| |
Kısa (muhtasar)(1) hal tercemesi
Mahmut Bin Hüseyin Bin Muhammed. 1008 (?) – (1105 (?). İlk Türk dilcisi, ilk Türk leksikografı (sözlükçüsü). Karahanlı Hakanı Hasan Hakan’ın amcasının oğlu Hüseyin’in oğludur. Doğumunu 1029-1038, ölümünü ise 1090-1126 dönemlerine tarihleyen kaynak ve araştırmalar da vardır. Her halukârda Mahmut’un bir asra yakın bir hayatı ikmal ettiği anlaşılmaktadır. Başyapıtı ve günümüze kalan yegâne eseri Divanü Lugati’t-Türk’tür (bundan böyle DLT rumuzu ile yazılacaktır). Hayatına dair bilgiler yakın zamana değin son derece az ve esas olarak da müellifin DLT’de yazdıklarına dayanmakta iken, son 35 yılda (2) bu merkezde çok ciddi, kapsamlı çalışmalar yapılmış, Mahmut’un hayatına değin birçok ayrıntıya daha sahih kaynaklar üzerinden erişilebilmiştir. Bu bilgiler bize Mahmut’un Barsgan’lı olan babasının Kaşgar’a göçtüğünü, soylu-yönetici Türk ailelerinden Karahanlılar’a mensup olan cetlerinin sağladığı imkânlarla Mahmut’un döneminin canlı bilim ve kültür merkezlerinden olan Kaşgar’da Medrese-i Saciyye ve Medrese-i Hamidiyye’de çok esaslı bir tedristen geçtiğini söylerler. O sırada Karahanlı ve Maveraünnehir kültür dairesinde Arapça’nın yüksek tedris dili oluşu, devrin Türk kökenli ulemasının eserlerini Arapça yazıyor olması, Mahmut’un daha öğrenciyken Türk dili üzerinde amatörce de olsa çalışmasına yol açmıştır. 1047-48’e (kimi kaynaklara göreyse 1057-58’e) tarihlenebilen ve Karahanlılar yönetici-asilzade sınıfı içinde cereyan eden bir dizi iktidar mücadelesinde Mahmut, babası ve büyükbabası da dahil birçok yakınını kurban vermiş; hayatını Kaşgar’ı terk ederek kurtarabilmiştir. Mahmut iyi bir asker, iyi bir silahşör olmasına karşın, siyasal mülteciliği seçmesinden sonra, ceddinin yönetmek hırs ve emelinden sıyrılmış; bütün benliğiyle, daha önceleri iştigal sahalarından sadece birisi olan Türk dili araştırmalarına kendisini hasretmiştir. 1057-1072 döneminde Orta Asya’daki çeşitli Türk boyları arasında, özellikle de Maveraünnehir’de, Sir-i derya (Seyhun) boyunca yerleşen kavimler arasında, ardından da Anadolu’yu kolonize etmeye başlayan Türk boyları arasında daha Kaşgar’dan kaçmadan başladığı Türk dili çalışmalarını derinleştirmek için mütemadiyen otantik kaynak taramaları yapmıştır. 1072, Mahmut için bir dönüm noktasıdır. Bu tarihte, diğer birçok Kaşgarlı alim gibi Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah’ın eşi Terken Hatun’un himayesine giren Mahmut, Bağdat’ta Türkoloji’nin kurucu metinlerini kaleme almaya başlamıştır. Mahmut, Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen, yanısıra Türkçe’nin Hakaniye (Doğu Türkçesi), Oğuz, Kıpçak, Argu, Çigil, Kençek ve Uygur ağızlarına da mükemmelen vâkıf olan bir alimdi. Hayatının ilk periyodunda iyi silah kullanan bir asker ve yönetici olmasına karşın, Mahmut, eserinde kendisinin daima dilci yanına vurgu yapmıştır. 1080’de, siyasal mülteci olmasını gerektiren durum çoktan temelli bir şekilde ortadan kalktığından, Mahmut, Kaşgar’a, bu kez yaşlı ve ünlü bir alim olarak geri dönmüş ve Opal’de kurduğu Medrese-i Mahmudiye’de müderrisliğe başlamış ve bunu ölümüne değin sürdürmüştür. Vefatını müteakip, medresesinin yanındaki türbeye defnedilmiştir.
Kavminin kökenleri
Türk dünyası uzunca bir zamandır Mahmut’un kendilerinden olduğunu iddia eden çeşitli Türk ve Türki boyların bunu kanıtlama çabalarına sahne olmaktadır. Kaşgarlı Mahmut’un eserlerinin olağanüstü önemi, Türkiyatın kurucu figürü oluşu, ‘Türkçülük’, ‘Türk Milliyetçiliği Mefkuresi’ denen vakıanın büyük ölçüde onunla tarih sahnesine çıkıp ete kemiğe bürünmüş ve maddi zemine kavuşmuş olması, Doğu Türkistan, Kırgız, Türkmen, Kazak, Uygur ve Özbek ülkelerini, ona kuvvetle sahip çıkmaya sevk etmiştir. Tatarlar bile Mahmut’u kendilerine mal etmişlerdir. Öte yandan Mahmut’un konuştuğu ve eserine de damgasını vuran ana dilin Tuhsı(Türkeş) ve Yağma Türkleri Türkçesi olduğu düşünülürse, soy mensubiyetinin de burası olduğu en makul görüş olarak şekillenmektedir.
DLT’nin yazıldığı dönemin kısa panoraması
11. yüzyıl bir yandan Arap-İslam medeniyetinin olgunluk dönemi olarak; öte yandan da yeni yeni İslamiyet dairesine giren Türk boylarının, bunlar ister Şaman olsunlar ister Müslüman, yaşadıkları coğrafyalarda hırslı, emperyal vizyonlara sahip devletler kurdukları bir dönem olarak temayüz etmiştir. Büyük Selçuklu İmparatorluğu ve Karahanlılar tam da bu ‘büyük resim’le mutabık olan olgulardır. Gerek kurdukları müstakil devletlerde, gerekse de yönetim ve askeri kademelerine en üst düzeyden katkı verdikleri başka milletlerin ağırlıklı oldukları devletlerde Türkler, diğer milletlerin gözledikleri, dikkatle izledikleri milli varlıklar olarak tarih sahnesine çıkmışlardır. DLT’ün yazıldığı Bağdat’a gelince… Mezkur şehir (şar) 8. asırdan itibaren dünyanın en önemli medeniyet merkezlerinden birisi olmuş, bu vaziyet 11. asırda da devam etmiştir. Dönemin Abbasi Halifesi’nin, Selçuklu Türkleri’nin ve onların siyasal bir suikasta kurban giden hakanları Alparslan’ın yerine tahta geçen genç sultan Melikşah himayesinde İslam Alemi’ni yönetmesi keyfiyeti de bu hususa eklenince, lisan alanındaki muasır bütün malumatı ve ilmi kucaklayan Kaşgarlı Mahmut’un neden Bağdat’a geldiği kolayca anlaşılacaktır. Kaşgarlı Mahmut’un DLT’ü yazma süreci Alparslan önderliğinde Türk boylarının Anadolu’yu kolonize ve fetih süreçlerinin de büyük ölçüde tamamlanmasına tekabül etmektedir. Kaşgarlı Mahmut’un DLT’ü hazırladığı ve yazdığı süreç, 1030-1077, arka planında 2 farklı dinamiğin kâh birbiriyle çatıştığı ve kâh birbirini beslediği bir resme işaret etmektedir. Bu dinamiklerden ilki, Mahmut’un, “Türk elitinin Arapça yazmasının; Türkçe’nin Arap dili, kültürü ve medeniyet dairesiyle kuşatılmasının, Türkçe’nin ve Türk kültürünün boğulmasına yol açacağı” korkusudur. İkincisi ise 9. asırdan itibaren ana gövdesiyle tarih sahnesine damgalarını vuran çeşitli Türk boylarının özelikle İslam Alemi’ndeki kendilerinden daha iyi örgütlenmiş ileri toplumların politik ve askeri mevkilerinde çok önemli yerlere gelmelerinin; hatta Abbasiler gibi bir kısmında da mezkur İslam devletini bilfiil yönetmelerinin neden olduğu ‘kimdir bu Türkler, medeniyete katkıları nedir, Türkçe nasıl bir dildir, Türk kültürünün unsurları nelerdir?’ tarzında meraklara, araştırmalara cevap verecek entelektüel verimlere olan ihtiyaçtır. Özetle DLT, Türk Kültürü’nün beka sorununa Türkçe’yi tahkim ederek katkı yapmak gayretiyle; Türklerin gerek askeri ve gerekse de devlet kurucu-medeniyet inşa edici vasıflarının, diğer milletlerin kolektif şuur altında husule getirdiği ‘Türkçe öğrenmek’ ihtiyacına cevap vermek maksadının kesişme noktasında yazılmıştır.
Lisan memlekettir, bellektir, lisan benliktir; Kamus namustur!
Birçok millet, medeniyet tarihinde bizce malum olan son 10,000 yılında zor, hattâ çok zor durumlara düşmüşlerdir. İstiklallerini yitiren, iktisadi krizlere düşen milletlerin bir kısmı bir müddet sonra bu sıkıntıları aşmasını bilmişlerdir. Bir başka ifadeyle, kültürlerine yabancılaşan, ana dillerini terk eden milletlerin dağıldıkları; bunların kültürel-ideolojik-lisani arka planı güçlü olan diğer milletlerin bünyelerinde eridikleri gözlenmiştir. Bir milletin en önemli bileşenlerinden olan entelektüel kesimleri, kültür-dil-kanaat önderleri, toplumlarının dillerine ve temel kültürel varlıklarına karşı gereken özeni göstermekle mükelleftirler. İnsansız yurt-memleket sadece basit bir toprak parçasıdır. Yurtsuz insan-millet ise, sıkıntılı da olsa pekala bir süreliğine haimatlos, mülteci, gezgin olarak varlığını sürdürebilir. Ancak kültür ve kültürün yapısal unsurları olan değer ve kavramları taşıyan lisan olmaksızın, ne ferdin ve ne de milletin organik-organizasyonel bekası söz konusu olmaz. Yahudiler bu iddianın somut delilidir. Neredeyse 2500 yıl yurtsuz dolaşan Yahudiler İbranice’yi ve bu dilden temel koyucu, kurucu metinlerini ‘yurt’ bilmişlerdir. Evet, Yahudilerin 25 asır boyunca memleketleri İbranice yazılmış kutsal metinleriydi, gelenekleriydi. Kaşgarlı Mahmut, mukayeseli medeniyetler tarihinde zaman zaman tayin edici önemde olabilen ‘lisan memlekettir, bellektir, benliktir; kamus namustur’ umdelerini kurucu ilkeler bilmiş; asrını sıkı sıkıya sarıldığı bu kurucu prensipler temelinde kurmuştur.
Eserleri
Ansiklopedik bir lügat olan Divanü Lugati’t-Türk’ün(Türk Dili Lügatı) yanısıra Kaşgarlı Mahmud Kitabü Cevahiri’n-Nahv fi Lugati’t Türk (Türk Dilinin Dilbilgisi Esasları) isimli bir gramer kitabı yazmışsa da, bu eser günümüze ne yazık ki intikal etmemiştir. Mahmut’un gramer çalışmaları DLT’de sık sık göndermeler yaptığı kayıp grameriyle sınırlı değildir. Müellif, DLT’de yeri geldikçe Türk dilinin gramer kaidelerini de derleyip toparlamış, ilmi disiplin altına almaya gayret etmiştir. Bu bakımdan DLT bir sözlükten çok fazlası, bir sözlüğün çok ötesidir. Bugün Türk dünyasındaki ve Türkiyat sahasındaki birçok kişi ve kurum artık efsaneleşen kayıp gramerin peşindedirler.
Divanü Lugati’t-Türk’ün önemi
Göktürk Yazıtları’ndan sonra Türkçe’nin en önemli eseri Mahmut’un yazdığı mezkur sözlüktür. DLT Türkçenin bilinen en eski lügatidir. Esere 25 Ocak 1072’de başlayan Mahmut, kitabı baştan aşağıya 4 kez yeniden yazdıktan sonra 10 Şubat 1074’de bitirmiştir. 1076-1077’de gözden geçirerek Bağdat’ta Abbasi Halifesi Muktedi Biemrillah’a (1074’de öldürülen, Anadolu’yu Türk ili yaptığı genel kabul gören Alparslan’ın damadıydı) sunmuştur. Alparslan’ın damadı olan ve Türklerin himayesinde hükmeden 21 yaşındaki Halife’ye Türkçe’yi öğretmeyi amaçlayan eser, bir Türkçe ansiklopedisidir. Mahmut Türkçe’nin bütün ağız ve diyalektlerini bilirdi. Eser sadece Türkçe’nin zenginlikleri ihtiva etmekle kalmaz, Mahmud’un Türkistan’daki Balasagun’unu cihanın merkezi olarak gösteren renkli bir dünya haritasını da içerir. Mahmut DLT ile bir yandan Türkçe’nin en az dönemin ilim dillerinden olan Arapça kadar zengin olduğunu ispata çalışırken, öte yandan da Araplara Türkçe öğretmeyi hedeflemiştir. Madde başı olan sözcükler ve örneklerin Türkçe, açıklamaların ise Arapça olduğu sözlük, klasik Arap leksikografisi (sözlük bilimi) zemininde yazılmıştır. Müellifinin Arapça’nın filolojisine ne denli vakıf olduğunun açık bir nişanesi olan DLT, alfabetik sıralı yaklaşık 7500 kelimeyi içerir. Eser, döneminin Arapça sözlükleri gibi yedi parçadan (aksam-ı seba) mürekkep olup, kitaptaki mastarlar üçüzlü (sülasi), dördüzlü (rubai) ve beşizli (humasi) olarak tertip edilmiştir. DLT, Türk lehçelerinin fonetik, morfoloji ve sentaksına dair döneminin neredeyse bütün bilgisini içeren gerçek bir Türkçe Ansiklopedisi’dir. Kitapta çok sayıda lehçeye dair bilgiler olmasına karşın, DLT, döneminde Kaşgar ve havalisinde ilmi ve edebi çevrelerde kullanılan Hakaniye ve Oğuz Türkçeleri’ne ağırlık vermiştir. DLT için dilciler ‘bir sözlükten çok fazlası’ tabirinde müttefiktirler. DLT, Türk tarihi, coğrafyası, mitolojisi, atasözleri, folkloru, halk edebiyatı ve müziği hakkında çok zengin bilgiler içeren bir ansiklopedi mahiyetindedir. Sözcüklerin Arapça karşılıkları verilirken ‘sav (atasözü)’, ‘sagu (ağıt)’, ‘koşuk (şiir)’ ve destan parçalarına yer veren Mahmut, bol bol seci, mesel, hikmet, efsane, tarih, coğrafya ve maneviyatla ilgili bilgi ve örneklere yer vermiştir. Bu bakımdan mezkur eser, Türklerin İslamiyet öncesine dair olan medeniyet muhassılasının bir nevi özetidir, özüdür, extresidir, ruhudur. Yukarıda da vurgu yapıldığı üzere, DLT, Arap-İslam Medeniyeti’nin en parlak döneminde yazılmıştır. Bu bakımdan, Mahmut’un, DLT ile, ‘Türkçenin ve Türklerin Arapça ve Araplar karşısındaki politik ve kültürel temelli emperyal iddiaları’na hayat vermek maksadına hizmet ettiğine hükmedilebilir. Tam da burada, kitabın Ali Emiri tarafından ‘tesadüfen’ bulunuşundan bu yana geçen kabaca bir asırdır süren bir önemli tartışmaya da ana hatlarıyla değinip geçeceğim:
DLT üzerinde çalışan araştırmacılar bu süre zarfında eserin oluşum süreci hakkında 2 tez etrafında kümelenmektedirler: a-Birinciler Mahmut’un DLT’ü; siyasal-askeri elitin bir parçası olarak yaşadığı Kaşgar’dan iktidar mücadelesi yüzünden kaçtığı ve siyasal mülteci hayatı yaşadığı (ayrıntılarına bu çalışmada yer verilen) 1058-72 dönemindeki faaliyetleri sonrasında tamamladığını savunur. Bu ekol, Mahmut’un Türk dili tetkiklerinin daha medrese öğrencisiyken başladığına dikkat çeker. b-İkincilerse, Mahmut’un DLT için gereken ilhamı, kaynakları, malzemeyi 1072’de Bağdat’a yerleştikten sonra bulduğunu; bunu da Arap dili, kültürü ve medeniyet dairesiyle kuşatılan Türkçe’nin ve Türk kültürünün boğularak yok olacağından korktuğu için gereken hazırlıkları büyük bir sür’atle ikmal ederek yaptığını ileri sürerler. Bu satırların hakir müellifinin de arasında yer aldığı daha geniş bir kesim 1. şıkka prim vermektedir. Dünya çapında ‘mukayeseli dilciliğin’ ilk örneklerinden olan DLT bu vasfıyla da öncüdür. Yerli, yabancı bütün Türkologların müttefik oldukları husus şudur ki, ‘DLT, Göktürk Yazıtları’yla birlikte Türkiyat’ın temellerini atan iki temel koyucu eserden birisidir’.
Türk milliyetçiliğinin ve ‘Türk – İslam Mefkuresi’nin kurucu metni
DLT sadece Türkoloji’nin değil, aynı zamanda da Türkçülüğün de (Göktürk Yazıtları, Dede Korkut Masalları ve Ergenekon Destanı’yla birlikte) temel koyucu ve kurucu metinlerindendir. Kaşgarlı Mahmut, Türk elitinin Arapça yazmasını Türklüğün bekası için ciddi bir tehdit olarak görmüştür. Bu yüzden de, özellikle DLT’ün önsözünde, kuvvetli milliyetçi vurgularla Türklüğü ve Türkçe’yi yüceltmiş; İslam için Türklerin bir armağan ve fırsat olduğunu kimi hadislerle (bknz. Buhari’ye ve Nişaburi’ye nisbetle aktardığı: ‘Türk dilini öğreniniz; zira Türkler için uzun bir saltanat (hakimiyet) vardır’) temellendirmeye çalışmıştır. Mahmut’un insanüstü gayretleri, dehası ve fevkalade geniş ufkuyla yazdığı DLT, bir müddettir İslam Alemi’ni fiilen yönetmekte olan Türk boylarının, münhasıran da Büyük Selçuklu Devleti’nin Arapça’ya sarılarak kendi dilini unutması gibi bir garabeti de ortadan kaldırmıştır. Bu suretle, takip eden 9 asra mütecaviz sürece damgasını vuracak olan ‘medeniyetler münasebetleri’nin ciddi bir alt başlığı olan ‘Türk-İslam Mefkuresi (bir başka zaviyeden de ‘İslam-Türk Mefkuresi’)nin de temelleri atılmış oldu. Kitabın basılması için bütün ağırlığını koyan kişinin İttihad-ı Terakki troykasının güçlü ve Türkçü azası Sadrazam Talat Paşa olması, basımı için Ali Emiri üzerinde baskı kurmaya çalışanların başında da Türkçülüğün ideoloğu Ziya Gökalp’in olması dikkat çekici ayrıntılardır.
Balasagun merkezli cihan anlayışı
DLT’yi biricik kılan, sadece bir ‘ilk kamus’ oluşu değildir. O, aynı zamanda, Türklerin yaşadıkları coğrafyayı temsil eden ilk haritayı da içermektedir. Aslında bu harita çok naiftir ve epeyce hatayı barındırmaktadır. Asya’nın batı, kuzey ve güney cihetleri çizilmeden bırakılmış; sadece doğu bölgelerine dair olan bilgileriyle ‘dış dünyayla mutabık’ bir manzara ihtiva etmektedir. Renkli olan harita Çin Seddi’ni göstermekte ve bu yapıyla birlikte denizlerin ve yüksek dağların ‘Yecüc ve Mecüc’ün dillerinin öğrenilmesini engellediği’ne işaret etmiştir. Japonya, haritanın doğusunda bir ada olarak gösterilmiş, bu vasfıyla halkının dilinin öğrenilmesinin (Mahmut’un hemen her entiteyi uzmanlık alanı olan dilcilikle isabetli ve güçlü bir tarzda irtibatlandırması dikkat çekicidir) zorluğuna değinilmiştir. Japonların ilk haritalarını 14. asırda yaptıkları, bunun dünyanın umumi haritası içinde resmedilmesinin ise 15. asra sarktığı düşünülürse, Kaşgarlı Mahmut’un 11. asırdaki bu katkısının önemi teslim edilecektir. Mahmut’un Türklerin yaşadıkları coğrafyaları, ‘Türk İli’ni resmettiği mezkur harita daire biçimindedir. Dört yön ve kimi deniz ve ırmakların gösterildiği harita batıda İdil boylarına, Kıpçakların ve Frenklerin yaşadıkları yörelere değin uzanır. Güney-Batıda Habeşistan, Güneyde Hint ve Sint, Doğuda ise Çin ve Japonya’nın gösterildiği harita ortasında Doğu Türkistan’ın, Maveraünnehir’in belli başlı yerleşim yerleri olan Yarkent, Kaşgar, Barsgan, Balasagun, Yifruç, İkiöküz, Asbuali, Kunri ve Talas gibi merkezlere yer vermiştir. Bırakın DLT’ü, bırakın halen kayıp olan Kitabü Cevahiri’n-Nahv fi Lugati’t Türk’ü; Kaşgarlı Mahmut’tan geriye sadece bu harita kalmış olsaydı bile, bu, onun ‘İlim Tarihi’ne adını yazdırması için yeterliydi.
Kitap nasıl bulundu, nasıl çevrildi, nasıl karşılandı?
Türk ve Arap ilim ve edebiyat çevrelerinde zamanında popüler olan eser, sonraları kaybolmuş ve asırlar süren bir nisyan dönemi ardından 20. asrın başlarında Ali Emiri Efendi (1857 – 1924) tarafından bulunmuştur (ayrıntılı malumat için bknz. ‘Bilimin Öncüleri - Ali Emiri Efendi’, Hedef Sağlık, sayı 32, Ocak 2008). Tarihi kayıtlara bakıldığında, iki yerde, Antep’li Ayni ve Katip Çelebi’de DLT’e nispet edildiği görülmektedir. Bugün elimizdeki yegane nüsha 1266’da Şam’da Save’li Muhammed bin Ebubekr tarafından yazılan kopyadır (Fatih Millet Kütüphanesi Ali Emiri Koleksiyonu Arapça No. 4189). Kitap 1915-17 İstanbul’da Sadrazam Talat Paşa’nın teşvikleri ve Ali Emiri’nin gözetiminde Kilisli Rıfat Bilge tarafından Arap harfleriyle Türkçeye çevrilmiş ve Necip Asım Bey tarafından da 1917-19’da 3 cilt halinde basılmıştır. Basılır basılmaz da Türkiyat aleminde bomba tesiri yapmıştır. 1928’de Türkolog Carl Brockelmann, ayrıntılı notlar eşliğinde DLT’ü Almancaya çevirmiştir. İlk tıpkı basımlı, dizinli modern çevirisi, Besim Atalay tarafından yapılmış ve Türk Dil Kurumu tarafından 1940’da basılmıştır. Dankoff’un yakınlarda yaptığı çeviri kimi yeni bilgiler ışığında kayda değer yorum farklarını da beraberinde getirmiştir. Gerek Türk ve gerekse de başta Alman ve Macar olmak üzere yabancı Türkiyatçılar, DLT’ün Türkiyatın ‘temel koyucu metn’i olduğunda hemfikirdirler.
2008 Kaşgarlı Mahmut yılı, haberiniz var mıydı?
Türkçeye, Türklüğe, Türk Milleti’ne en büyük katkıyı sağlayanlar arasında olan; belki de bu bakımdan oluşturulacak bir listenin de zirvesine yerleştirilmesi gereken Kaşgarlı Mahmut’un 1000. doğum yıldönümüne denk düşen bu sene Avrasya Yazarlar Birliği girişimiyle UNESCO tarafından ‘Kaşgarlı Mahmut Yılı’ ilan edildi. Bilmem bundan, bu satırları okumadan önce haberiniz olmuş muydu? Bahse konu yılın ¼’ü bitti, ben daha henüz bu kutlama programına dair bir etkinliğe tesadüf edemedim. Umarım hiç olmazsa yılın bakiyesinde bu büyük insana yakışan bir anma programını gerçekleştirir; bu vesileyle de, içinden geçmekte olduğumuz şu kritik süreçte yolumuzu aydınlatacak anlamlı dersler çıkarabiliriz. Muhatap olduğunuz çalışmamın bu doğrultudaki gayretlere eklenecek mütevazı bir katkı olarak vazife ifa etmesini diliyorum.
(1) Çalışmamın en başında, uslubuma dair olan eleştirilere (bir kez daha) ‘yazdıklarımın ruhunun, mahiyetinin beni böylesi bir söylemi kullanmaya icbar ettiğine’ vurgu yaparak cevap vermek isterim. Kelime hazinem, sözcük tercihlerim bilim tarihine dair çalışma keyfiyetince tayin ve tespit edilmektedir.
(2) 1972’de DTL’nin yazılmaya başlanmasının 900. yılı vesilesiyle başlayan yeni bir ilgi dalgası; arkasından da eserin 1981’de Uygurcaya ilk kez çevrilmesiyle birlikte oluşan yeni akademik çalışmalar silsilesi sonunda Kaşgarlı Mahmut’un hayatına dair pek çok yeni husus açığa çıkarılmıştır. Bu arada Opal’deki medresesinin yanındaki türbenin ona ait olduğu mezkur Uygurca çevirinin tetiklediği yeni araştırma dalgasıyla ortaya çıkmış, bu durum başta Türkiye olmak üzere bütün Türk dünyasında büyük heyecan uyandırmıştır.
Kısa bibliyografi: Divanü Lügati’t Türk, Kabalcı Yayınları; Kutadgu Bilig -1, Metin, reşit Rahmeti Arat, önsöz, 1947; Türk Ansiklopedisi, Maarif Vekaleti Yayınları; İslam Ansiklopedisi, Maarif Vekaleti Yayınları; İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları; Meydan Larouuse, Gelişim Larousse, Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, Ana Yayıncılık; Hayat Ansiklopedisi, Yedigün Neşriyat; Hayat Ansiklopedisi, Hayat Yayınları; Ana Britannica Ansiklopedisi, Ana Yayıncılık, Hedef Sağlık, Bilimin Öncüleri - Ali Emiri Efendi, sayı 32, Ocak 2008; www.wikipedia.org; www.kasgarlimahmut.org
|