| |
Ecz. Erdoğan ÇOLAK kimdir?
13
Nisan 1960’da Adana’da doğdu. Aslen Malatyalı. İlk, orta ve
lise öğrenimini Adana’da tamamladıktan sonra 1978’de bir yıl
Adana Eğitim Enstitüsü’ne devam etti. 1978-1979 öğrenim
yılında Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne girdi.
Öğrenci Derneği çalışmalarına katıldı. 1985’te mezun oldu ve
aynı yıl Adana’da serbest eczacılık yapmaya başladı.
1986-1987 döneminde askerliğini bitirdikten sonra Oda
çalışmalarına aktif olarak katılmaya başladı. 1989’da
girdiği oda yönetim kurulunda iki dönem yönetim kurulu üyesi
olarak çalıştıktan sonra 1993 yılında Oda Başkanı oldu. 1999
yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin Seyhan
Belediye Başkanı adayı olduğu için Oda Başkanlığı’ndan
istifa etti. Aynı yıl Eylül ayında yapılan Kongre’de yeniden
başkan seçildi. 2003-2005 yılları arasında TEB Merkez Heyeti
II. Başkanlığı, 2005-2007 yılları arasında TEB Merkez Heyeti
Genel Sekreterliği görevlerini yürüttü. Haziran 2007’de Ecz.
Mehmet Domaç’ın istifa etmesinden sonra Merkez Heyeti
tarafından TEB Başkanlığı görevine seçildi. Ecz.Erdoğan
Çolak, İnsan Hakları Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme
Derneği, Sokak Çocukları Derneği, Tüketiciyi Koruma Derneği
ve Halkevleri üyesidir. Ecz. Füsun Çolak ile evlidir ve iki
erkek çocukları bulunmaktadır.
Eczacılarımızın çok çeşitli sıkıntılarla boğuştuğu bir
dönemde son derece önemli ve sorumluluk isteyen bir görevi
devralmış bulunuyorsunuz. Duygularınızı alabilir miyiz?
Ülkenin, mesleğin sorunları ve sürecin hızlı akışının
yarattığı hızlı devinimi, sorumlulukları da artırıyor.
Dünyadaki gelişmeleri ve mesleğe yansımalarını biliyoruz.
Tüm bu gelişmeler ve hızlı değişim karşısında mesleğimizde
bugün ihtiyaç olan şeyin demokrasi, katılımcılık ve
dayanışma olduğunu düşünüyorum. Aktif, dinamik ve üretken
bir yapı oluşturmalıyız. Kişisel olarak ne hissettiğime
gelince, insan her bulunduğun yeni yerde yeni bir işi yapmak
için heyecan duyuyor. Bu da cesareti arttırıyor.
Bugünlerde gündemde olan ‘protokol’ taslağı ve Sosyal
Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği bir çok tartışmalı
konu içeriyor. Eczacılarımız haklı bir tepki içerisinde.
Mücadele hedeflerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Doğru,
böyle bir sıkıntı söz konusu. Sağlık Uygulama Tebliği,
Örnekleme Tebliği ve Protokol, bizim için yeni dönemde
önemli mücadele alanları oldu. Uzun süren ve yorucu bir
dönem geçirdik. Protokol ve Tebliğ’de eczacılık camiasını
çok fazla sıkıntıya sokacak unsurların önemli bir kısmını
gidermeyi ortak çabamızla başardık. Bunların bir kısmı
duruyor. Fakat hiçbir mücadele bir anda kazanılmıyor. Haklı
bir tepkinin, dozu, zamanlaması ve hedefi de doğru olmalı.
Argümanlarınız ve muhataplara karşı tutumunuz
belirleyicidir. Sorunumuz ortak olduğuna göre, sorunun
çözümü için de önerdiğimiz yöntemler ve tarzımız
ortaklaştırmacı olmalı, ayrıştırıcı değil. Buna özen
göstereceğiz. Daha çok insanın söz sahibi olması ve
kararlara katılması için yeni mekanizmalar yaratmak ve
varolan mekanizmaları bu şekilde kullanmak gerekiyor.
Bize orta ve uzun vadeli plan ve projelerinizden bahseder
misiniz?
Tüm
dünyada ve Türkiye’de eczacılık önemli bir değişim
geçiriyor. Bu değişimin yönünü iyi kavramak ve alternatif
çözüm önerilerimizi geliştirmek için vaktimizi iyice
daralmaya başladı. Herşeyden önce bu vakti etkili bir
biçimde kullanmak üzere bilimsel çalışmalara ağırlık vermeyi
planlıyoruz. Büyük bir hızla kurumsallaşan yapımızı korumak
ve geliştirmek de bize düşüyor. Diğer yandan Birliğimizin en
geniş kitlesini oluşturan serbest eczacıların eczanelerinde
yaşadığı sorunlara çözüm üretmeyi merkeze koyan bir anlayış,
bir yapı olacağız. Tüm plan ve projelerimizi buna göre
şekillendiriyoruz. Fakat bunu yaparken, kısa vadeli, güncel
sorunlara sıkışıp kalırsak önümüzü yeterince görmemiz
olanaklı olmaz. O nedenle, kısa vadeli sorunları uzun vadeli
bir perspektifle ele almak, bu ikisi arasında bir denge
kurmak gerektiğine inanıyorum.
Eczacılık alanında yeni gelişen kavramlar ve uygulamalar,
önümüzdeki on, yirmi yıl içinde mesleğin önemli unsurları
haline gelecektir. Küreselleşme, mesleğimizi çok çeşitli
boyutlarıyla etkileyen bir faktör olarak önümüzde duruyor.
Küreselleşmenin üç dinamiği olarak sözünü edebileceğimiz
sermayenin uluslararasılaşması, kuralların evrenselleşmesi
ve kontrolün yerelleşmesi; ilaç ve eczacılık sektöründe
şirket birleşmeleri, ilaç fiyatlarının uluslararası para
birimlerine göre belirlenmesi, GATS, TRİPS, AB
Düzenlemeleri, patent ve veri koruma, İlaç Fiyat
Kararnamesi, Aile Hekimliği, Sağlıkta Dönüşüm Programı gibi
çok sayıda yeni unsuru hayatımıza soktu. Bu unsurlara
ilişkin nasıl bir mücadele yürüteceğimiz, nasıl bir gelecek
istediğimizle yakından ilgili. Eczacılık eğitiminin
kalitesi, eczanelerin eşitsiz dağılımı, günübirlik değişen
uygulamalar, yasaların eskimiş ve bir türlü yenilenemiyor
olması, sektörde yapılan düzenlemelerin eczacının kar
marjını düşürmesi ve aynı anda bürokrasiyi artırması,
sektörel dağılımdaki eşitsizlik, geri ödeme gecikmeleri,
reçete kontrollerinden kaynaklı sorunlar, bazı reçetelerin
eczane dışına çıkartılması gibi çok sayıda sorunla karşı
karşıyayız. Bunların her biri için ortak akla dayalı
modeller ve çözüm yolları geliştirmeliyiz. Bunu yaparken de
katılımcı bir örgüt modelini oluşturmalıyız.
Eczacılarımıza mesajlarınız neler?
Serbest eczacılık hem sermaye, hem de bilgi isteyen bir iş.
Bizim sermayemiz bilgimiz. Ancak serbest eczanelerimizi
yürütürken reel sermayeye de ihtiyaç duyuyoruz. Bu bakımdan
eczacı hem bir ilaç uzmanı hem de eczane işletmecisi olarak
yaptığı işi iyi bilmek durumunda. Eczacı bilgisinin
kalitesini artırmak için sürekli bir çaba içinde olmalı.
Kuralları iyi bilmeli ve uygulamalı. Sektörün içindeki
aktörleri iyi tanımalı, değişen fiziki mekan, içerik, biçim
gibi konularda değişimi takip etmeli ve uyum sağlamalı.
Değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu unutmamalı ve sürekli
bir devinim içinde olmalı. Bütün bunları yaparken de
bireysel çıkardan ziyade, toplumsal çıkarı gözetmeli. Buna
uygun örgütlenme biçimlerini oluşturmalı, desteklemeli ve
dayanışma içinde olmalıdır.
|