|
“İlk açılan eczane Reşat Krem Eczanesi’ydi. Uzun yıllar beraber çalıştık. Eski yıllardaki eczacıların çok büyük bir saygınlığı vardı. Burası önce kasabaydı, sonra vilayet oldu. Burada Salı günleri pazar kurulurdu. Salı günleri Hendek, Akyazı gibi kasabalardan, çevreden buraya hastalar gelirdi. O zamanlar pratisyen doktorlar daha çoktu. Sonradan yavaş yavaş uzman hekimler de gelmeye başladı. O zamanlar bütün ilaçlar yapma ilaçtı. Yapımı uzun sürerdi”.
Sizi
tanıyalım
Adapazarı 1928 doğumluyum. İlk ve orta tahsilimi Adapazarı’nda bitirdim. Liseyi Bursa’da okudum. Bursa Lisesi’nden 1946-47’de mezun oldum. Ondan sonra İstanbul Üniversitesi Eczacılık Okulu’na girdim. 1952’de mezun oldum. Askerlikten sonra 1955’te de eczanemi devraldım. O dönemden beri Adapazarı’nda aynı yerde eczacılık yapmaktayım. 1955’ten günümüze 52 yıl geçti. Adapazarı’nda oturuyorum. Evliyim, bir kızım var.
1950'lerde
eczanelerin durumu nasıldı…
1955’te 5 tane eczane vardı. Bu eczane kayınpederimindi, burayı devraldım. Eczanemin ismini değiştirmedim. Asım Hamdi Arca Eczanesi olarak kaldı. Adapazarı’nın ikinci Türk eczanesiydi. İstiklal Harbi’ne kadar Yahudi, Rum, Ermeni eczaneleri varmış. Uzunçarşı’da her doktorun muayenehanesinin altında bir eczane bulunurmuş. İlk açılan eczane Reşat Krem Eczanesi’ydi. Uzun yıllar beraber çalıştık. Eski yıllardaki eczacıların çok büyük bir saygınlığı vardı. Burası önce kasabaydı, sonra vilayet oldu. Burada Salı günleri pazar kurulurdu. Salı günleri Hendek, Akyazı gibi kasabalardan, çevreden buraya hastalar gelirdi. O zamanlar pratisyen doktorlar daha çoktu. Sonradan yavaş yavaş uzman hekimler de gelmeye başladı. O zamanlar bütün ilaçlar yapma ilaçtı. Yapımı uzun sürerdi. Her doktorun kendine göre formülü vardı. O formülleri daha önceden hazırlardık, çünkü vakit yoktu. Hasta geldiğinde fazla bekletmezdik. Sonra eczane adedi arttı.
Bu meslek size neler kazandırdı, neler öğretti?
Dostluğu, arkadaşlığı, insanlarla ilişkileri öğretti. Halen devam ediyorum. Çevrem var, mutluyum.
Neden bu mesleği seçtiniz?
Tıbbiyeye gidecektim. Tıpta kadavralar üzerine uğraşma falan olduğu için, eczacılığı tercih ettim. O zamanlar devlet, okuyanlara çok büyük imkanlar veriyordu. Eczacı, doktor ve diş tabipleri için talebe yurtları vardı. Hali vakti müsait olmayanlar oraya gider, dereceye göre girerlerdi. Mezun olana kadar o yurtlarda kalırlardı. Tıp talebe yurtları çok iyi imkanlara sahipti. Orada çok güzel insanlar yetişti. 4 sene okunuyorsa, üç sene mecburi hizmet icra edilirdi. Bakanlığın gönderdiği bir yerde o meslek icra edilirdi. Devlet, pek çok hali vakti yerinde olmayan insana o imkanları sağladı.
Sonradan nüfus arttı, şehirler değişti. Biz Atatürk dönemini yaşadık. Atatürk dönemi, Türkiye’nin en güzel, en saygın dönemiydi. 1950’ye kadar bu dönem devam etti. Biz o dönemi yaşadık.
Yeni yetişen eczacılara neler söylersiniz?
20-30 stajyer öğrenci geldi. %50’si tercih yaparak gelmedi. İmtihanı kazandığı için geldi. İyi yetişiyorlar tabii ki. Bizde 50 senelik eczacı kalfası var, emekli oldu. Bir çok kalfa yetiştirdim.
Dünyaya yeniden gelseniz hangi mesleği seçerdiniz?
Yine eczacı olurdum. Büyük saygı gördük. Eczacılık bu zamanlarda çok zor. Bizim zamanımızda saygınlığı çoktu. Şehirde bir saygınlığı vardı. Eczacı diye herkes saygı duyardı. Sana yer verirdi, selam verirdi, önünü iliklerdi.
Eski dönemleri yaşadınız, o yılları anlatır mısınız?
II. Dünya Harbi’nde öğrenciydik. Ekmek karneyle verilirdi. Şehirde elektrik yoktu. Burada Ermeniler çoktu. Kurtuluş Harbi’nden sonra Ermeniler burayı terk ettiler, gittiler. O Ermeni evleri azınlık evleri, Rumeli’den gelen muhacirlere tahsis edildi. Ben de öyle bir evde doğdum. Hatta benim oturduğum ev, bir eczacının eviymiş. İki defa Paris’ten o Ermeni ailesi evlerini ziyarete geldi. Ben bulunamadım ama, annem onları karşılamış. Evlerini gezmişler, çok iyi intibalarla ayrılmışlar. O zaman elektrik yoktu. Elektrik gelmesi, evlere verilmesi büyük bir olay oldu. Radyo ilk defa geldi. Şöyle küçük bir radyo. Bunun hikayesi uzundur. Bir radyonun gelmesi en büyük mutluluktu. Radyo eve geldiğinde evdekiler duysun diye camları açmıştım.
O yıllarda iki üç gün beklemeden ilaç gelmezdi. İstanbul’a gidip depoları gezersin, ilaç ayırırsın. İlaç yokluğu vardı. Haftada bir-iki defa İstanbul’a giderdim. Stoklu çalışırdık. Yukarısı depoydu. İlacı fazla bulundurmak gerekiyordu. Her an ilaç bulunmazdı. 5-6 depo vardı. Kaliteli, güzel depolardı. Onlarla iyi ilişkilerimiz vardı. Eczanede telefon vardı ama, telefonla sipariş vermek meseleydi. Çevirmeli telefon santrali ile bağlantı kurulurdu.
Kayınpederiniz de eczacıydı değil mi?
Kayınpederim Selanik’te veteriner fakültesini bitirmiş. Oradan Türkiye’ye gelmiş, eczacılık fakültesini bitirmiş, eczacı olmuş. Hem veteriner, hem eczacıydı. Çok saygın bir insandı. Adapzarı’na Ankara’dan gelmişler, burada evlenmiş. O zaman açtığı eczane, buradaki ikinci eczaneymiş. Halen onun açtığı eczane devam ediyor. Dolaplar o zamandan kalma, kavanozlar da öyle. O zamanlar prodüvi çoktu. Günlerimiz güzel geçti…
Siz halkın en yakın sağlık danışmanısınız…
Eskiden doğrudan doktora gidilmezdi, eczacıya gidilirdi. İnsanlar eczacıdan fikir alırdı, ilaç alırdı. Eczacı onun sağlık danışmanıdır ve ona faydalı olmaya çalışır.
Artık tedavi şekilleri değişti. Layüsel bir tedavi değil, araştırmacı tedavi uygulanıyor. Her bölgede tıp fakültesi, araştırma hastaneleri açılıyor. Hastaneler çok, imkanlar çok. Teknoloji değişti. Uzun araştırmalarla hastaya faydalı olmaya çalışılıyor.
Sizin dönemizdeki eğitim nasıldı?
İstanbul Üniversitesi’ni kuranların çoğu yurtdışından Türkiye’ye gelen yabancı hocalardı. Botanik’te Heilbronn, Fizik’te Zuber, Kimya’da Broş vardı. Rozantailer vardı. Bu hocalar Türkçe öğrendiler. Heilbronn Botanik derslerini Türkçe verirdi. Heilbronn “iyot” kelimesini “yoot” gibi söyleyince, biz de “yoğurt” yazardık. Böyle ilginç şeyler yaşadık. Heilbronn, Mehpare Hanım diye Türk bir Biyoloji hocasıyla evlendi. Bir çocukları oldu. Heilbronn şöyle dermiş: “Benim çocuk benden çok Türkçe, annesinden çok Almanca biliyor”.
Okulumuz 50 kişiydi. 4 sene okuduk. Eski arkadaşlarımla bazen buluşup, yemek yeriz.
İlk stajımı bir Ermeni eczanesinde yaptım. Orada çok şey öğrendim.
Kitap okurum, felsefe okurum, yeni gelişmeleri okurum, politika okurum. Yazarım, özetler çıkarırım.
Öğretmenlere, okullara, öğrencilere ve devlet büyüklerine saygıyı yaşadık, gördük.
Liseyi Bursa’da okudum, o lise bana çok şey verdi. Çok iyi öğretmenler vardı. Eczacılığı seçmemde Bursa Lisesi çok etkili oldu. Bütün öğretmenlerimi rahmet ve saygıyla anıyorum. Çok iyi bir eğitim aldık. O yoklukta her şey çok güzeldi. Hem maddi, hem manevi yokluklar içinde, devlet bize çok iyi imkanlar verdi. İstanbul Çemberlitaş’ta Merkez Tıp Talebe Yurdu’nda kaldık.
|