İstanbul Milletvekili Ecz. Mehmet Domaç:

“Eczacılık Mesleği Vazgeçilmezdir”

 

“Sağlıkta tasarruf olmaz. Önlemler alınır, bu önlemler tasarruf açısından değil, işi akılcılığa getirme açısındandır. Sağlık hizmeti teknolojik gelişmeler, yeni ilaçlar ve tedavi yöntemleri dolayısıyla sürekli fiyatı artan bir hizmettir. O yüzden sürekli sağlık hizmetinin girdi kısımlarının Sosyal Güvenlik Kurumları’nda artırılması gerekir. Hizmete ulaşım artarsa, hizmetin tüketimi artar, tüketim artınca da onu sürekli hale getirebilmek için, gelirleri artırmak gerekir.”

Artık, milletvekili olarak ‘masanın öteki tarafında’ olacaksınız. Meslekle ilgili bir çok yasanın parlamentoda beklediği bir dönemde, eczacılık mesleğinin temel sorunlarına ilişkin yaklaşımınız ne olacak?

Bir mesleğin birlik başkanı olmaktan, milletvekilliğine geçmek onur verici bir durumdur. Şüpheniz meslektaşlarımızın, benim bu konuma gelmemde büyük katkıları oldu. Eczacılık mesleğinin sorunlarının başında, Türkiye’de çok sayıda eczanenin bulunması gelmektedir. Türkiye’de 23.000 eczane bulunmaktadır. Bu eczaneler, ülke çapında dengesiz bir dağılım sergilemektedir. Bu eşitsiz dağılım, eczaneler arasında cironun adaletsiz dağılımını beraberinde getiriyor. Türkiye, eczane açısından baktığımızda, Avrupa’nın en fazla eczanesine sahip olan ülke konumundadır. Fransa’nın 22.600 eczanesi var, 21.000 civarında da Almanya’nın eczanesi bulunmaktadır. Almanya 80 milyonluk bir nüfusa sahiptir. Fransa, nüfusa göre dağılım konusunda eczane açılmasına karşı bir sınır getirdi. Türkiye’de yılda 800 eczane açılmaktadır, eczane açılmaları böyle devam ederse kısa bir süre sonra mevcut eczanelerin %25’i ciddi ölçüde işsizlikle karşı karşıya kalacaktır. Yeni açan eczacının da, eskiden var olan eczacının da yaşayabilmesi için bu sayıya, nüfus dağılımına, aradaki mesafeye göre, dondurulma değil ama esnek bir sınırlama getirilmesi gerekiyor. Eczaneler nüfusun kalabalık olduğu büyük şehirlere dağılmış durumdadır. Bu esnek sınırlama, büyük şehirlerde konumlanmış eczanelerin ülke çapında yayılmasını sağlayacak.

Ayrıca, eczaneler arası ciro dağılımındaki eşitsizlik, genel sağlık sisteminde alınan önlemlerle dengelenecek gibi görünüyor. Bunlardan en önemlisi Aile Hekimliği. Bu sistem tam anlamıyla uygulamaya girdiği andan itibaren, eczaneler arasındaki ciro dengesizliği ortadan kalkacak gibi gözüküyor. Şöyle ki, Aile Hekimliği ile görevlendirilecek hekimler belli bir homojen yapı içinde ülke içinde yayılacağından ve sevk zincirindeki sağlık problemlerinin %70’i burada çözülebileceğinden, eczaneler de bu homojen yapıya göre dağılıma gidecek ve ciro dengesizliği ortadan kalkacaktır. Bu durumda ikinci basamaktaki hastanelerin çevresindeki eczanelerin sayılarının azalması söz konusu olabilir.

Siz bu dengesizliği genel sistem üzerindeki aksaklıkları gidererek düzelteceksiniz mi demek oluyor?

Eczaneler arasındaki ciro dengesizliğini, yatan hasta reçetelerini, kan ürün reçetelerini dağıtarak dengeleyemezsiniz. Biz o dağılımları etik bozuklukları ortadan kaldırmak için yaptık. Ciro dengesizliğini sağlık sistemindeki bir takım değişiklikler düzeltecek. Aile Hekimliği bunlardan bir tanesi. Şu anda aile hekimleri sağlık ocaklarında hizmet görüyor, yakın zamanda kendi bölgelerinde hastalarına en yakın ve etkili yerlerde hizmet verebilecek yerlerde konumlanarak bu hizmetlerini sürdürecekler. Bu sistem iyice oturduktan sonra, örneğin beş yıl sonra, Aile Eczacılığı sisteminden bahsedilebilir.

Türkiye’nin çok önemli bir döneminde parlamentoya girdiniz. Alanınızla ilgili de çok önemli yasaların çıkacağı bir dönemdeyiz. Eczacılık Kanunu, Türkiye İlaç Kurumu Kanunu, 1 Ocak 2008’de yürürlüğe girecek Sosyal Güvenlik Yasası… Açık ki sizin çok önemli bir rolünüz olacak…

Sosyal Güvenlik Yasası’nın bazı maddelerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesiyle ortaya çıkan durumun çözülmesi gerekiyor. Bunun için de, sivil toplum kuruluşlarının ve konuyla ilgili tüm kuruluşların parlamento çatısı altında birlikte çalışması gerekiyor. Memurlar için özel bir yasa yapılmasına yönelik olarak var olan Anayasa’nın 128. maddesindeki sorunun çözülmesi gerekiyor. Tarafların uzlaşmacı tutumlarıyla çözülebileceği kanaatini taşıyorum.  Bu, bize şunu sağlayacak: Emeklilik tek elden yürütülecek, sağlık hizmetlerinin satın alınması da tek elden yönetilecek. Bu, önemli bir yasa değişikliği. Sosyal Güvenlik Kurumları tek çatı altına gelecek; Emekli Sandığı, SSK ve Bağkur. Sağlık hizmetlerinin alınması konusunda standartlar konulacak. SGK’ya tâbi olan kişiler, aynı standartlarda hizmet alacak. Bunun bir kısmı Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak, bir kısmı da özel hastane ve sağlık kuruluşlarından temin edilme yöntemiyle gerçekleştirilecek. Sağlık Bakanlığı’nın, hastanelerin yenilenmesi için bütçe ayırması ve kaynak bulması gerekiyor tabii.

İlaç kurumu ve tıbbi cihazların temin edilmesiyle ilgili kanun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu yasanın biraz daha tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Bu taslakta katılımcılığın eksik olduğu gerçek. Bu yasadaki yanlışlıkları düzeltmek için TEB’de çaba harcadık, ama olmadı. Bu taslağın hazırlanması döneminde ilgili tüm kurum ve kuruluşların temsilcilerinin bulunması gerekiyordu. O zaman daha çok katılımcılık sağlanmış olur, bir tartışma ortamında sorunlar çözülmüş olur. Bu anlamda bu taslağın gözden geçirilmeye ihtiyacı var. Bu taslakta, kurum başkanının altı yıllık okul bitirmiş olması gibi bir zorunluluk var. Bu durum sanki birilerini tarif ediyor gibi. Böyle şeyler yasalara uygun değil. İnsanlar dört yıllık okul bitirirler, sonra doktora ve master yaparlar. Daha şeffaf bir yönetim tarzını ortaya koyacak düzenlemelerin yapılmasında yarar var, diye düşünüyorum. AB’ye uyum çerçevesinde bakarak yeniden bir değerlendirmeye tâbi tutulması gerekiyor. Kurumların isimleri AB’de var, biz onları ülkemize adapte ederken, çok kendimize özgü adapte ediyoruz. O zaman özünü kaçırmış oluyoruz. Yeniden, kurum ve kuruluşlarla konuşup tartışmaya ihtiyacımız var, diye düşünüyorum.

Eczacılık Kanunu’yla ilgili pek bir problemimiz yok. Bir iki ufak ayrıntı var, o noktada kendimizi çok fazla anlatamadığımızı düşünüyorum. Biz, yönetme biçiminin değişmesini istiyoruz, ancak bürokrasi bunun değişmesini pek istemiyor. Bunun bir ölçüde konuşulup değiştirilmesi gerekiyor. Biz diyoruz ki, eczane açılışlarında, ruhsatı eczacı odaları versin, valilik yahut da Sağlık Bakanlığı onaylasın. Yani artık yetkiyi, sivil kuruluşlarla paylaşmak gerekiyor. Biz de devlete bu noktada diyoruz ki, siz eczane açılımıyla uğraşmayın, bunun için, istihdam, para, zaman kaybetmeyin, bırakın bunları eczacı odaları yapsın, siz sadece onaylayın. Bunu tüme yayabiliriz, avukatlar, doktorlar vs. için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Eczacılık Kanunu’nda, esnek sınırlama ile ilgili bir maddemiz daha var, bu iki maddeyi çözünce herhangi bir sorunumuz kalmayacak diye düşünüyorum ve çözeceğiz.

Kimi eczacılar arasında eczane sahipliğinin değiştirileceğine dair çok da haksız olmayan endişeler var. Özellikle de Aziz Akgül’ün teklifinden sonra. Bu konuyla ilgili neler söyleyeceksiniz?

Bu endişe haklı değil. Böyle bir şey düşünülmüyor ve öngörülmüyor. Dolayısıyla öngörülmeyen bir şeyin üzerinden komplo teorileri üreterek, spekülasyon yapmak, gelişmeyi önler. Dolayısıyla böyle bir şey yok. Bunu körükleyen şeyler olmuyor mu? Zaman zaman düşüncesiz davranan insanlar oluyor. Bu insanlara da, ilgili yerlere de durumu anlatarak sorun çözülebilir.

Böyle bir tehlike görmüyorsunuz?

Hayır görmüyorum. 

Eczacı çevrelerindeki son günlerin güncel tartışması da bildiğiniz gibi günübirlik tedavi ve yatan hasta reçeteleri. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Eczacılar bu konuda haklılar. Biz Türkiye’de bu tip kavramları bozuyoruz. Dünyada bunların tanımı belli; ayakta tedavi ve yatarak tedavi. Eğer siz günübirlik tedavi diye bir şey ortaya çıkartırsanız, bu sorun olur. Günübirlik tedavi yatarak da olur, ayakta da olur. Bu kavramı da kimseyle konuşmuyorsunuz, tartışmıyorsunuz. Ben yaptım oldu tavrı, tabii ki sıkıntılara neden oluyor. Türkiye’de uygulanabilir mi, uygulanırsa ne yararı olur, onu tartışacaksınız. Bu tartışılıp konuşulmadan bir kavram çıkartılıyor ortaya ve kişi ayakta tedavi oluyor; ama sanki yatarak tedavi oluyor gibi hizmet alsın istiyorsunuz. Bu, doğru bir yaklaşım değil. Bunun kalkması gerekiyor. Biliyorum, BUT ve SUT’ta bir madde olarak konuldu ama tedavide böyle bir sistem yoktur. Bu, evrensel kurallar çerçevesinde çözülmeli. Ayrıca bunun Türkiye’nin her tarafında uygulanması olanaklı değil. Bu ancak ihtisas ve üniversite hastanelerine özgü bir durum olarak görülüyor. Yoksa elli yataklı bir hastanede günübirlik tedavi yapacağım denmesi, uygulama olarak olanaklı değil. Ama böyle bir şey ortaya çıkarılıyor ve ortaya çıkarılınca da eczane topluluğu ajite ediliyor. Eğer çözülemezse hukuki yollara başvurup, bu rahatsızlık ortadan kaldırılabilir.

Bir yanda devletin tasarruf ihtiyacı, diğer tarafta da eczane işletmelerinin durumu…

Sağlıkta tasarruf olmaz. Önlemler alınır, bu önlemler tasarruf açısından değil, işi akılcılığa getirme açısındandır. Tüm dünyada bütçeler kısıtlıdır ama sağlık hizmeti bütçelere sıkıştırılacak bir hizmet değildir. Sağlık hizmeti, teknolojik gelişmeler, yeni ilaçlar ve tedavi yöntemlerinden dolayı, sürekli fiyatı artan bir hizmettir. O yüzden sürekli sağlık hizmetinin girdi kısımlarının Sosyal Güvenlik Kurumları’nda artırılması gerekir. Ben girdiyi sabit tutayım, sağlık hizmetini de vereyim, diyemezsiniz. Sağlık hizmetindeki kaliteyi, bu girdiyi artırarak gerçekleştirebilirsiniz. Onun için sağlık hizmetinin gelir kısmını artırmak gerekmektedir. Hizmete ulaşım artarsa, hizmetin tüketimi artar, tüketim artınca da onu sürekli hale getirebilmek için, gelirleri artırmak gerekir.

İlaç hizmetleri en kolay standartize edilebilecek hizmetlerdir, ama tedavi kısmı öyle kolay standartize edilemez. İlaç hizmetini verirken, kamu sigorta kurumlarının alacağı 13-14 tane önlem vardır. Ama sağlık hizmetlerini verirken alabileceğiniz önlem sayısı çok sınırlıdır. İlaç dışındaki bölüm hastane, bulunduğu il, hekim gibi farklı parametreler tarafından değişeceğinden, standartize etmek zordur.

Aile hekimliği bunu standart hale getirmekte yardımcı olacak mıdır?

Şüphesiz yardımcı olacaktır. Aile hekimliği konusunda 11 ildeyiz şu anda, ama daha bu sürecin oturması için zamanın geçmesi gerekiyor. Sevk zincirinin oluşması kısmına henüz gelemedik, geldiğimiz zaman aile hekimliği Türkiye’de oturmuş olacak. Burada bazı itirazlar var tabii, ama bu itirazları yapanlarla konuşarak sorunlar çözülebilir. Toplumu yönetirken etkileşim halinde olmak gerekir.

‘OTC kanunu’ hazırlıkları olduğu söyleniyor, bu konuda neler söyleyeceksiniz?

AB’ye uyumda, belli direktifler var. İlaçlarınızın gruplandırılması isteniyor; beşeri, veteriner vs gibi. İnsanların kullandığı ilaçları da gruplandıracaksınız diyor. Reçeteli olanlar, reçetesizler gibi. Buraya kadar her şey yolunda. Buradaki sorun şu, Geri Ödeme Komisyonu belli ilaçları satın almayacağını söylüyor.  Üretici de, bunları ödemediğine göre, ya geri çekecek, ya da piyasaya verecek. Piyasaya verince ne olacak? Reçetesiz ilaç olduğuna göre, bu ilaçların bir şekilde reklamını yapmak istiyor. Satışını bu anlamda artırmayı planlıyor. Aslında ben ilacın reklamının doğru olmadığını düşünüyorum. Avrupa normlarına uyacaksak, ilacın reklamı yapıldığı takdirde, geri ödeme listesine alınmaz. Geri ödeme listesinden çıkan ilaçların Türkiye’de satılma şansı çok az. Böyle bakınca OTC’nin AB uyum koşullarında gündeme gelebileceğini düşünüyorum. Ama bence OTC ilaçları Türkiye pazarında çok fazla pay bulamayacaktır, gibime geliyor. Bunun, kamu sigorta kurumlarına pek fazla katkısı olacağını sanmıyorum. Zira bunlar ucuz ilaçlar. Bunlar listeden çıkınca, yerlerine pahalı ilaçlar ikame olarak girecektir ve sosyal güvenlik kurumları daha fazla para harcayacaktır. Bunların çok önemli göstergeleri var. Çok satılan bir vitamin payının, yıllar önce katılım payının %50’ye çıkmasıyla, satışının beştebire düştüğünü biliyorum. Onun için, bunun üreticilere bir faydası olmayacaktır. Aslında ilacın reklamının yapılması hastalar için değil, sağlıklı insanlar içindir. Biz reklamla yeni hastalar yaratacakmışız gibi bir yaklaşım geliyor, hasta olmayan insanlara ilaç tükettirecekmişiz gibi bir durum söz konusu. Bu durum, ilaçla örtüşmüyor. Dünyada piyasa ekonomisinde bu işler körükleniyor. Bunlardan kendimizi ne kadar uzak tutarsak, o kadar sağlık açısından avantajlıyız diye düşünüyorum.

Bu tür ilaçların satışının eczanenin dışına çıkmasını engelleyebilecek miyiz?

Eczanenin dışına çıkma ihtimali yok, dünyada çok sayıda ülkede eczane dışında değil. Türkiye’de de böyle bir ihtimal söz konusu değil. Bunu niye yapsınlar diye düşündüğümde de, bunu yapmak kimseye bir fayda sağlamaz aslında. Zaten satmayacak; kendisine de bir faydası olmayacak. Bir de ilacın eczane dışında satılması, doğru bir yaklaşım değil. 23.000 eczanenin olduğu bir ülkede, eczane dışında ilaç sattırmak çok yanlış olur.

Eczacılık eğitimiyle ilgili devam edebilir miyiz? Çok sayıda eczacı, 12 fakülteden mezun oluyor, bu konudaki fikirleriniz nedir?

Yılda 900 eczacı mezun oluyor. Bizim eczacılık eğitimimiz maalesef şu anda bugünkü istihdama uygun olarak yapılmıyor. Eczacılık eğitimimiz daha çok üretim ve araştırmaya yönelik olarak dizayn edilmiş durumda. Bugünkü istihdam ise aksine serbest eczacılık alanında. Böyle baktığınızda eğitimin daha çok hasta merkezli bir alana çevrilmesi gerekiyor. O zaman çok sayıda serbest eczacı, bu eğitimden yararlanacak ve ülke insanımıza daha nitelikli bir eczacılık hizmeti verme imkânı sağlanacak. Tersten bakınca, eğitim, araştırmaya yönelik olduğuna göre, araştırma Türkiye’de neredeyse yok gibi. Üretimde çalışan toplam eczacı sayısı da 580. Bir çoğu ürün müdürü gibi görev yapıyor. Bu durum, eğitimimizdeki tersliği gösteriyor. Üretim düzeyinde ise master-doktora düzeyinde eğitim verilmeli, çünkü o alanda eğitim çok az.

Eczacılık fakültelerinin sayısının sınırlandırılması, bazılarının araştırma fakültesine dönüştürülmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bence olmalı. 12 fakülte var ve bunların dördü yeterlidir. İrlanda’ya bakın. 90 milyar Dolar’lık ilaç ihraç ediyor. İç tüketimleri 4 milyar Dolar. 4 milyon nüfusu var. İrlanda’ya dünya yatırım yaptı tabii. Orada araştırma merkezleri kurdular, üretim merkezleri kurdular. Türkiye’nin çok ciddi yatırımlara ihtiyacı var, özellikle AR-GE konusunda. AR-GE’ye bütçeden pay ayırmalı, ayrıca araştırmacı sayısını artırmak gerekiyor. Bunu dünya ile kıyaslarsak, dünyanın üçtebirindeyiz şu anda. GSMH’nın bindebiri pay ayırabiliyoruz AR-GE’ye. Dünya %2 pay ayırıyor. Özel teşebbüsün AR-GE’ye ayırdığı pay, %70 civarında. Türkiye’de ilaç alanında yatırımlar AR-GE’ye yapılabilir. Henüz o yatırımlar ülkemizde olmadığı için, eczacılık fakültesi mezunları serbest eczacı olarak çalışıyorlar. Türkiye’nin doğal kaynaklarını kullanmak mümkün. Bitkisel kaynaklarını kullanmak mümkün, dünyaya ekstreler, droglar, tentürler ihraç etmek mümkün.. Biliyoruz ki Türk insanı çalışkandır, ama bunu üretime çevirerek dünyaya ihraç etmeliyiz, diye düşünüyorum.

Eczacılık, ülkemizde önemli bir meslek alanı. Yanyana gelip güçlerini birleştirerek çok şey yapabilirler. Geçmişte de bunun örnekleri mevcut. Üretim yapabilirler; drog üretimi yapabilirler, tentürler üretebilirler, araştırma merkezleri kurabilirler, üretim tesisleri kurabilirler. Sağlık alanında eczacılar yanyana gelip, evde bakım hizmetlerini geliştirebilirler. Biyokimya laboratuvarları kurabilirler. Bunların hepsi risk içerir, ama risk almadan da hiçbir işin yapılması mümkün değildir.

Eklemek istedikleriniz ve eczacılara yönelik mesajlarınız neler?

Eczacıların değişen dünya koşullarında bilgilerini yenilemelerini istiyorum. Her gün hastayla karşı karşıyalar ve değişen hasta profiline göre de bunları yenilemeliler. Hasta-eczacı ilişkilerini sürekli geliştirmeleri gerektiğini düşünmekteyim. Hastaya ne kadar yakın olursanız, tedavi etme olasılığınız artar. Hastayı, tedavi etmek yetmez, ona, hastalıkla yaşamanın yöntemlerini öğretmek lazım. Kendisini tedavi edebilecek sistemi öğretmek lazım. Sağlık mesleği bunu gerektiriyor. Sempozyum ve kongrelere katılmalarını öneriyorum. Derneklerde, siyasi partilerde, sivil toplum kuruluşlarına katılmalarını, buralarda yer almalarını öneriyorum. Çocuklarının eğitimleriyle kendilerinin bilfiil uğraşmaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insanlar giderek soyutlanıyor bu tip ilgiden. Bu, doğru bir yaklaşım değil. Eczacıların ülke sağlığına önemli bir katkı sağladığını düşünüyorum. Eczacılık mesleği çok önemli bir meslektir.

Milletin vekili olarak mesajlarınız nelerdir?

Demokrasinin tüm kurum ve kuruluşlar tarafından oturtulması gerekiyor. Gerçek anlamda demokrasinin oturması da 12 Eylül neticesinde oluşturulmuş özürlü anayasanın değiştirilerek, sivil bir anayasanın oluşturulmasıyla olur. Bunun için de, çok fazla aceleci olmadan, toplum kesimlerinin büyük bir kısmıyla konuşulup tartışarak, başta parlamentodaki partilerle konuşarak, sivil bir anayasayı çıkartmak gerekir. Net, uzun olmayan, anlaşılır bir anayasa çıkartmakta fayda var. Bu bir “birlikte yaşama sözleşmesi”dir. Devletin yurttaşlarına karşı sorumluluklarını gösteren bir belge. Türkiye’de çok sayıda sorun var. Türkiye’nin milli geliri 5500 dolar. Türkiye’nin kalkınmasının bu hızla devam etmesi için çaba harcamak lazım, yani %7.2’lik kalkınma hızının devam etmesini sağlamak gereklidir. AB’ye katılmak için usanmadan çaba sarf etmeliyiz. Sağlık hizmetlerinde yapılan düzeltmelerin devam etmesi gerekiyor; aile hekimliğinin Türkiye çapında yaygınlaştırılması gerekiyor. Çok sayıda hastalığın aşılarla yok edilmesi; sıtma, tüberküloz, boğmaca gibi rahatsızlıkların ortadan kaldırılması gerekiyor. Anne ve çocuk ölüm oranlarını düşürmemiz gerekiyor. Yeni tedavi için, yeni hastanelere ve hastanelerin yenilenmesine ihtiyacımız var. Yapılan yatırımlara bakınca beş-altı yıl sonra 20.000 hekim istihdamının ortaya çıkacağı görülüyor. Bu durumda hekim üretimine yani tıp fakültelerine ihtiyacımız var. Bunlar için Anadolu’da değil de, İstanbul’da hazırlanmış hastaneler ve üniversiteler kullanılabilir. Tüm bunların yanında hukuk alanında önemli değişikliklere ihtiyacımız var. Hak ve özgürlükler alanında önemli değişikliklere ihtiyacımız var. Bunlara bakınca çok çalışmamız gerektiği ortada. Bu çok çalışma içinde de toplumun tüm kesimlerinin katılımcı olarak yer aldığı bir yapıyı oluşturarak devam etmemiz gerekiyor.