|
Soğuk bir Aralık gününde
öğleden sonra İstanbul Boğazı’nın Ortaköy sırtlarında 51
yıllık Eczacı Şerif Oran’ın evinde sımsıcak bir görüşme
yaptık. Dışarıdaki ayaz ve rüzgârın inadına, dakikalar
geçtikçe Eczacı Şerif Bey meslekte geçirdiği yılları bir
kere daha bütün samimiyetiyle yaşadı ve adeta bize de
yaşattı. Okuyucularımızın taa 1950’lere uzanan bu eczacılık
serüvenini merakla okuyacaklarını umuyoruz…
Hedef Sağlık
Sizi
tanıyalım
Kula’da
1923’te doğdum. Doktor olmak istiyordum. Tıbbiye’nin
imtihanına girdim, kazandım. İzmir Lisesi’ni dereceyle
bitirdim. İkinci listeden eczacılığa devam ettim. Aklımda
dahi yoktu. 1942’de oldu bunlar. Beş tane Alman, bir Fransız
hoca vardı. Hepsi dünyaca ünlü ordinaryüs profesördü. Bir de
bizden Hayriye Âmâl vardı. Kasım Cemal Güven, benim sınıf
arkadaşımdı. 1942’ler, ekmeğin, hiçbir şeyin bulunmadığı
zamanlardı. Beyazıt’ta Tıbbiyelilerle beraber okuyorduk.
1793 kişi imtihana girdik, 63’ü kazandı. dört sene okudum.
Eczaneyi 1956’nın sonunda açtım. Şişli Karakolu’nun
karşısında. Eczanemi yeni kapattım. 51 sene çalıştırdım.
O
yıllarda eczacılık…
Bizim
zamanımızda eczacılık son derece kıymetliydi. Çünkü eczacı
son derece azdı, kontrole tâbiydi. Nüfusa göre eczane
açılıyordu. Giriş çok zordu. Fakülteler arasında en yüksek
puanı tutturan eczacı olabiliyordu. Çok sıkıydı, devamlı
kontrol edilirdik. Hep yapma ilaç vardı. Çok yaptım,
eczanemi kapatana kadar yaptım. Çünkü benden başka yapan
yoktu, kalmamıştı. Kendime göre formüllerim vardı. Cemiyette
çok kredimiz vardı. Eczaneye selam vermeden gireni
hatırlamıyorum. Dört metrede üç eczane yoktu. Benim olduğum
bölgede benden başka eczane yoktu. Kredimizin fazla oluşunun
sebebi, eczane sayısının az olmasıydı.
105
senelik eczane…
Bizim
eczane tam 105 senelik eczaneydi. 1903’te kurulmuş. İlk
kuran, Çubukçuyan diye bir Ermeni. Mecburi hizmetimden
sonra, İstanbul’da eczane açmayı düşündüm. Pek çok dükkân
yıkılıyordu. Bu yıkımdan dolayı dükkânlar muazzam
kıymetlendi. Elimizdeki para son derece azdı. Çok zorluk
çektim. Üç aydan fazla İstanbul sokaklarında -yürümek
denmez- sürttüm. Dört tane ayakkabı eskittiğimi
hatırlıyorum. Altlarını deldim. Eczane açacak yer
bulamıyordum. Hazır eczaneler ise benim cebime müsait değil.
Askerlikten ayrılırken cebimde 400 lira para vardı. O sırada
kıdemli yüzbaşıydım. Askerliğimi Bursa’da, Bandırma’da
yaptım. İlk kura çekimim Bandırma’dır. Askeri hastanenin
eczacısıydım. Sonra Bursa Hastanesi’nin eczacılığını yaptım.
Oradan 1 Şubat’ta Bayburt’a tayinim çıktı.
Unutamadığınız hatıralar?
Geçenlerde birisi: “Koca İstanbul’da İstanbul efendisi olan
çok az eczacı kaldı. Onlardan birisi sizsiniz” dedi, çok
mutlu oldum. Bunlar güzel sözler. Eczanemi kapatırken kapıda
çok ağlayan vardı. İyi bir intiba bırakmışız. İstanbul’da
benim sınıfımda olan eczacı kalmadı. Benden sonrakiler var.
Ben
buraya geldiğimde bütün ilaçlar dışardan geliyordu. Bir iki
firma solüsyon yapıyordu. Onun dışında eczanelerde hiçbir
şey yoktu. Vitrindeki ilaçların dörtte üçünden fazlası
Avrupa’dan gelen ilaçlardı. Şimdiki gibi ilaç fiyatları iki
üç ayda bir değişmiyordu. İlacın üzerinde yalnızca imal
tarihi yazardı. Başka bir şey yazmazdı. Yalnız yapma ilacın
bendeki çeşidi 1541. İçeri girip şaşkın şaşkın bakıyorlardı.
Öyle çalıştık. İstanbul’da uyduruk hiçbir şey yoktu.
Anadolu’dan hastalarımız geliyordu. Şaşı gözlü çocuklar için
dahi formüller vardı. Bir tane şaşı gözlü sarışın bir çocuk
vardı. 6 ay sonra hiçbir şey olmamış gibi tedavisini yaptık.
Eczacılık raftan ilacı alıp, hastaya vermek değildir. Benim
idealim doktor olmaktı. Eczacıların sayısı son 4-5 senede
çok arttı. Böyle olmaz. Tam burnunun dibine eczane açıyor.
Böyle olur mu?
41
yıllık kalfam…
Benim
Şaban Bulut diye bir kalfam var. O’nu Bayburt’tan gelirken,
beraberimde getirdim. Bayburt Askeri Hastanesi’nden. O
askerliğini bitirmiş, askeri hastanede çalışıyordu. Benimle
geldi, tam 41 sene yanımda kaldı. Benim Başkalfam çok dürüst
bir insandı. 41 sene yanımda kaldı. Yaşlandığı için gitti.
Hakikaten yaşlandı. Diğer kalfalarımın biri Gebze’de, biri
Turhal’da. üç kalfayla çalışıyorduk. Her zaman stajyerler
geliyordu.
Dünyaya yeniden gelseniz hangi mesleği seçerdiniz?
Mutlak
doktor olurdum. Bizim memlekette doktorlara çok hürmet
vardır. Bazıları bizim mesleği küçümser. Halbuki hiç öyle
değil. Üçüncü sınıfta bizim tedavi derslerimiz vardı. Ben
kaç tane Tıbbiye talebesine tedavi dersi öğretmişimdir…
Methetmek için konuşmuyorum. Çok okurdum, severdim. Bu
şekilde hayat geçti gitti. Bana kalırsa çabuk geçti.
Eczacılık dışında nelerle ilgileniyorsunuz?
Klasik
Türk Müziği’ni çok severim. Halk Müziği’ni de çok severim.
Çok kitap okurum. Agatha Christie okurdum eskiden.
Beyoğlu’nda Latin ve Yunan asıllı eczacılar vardı. 7 Eylül
hadiselerinde Beyoğlu’nda pek çok yeri yaktılar.
65
yaşından sonra tabipleri çalışması durduruldu. Çok yanlış.
65 yaşında bir tabip, en bilgili zamanındadır. Bunlar yok
edilir mi? Hekimlerle eczanede sohbet ederdik.
30 sene
önce bir geziye çıktık. Atina’ya da uğradık. Hanımlardan
birisi bir pasaja girdi. O zaman 1 Lira, 4 Drahmi idi. Sonra
Yunanistan parası 16 kat değer kazandı.
Genç bir
Rum kalktı geldi, “Ulen be, abi be, ne istiyorsunuz
fakirden? Şimdi size bir şey satıp, sonra ceza alacak” dedi.
“Sen İzmirli misin?” dedim. Rum: “Nerden bildin?”. Ben de
“Ulen kelimesini İzmirli’ler kadar güzel söyleyen yoktur”
dedim. Rum, “İzmir’de küçücük bir tezgahım vardı. Orada
kendi kendime çalışıyordum” dedi. İzmir’den ayrıldığı için
çok üzgündü. Oradaki Yunanlı’lar da Türkiye’den gelen
Rumları sevmiyorlarmış. “Bunlar kırma” diyorlarmış.
Mübadele
ile Yugoslavya, Romanya ve Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen
çok sınıf arkadaşım vardı.
Dünyada eczacılığı nasıl görüyorsunuz?
Avrupa’da
takdim çok daha iyi. Bir aspirini dahi izinsiz vermiyorlar.
Esasında böyle olması lazım. Eczacılar o kadar çoğaldı ki…
Acıdır bunlar. Yanlış şeyler. Siyaseti sevmem ama,
Türkiye’yi bu hale getiren particiliktir.
İlacın
kokusu ve rengi değişmemişse, o ilaç katiyen bozulmamıştır.
1541 çeşit ilaç yapıyordum. Yaparsınız, tesir etmemesine
imkân yok. Cam kapaklı çünkü. Katiyen hava almaz, bir şey
olmaz. Rengi değişmez. Bozuk mu diyeceğiz bu ilaca?! Olmaz
öyle iş…
Benim
reçetelerimin çoğu Etfal Hastanesi’nden gelirdi. Eski bir İş
Bankası Müdürü hanım var. Onun dişleriyle ilgili bir ilacın
formülünü ben yapardım. O solüsyonla dişleri ovunca,
dişlerin çatlamasına mani oluyor. Bana “Sizin 5 liraya
yaptığınız ilaca 26 lira istedi” diyor. Bakın, işin tadının
tuzunun ne kadar kaçtığını anlatmak istiyorum. 5 liraya mal
olan bir şeye 26 lira istenir mi? Bu hırsızlıktır!
Ben
hastaya ilacı ve formülünü gösteririm ve sorarım: Bu kaç
lira? Yedi lira. Bu kaç lira? Dört lira. Hangisini alırsın?
4 liralık ilacı alıp gidiyordu hasta. Demek istediğim bu. Bu
kadar senede eczanenin içinde hiç oturmadım. 84 yaşındayım.
Bunu hareketli olmaya borçluyum. Sandalyenin üstüne çıkıp,
üst dolaplardan ilaçları indirirdim.
Eczane
sayısı çok fazla…
Gençlerden birisi 2-3 sene önce eczane açmış. 35 milyar lira
harcıyor, ondan sonra hiçbir iş yapamıyor. Ortada kalmış.
“Ne yapacağım amca?” dedi. Bana sordun mu ilk başta? Ben
şuradayken, sen benim 10 metre yanıma eczaneyi açarsan
olmaz, dedim. Birisi dört, diğeri iki senelik eczacı. İkisi
de eczaneyi kapattılar. Ne yapsın kapatmayıp? Eczane o kadar
çok ki, çalışmıyor. Aldığımız haberlere göre çok sayıda
eczane kapanıyor. Lüzumlu miktarın 20 misli fazla eczane var
Türkiye’de.
|