil ettiğimi sanmıyorum, ama birebir ilişkide en azından buraya davet edecek kadar değerli bulmuşlar.

Fakat farklı depolarda çok paranız varsa, çok itibarınız vardır ve adam yerine konulursunuz.. Karşılıklı açık yüreklilikle niyetiniz doğru ise ve bunu da karşı taraf hissediyorsa, Hedef Ecza Deposu’nda yüksek bir değer görürsünüz. Hedef 95’te geldi. 86’dan 95 yılına kadar dokuz yıl boyunca bizim gördüğümüz en uzun vade 90 gündü. İki günde bir ilacım gelirdi. Bir gün sipariş verirdim, ertesi gün ilaç gelmezdi, ondan sonraki gün bir daha sipariş verirdim. Böyle haftada 3 sipariş, 3 kere gelirdi .

Bu, Hedef’le beraber her güne dönmeye başladı. Gün içerisinde ikiye çıkmaya başladı. Şu anda benim eczaneme günde 5 kere geliyor Hedef’in arabası. Sabahtan 9’a kadar olan ihtiyacım ayrı, 9’dan öğlene kadar olan ihtiyacım ayrı. Düşünün bir kere, iki günde birden, günde 5’e kadar çıkabiliyorsunuz.

Ankara depoları eski ve yerleşik depolardı. Ankara depoları servisi az yaptığı gibi, 90 günü geçen hiçbir ödememiz yoktu. Hiçbir şekilde kabul edilmezdi. Yeri geliyor biz kurumdan alamıyoruz. Bizim bilerek, isteyerek yapmadığımız şeylerden dolayı bile maddi olarak bir şekilde cezalandırılıyoruz.

Hedef geldi, makûl süreyi aşmamak koşuluyla, ödemelerde bize esnek bir süre verdi. Tabii ticaretin bir makûl süresi de var. Bu sıkıntıları en azından bizimle paylaşan bir depo olduğunu farkettiğimizde, o depoya daha fazla yaklaşıyoruz. Yıllarca depolar üreticilerden belirli bir iskonto fazlası almış, fakat bunu hiçbir şekilde bize yansıtmamışlar. Biz bunun varlığını ‘95’ten sonra farkettik”.

Eczacı Osman Gökbudak eczanede ihtiyaç duyulan önemli bir konuya şöyle işaret ederken, bu ihtiyacın yine deposu tarafından karşılanabileceğini düşünüyor:

“Eczacıların en temel eksikliği, ihtiyaç duydukları şey, eczane işletmeciliğiyle ilgili bilgilerdir. Çünkü aksayan ödemelerden etkilenen bir yanları da var tabii. Bunu ortadan kaldırabilecek, buna hizmet edecek bir aksiyon, çok doğru olur bence. Eczacılara sık sık yaptıkları o sosyal toplantılar çerçevesinde, ondan farklı olarak, işletmecilik, eczane işletmeciliği konusunda bilgilendirecek, aydınlatacak bir takım eğitim çalışmaları yaparlarsa, sanıyorum eczacılar bundan fazlasıyla yararlanırlar”.

Ethem Sancak’ın uzak görüşlülüğü…

Eczacı Hasan Barak, Hedef Alliance’ın bugünlere gelirken hangi prensipleri amaçladığını şu ifadelerle dile getiriyor:

“Ethem Bey’le iki eczacı arkadaşımız vasıtasıyla tanıştım, onun eski arkadaşlarıydı. O zaman Karagümrük’te Sancak Ecza Deposu’nu kurdular, bodrum katta bir yerdi. İlk tanıdığımda hakikaten şu anki portreyi çizdi. ‘20 yılda Türkiye’nin en büyük depolarından biri olacak… Pazardaki payı en az %40’lara ulaşacak… Küçük küçük depolarla bir-iki saat içerisinde Türkiye’nin neresinde olursanız olun ilacı ulaştıracağım. Hatta belki de o kadar büyüyecek ki, bir kısmını yabancı ortaklı veya borsa şeklinde eczacılara açacağım. Eczacı odaklı olacak. Sürsarj yapmayacağım. Eczacı kârlılığını artırmak için elimden ne geliyorsa yapacağım…’ dediğinde pek inanmamıştım, açıkça söyleyeyim. Hatta çıktığımda arkadaşlarına, biraz abartılı değil miydi deyince, onlar da, yok Ethem kafaya koydu mu yapar, dediler. İlk tanışmamız böyle, hakikaten unutamadığım bir anı. Şimdi 20 yıl sonra söylediği her şeyi başarmış olması da gerçekten çok enteresan”.

Bu cümlelerden hareketle şunu söylemek mümkün: Bugün ve gelecekte eczacılık mesleğinin önemi, geçmişe kıyasla çok daha fazla olacak…

Aramızdan ayrıldılar, hatıraları bizimle…

Bir başka Hedef gönüllüsü, kurucu, Onursal Başkan Abdülhakim Sancak.

Kendisini tanıyanların ifadeleriyle O, savurganlıktan hoşlanmayan, son derece cömert, yardımsever, ileri görüşlü bir kanaat önderiydi.

Ülkemizde yaşanan ekonomik krizlerde Hedef Alliance’ta “işten çıkarma”ya razı olmamış, tam aksine, böyle kriz dönemlerinde bütün çalışanlara daha fazla sahip çıkılmasını istemişti. Hem maddi, hem de manevi konularda belli ilkelere sahipti. Eskilerin ifadesiyle bir insan-ı kâmildi. O yıllara ait bir hatırayı oğlu Suat Sancak’tan öğrenelim:

“1993’te Hedef’i kurduk. 94’te kriz oldu. Es vardı, Esko vardı, bir de Hedef vardı, İstanbul’da üç tane şirketimiz vardı. Herkes eleman çıkarmaya başladı. O zaman bizde eleman sayısı 450 kişiydi. Dedik ki, biz de eleman çıkaralım. Sonuçta kriz oldu. Düşündük 50 kişi çıkarmayı. Hatta oturduk kimi çıkaracağız, tazminatlarını vereceğiz, diye konuşuyoruz. O arada rahmetli babam girdi içeriye, hiçbir işimize karışmazdı. O yine doğal köylü giyimini İstanbul’da da değiştirmedi. Yine kasketi duruyordu başında. Geliyordu işçilerle oturuyordu. O bizim yanımıza, genel müdürlük odasına pek gelmezdi. Onlarla beraber yemek yerdi. Ondan sonra içeriye geldi ne yapıyorsunuz, dedi. Dedik ki, kriz oldu herhalde eleman çıkaracağız. Kaç kişi? Elliye yakın. Dedi ki, ne yapacak bunlar, çıkardığınız zaman ne iş yapacaklar? Hiçbir iş yapamazlar, çünkü herkes eleman çıkarıyor, dedik. Peki bunların içinde evli olan, çoluk çocuğu olan var mı, dedi. Çoğu öyle, var. Peki bunların içinde kirada olan var mı? Var. Ev sahibi olanlar var mı? Çoğu kirada. Düşündü… Peki ne olacak bunların hali, dedi. Biz tazminatlarını vereceğiz, dedik. Tazminatları ne kadar yetecek bunlara? Bir, iki ay, üç ay... Şirket daha yeni olduğu için çok fazla eski eleman yoktu. Düşündü düşündü dedi ki, kapatın defteri, çıkaracağınız insanlar benim kontenjanım. Bu sene daha az para kazanın, dedi. Bunları kapının önüne koyacağınıza, bu sene bütçenize kâr hedefini daha az koyun, daha az para kazanın, her şey para mı?

Tabii O deyince akan sular durur. İtiraz bile edemedik”.

Abdülhakim Sancak, Hedef Alliance’ın köklerini Siirt ve Van’da atmış, daha sonra bu yapıyı İstanbul’a taşımış ve Hedef Alliance’ın kuruluşuna öncülük etmişti. Şimdi O’nun kurduğu bu şirkette toplam 9 bin personel görev yapıyor. Yalnızca ilaç alanında değil, tekstil, inşaat, enerji, kültür-sanat, hastane ve eğitim alanlarında Türkiye’ye ve bir çok ülkede insanlığa hizmet veriyor. Bu gurur tablosunun şimdiki ve gelecekteki esas amaçları Abdülhakim Sancak tarafından belirlenmişti.

Hedef Ecza Deposu’nda emeği olan ve çok sevilen bir hocamız, eğitimcimiz de Dr. Şahin Şencan idi. O, deponun kuruluş aşamasında her ildeki personelimizi eğitmiş, bu maksatla gece-gündüz, kar-yağmur demeden yüzlerce çalışanı bilgilendirmişti. 2007 yılında hemen her konuda eğitimler düzenleyip, çalışanlarımızı belli seviyelere getirsek ve bütün bunlar, şu andaki şartlarda kolay olsa da, ilk kurulduğumuz yıllarda eğitim vermenin zorluklarını düşünmenizi istiyoruz. Hedef Alliance çalışanları Dr. Şahin Şencan’ı rahmetle yâdediyor. Kurumsallaşma çalışmalarının ateşleyicisi ve bütün Hedef’lilerin Şahin Hocası. İlerlemiş yaşına rağmen elinde tepegözü o şehir senin, bu şehir benim, Hedef çalışanlarını eğitti.

Ethem Sancak’ın sevgili arkadaşı Başaran Baş. Hedef Alliance’ın oluşumunda çok önemli bir rol oynadı. Çalışkanlığın ve alçakgönüllüğün temsilcisi Başaran Baş, genç yaşta ölümüyle Hedef Alliance ailesinin kalbine yerleşti. Çocukları ve eşi onun hizmet bayrağını taşımaya devam ediyor.

Bu satırların kaleme alındığı günlerde bir sabah bir vefat haberi aldık: Mehmet Emin Sancak aramızdan ayrılmıştı. Hedef’lilerin Mehmet Emin Amcası, İstanbul Hedef Ecza Deposu’nun en eski personelinden birisiydi. Kapıda bekçilik yapar, kendisine verilmiş görevleri en iyi şekilde yapmaya çalışırdı.

Burada isimlerini sıralamakla, hatıralarını anlatmakla bitiremeyeceğimiz nice fedakâr kadrolar gelip geçtiler. Yukarıda anlattığımız dört kişinin şahsında, aramızdan ayrılan bütün Hedef mensuplarını minnet ve şükran duygularıyla anıyoruz.

Hedef Ecza Deposu’nun kurumsallaşması ve uluslararası alanlara açılması

Her işletme kurulur, mal veya hizmet üretir ve bir kimlik kazanır. İşletmelerin kazandığı kimlik bir de kurumsallaşmayı da başarırsa, o zaman bu tür işletmeler geleceğe doğru emin adımlarla ilerler. Hedef Alliance da geleceğe yolculuğunu kurumsallaşmadan yapamazdı. Kurumsallaşma sürecini yaşayan yöneticilerimizden Necat Sancak bu konuda şu tespitleri yaptı:

“Kurumsal bir kimlik, geleceğe kalmak için yapılır. Ethem Bey tarafından önümüze konulan, yüzyıllık bir şirket olacağız, diye bir şiarımız vardı. Yüzyıl boyunca bu şirket var olacaktır. Bunun 20 yılı bitti. Dolayısıyla bu felsefeyi yaşatmak adına bir kimlik, bir kurumsal kimlik oluşturduk. Ciromuzu artırmak için değildi. Şirketi, yöneticinin iki dudağının arasından almak için kurgulandı bu kurumsal kimlik olgusu. Ondan hareketle yol çıkıldı ve doğruydu da. Herkes inanıyordu buna. Bazen abarttığımız yönleri olmuştur. Ama onları da zaman zaman kendi kendimizi eleştiri boyutuyla düzeltmeye çalıştık”.

Hedef Alliance’ın kurucularından Suat Sancak, kurumsallaşmaya şöyle bakıyor:

“Bir çok profesyonel insanımızı yetkilendirdik. Yani artık onlara güveniyoruz. İşin detayına da artık girmiyoruz. Korktuğumuz başımıza gelmiyor. Belki onlar kırıp dökecekler, belki çalışanlarımızı mağdur edecekler. Onlara da bazı denetim mekanizmaları getirdik. Altı ayda bir onların memnuniyetlerini ölçüyoruz. Yabancı şirketlerle ölçüyoruz. Kendi içimizde ölçüyoruz. Yılda iki defa yapıyoruz bunu. Tedarikçi memnuniyetini ölçüyoruz. Müşteri memnuniyetini yılda bir iki defa yapıyoruz. Çeşitli şirketlerle bu çalışmaları yapıyoruz. Yaşlansak bile en azından o çalışmaların özetini gördüğümüz zaman oradan da yine müdahale etme ve o yöneticiyi değiştirme imkânımız olacak.”.

Kurumsallaşma sayesinde sağlıklı işletmeler uzun yıllar ayakta kalabiliyor, daha güçlü hale geliyor ve bu güçlerini ülkelerinin hizmetine veriyor. Bugün Avrupa Birliği’ndeki veya dünyanın farklı coğrafyalarındaki güçlü ülkelerin altyapısında güçlü firmalar yok mu? Mercedes, Sony, Honda, Casio vb. bir çok firma, kurumsallaşma sürecini başarıyla tamamlamış örnekler…

Hedef Alliance Holding’in kurumsallaşırken yaşadığı süreci, bir de Mali İşler Direktörü Tuna Akyürek’ten dinlemek gerekir:

“Depolarımız her yıl sonu itibariyle bir sonraki yılın bütçesini kendileri hazırlıyor. Kendileri tarafından hazırlanan bütçelerini bize sunuyorlar. Bu bütçeler burada konsolide ediliyor. Buna yönetim kurulu ve icra kuruluyla karar verilmiş diğer yurtdışı yatırımlarının bir konsolidasyonu yapılarak ilgili yıl bütçesi yönetim kuruluna sunuluyor. Bununla da kalınmıyor, gelecek perspektifinde iki-üç yıllık iş planları yapılarak, bunlar yerine getirilmeye çalışılıyor. Şimdi gelecek perspektifimizde neler var? Biz bundan yedi sene önce Ethem Bey’le konuştuğumuz uluslararası bir nitelik kazanma stratejimizi dört nala sürdürüyoruz”. 

Eğitim, yükselmede en önemli faktör

Hedef Alliance’ın bugünlere gelmesinde kuşkusuz en önemli dayanak, eğitimdi. Eğitimlerin verilmesinde de ilk görev rahmetli Dr. Şahin Şencan’a düşmüştü. Şahin Şencan kendisine verilen görevi hiç aksatmadan, yılmadan yerine getirmiş, Hedef’teki hemen her personeli gereken konularda bilgilendirmişti. Eğitime dahil olan personel arasında en küçüğünden en büyüğüne her kademeden çalışan katılıyordu. İşte bu konuda ilginç bir örnek: Yönetim Kurulu üyelerinden Suat ve Haydar Sancak’ın bir ‘eğitim’ deneyimini, eğitime en üst düzeyde önem verildiğinin anlaşılması için, Haydar Sancak’ın ağzından dinleyelim: “Sabancı Üniversitesi’nin bir eğitimi vardı. 2-3 günlük eğitim verdiler. Ben ve Suat Bey katıldık. Sabancı Üniversitesi’nde de 2-3 gün kaldık. Türkiye’den 20 kişi katılmıştı. Her ikimize çalışma yaptırdılar, dediler ki, her biriniz bir şirket kursun, sanal şirket. Bu şirketi halka açın, Amerikan Borsası’na açın, sanal olarak. Sonra herkes gelsin anlatsın. Bakalım kim ne kadar oy alacak. Yani ne kadar daha pahalıya satacak şirketi. O arada biz Hedef’in zaten kurumsallaşmasından geçmiştik. Biz Hedef’i örnek gösterdik, yani tam yaşadığımız şeyi anlattık. Orada bir puan eksiğimiz oldu sanal anlatımda. O da şuydu: denetim ekibini, içinizdeki denetimi, Yönetim Kurulu’nda ortaklardan birine bağlamıştık”. 

Hedefler

Hedef Alliance Yönetim Kurulu Üyesi Angela Benbasa, yurtdışına açılım konusundaki amaçları şöyle anlatıyor:

“Amacımız bu yörenin, bu bölgenin, Doğu Avrupa, Rusya, Ortadoğu, Afrika, Doğu Asya, Pakistan olabilir, Hindistan olabilir… Bu bölgenin en büyük ilaç dağıtıcısı haline gelmek. Bu doğrultuda şu aşamada üç ülkede faaliz. Türkiye’nin dışında Mısır ve Rusya. Birtakım girişimlerimiz var Doğu Avrupa’da Kuzey Afrika’da. Onlardan sonra sıraladık, kendi içimizde öncelendirdik ülkeleri. Bu ülkelerde de genişleyerek bölgesel bir güç olma yolundayız. İnşallah Allah bize bu konuda kuvvet verir. Başarı verir”.

Hedef Alliance İlaç Genel Müdürü Bülent Denkdemir, yutdışına gönderilecek yönetici adayları konusunda ipuçları verirken, yurt içindeki yapılanmayı da şöyle tarif ediyor:

“Türkiye pazarının yapısını geleceğe hazırladığımızı düşünüyorum. Biraz daha işimiz var. Yeni kurduğumuz genç kadroların yaş ortalaması belki on sene aşağıya indi. Buna karşılık deneyimden de bir miktar kayıp yaşıyorsunuz doğal olarak. Bu genç ekibin tekrar deneyim kazanıp ustalaşması için bir 5-6 ay daha çabaya ihtiyaç var. Ama ondan sonra Türkiye’de kurduğumuz bu sistem, istikrarlı bir yapı olarak hayatına devam edecektir. Liderliği korumak ve gruba ilişkin toplam kazancı buradan sağlamaya devam etmek istiyoruz. Bu anlamda bir eksiğimiz yok. Uluslararası yatırımlar konusunda Mısır’dan sonra bir duraklama yaşandı ama şimdi hızlı bir büyüme olacak. Rusya işi bu sene bir ay önce tamamlandı. Şimdi sanıyorum birkaç ülkede de çok kısa vadede yani önümüzdeki birkaç ay içinde yatımımız başlayacak. Yüzde yüz hazır mısınız derseniz, niyet olarak hazırız, çaba olarak hazırız ve ülkelerle görüşmeleri tamamlıyoruz. Ama o ülkelere yetkin yöneticiler göndermemiz gerekiyor, oralarda biraz daha hazırlığa ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Samimi olmak gerekirse, yabancı dillere hakim uluslararası arenada iş yapacak yöneticileri içimizden yetiştirmek istiyoruz. Bunun da çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Yani işte grubunuzda çalışan, a ilinde, b ilinde çalışan insanların önüne yurtdışındaki kariyer hedeflerini koyduğunuzda, çok motive edici bir durum ortaya çıkıyor ve onların da hakkı. Yani 10-15 yıl çalışıp bu şirketi bu hale getiren bu adamın dışarıdaki birisinden çok daha fazla hakkı, Romanya’daki yatırımın başına geçmek… İçerideki arkadaşlarımızı bulmak ve eğitmek konusunda biraz daha hıza ihtiyacımız olacak herhalde önümüzdeki günlerde ve yıllarda”.

Hedef Alliance’ın yurt dışına ihraç ettiği Zeki Ekinci deneyimlerini şöyle aktarıyor: “Yönetim Kurulu tarafından UCP’nin Yönetim Kurulu üyeliğine ben atandım. Ve 2003 yılında göreve başladım. Göreve başladığım dönemde UCP henüz teknolojisini geliştirmemiş, bilgisayar programında istenilen düzeyde bir gelişme sağlanmamıştı. Pazar payı %21 seviyesinde, cirosu 200 milyon Dolar civarında, 20 bin eczaneyle çalışmaktaydı. Müşteri odaklı çalışmadığı için servis, acil servis diye bir şey bulunmuyordu. Ayrıca, satın alma, sipariş hazırlama modülü, öngörü programları yoktu. Plasiyerler güncel stoktan ürünleri takip edemiyorlardı. İki, hattâ üç gün öncesi ürünlere göre sipariş alabiliyorlardı. Müşteri odaklı çalışmamasını, servis düzeyinin olmayışından görebiliyorduk. Daha da önemlisi, yöneticileri sadece yerel olarak düşünüyor, Mısır’da ve Kahire’de birinci olmanın verdiği bir kibirle, başka bir gelişme sağlayamıyorlardı. Ama bugüne geldiğimizde UCP %30 pazar payına ulaşmış durumda. Çalışan sayısı 2500, çalıştığı eczane 25.000. Cirosunu 2006 sonuçları itibariyle 400 milyona, 2007 sonunda da 500 milyona ulaşacak hale getirdik. Bölgesinde Mısır Cumhuriyeti’nin tamamında, gerek kamu sektörü içerisinde, gerek özel sektör içerisinde birinci sıradadır. En büyük dağıtıcı durumuna geldi.” 

Büyümenin sırları

Hedef Ecza Deposu kurulduğu günden beri adım adım büyüdü. Her geçen yıl eczacı tarafından sahiplenildi. Peki büyümenin sırları neredeydi? Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak’tan işin püf noktalarını öğrenelim:

“Ulusal çapta örgütlenmek diyorduk. Artık müşteri ayağımıza gelmeyecek, biz müşterinin ayağına gideceğiz ve bu ağı da ulusal çapta örgütleyeceğiz. Böyle stoklayarak ve gelen fiyatları uygulayarak para kazanmak yerine, hızla yayarak üreticinin bu anlamda isteğini yaparak, işimizi yapmaya çalışacaktık. Depolamadan, dağıtıma geçmiştik. Çünkü bizim görevimiz ‘depolamak’ değil. Depoculuk statik bir iştir, eskiye ait bir iştir.. Ve kısa günün kârıyla değil, uzun süreli ilişkiden ve ölçekten kazanacağız diyorduk. Türkiye’nin de gelip dayandığı ekonomik modelleme buydu. İkisi çakıştı üst üste. Eczacı, ayağına gittiğimiz için bizi kucakladı. Üretici de bize güven verdi ve malını boca etti bize, çünkü onun istediğini yapıyorduk. Onun malını böyle stoklayıp, gelen fiyatları sürsarj yapmak değil, hızla tüketime götürüp, onun dileğini yerine getiriyorduk.

O zaman üç güven ilkesi diye tarif ettik biz. Müşteriye güven vermek, tedarikçiye güven vermek ve çalışana güven vermek. Tabii bu devasa organizasyon işinde çalışanlarla çok iyi bir diyalog içinde olmanız lazım. Çünkü büyüyecektiniz, binlerce insan çalıştıracaktınız ve onları bir potada eritecektiniz. Bir ortak kültür yaratacak şeyler de yaptık. Biz yaptığımız için öne geçtik. Türkiye’de 600 ecza deposunun sayısı hızla 5-6 depoya indi. Kısa zamanda 16 yerde örgütlendik.

Biz işe başlarken 11 bin eczane vardı. İlaç kıttı. Az bulunuyordu. Yerel depoculuk vardı. Her yerin bir küçük ecza deposu vardı. Genellikle bunları da büyüyen eczacılar kurmuştu. Çoğu işletmecilik nosyonlarını bilmiyorlardı. Stokun maliyet hesaplarının, sıfır noktasının kârlılık durumunun ne olduğunu fazla bilen ve bu eğitimi alabilmiş insanlar pek yoktu. El yordamıyla çalışıyorlardı. Koz Ecza Deposu’nda ise bir numarası eczacıydı. Ben daha çok işletmecilik kurallarına önem vermeye çalışıyordum. Ve o normları yerleştirmeye gayret ediyordum. İşte orada okulun faydasını gördüm, yani hesap yapmak, maliyet hesabı. Üç tane akım vardı oradaki becerinin içerisinde bir Pervari’deki yıllarda kazandığım ticari nosyon. Okuldan edindiğim geniş bakış açısı, matematik hesap bilinci, işletme bilinci ve solculuğun bana kazandırdığı insanla birleşmek, insanı anlamak ve anlamaya çalışmak becerisi… Bu üçü birleşti.

Bütün bunları Koz Ecza Deposu’nda denedik. Küçük küçük denemeler yaptık. Mesela İstanbul’dan taşraya mal satmaya orada başladık. Pazarın birleşmesi ve ölçeğin büyümesi gerektiğini orada gördük. Sonraki yıllarda Hedef’te modernize ederek uyguladığımız bütün büyüme stratejilerinin ana rahmi Koz Ecza Deposu’dur. Orada edindiğimiz tecrübe ve birikimdir.

Koz Ecza Deposu’nda istediğim büyümeyi, büyümeye yönelik uygulamaları yapamayınca, Koz’dan ayrıldım.

O günlerde Altıbin eczacıyı ismen tanıyordum ben. Ve bunlardan en az İkibin’iyle de kişisel dostluğum var. Hâlâ da devam ediyor. Çünkü ilişkiyi böyle karpuz, domates satar gibi ele almıyorum ben. Çünkü eczacılık ayrı bir iş, kutsal bir iş ve onları tanımadan, onlarla yaşamadan, onlarla haşır neşir olmadan, uzun süre birlikteliğinizi sürdüremezsiniz. Üstelik memleketin en aydın insanları. Düşünün, hem ticari nosyonları gelişmiş, ticaret yapıyorlar, hem halkın içindeler, halkı tanıyorlar, hem de 17 yıl okumuş, aydın insanlar. Onlarla iyi dostluklar kurmak durumundasınız, hepsini iyi tanımanız gerekiyor. Çok yakın eczacı arkadaşlarım gelip, eczanelerini bırakıp, depo kurulurken depoda bilfiil çalıştılar. Kimi sandalye taşıdı, kimi yeri çaktı, kimi badana yaptı, kimi temizlik yaptı, kimi ilaç dizdi raflara, kimi liste çıkardı, kimi becerileri anlattı yeni kadrolara… Çünkü yeni insanlar aldık ve onlar hiçbir şey bilmiyorlardı. Öğretmenlik bile yapanlar oldu.

Sonraki yıllarda Anadolu’ya yönelirken, Samsun’a depo açmaya karar verişimiz, cesaretimizin, gözüpekliğimizin ve maceracılığımızın bir simgesidir. Biliyorsunuz, büyük bir kriz yaşamıştı Türkiye, 94 krizi. Biz o çöküşte şube açtık, altı ay sonra Samsun’da. O zaman insanlar paralarını toplayıp repoya yatırırken, biz repo değil, depo dedik. Son kuruşumuza kadar ilaç aldık ve bunları dağıttık. Mesela o ay ciromuz 9 kat arttı. Krizin olduğu ay. 5 Nisan ve çok değil daha Hedef’i yeni açmıştık, birinci yılımızdı. Hemen akabinde Samsun’da şubeyi açtık.. Samsun, Erzurum, Ankara… Öyle gittik.. Biz de ulusal pazarı birleştiriyorduk. Bu başarıda en önemli rollerden birisi de, gözüpek arkadaşlarımındı.

Bir ilacın ilaç olabilmesi için, bir kere reçeteye kısa sürede ulaşması önemli. Üretmeniz bir şey ifade etmez. Zamanında iyi depolanmayan ve zamanında yetişmeyen bir ilaç, ilaç olmaz. Biz Türkiye’nin en ücra köşesindeki bir eczacının alo dediğinde, reçetesine iki saatte ilaç ulaştırıyoruz şu anda. Bizim hedefimiz 4 saatti yola çıktığımızda. Bunu söylemiştik: En uzak eczaneye 4 saat mesafede olacağız, demiştik. Şimdi 2 saate indirdik, dolayısıyla dünyanın en hızlı dağıtım sistemi bizde. Şu anda Türkiye’deki dağıtım sistemi Amerika’dan da hızlı, Batı Avrupa’dan da hızlı, Japonya’dan da hızlı. Türkiye’nin en modern ve teknolojik alt yapısı en güçlü sektörlerinden biri, İlaç Dağıtım Sektörü. Bunları Hedef inşa etti ve sektöre kazandırdı. Zaten sektör onun için seviyor Hedef’i. Sektöre bu değerleri kazandıran bir kimliğimiz olduğu için çok seviliyoruz”. 

Tarihi İpek Yolu’nun modern kervancıları

Hedef Sağlık Dergisi’nin sınırlı sayıdaki sayfalarına, Hedef’in ecza depoculuğunda katettiği yolları sığdırmak çok zor, hattâ imkânsız.

Bu hizmet her ne kadar eczacı-depocu münasebeti olarak görünse de, arkasında çok daha büyük bir derinlik var: İlaç üreticileri, ilaç bekleyen hastalar, hekimler, bürokratik aşamalar, para ve ödemede yaşanan zorluklar, eğitim, sabır, teknoloji, fedakârlık, sağlık sistemi, zamanın kısıtlılığı, soğuk zincir, hizmet sevdası….

1987’de başlayan bu yolculuk eczacıya kaliteli ve hesaplı hizmet kazandırdığı gibi, Hedef Ailesi’ne de eczacıya hizmet etmenin inceliklerini ve aşkını kazandırdı. Eczacıya ve hastalara hizmet etmenin verdiği manevi zevk olmasa, bu zorlu hizmet yalnızca para için yapılabilir mi?

Şişli’de temelleri atılıp Karagümrük’te küçük bir depoda kurulan organizasyon, bugün bütün ülkeyi kuşattı. Ortadoğu, Rusya, Mısır, Avrupa ve Cezayir’de yeni yeni kapılara yöneldi. Hedef Alliance kurumsallaşarak, ilaç dağıtımını adeta bir sanat haline getirdi.

Eczacıların bu seviyeye taşıdığı Hedef Alliance, eczacılar varolduğu müddetçe onlara hizmet vermeye devam edecek…